Category Archives: Kabala

Ne Hissediyorsak Onu Görürüz

Kabalistlerin yazılarında tarif ettikleri son ıslah, dünyamızda, maddemizde, tüm bayağılığımızın içinde, en ‘materyalistik’ ilişkilerimizde gerçekleştirilmelidir. Bu, ‘karanlık Işık gibi parıldar’ (Psalms 139:12) ve ‘onun ayağı Zeytin Dağının üzerinde duracak’ (Zechariah 14:4) sözlerinin olduğu yerdeki ıslahtır.

Hayvansal parçam aynı kalacak. Bedenim ihsan etmek için çalışmaya başlamaz. Bunun yanı sıra, beden başlangıçtaki durumdaki şekilde hareket eder. Tüm doğa ihsan etmek için çalışır sadece adam buna uymaz. Bizler bu durumu her şeyi kendi standartlarımızda değerlendirdiğimiz için göremeyiz.

Bizler hayvanların her şeyi kendileri için yiyip bitirdiğini düşünürüz ancak realitede, bu gerçek değildir. Bizler temelde onlara ihsan etmek niyetiyle davranamıyoruz çünkü onları ne anlıyor ne de hissediyoruz. Ancak gerçekte, doğa onları ihsan etmeye yönelik hareket etmeye zorluyor ve onlar doğanın kurallarına boyun eğiyorlar. Hâlbuki aynısı adam için söylenemez. Adam kuralları kendi egoizmi için kullanıyor ki bu almak içindir ve daha ötesi adam doğayı kendi hatasına göre yargıladığı için doğayı da çamura batırıyor.

Adam kendini düzelttiği zaman, küresel formun üzerine gelir ve tüm resmi görür. Aynı anda, doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri de düzeltilmiş olur fakat bu durum bizim yeni algımızda düzeltilmiş anlamına gelir. Hayvanların gerçek anlamda ıslah olmasına gerek yoktur. Kurt ve kuzuyu barış içinde yaşadığını görecek olan sensin, öyle ki bugün birinin ötekini yediğini gördüğün gibi.

Baal HaSulam’ın ‘Yaratan’ın Gizliliği ve İfşası’ makalesinde dünyadaki savaşları ve kargaşaları biz öyle olduğumuz için gördüğümüzü yazmaktadır.

18.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Alışkanlık Olmuş Egoizmin Ağırlığının Nasıl Üstesinden Gelebilirim

Soru: İçsel çalışmanın bir alışkanlık haline gelmesi gerektiği yazılır. Fakat diğer taraftan da, kişi kendi dünyasını ve tüm geçmiş alışkanlıklarını terk etmesi ve bilinmeyen bir yere girmesi gerekir, Yaratan’ın İbrahim’i gönderdiği gibi veya ‘Kızıl Denizi’ geçmek gibi. Bu yeni yolu nasıl yarabilirim zira hissediyorum ki eğer şimdiki durumumda kalırsam hep aynı yerde kalacağım?

Cevap: Bu çok bilgin bir gözlemdir. Alışkanlık mevcut seviyemizi edinmek için iyidir. Ancak bunun üzerine yükselmek için, kişi kendi toprağını terk etmelidir, İbrahim’in yaptığı gibi. Eski bir alışkanlığı terk etmek yeni bir alışkanlığı edinmeyi arzulamak demektir. Ancak bizler sürekli yeni bir alışkanlık, yeni bir doğa, yeni bir derece ediniyoruz.

Eğer bir şeyler öğrenmek istiyorsak o zaman bir uzmandan örnek almalıyım. O’na (uzmana) göre bu bilim alışkanlık haline gelmelidir, ancak benim için durum böyle değildir. O alışılmış bir anlayışa, edinime ve davranışa sahip oysaki ben değil. Ancak ben de onun gibi aynı hale gelmek istiyorum. İşte bu yüzden daha önce edinmiş olduğum ve halen mevcut alışkanlıklarımı arkamda bırakmak zorundayım. Bu seviyeyi geçtiğimde hemen daha yüksek olan bir şeye bağlanırım.

