Category Archives: Kabala

Ruh Neyin İçine Kıyafetlenir?

Baal HaSulam, “Barış”: …nesilden nesile değişen bedenleri görmemize rağmen, bu yalnızca bedenler ile ilgili bir hususdur. Fakat ruhlar, bedenin kendi özleri olup, yok olmazlar, yeniden konumlandırılırlar, fakat bedenden bedene, nesilden nesile hareket ederler.

”Beden” alma arzusunu temsil eder. Şayet onun içinde ihsan etme niyeti var ise, o zaman tabiattaki benzerlik kuralına göre, Işık onun içinde kıyafetlenir. Işık’ın en küçücük temel parçacığına (ruhun ilk seviyesi) ”Nefeş” adı verilir. Genelde, ıslah edilmiş arzuyu kıyafetlendiren Işık farklı bir ruh seviyesine aittir ve ona ”Neşama” denir. Bizler hiçbir zaman en yüksek Işıkları, yani Haya ve Yehida‘yı, ıslahın sonuna ulaşana kadar tamamen ifşa edemeyeceğiz.

Aslında var olanın tümü kap ve Işık’tır. Işık’ın kabın içine çıkamadığı zaman da olur; bu nedenle, kabı  azıcık ”aydınlatır” ki,  böylece canlı kalabilsin. Aynı zamanda doğru niyeti elde ederek de kabın Işık’a benzer hale geldiği haller gerçekleşir. Alma arzusu ve Işık tanımları itibariyle birbirine zıttır; nitekim Işık devamlı ihsan eder. Bunun yanı sıra, alma arzusunun üzerinde ihsan etme niyeti var ise (”koşulsuz inanç” veya ”yansıyan Işık”),  o zaman alma arzusu Işık’a benzer hale gelir ve bu nedenle Işık ile dolar çünkü aralarında bir bağ vardır. Işık’ın alma arzusuna alçalmasına, ”Nefeş”, ”Ruah” veya ”Neşhama” denilir.

Kabala bilgeliği, ıslah olmuş alma arzusu ”beden”inden bahseder. Diğer yandan da, bizim güncel arzumuzda ruh yoktur, ”Nefeş” seviyesinde bile yoktur. Bizler burada fiziksel bedenlerden bahsetmiyoruz, nitekim bedenler bu ”aldatıcı” dünyanın bir parçasıdır.

Kabalistler tarafından yazılan kitaplar,  ne tıbbi  bilgiler klavuzu ne de anatomi ders kitapları değildir. Onlar maneviyat ve ruh hakkında bahsederler. ”Ruh” Yaradan’ın  bir parçasıdır,  yani yerine getirme ve memnun etme arzusu. Bunun bu dünyayı ”besleyen” güncel arzularımız, ”hayvansal” seviye ile alakası yoktur. Hayır kesinlikle! Bu bizim Yaradan’a olan arzumuz ile ilgili olup, ”konuşan” seviye  (insan) ile ilgilidir.

Bizler bu arzuları nerede buluruz? Bunlar bizim fiziksel hissiyatımızda değil, yalnızca dostlar grubunda bulunabilir. Bu bizim neden fizyoloji ve beden ile ilgili olanı neden atlamamız gerektiğini açıklar. Kabala bunlardan bahsetmez. Kabala Yaradan’ı arayışında iken içimizde meydana gelen arzuları, bunların ”iyi” ihsan eden arzular veya ”kötü” olan, O’ndan ”çaldığımız” arzular olup olmadığını inceler.

Bu ilişkiler misafir ve ev sahibi örneğinde çok iyi şekilde açıklanmıştır. Ben üzerinde yemek dolu masada oturduğumda, bu benim önümde ne olduğu değil, fakat kimin ev sahibi olduğu ile ilgilidir. Bunun dışında kalan, ”hayvansal” seviye ile ilgilidir ve sahnenin geri planında bırakılmalıdır.  Olay şu ki, ben ev sahibinin karşısında oturuyorum!  Onunla nasıl bağ kuracağım. O benimle nasıl bağ kurar? Aramızda devam eden nedir? Bu Kabala bilgeliğidir ve bunun hepsi maneviyat ile ilgilidir.

