Category Archives: Kabala

Sevgiye Geri Dönüş

Soru: İnsanlık egoizmden kurtulduğunda ve mükemmel olduğunda mükemmel çocuklar doğacak mı?

Cevap: Evet, kesinlikle mükemmel. Dünya canlı bir dünya olacak, herkes birbiriyle iyi geçinecek ve hiçbir kötülük olmayacaktır.

Soru: İşaya’nın kehanetinden gelen “Ve kurt, kuzu ile yaşayacak ve leopar çocukla birlikte yatacak ve buzağı, aslan yavrusu ve yılan birlikte [yatacaklar] ve onlara küçük bir çocuk yol gösterecek” sözleri gerçekleşecek mi?

Cevap: Eğer egoizm tamamen ıslah olursa, biri diğerine nasıl zarar verebilir?

Soru: Kurt ne yiyecek? Onu ne doyuracak?

Cevap: Başkalarına ihsan etmek, başka yiyeceklere ihtiyacı olmayacak.

Dünya gitgide ıslahın sonuna geldiğinde, ayrıntılar hissiyatımızdan kaybolmaya başlayacak. Cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ve insan seviyesi maddi olmayan bir seviyeye geçecektir; çünkü ego artık olduğu gibi var olamayacaktır, hiçbir sorun olmayacaktır.

Sorun sadece bize verilen bir yanılsamadır, bu yüzden biz işimizi yapacağız ve özgecil tutuma, sevme ve ihsan etme niteliğine geri döneceğiz.

Returning To Love

Sadece Onluda!

Soru: Diyelim ki onluda birleştik, kalabalık bir kongreye nasıl katılabiliriz?

Cevap: Onlu yeterlidir. Eğer ona dahil olduysanız, başkalarıyla ne yapacağınızı anlayacaksınız.

Only Into The Ten!

On Sefirot – Yaratılışın Temeli

Baal HaSulam, “Zohar Kitabı’na Önsöz”,” 2. Öncelikle şunu bilmelisiniz ki Zohar kitabında ve hatta efsanelerinde anlatılan her şey KHB (Keter, Hohma, Bina), HGT (Hesed, Gevura, Tiferet), NHYM (Netzah, Hod, Yesod, Malhut) olarak adlandırılan On Sefirot’un çeşitleri ve bunların devşirimleridir. Tıpkı konuşulan dilin 22 harfin değişimlerinin her nesneyi ve kavramı, ayrıca kavramları ve kavramların değişimlerini deşifre etmek için yeterli olması gibi, On Sefirot da Cennetin kitabındaki tüm bilgeliği ifşa etmek için yeterlidir.

Soru: On Sefirot nedir?

Cevap: Evrenin temeli, görünür ışık değil Işık’tır; ancak her şeyi yayan, sızan, yaratan, dolduran ve değiştiren özel bir enerji. İlkel halinde buna Keter (taç) denir.

Yukarıdan aşağıya doğru yayılır, Işık bir nokta yaratır: onun etkisi altında büyümeye başlayan bir arzu.

Nokta sadece Işık’ın bir özelliğini temsil ettiği sıfır koşulundan, birinci koşula geçer ve ne istediğini hissetmeye başlar. Arzunun bu ilk genişlemesi Hohma olarak adlandırılır.

İkinci aşamada, Işık’ın etkisi altındaki arzu, onun karşıt özelliğine, yani Bina’nın özelliğine dönüşür. O arzulardır, ancak sadece vermek için.

Arzu, Işık’ın (ihsan etme) özelliklerini algılamaya başlar ve ona benzer hale gelir, yetişkinlerin özelliklerini, alışkanlıklarını ve görüşlerini algıladığında, yetişkinle alakalı bir çocuk gibi.

Üçüncü aşama Bina’nın Keter’e benzeme arzusudur. Keter, Hohma’nın özelliğini yarattığından, Bina da, Aramice’de küçük yüz anlamına gelen, bir sonraki özellik olan Zer Anpin’i (ZA) oluşturur. Küçüktür çünkü Keter’den gelmez, ancak ona benzerlikten gelir.