Hâlbuki maneviyatta bunu yaptığım zaman, Üst Olan’ın dışsal davranışından ziyade içsel davranışına bakmalıyım. Dışsal olarak baktığımda hiçbir şey göremeyeceğim. Ben bir şekilde onun içsel tarafına nasıl bağlanacağımı, onda hangi niteliği ifşa etmem gerektiğini, onun bu seviyesine yükselmek için onu nasıl kullanacağımı ve ondan ne öğreneceğimi incelemeliyim.

Beni yükseltmesi için ondan talepte bulunmalıyım çünkü kırıklıklarım gibi eski alışkanlıklarım tarafından geri tutulmaktayım. Bir taraftan, onlar (alışkanlıklarım) beni bu seviyede destekliyorlar ancak diğer taraftan ise onlar bana yapışmış durumdalar ve daha fazla yükselmeme izin vermiyorlar.

Bu alışkanlıklara, bu bağlanmalara karşı beni ileriye doğru çekecek özel bir güç edinmeliyim. Bu alışkanlıklar yer çekimi kuvveti gibidir, yeryüzünden uzaklaşmama izin vermeyen bir ağırlık gibi. Eğer 100 kilo ağırlığındaysam o zaman beni yukarıya çekmek için bu ağırlıktan daha büyük bir kuvvete ihtiyacım vardır. En azından 101 kilo olmalı aksi halde yukarı çıkamayacağım.

Maneviyatta da aynı şey geçerlidir. Üst Olan’dan şimdiki alışkanlık ve kuvvetimden daha büyük bir kuvvet vermesi için talepte bulunmalıyım. Bunlar çok basit mekanik örneklerdir.

Yaratan’dan alışık olduğum benim önceki tüm doğamı iptal etmesini nasıl talep edebileceğim! Bizler kendi eski battaniye ve yastıklarına çok bağlı küçük çocuklar gibiyiz ve hiçbir şey için bunların gitmesine izin vermekte hemfikir olmayız. İşte bu yüzden beni tutacak ve eski sevdiğim alışkanlıklardan beni alıkoyacak ve yeni daha yüksek alışkanlıklar bana kazandıracak bir çevreye ihtiyacım vardır!

Bu sanki içsel bir sesin size ‘kendi toprağından İleri git’ der gibidir – bu Yukarıdan bir uyandırılıştır. Yaratan’ın İbrahim’e dediği buydu. Bizler kendi alışkanlıklarımızın içine batmış durumdayız ve onların içinden çıkmayı dahi düşünemiyoruz. Alışkanlıklarımın içinde, kendimi emin ve daha güvende hissediyorum. Eğer bir kişi kendi alışkanlıklarını terk etmek için herhangi bir ilham hissederse işte bu ona Yukarıdan geliyor demektir.

19.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Islah Olmuş Kalpteki Hesaplama

Bizlerin bu dünyadaki çalıştığı enstrümanlar, Birbiriyle çelişki içinde olan fiziksel akıl ve kalbimizdir. Birini geliştirirken, kendimizi diğerinin ilerleyişinden alıkoyuyormuş gibi oluyoruz. Genellikle, bir kişinin eğilimlerinin çocukluktan kaldığını görebiliriz; ister bilimsel veya sanatsal yönleri. Bu tam olarak bir kişinin tercihleri ve karakteri ile tanımlanır.

Deriz ki: ‘Duygularına güvenme, mantığını kullan.’ Diğer taraftan ise, ekleriz: ‘Henüz hissetmiyorsun; ne zaman ki hissedersen, o zaman anlayacaksın.’ Diğer bir ifade ile kişinin duygularını değerlendirmesi için duygular mantığı kazanmaya yardımcı olur. Tüm bunlardan sonra düşünce hissiyattan türer. Ve yine de, aklımız ve duygularımız sürekli tartışırlar.