8.3.2013 tarihli Kabala dersinin 4. bölümünden,“Barış”  

Kabalistlerin Kollarında

Soru: Benim dünyayı algılayışım, ruhu yani manevi algılayışı kazanana kadar, devamlı yenileniyor mu?

Cevap: Zamanla bu dünyanın kendi yüzeysel algılayışınızdan daha da karmaşık olduğunu keşfedeceksiniz. Hareketlerin arkasındaki kuvvetleri hissedeceksiniz ve görünmez dürtüler ile idare edilen oyunun içindeki oyuncak bebekler gibi, herkesin bu kuvvetlerin etkisi altında olduğunu göreceksiniz.

Soru: Bu neden bu kadar karmaşıktır?

Cevap: Bu hiç de karmaşık değildir, basit bir hesaplamadır : Ya bir ”hayvan” gibi yaşarsınız, ya da tüm gerçeği çekerek, ona ulaşarak yaşarsınız. Yolun üzerinde giderken bu karmaşık görünür fakat kendi başına anlayamayacağınız şeyi ancak bu şekilde çözersiniz. Nitekim bu şekilde genel resmi anlamaya başlarsınız.

Bu çalışma olmadan Üst Güç’ü bilmeniz ve ulaşmanız mümkün değildir. Karmaşıklıklar kendi aranızdaki iletişim sisteminde ortaya çıkar. Fakat daha derince, ”ruh ruhun içine” girip birleştiğinde, sorular kalmaz. Orada benzer olmaya, tüm dünyalara benzer olmaya başlar, yani bu demektir ki, gizli olanın tümü ortadan yok olur.

Öğrenme süreci hep kafa karıştırıcıdır. Kişi eğer öğrenmek için başlarsa, pek  bir şey anlaşılamaz ve çalışmanızda daha fazla ilerleme sağladığınızda ise daha fazla sorularınız olur. Hatta başarılı bilim adamlarının bile utanç hissetmeden dünya hakkında ne kadar az bildiklerini itiraf etmeleri de bir tesadüf değildir. Diğer taraftan, burnunun birkaç santim ötesini görmeyen ilgisiz ”uzmanlar”, herşeyin ”kristal berrak” olduğunu söylerler.

Soru: Fakat neden hala Kabalistler benim anlamadığım dili kullanıyorlar? Neden onlar herşeyi daha ayrıntılı, organize şekilde tanımlamazlar? Bütün bu ”sembolizm” ne içindir?

Cevap: Başka seçenekleri yoktur; bana inanın, sizin aklını karıştırmak istemiyorlar. Aksine, onlar yaşamlarına geç doğmuş bir bebek gibi ve bu bebeklerini seven, onlar için endişe duyan aileler gibidirler. Onlar sizin içşel yapınızı ve manevi yapınızı anladıkları için, sizi dünyanın içsel özü ile gerçek hakikat ile birleştirirler. Onların sizi bir bebekmişsiniz, henüz insanoğlu olmamışsınız gibi bir sonraki seviyeye kollarında taşımaları gerekir. Onlar sizi taşırken, siz büyürsünüz, izlenimler biriktirir, manevi hareketler ve tepkileri tecrübe edinirsiniz; ta ki onlar sizi manevi dünyanın ”çimenleri” üzerine bırakana kadar.

8.3.2013 tarihli  sabah dersinin 4. bölümünden, “Barış” 

Üst Dünya Herkese Açıktır

Kabala Bilgeliğine gelen bir kişi gerçek anlamda köleleşir. Eğer sisteme girerse, kişi kendisini köle haline getirir. Bunda kötü bir durum yoktur zira başka türlü bu sistemi edinmek imkânsızdır. Eğer yoga veya başka herhangi bir sistemde özel uzmanlıklara giderseniz onlarda size aynı şeyi söyleyeceklerdir; bilgeliğimizi, tekniğimizi, sistemimizi edinmek istiyorsanız o zaman belli bir süre için diğer şeylerden kendinizi koparmalısınız aksi halde bu sistemi derinliğinde hissedemeyeceksiniz.