 

 

 

Sonra arzu, daha fazlasını almaya olan isteği elde eder: sıfır aşamasından gelen tüm muazzam Işık’ı. Bu dördüncü aşamadır veya “Krallık” kelimesinden gelen Malhut’tur – arzunun krallığı.

Doğada bulunan bu dört parçanın yanı sıra, başka hiçbir şey yaratılmadı. Bütün evren, gezegenler, insanın içsel parçaları, psikolojimiz, zihin, herhangi bir sistem, her ne ad verirsek, bu bölümlerden ve onların hiyerarşisinden oluşur.

Zer Anpin, sırayla altı parçadan oluşuyor. Böylece, yaratılışın tamamı on kısım veya on Sefirot’u temsil eder. “Parlak” sözcüğünden Sefira, belirli bir özelliğin parlaklığıdır. Her Sefira, birbirini etkileyen güçlerin tüm sistemidir.

The Ten Sefirot – The Foundation Of The Creation

Niyet Eylemdir

Yorum: Baal HaSulam, aslında bize zaman hissini veren egoizmimizdir diyor. Bir eylem ve onun sonucu vardır ve bizim için önemli olan sonuçtur, eylemin kendisinden gelen haz değil.

Cevap: Egoizm, kendiniz için alma, tutma, çekme arzusudur, sıfır noktasını iki farklı yöne çekmektir. Bu zaman kavramının nasıl hissedildiğidir.

Soru: Durum böyle ise, maneviyata zaman yoktur, çünkü kişi yalnızca eylemin tadını çıkarır ve niyetinin sonucunu beklemez mi?

Cevap: Maneviyatta niyet eylemdir.

The Intention Is The Action

Neden Yaradan’ı Yaratmalıyız?

Soru: Siz, Yaradan’ın var olmadığını ve O’nu yaratmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Yaradan nedir? Neden O’nu yaratmalıyız?

Cevap: “Yaradan – Boreh” terimi İbranice kelimelerden kaynaklanmaktadır: “Bo-reh – gel ve gör.” O’na ulaşmadığınız sürece, insanın dışsallığında Yaradan olmadığından, hiçbir şey olmayacaktır ya da işe yaramayacaktır. O’na ulaştığımız anda içimizde ortaya çıkar.

Bizim dünyamızda ve içindeki her şeyde aynıdır. Gözlemlediğimiz sürece, içimizde ortaya çıkar ve onu gözlemlemeyi durdurduğumuz anda yok olur. Bilim adamları da bu fenomeni konuşmaya başlıyorlar.

Why Should We Create The Creator?

Neden İyilik Kötülüğü Yarattı?

Soru: İyi Yaradan, neden kötülüğü yaratır?

Cevap: Özellikle, çünkü Yaradan iyidir, O kötülüğü yarattı, böylece biz onu iyiye çevireceğiz; biz, hangi koşulda, hangi noktada, hangi seviyede O bulunur anlamalıyız ve O’na benzer olmalıyız.

Soru: Başından beri bizi mükemmelleştirilmiş bir koşula yerleştirmek, getirmek neden imkânsızdı?

Cevap: Eğer Kendimizi mükemmel bir koşulda bulsaydık, O’nu, annesinin rahmindeki embriyonun hissettiklerinden daha fazla hissetmezdik.

Soru: Yaradan, kötülükten başka bir şey yaratmadı mı?

Cevap: Hiçbir şey. O sadece, “ona karşı” (Yaratılış 2:18) denilen kötüyü yarattı; O’na ters ve karşıt bir şey anlamında.

Soru: Eğer öyleyse, özgecilik nereden gelir?