Manevi dünyada, duygular ve akıl birdir. Hissiyat anahtardır zira hissiyat bir düşünceyi doğurur ve anlayışta ve edinimde kişinin duygularına yardımcı olur. Gerçek manevi kap 0’dan 4’e kadar olan safhalar boyunca aklın ve duygunun birleşimdir. Ve bizler nihai olan safhaya yani 4. safhaya ulaşınca duygularımızda tam hissediyor olduğumuzu ve buna göre karar verdiğimizin anlayışına geliriz. Tam bu noktada kalp ve akıl arasındaki çelişki artık var olmaz.

Bu durum manevi dünyalar ve fiziksellik arasındaki muazzam farkı işaret eder.  İşte bu yüzden manevi varoluşa mükemmellik denir. Tüm bunlardan sonra, şöyle ki maneviyatta kişi iki zıt koşul arasında bu dünyada hislerinin merhametinde yaşadığında, çaresizlik yaşayarak beyinsizmiş gibi aptallıklar yapmaz. Aklı yanlış olduğunu söyler ama o yine kalbinin peşinden gider.

Mantık ve duygu bu dünyada dengede olmadıklarından ötürü bizlerin ıstırap çekmesine ve hatalara düşmesine sebep oluyorlar. Bu dünyadaki problemimiz ise, aralarında egoizmimiz durduğu sürece akıl ve kalbimizi birleştiremiyoruz.

Akılcı egoizm ve duygusal egoizm birbirine zıttır. Bu zıtlık birçok kez vukuu bulur aklımızın bakış açısından aksiyonumuzun mantıksız olduğunu anladığımız zaman bile bizler yine de kalbimize dayanırız zira bizler haz almak arzusuyuz ve bu böyle gider ve bundan daha sonra ıstırap çekeriz. Gerçekte, en sonunda, kalbimizi dinlediğimizde yapmış olduklarımız için akılcı hesaplamalara göre bedelini ödemeliyiz.

Ve burada buna karşılık tek bir çözüm vardır: adamın ıslahı zira akıl ve kalp sadece maneviyatta tek bir olurlar – ‘mantık ötesi’. Şöyle yazılır: ‘Kalp anlar’ çünkü anlayış özellikle manevi bir hissiyattan türer. Ve o zaman bizler yanlış yapmayı durdurur ve doğru bir hesaplama yaparız!

08.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 45

Mükemmellik Aklın Ve Kalbin Birleşmesidir

Işık ve perde ile çalışmak (Zivug de Hakaa) bir kişinin kendi tüm izlenimlerini, duygularını, sevgi ve nefretini dikkatli bir şekilde hesapladığı ve tüm bunları nasıl kullanacağına, tasfiye edeceğine ve aynı zamanda hissiyatını nasıl geliştireceğine karar vereceği bir yerdir. Şöyle denir: ‘Her kimin egosu yüksek ise o dostundan daha yücedir’ yani daha güçlü duyguları vardır.

Kişi sol ve sağ çizgileri, akıl ve duyuları kendi seviyesi ile dengeye getirebildiğinde yücedir ve bunları orta çizgide, ihsan etmek içinde birleştirerek bir arada tutar.

Bu yüzden manevi çalışmada iki konum vardır: manevi çalışma içinde bir arada bağlanmış olan sevgi ve korku. Sevgi bir kişinin Üst Olanla bağlanmak fırsatını keşfetmesine denir ve bunun sonucu olarak Yaratan’ın tüm yollarını anlamak ve hissetmektir. Anahtar anlamaktır.

Ve bundan önce, bir kişi çalışır duygularının üzerine çıkar ve aklıyla çalışarak, tüm bu anlarda Üst Olan’ın aklını edinir. Kişinin tuttuğu bu yol iki çizgi boyunca hareket etmesidir, yürürken her iki bacağını kullanması gibi.

Dünyamızda akıl ve duygular sürekli çelişki içerisindedirler ve bizleri yanlış yapmaya zorlarlar. Hâlbuki manevi dünyada, onlar bize yardımcı olurlar ve tek bir amaç için birlik olurlar ve böylece kişi mükemmel hale gelir.

08.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati 45

‘Artı’ ve ‘Eksi’ Karşılıklı Çalışma İle Birleşirler

Bizim dünyamızda sevgi ve nefret iki farklı, birbiriyle çelişen duygulardır. Bizler bu iki zıtlığı birleştiremeyiz ve birinden nefret ettiğimiz için diğerini sevdiğimizi anlamayız.