Bu arada, Kabala bilgeliği diğer sistemler gibi katı değildir zira kişiyi bu dünyadan ayırmaz. Kişi evli olmalı, çocuk büyütmeli, bir şeylerle kendini kısıtlamamalı, diyet yapmak zorunda değil ve bunun gibi özel şeyler yapmak zorunluluğu yok, fiziksel eksersizler, nefes açma hareketleri ve sabit duruşlar gibi fiziksel eylemler yapmak zorunda değil. Kişi bu dünyada tamamen sıradan bir insan olması gerekir. Kişiden bir şeyin dışında hiçbir şey beklenmez, bu da, amaç için olan içsel özlemleri ve niyetleridir. Özellikle bu durum en zor koşuldur ancak prensipte tek koşul budur.

Geri kalanlar önemli değildir. Ne yediği, ne içtiği, nasıl yaşadığı veya mesleği önemli değildir, elbette ki mümkün olduğunca anti – sosyal davranışta olmamalı. Kişi çok akıllı veya basit sıradan biri olabilir. Bu durum onun üst dünyayı edinmesinde sorun değildir. Yaşı veya eğitim seviyesinin ne olduğu önemli değildir. Üst Dünya mutlak olarak herkese açıktır! Kişi hiçbir şeyde sınırlanmaz.

06.11.2012 Tarihli Gürcistan Kongresi 4. Dersinden

Eğer Anlamını Bilirseniz Hayat Güzeldir

Yaratılışın amacına ulaşmanın tek bir yolu vardır – Kabala Bilgeliği. Bu dünyada, ortaya çıkan başka diğer amaçlara kendi gücümüzle ulaşabiliriz. Ancak yaratılışın amacına ulaşacak güce sahip değiliz; yaratılışın amacını anlamak için bile gücümüz yok. Amacı görebilmek ve ona ulaşabilmek için dizayn edilmiş değiliz.

Fakat gelişimimizin süreci içerisinde dünyevi normal hayatımızda bile yaratılışın amacını edinmeden kendimizi kötü hissedeceğimiz içsel bir konum vardır, sanki bu daha yüce bir amaçla ilişkili değilmiş gibi. Ancak bizler bu materyal dünyada bunun üzerine çıkmak ve yaratılışın amacına ulaşmak için varız.

Böylece, gelişimimiz içerisinde artık yeter diye aniden hissettiğimiz bir safhaya geliriz, bu şekilde daha fazla devam edemiyoruzdur ve hayatın amacını bulmak gerekli olmuştur. Bu andan itibaren kişi hayatın amacını araştırmaya başlar.

Bu soru bireylerin içerisinde ve bütün grupların içerisinde ve tüm dünyada uyanır. Şüphesiz ki, bu durum, insanların şimdiki algılarına göre hissettikleri ıstırapları olarak darbeler tarafından tesis edilmiştir yani ortalama dünyevi problemler, besin, aile, para, onur ve bilgi.

Bir kişi hiçbir şey ile tatmin edilemeyen bu dünyevi arzularının içerisinde doyumun eksikliğini hisseder ve böylece haykırmaya başlar: ‘‘Hayatımın anlamı ne?’’ Kendi var oluşunun tadını öylesine kaybetmiştir ki eğer amaca ulaşamazsa bu hayata neden ihtiyacı olduğunu anlamaz.

O zaman, yaratılışın amacını edinmek için Kabala metodunun farkındalığına gelmeye ihtiyaç duyar. Öyle ki tüm materyal hayatı tek bir amacı özlemler.

Bazıları erken gelir, bazıları geç gelir, bu onların her birinin ruhunun köküne, özel süreçlerine bağlıdır. Ancak er ya da geç, herkes bu amaca gelmelidir, doğasını değiştirerek öyle ki tüm egoistik arzularımız temel gereklilik seviyesinde erir.

Bu materyal seviye ne mahkûm edilmiş ne de kutsanmıştır çünkü kişi manevi amacın farkındalığı için bu temel gereklilikler içinde tatmin olur. Ve kişi tüm gücüyle bu daha yüce amacı edinmek için kendini adayacaktır.

13.11.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş

Kabala Ve Okült Öğretiler

Soru: Lurianik Kabala, okült hermetik bilimleri reddeder mi? Bir doğulu materyalistik biçimde hermetik bilimlerin gerçek olduğunu düşünür mü? Bu bilimler gerçekten var mıdır yok mudur?