Cevap: Kendimizi Yaradan’ın özelliklerine adapte etmek istediğimizde, özgecilik içimizde ortaya çıkar. Her insanda, Yaradan’ın kasıtlı olarak kendisine yerleştirdiği kalpteki noktası vardır ve onun sayesinde orijinal ve gerçek egomuzu, onun zıttı olan bir karaktere dönüştürebiliriz. Bu noktaya “Yukarıdaki Tanrı’nın bir parçası” (Job 31:2) denir.

Why The Good Created Evil

Kötülüğü İyilikle Birleştirmek

Tora’da, İsrail oğullarının Ürdün’ü geçtiği zaman, altı kabile Gerizim Dağı’nda duracak ve insanları kutsanacak ve diğer altı kabile Eival Dağı’nda duracak ve insanları lanetlenecek diye yazılmıştır. Bunlar iki çizgidir: sağ çizgi ve sol çizgi.

Sol çizgi (lanet) doğru olandan daha kötüsü yoktur. Biz her iki tarafı içeren, orta çizgi boyunca ilerlemeliyiz. Sonuçta, “Ben (Yaradan) kötülüğü yarattım ve onu dengelemek için iyiliği yarattım” diye yazılmıştır. Eğer onları birbiriyle doğru birleştirirsek, kötülüğü iyilikle birleştiren orta çizgi boyunca ilerleyeceğiz.

Bu nedenle, kötülüğe karşı iyilik seçerken, birinden birini seçeriz, fakat hiçbir durumda ikisini birden seçmeyiz. Aksi halde bir varlık olarak var olmayacağız. Tamamen egoistik varlık, özgecil dışsal bir formda kıyafetlenir ve bu formda üst dünyada var olur.

Kötülüğün, doğru elbisede kıyafetlenmesi gereken, temel olduğu ortaya çıkıyor.

Combining Evil With Goodness

Köle Olmak İstemiyorum

Soru: Bilinçli manevi çalışma ile bilinçsiz manevi çalışma arasındaki fark nedir?

Cevap: Bilinçsiz manevi çalışma, hepimizin doğanın talimatlarını, Yaradan’ın çalışmalarını otomatik olarak yerine getirmesi olarak özetlenebilir. Bilinçli olarak çalışma, bağımsız olarak, akıllıca, anlayışla, önceden planlama yoluyla, katılmaya başlama anlamına gelir ve sonra gözlerimiz açılacak ve gerçekten nerede bulunduğumuzu göreceğiz.

Küçük bir çocuğun zekâsı, yetişkin birinin zekâsından ne şekilde farklıdır? Küçük bir çocuk yapamazken, bir yetişkin nerede olduğunu ve ne yaptığını anlar, bilir. Aynı şey manevi dünyada bile gerçekleşir. Manevi dünyayı hâlâ anlamıyor veya görmüyoruz, çünkü onun içinde doğru bir şekilde var olamayız. Onun özelliklerini kazanmaya başladığımızda, onun özelliklerine eşit olduğumuz derecede, onu aramızda keşfetmeye başlarız.

Soru: Hepimiz Yaradan için çalışıyoruz ne demektir? Zaten doğanın kanunlarını yerine getiriyorsak, problem nerede?

Cevap: Doğanın kanunlarını, irademize, arzumuza karşı, otomatik olarak yürütürüz. Sorun, bilinçli olarak Yaradan’ın tüm işlevlerini üstlenmeniz ve O’nun yerini doldurmanızdır. O’nun yerinde olduğumuzda, yani biz O’na yapıştığımızda ve O’nun yaratılışla ilişkisini tamamen edindiğimizde, o derecede O’na benzer oluruz. Bu, önümüze konulan gelişim hedefidir.

Soru: Bu benim irademe karşı, Yaradan’ın bir kölesi olduğum anlamına mı geliyor?

Cevap: Kesinlikle. Artık ev sahibinin önünde oturan ve ev sahibinin ona verdiği her şeyi yutan bir misafir gibisiniz. Bu yüzden ayağa kalkıp şunları söylemelisiniz: “Dur! Bunları bağımsız olarak taşıyacağım şartlar dışında, talimatlarını yerine getirmekle ilgilenmiyorum, sana haz ve iyiliği ihsan etme anlayışıyla bunu yapıyorum; artık köle olmak istemiyorum, ancak bilinçli bir insan olmak istiyorum; senin gibi olmak istiyorum!”