Ancak maneviyatta, onlar birdir. İki zıt birleşir ve sevgimin ve nefretimin aynı yerde olduğunu ortaya çıkarır yani almak ve ihsan etmek, dostuma olan ayrılığım ve ona özlemim tek bir yerde ortaya çıkar. Tüm bütün bunlar benim nefreti ve sevgiyi hissettiğim aynı yer olan tek durumdan, tek dereceden benim tek konumumdan gelir. Ben bu iki zıtlığı tek bir bütün olarak algılarım.

Bu elektriğe benzer, artı ve eksi olmazsa elektrik akımı olmaz. Manevi dünyada artı ve eksi bir maddenin, bir bilincin üzerinde beraber çalışırlar. Bir tarafta bir eksi ve diğer tarafta ise bir artı vardır ve ben ortadayım. Manevi dünya özellikle bunun içindedir zira zıtlar birleşir!

Bu yüzden, bizlerde karşılıklı garanti içerisinde birleşelim tüm farklılıkların ve anlaşmazlıkların üzerinde. Kişinin hangi nitelikleriyle doğmuş olduğu ve nasıl düşündüğü önemli değildir. Önemli olan tek şey tüm bunların üzerinde birleşmektir. Manevi dünyada buna benzerdir, manevi çalışma mantık ötesi inanç tarafından yapılır.

Bu yaklaşımla bizler maneviyata ulaşacağız. Ve daha sonra farklılıklarımızdan daha fazla sıkılmayacağız bununla beraber farklılıklarımızı birliğin daha yüksek derecelerini ifşa etmek için kullanacağız.

10.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Bilinmeyen Bir Boyutun İçindeki Bir Kesit

Mantık ötesi inanç ne demektir? Bu, her ne zaman gelirse sadece hissiyat vasıtasıyla anlaşılabilen bir durumdur. Ve gelmediği durumda ise, bizler böylesi bir ikilik, çatallaşma durumunun bir kişinin içinde var olduğunu bile bilmeyiz: mantık dahilinde ve mantık ötesi keskin bir ayrım.

Bizler bu mantık ‘ötesi’ni basitçe sanki mantığın zıttıymış gibi düşünürüz. Ancak bu böyle değildir. Bu, tamamen farklı bir boyutun içindeki bizim anlamadığımız bir kesittir. Bu yeni boyuta, bize ifşa olan duruma ‘manevi alan’ denir. Bu sanki daha önce varlığını dahi tahmin etmediğim bir başka dünyanın benim realitemde görünür olması gibidir.

Bu, bir kedinin, zengin bir adamın neye sahip olduğunu anlamamasına benzer. Kedi bu adamla aynı dünyada yaşadığını ve onun sahip olduğu gibi aynı beş duyuya sahip olduğunu düşünür ve kedinin bundan daha fazla bir şeye ihtiyacı yoktur! Tüm bunlardan sonra adam da aynı şeylere sahiptir.

Kedi adamın kendi dünyası olduğunu ve her çeşit insansal hesaplamalarda olduğunu anlamaz. Bir kedi bunları anlayacak kapasitede değildir.

Ve şimdi düşünün ki bu kedi daha önce varlığını tahmin bile edemediği duruma, aniden bu adamın sahip olduğu aynı mantık ve hissiyata sahip oldu. Kediye göre, bu duruma ‘mantık ötesi inanç’ denir – kedisel mantığının üzerinde daha önce hiç sahip olmadığı bir durum.

Ancak ara sıra kedi bu seviyeden düşer ve tekrar daha önceki kedi gibi olur bununla birlikte daha güçlü, daha akıllı ve daha keskin. Ancak, bu kedi halen bir kedi için uygun olan sınırların içerisinde. Ve buradan tekrar insan olmak için yeniden yükselecektir.