Cevap: Bütün hermetik bilimler gerçek değildir; herhangi bir dayanaktan yoksundurlar, birer uydurma veya birilerinin hayal ürünü, bir fantezidirler. Felsefe’deki doktoramı edinmem (tez konum Felsefe, Din ve Kabala’dır) bana Kabala’nın katışıksız, saf bir bilim olduğu güveniyle açıklama yapma hakkı verdi.

Zira felsefe ve gerçekliği anlamak için giriştiğimiz diğerleri, bir araştırmaya dayanmaz, sadece bir kural biçiminde bilinmeyene dayanan tek bir nedenden kaynaklanır; bu da kendi egoizmimizden başka bir şey değildir ama bunu idrak etmeyiz.

Bir çözüm olarak bilinen felsefe uzun bir zaman önce öldü. Tüm bu spiritüel öğretiler de insanlar kendilerinin üzerine çıktığından ve bu öğretilerin boş olduğunu anladıklarından beri aşamalı olarak tarihe gömülüyorlar. Birçok spiritüel öğretinin ciddiyetine dair kanıt veya doğrulama yoktur. Bunlar sadece bizim hislerimize dayanır ancak hepimizin bildiği gibi hisler çeşit çeşittir; bu da şu anda neden 2.800 civarı din ve inanç sistemi olduğunu göstermektedir ve görüyoruz ki kademeli olarak ortadan kaybolmaktalar.

Kabala, onların yanında ya da karşısında değildir. Kabala, bunları alır ve bir kenara koyar; doğayı, fizik veya diğer pozitif bilimlerin yaptığı gibi araştırır. Kabala’nın temel prensibi, doğayı araştırmak, ona (yani doğaya) benzer olmak ve bunu başarmanın yollarıdır. Kabala somut bir bilimdir; diğer inançların yaptığı gibi ruh hakkında konuşmaz. Kabala’daki bir ruh, fazlasıyla ciddi ve derin bir kazanımı ve şu anda yaşadığımız dünyayı anlamayı işaret eder. Bu tür bir anlayışın amacı, yüksekte kalır ve bizi bilgisizliğimize gelen bir tepkime doğrultusunda, yaklaşan fırtınaya ve doğanın kurallarını takip etmeye olan isteksizliğimize karşı korur.

(Gürcistan Kongresi, 5 Kasım 2012, 1. Dersten)

Herkesin Görevi

Soru: Herkes manevi merdivenin zirvesine tırmanabilir mi? Yükselemeyenlere ne olacak?

Cevap: Herkes doğayla, Yaradanla, diğerleriyle bir dengeye, ahenge ulaşmak zorunda olacaktır. Herkes!

Ulaşmak istemeyenlere ne olacaktır? Doğa, mutluluğa doğru bir sopayla onları itecektir ve onlar isteyene kadar onları vuracaktır. Doğa onları vuracaktır, öyle ki hiçbir koruma bunu engelleyemez. Sonra kişi kendine sessizce sormaya başlayacak: “Bunlar neden oluyor? Neden bu olanlar benim başıma geliyor? Ben neyi yanlış yapıyorum?” Çünkü darbeler kişiye aşama aşama ders verir.

Bu yüzden, bu olanları hızlı öğrenmek ve bir ya da ikinci darbe sonrasını, yüz ya da iki yüz sonrası olmadan, anlamak için Kabala vardır. Prensip olarak, başka bir şey yoktur;  Kabala sadece hayattaki problemin ne olduğunu ve bu problemi nasıl değiştirebileceğimizi anlamamıza yardımcı olur.

05.11.2012 Tarihli Gürcistan Kongresi, 1. Ders

Dünyamız Nasıl Kuruldu?

Kabalistik temel güçler bizlere daha yüksek yönetim sistemini tarif ederler yani hissetmediğimiz fakat bizim üzerimizde işleyen güçleri.

Güçleri görmüyoruz ancak sadece onların üzerimizdeki etkilerini hissediyoruz, iletkenler vasıtasıyla akan elektrik akımını görmediğimiz gibi. Ne zamanki lamba yanar veya elektrik taşıyan bir iletkene dokunduğumuzda bizi çarparsa bir akım olduğunun farkındalığına geliriz. Aynı şekilde, bize de ne olduğunu bilmiyoruz yani bizi etkileyen gücün ne olduğunu.