I Do Not Want To Be A Slave!

Kişi Kaynakları Nasıl Okumalıdır?

Soru: Kabalistik kaynakları okumak için, eğer onları yalnız okuyorsam, örneğin evde ya da trenle seyahat ederken, kişinin nasıl bir niyete ihtiyacı vardır?

Cevap: Anlaşılabilir bir şekilde, kaynakların diğerleriyle birlikte çalışılması tercih edilir, ancak birçok kez insanlar onları yalnız okurlar.

Bununla birlikte, niyet daima tek olmalıdır: Yazılan kaynağa dayanarak, tüm insanlığın tek bir sistemde, doğru şekilde bağlanması hakkında bilgi edinmek istiyorum.

Birliğimizin derecesine göre, cansız, bitkisel ve hayvansal doğayı ve insanlığı yöneten aynı yüksek, eşsiz yönetim sistemi ile daha uyumlu hale geleceğiz. Birleşmeyi çok istiyoruz, çünkü aramızdaki bağlantı sayesinde, içimizde daha yüksek, eşsiz ve mükemmel doğanın bir modelini oluşturuyoruz.

İçimizde hissettiğimiz model bize, mükemmel bir dünyada olduğumuzu hissetmemizi sağlayacak bilgi, güç ve imkânları verecektir. Kendimiz ve toplumumuz da dâhil olmak üzere, çevremizdeki her şeyi değiştirebiliriz ve daha yüksek sonsuz ve mükemmel sistemi hissedeceğiz. Kendimizi bu sistem gibi olmak için dönüştürürüz.

Bu nedenle, kişi için diğerleriyle birlikte okuma veya çalışma olanağı bulunmaması halinde, onu yalnız yapar, ancak aynı niyetle.

How Should One Read The Sources?

Keter Ve Malhut Arasında

Soru: Neden ilk dokuz Sefirot’tun her birinin kendi ismi var, örneğin: Keter, Hohma, Bina, vb. gibi?

Cevap: O, Üst Işık’ın nasıl ifşa olduğudur. Keter, mutlak ihsan etmenin niteliğidir. Malhut, mutlak almanın niteliğidir.

Malhut’un niteliği, Keter’in niteliğinden meydana gelir. Keter’in niteliği, her şeyi ihsan etmek ve vermek istediği için, onun ihsan etme nitelikleri, alma arzusunu doğuruncaya kadar, her türlü ortaya çıkan şey yoluyla yukarıdan aşağıya geçmektedir. Ve bu nedenle Malhut, Keter’in ihsan etmek ve vermek istediği her şeyi almak ister. Keter’in vermek istediği her şey, Keter ve Malhut arasındaki sekiz Sefirot’ta ifade edilir, ifşa olur ve yerine getirilir.

 

 

 

Hohma, Bina, Hesed, Gevura, Tifferet, Netzah, Hod ve Yesod’un Sefirot’u, Keter ile Malhut’u bağlayan niteliklerdir.

Keter’in tüm bu Sefirotlardan inen niteliklerinden etkiler aldıkları için Malhut’un niteliği, Keter’in varlığını ve ona ihsan etme ve verme arzusunu hissetmeye başlar. Bunun sonucu olarak, Malhut’ta utanç denilen bir koşul ortaya çıkar.

İhsan eden kimse ve alan arasındaki fark ve boşluk hissiyatı o kadar büyüktür ki Malhut, Keter’den almayı bırakır. Bu durum Tzimtzum (Kısıtlama) olarak adlandırılır.

Bu, dünyamızda normal bir şekilde gelişen insanlarda bile ortaya çıkan bir durumdur.

Between Keter And Malchut

Toplam 57 sayfa, 3. sayfa gösteriliyor.12345...102030...Son »