Bu durumlara manevi yükselişler ve düşüşler denir. Bu durumlar kendimizi daha iyi veya daha kötü hissettiğimiz psikolojik ruh hallerimize benzemez ve bu durumlarda bizler aşağıda olduğumuz zaman kendimizi ‘düşüş’te olarak göz önünde bulundururuz. Manevi bir yükseliş sizin yeni arzulara, gerçek ihsan etmeye yükseldiğiniz zamandır.

02.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati

Karşılıklı Garanti Olmaksızın Hayat Yoktur

Soru: Karşılıklı garanti ile ilgili olarak, bedendeki diğerleriyle karşılıklı garanti içinde yaşayan her bir organın çalışmalarını örnek veriyorsunuz. Bu sistem kapalı ve birleşik.

Ancak insan toplumu içerisinde hiçbir birleşik sistem yok. Burada ve orada, insanlar bir kurala veya birbirlerine karşı olan kavga durumuna göre değişik gruplar halinde birleşik durumdalar. Hâlbuki insan toplumunun insan bedenine benzer tek genel bir sistem olma algısı yok. Ben bir diğer insanı kendi bedenimin parçası olarak hissetmiyorum ve bu yüzden onunla karşılıklı garanti durumunu sağlamam.

Cevap: Sen şunu söylüyorsun: getirdiğiniz tüm örnekler bilimsel araştırmalardan, bunun yanı sıra ek olarak, doğada gözlemlediğimiz ise ‘‘yargıç gözüyle görebildiğine inanır’’ prensibine göre ki bunlar güzel örneklerdir. Her şey iyi ve harikuladedir ancak ben bireysel olarak bunu hissetmiyorum. Bunu mantıksal olarak anlarım ancak aklımdaki anlayış beni entegral bir form içinde var olmaya mecbur bırakmak için yeterli değildir.

Eğer bu benim hissiyatım içinde olsaydı, eğer ben sizinle beraber hareket etmezsem başarılı olmayacağımı ve her şeyin güzel olduğu önemli yaşam amacına ulaşmak için size ihtiyacım olduğunu bilirdim. Yine de sen iyi bir hayatın sen ve ben birleşik olduğu koşulda mümkün olduğunu söylüyorsun. O zaman, daha iyi bir hayata, amaca ulaşırız ve tüm krizlerden ve çevresel sorunlardan kurtuluruz. Ancak ben bunu hissetmiyorum. Ben bunu bilim adamlarının yaptığı gibi anlayabilirim.

Fakat neden bilim adamları hep beraber dışarı çıkıp bağırmıyorlar? Onları bunu yapmaktan engelleyen ne? Görmüyorlar mı gerçekleri? Görüyorlar! Neden onlar bileşmiyorlar, ortaya çıkıp bağırmaya başlamıyorlar: ‘Arkadaşlar, az biraz kaldı ve dünya patlayacak! Yeryüzü yıkılacak ve parçalara ayrılacak!’ Yakın gelecekte öngörülen hiç hoş olmayan olayları neden haykırmıyorlar?

Bunun sebebi onlarında problemlerinin aynı olmasındandır. Sana problemlerimizi gözlemleyen ve sadece birliği izlememiz gerektiğini gören binlerce bilim adamı, toplumbilimcisi, ekonomi yöneticisi ve birçok akıllı adamın listesini verebilirim. Onlar neden birlik olmuyorlar? Çünkü onlar bunu hissetmiyorlar sadece görüyorlar.

Akıl ve hissiyat arasında fark vardır. Akılda var olan kişi mecbur kılmaz. Kişisel hayatlarımızda bir şeyleri yapmamamız gerektiğini görüp bildiğimiz defalarca olmuştur ancak yine de yaparız. Örnek olarak sigara içmek. Sigara içmenin zararlı bir şey olduğunu söylemelerine rağmen, haz hissiyatı veya tembellik beni bu alışkanlığın gücü altında bırakır.

Ne yapabilirim? Bizim dışımızda bunu realize edebilecek başka diğer insanlar görmüyorum. Bizler bu çevreyi güçle organize etmeliyiz. Çevre suni olarak birlik için, küresellik için ve bütünsel birleşmek için olan ihtiyaç hakkında konuşmaya başladığı zaman, bu çevre herkese yeni bir hissiyat getirecektir.