Hareket ediyoruz, büyüyoruz, bir şeyler düşünüyoruz ve bazı olayları deneyimliyoruz, etrafımızda sürekli bir şeyler oluyor. Ve tüm bu olaylar nereden geliyor? Bizi kim yönetiyor? Prensipte bunu bilmiyoruz. Bizler her şeyin şans eseri veya bir şeyler hakkında düşündüğümüz için gerçekleştiğini düşünüyoruz. Ancak düşüncelerim nereden geldi, bu düşüncelerin neden benim olduğunu bilmiyorum.

Şöyle ki, dünyamızdaki bir kişi tüm dünyanın, tüm sistemin sadece küçük bir kısmını görür ve böylece bu kişi gerçek dünyadan kopuk haldedir.

Gerçek dünya daha büyüktür. Nereden geldik? Neden bu koşulda, bu kaderde, bu ailenin içinde doğduk? Evrenimizin kökeni nedir?

Bir zamanlar evrenin sonsuz olduğunu düşünüyorduk. Öğrenci iken bize her şeyin ezelden var olduğu söylenmişti.

Daha sonra aniden keşfettik ki evren sadece 14 milyar yıl önce var olmuş, Big Bang (Büyük Patlama) ile başlayarak ve daha ileri yayılarak, şöyle ki bu da sınırlı bir durum demektir. Ve bundan önce ne olmuş? Bilinmiyor. Ancak dünyamızın doğum günü olarak bu tarihi biliyoruz.

Daha ötesi, modern bilim bize eğer maddenin, atomların ve daha sonra atomların ötesinin, ilksel parçacıkların ötesinin içerisine girdiğimizde o zaman orada her şey yok olduğunu gösteriyor: maddenin olmadığını, düşünce formlarının içinde güçlerin olduğunu. Elektronlar, protonlar ve nötronlar ve ilksel parçacıkların var olmadığını, düşüncenin etkilerinin var olduğunu gösteriyor. Tüm bunların hepsinin sarsılmaz olduğunu göz önüne alsak bile ortaya çıkan şudur: madde, enerji, bilgi tüm bütün bunların hepsi bilmediğimiz bir şeylerin içerisinde çözüldüğüdür.

Bugün, bilim buna geldi. Ve işte bu yüzden bununla iletişim kurmakta zorlanıyoruz çünkü bizler böylesi bir anlayış ile iletişim kurmak için dizayn edilmedik. İşte bundan dolayı, bilim bir krize geliyor ve bu krizin arkasında, Kabala bilimi ifşa oluyor.

05.11.2012 Tarihli Gürcistan Kongresinin 1. Dersinden

Her Nesildeki Kabalistlerin Rolü

Soru: Günümüzde Kabala’nın ifşasından önce Kabalistlerin rolü ne idi? Veya basitçe bir nesilden bir sonraki nesle bilgiyi aktarmak mıydı?

Cevap: Her nesilden şimdiye dek Kabalistlerin rolü Kabala’yı daha ve daha ileri götürmek idi. Pratikte başka bir kullanımı yoktu. Kendi nesilleri içerisinde bunu geliştirmek zorunda olan her nesil içinde farklı Kabalistler vardı.

Bir Kabalist dünyanın yönetiminin nasıl olduğu ile ilgilenen bir kişidir: niye, ne için ve bununla nasıl çalışılır. Kabalist, bu sistemi ifşa eder, çalışır ve bulunduğu seviyeye göre bunu tanımlar.

Bir sonraki neslin Kabalisti bir önceki neslin Kabalistinden farklı seviyededir. Tüm diğer insanlar gibi, diğer ihtiyaçlarını Kabala’yı daha ileriye geliştirmek paralelinde geliştirir. Şöyle ki, insanlığın ve Kabala’nın gelişimi paraleldir, insanların buna ihtiyacı olduğunda o zaman Kabala ifşa olur.