Daha sonra herkes hissedecektir: ‘benim gerçekten buna ihtiyacım var! Neden buna sahip değilim?’ Aynı şekilde, bizler önümüzde oynak tavsiyelerle buna zorlanıyoruz. Bu durum akıldan hissiyata geçecektir. Bir hissiyat bir arzudur ve akıl ise bir düşüncedir. Ben arzumun içinden zorlanmalıyım ve bunu edinmeyi yakarmalıyım. Bir arzu bir şeyler için yoğun bir özlem olmalı.

Bu durum yalnızca kıskançlık, tutku vasıtasıyla mümkündür ve onur için bir arzu, herkesin bunun hakkında konuştuğunu gördüğüm zaman, böylelikle onlar bana bunu değerli olduğunu hissettirir ve bu gerçekleri bana tavsiye ederler. Aksi halde, bana hiçbir şey olmaz, hiçbir ilerleme. Onların bana yeni bir yatağı nasıl tavsiye ettikleridir: ‘Bunu almalısın! Bu olmadan, iyi bir uykunun ne olduğunu bilemezsin!’

Eğer bu reklâm sürekli çalışırsa, hiçbir seçeneğim yoktur. Sonuç olarak, ben bu işyerini tekrar ararım ve bazı durumlarda, kendim bu işyerine gidip bunu alırım. Eğer ben olmasam bile insanların çoğunluğu bu reklâma kendini kaptıracaklardır. Bu şekilde işler. Bu yüzden, malların maliyetinin %70’i reklâm gideridir.

Reklâmın bizi kendi objesine nasıl yönelttiğini görebiliriz. İşte bu yüzden bizler sadece tavsiye ile ilgilenmeliyiz. Ve bu birisinin buna olan ilgisinden dolayı değil daha ziyade bizim seçimimizin olmadığındandır. Öyleyse, bu önemli mesajı kendimize tavsiye edelim.

Daha sonra bu doğru beyin yıkama vasıtasıyla, bizler bütünleşmenin, birliğin ve karşılıklı garantinin önemine geleceğiz. O zaman bunu özleriz; aniden buna arzu duyacağız. Neden? Bunun sebebi çevrenin içindeki önemin üstünlüğünün genel farkındalığının etkisi altında olduğum için benim üzerimde hüküm sürecektir.

Yeni Bir Kitap Hakkındaki Konuşmadan 11.07.2011

İlgisizlikten Daha Kötü Bir Şey Yoktur

İlgisizlikle savaşmalıyız zira bundan daha kötü bir durum yoktur. Umursamazlığa, ilgisizliğe ölüm denir.

Bizler çalışmamızda birbirine zıt olan sevgi ve nefret formlarına çok ilgi duymalıyız. Firavun, Haman ve Tora’da tarif edilmiş diğer tüm günahkârların hepsi çok önemli karakterlerdir. Onlar olmaksızın bizler kutsallığa yükselemeyiz. Bizler tüm kablarımızı, arzularımızı onlardan alırız. Haktan yana olan tüm adamlar onların karşısında durur çünkü Yaratan birini diğerine karşı yarattı.

Bu yüzden, bir kişi bir şeyi ister desteklesin veya ona karşı olsun bu önemli değildir. En önemli şey kişinin kayıtsız kalmamasıdır ve her zaman manevi çalışmasına önemle dikkat etme gerekliliğidir.

Herhangi bir kişinin içinde bir kıvılcım uyandırmak mümkündür. Bu kıvılcım herkesin içinde gizlenmiştir zira kişi kabların kırılmasından gelir. Bu yüzden, herkesin kesinlikle manevi bir kıvılcımı vardır ve uyandırılmalıdır. Buradaki soru: Bu kıvılcım ne kadar derine gizlenmiştir?

Ancak bu kıvılcım uyandığı zaman, kişi olumsuz reaksiyon verebilir: Kişi bunun hakkında duymak istemez ve kendisine, Yaratan’a, Kabala’ya ve tüm ihsan etme yoluna lanet eder. Kişi bununla hemfikir olmaz ve tüm bunlardan nefret eder. Ancak Baal HaSulam bunun sorun olmadığını söyler. Bu, kişinin bununla hemfikir olması, bunu istiyor olması ile aynıdır zira bu formda kişi arzusunu ifşa ediyor. Hatta arzusu bozuk olsa bile, o buna zaten sahiptir.

31.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati

Işık Tüm Bedensel İstekleri İyileştirecektir

Soru: Biliyoruz ki bilinen Kabalistler sözlü Tora’ya yani halkın orada burada ağızdan konuştuğuna değil yazılı Tora’ya güvenirler. Kabala’nın homoseksüelliğe bakışı nasıldır, (Leviticus, 18:22) “Kendi erkek cinsinle kadınlarla yattığın gibi yatmayacaksın; bu tiksindiricidir.”

Cevap: Kabala fiziksel dünya ve bedenlerimiz hakkında tek bir kelime bile konuşmaz. Kabala tam olarak herkesin Yaratan’la form eşitliğine ulaşması hakkında konuşur, kişinin sahip olduğu her ne eğilim varsa bu ona Yaratan tarafından verilmiştir.

Ben, kişisel olarak, insanların manevi amacı edinimlerinde eğilimleri ile ilgili hiçbir fark görmüyorum, öyle ki Üst Işık hakkında şöyle yazılır: “Tüm bedeni istekleri Ben iyileştireceğim.” Bu yüzden, bedensel herhangi bir şeyle ilgilenmek bizim işimiz değil. Bizlerin ihtiyacı olan tek şey Işığı çekmektir ve gerekli olan iyileştirmeyi Işık yapacaktır.

Astroloji, Ölüm, Eşcinsellik ve Daha Fazlası…

Astroloji, Ölüm, Eşcinsellik ve Daha Fazla Konular Üzerinde Kabala’nın Yaklaşımı

Kişinin ismini değiştirmesi, astroloji, falcılar, zaman, ölüm ve homoseksüellik üzerine aldığım sorular:

Soru: Ebeveynlerim soyadlarını daha basit ve kulağa daha iyi geliyor diye Kroni’den Karni’ye değiştirdiler. Kızım Noga 02.07.2003’te doğdu. Noga Karni ismi kızıma hayırlı olacak mı?

Cevabım: Böyle bir soru bir Kabaliste sorulacak soru değil. Kabala sadece egoizmin, insan doğasının ıslahı ile ilgilenir.

Soru: Astroloji bilimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevabım: Değer vermiyorum.

Soru: Medyumlar veya falcılar diğer insanların yapamadığı bir şeyleri “görmek” yeteneğine sahipler. Altıncı duyuyu geliştirmiş olan Kabalistlerle bunlar arasındaki fark nedir?

Cevap: Duyu dışı algıya sahip ve doğaya yakın insanlar, gerçekte insanlar hakkında “görmek” yeteneğine sahipler. Ancak, onlar bir kişinin hayvani veya dünyevi özüne ilişkin olan şeyleri sadece görebilmektedirler. Kabalistler bu tür şeyleri görmezler. Bunun yerine, Kabalistler ruhun ıslahı ile ilgilenirler ve bedene dikkat etmezler.

Soru: Eğer “zaman” yoksa bu bizlerin zaten birleşik olduğunu mu ifade eder?

Cevabım: Evet doğru fakat bizlerin algısında böyle değil.

Soru: Ölüm nedir?

Cevabım: Bu dünya seviyesinde egoistik arzunun içerisindeki kişinin hissiyatının sonu.

Soru: Kuzenim bir homoseksüel. Eğer gerçekten Kabala çalışmak isterse ne yapmalı? Yaratan ona bir arzu verdi – diğer erkeklere çekim duyuyor ve siz sürekli bizlerin arzularımızın üzerine çıkacak gücümüz yok diyorsunuz çünkü her şey Yaratan’dan geliyor.

Cevabım: Çalışabilir. Işık düzeltilmesi gereken her ne varsa düzeltecektir.

Toplam 57 sayfa, 48. sayfa gösteriliyor.« İlk...102030...4647484950...Son »