05.11.2012 Tarihli Gürcistan Kongresinin 1. Dersinden

Bir Kadın, Bir Arzudur

Soru: Hepimiz, kadınlar ve erkekler, bir üst dereceye yükselmek için yollar arıyoruz. Peki, bir kadın doğru anlayışa nasıl gelebilir? Her şeyden öte, bir kadın bu sürece katılmazken, erkekler gruplar içinde bu soruları nasıl tartışır ve birliğe gelir?

Cevap: Bir erkeğin, Yaratan’a yönelik eylemleriyle doldurmaya ihtiyacı olduğu kap, bir kadındır. Erkek, bu kabı neyle doldurur? Yaratan’la. Burada erkek sadece bir niyet şeklinde davranır. Biz buna “perde” ve “yansıyan ışık” diyoruz. Bu, erkeğin işi. Kadının işi ise Yaratan’ın ifşa edilmesi için muazzam bir arzudur.

Bir erkeğin yapacak hiçbir şeyi olmaksızın, kadın gerçekten de büyük bir arzu ise, kadının küçük bir rolü olduğunu nerede görüyorsunuz ki?  Bu, evlenmemiş erkeklerin asla Kabala’ya kabul edilmemesinin sebebidir.  Eğer bir eşe sahip değilse bu adamın orada ne işi var? Buna “yarım beden” denir. Kabala’da şöyle bir kavram vardır: Evlenmemiş bir adam yarım bedendir. Yarım bir bedenle çalışmaya gelmemelisin.

Bir kadının rolüne neden ihtiyacımız olduğunun nedeni budur.

Hayatımız Nedir? Bir Oyun!

Kabala bilgeliği kişiyi “hayvan” seviyesinden “insan” seviyesine (“Adam” veya “insan”, “Domeh” kelimesinden gelir ve tabiata, ihsan etme ve sevgi niteliğine benzeyen anlamına gelir) yükselttiğinden dolayı, kişi, “bilinmeye doğru ilerleme” sorunuyla yüz yüze kalır. Tekrar ve tekrar bilinmeyen bir seviyeye yükselmemize yardımcı olması için bize bir oyun, bir egzersiz sunulmuştur, ki bu sayede kendi içimizde, grupla beraber, bir sonraki ve daha özgecil koşulumuzu hazırlayabilelim. Hatta bu, başarısız olacak olursak bile, bizi doğru çözüme doğru götürür: Doğru çözüm, ihsan etme kuvveti için bir talep, egoizmimizin üstüne bir yükseliştir.

Günümüzde insanlığın tümü, yaptığı her şeyde, ilerleyişin bu metodunun ustası olmalıdır. Düşüşlere ve hataları hissetmeye de hazır olmalıyız ve onlardan yola çıkarak şunu anlamalıyız: Kendimizi, ailemizi, toplumu, eğitimi ve ekonomiyi doğru biçimde inceleyebilip edinebilmemiz için gerekli olan yeni nitelikleri, bize ancak tabiatın üst kuvvetinden verebilir.

Hata ve başarısızlıklar, insanlar tarafından bugüne dek onaylanmamıştır; bunları onaylayan yalnızca Kabalistler olmuştur, çünkü sadece onlar insanlığın genel tabiatı olan egoizmin üstüne yükselip tabiat veya sevgi denilen niteliği edinmişlerdir. Ancak günümüzde, bu yeni tutumu hem kendimize karşı, hem çevremizdekilere karşı, hem de dünyaya karşı edinmemiz ve çocuklarımızın, yaptıkları hatalardan öğrenerek gelişmelerini sağlamamız gerekmektedir.

Sadece hatalarımızdan öğrenmemiz yeterli değildir; ayrıca bu hataların kökenini de anlamamız gerekir: Yani, henüz adapte olmadığımız yeni seviyenin şeklini. Hata (düşüş) dediğimiz şey, yeni seviye ile irtibatımızın eksik oluşunun fark edilmesidir; yani, bu eksikliğin edinimidir ve bu edinim, bizleri yeni seviyeyi içsel olarak kendimize uyarlamamız için can atacak duruma getirmelidir. Bu, grup içinde edinilir ve edinmenin yolu, tabiatın genel kuvvetini edinmek ve ona benzer olmak için can atmaktan geçer.

Toplam 60 sayfa, 48. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...4647484950...60...Son »