Category Archives: Kabala

Kabalistler Neden Gece Çalışırlar?

Soru: Gece neden zihinsel aktivite için en verimli zamandır? Prensip olarak, Kabalistler, her zaman düşüncelerin yoğunlaşmasının çok daha net olduğu geceleri çalışmışlardır.

Cevap: Birincisi, fizyolojik olarak şartlandırılmıştır çünkü kişi, bu süre zarfında yapacak başka bir şeyi olmadığını hisseder ve herkes uyurken bazı işlere konsantre olabilir.

İkincisi, o sırada kişide pek çok uyarıcı merkez aktive olmaz ve bu nedenle kişi tek bir şeye daha kolay konsantre olabilir.

Üçüncüsü, eğer manevi çalışmadan bahsediyorsak, o zaman bu, gerçekten manevi köke, kökten dala veya daldan köke bağlanmanız gereken zamandır. O zamanda, kişinin içinde bir edinim elde etmeye devam edeceği yeni arzular yaratılır.

Bu tür çalışmalar gece yarısından itibaren başlar. Bu nedenle Kabala, insanları gece saat on ikide kalkmaya ve çalışmaya başlamaya teşvik eder. Gece on iki yani gece yarısı, gecemizin yarısı değil, koşula bağlı gecedir. Bütün geceyi gün batımından ilk ışık huzmesinin görünümüne kadar on iki parçaya bölerseniz, o zaman orta kısım, altıncı, koşula bağlı saat, gece yarısı olacaktır.

Gece saati, kırk dakika, elli dakika veya bir saat yirmi dakika olabilir. Mekanik saatler kullanıyoruz, ancak genel olarak doğada saatler mekanik değil, güneş ve ay saatleridir. Bu nedenle saatler koşullara bağlıdır.

Vücudumuz da kendi içsel koşullu saatine göre aynı şekilde çalışır. İnsan vücudu kış ve yaz aylarında uyku sırasında tamamen farklı çalışır. Bütün bunlar Kabala’da dikkate alınır. Yani, gece ve gece yarısı tamamen astronomik değerlerdir ve nerede ve nasıl olursa olsun işleyen saate göre, mekanik değillerdir.

Yorum: Ama farklı bölgeler var.

Cevabım: İnsan doğayla bağlantılıdır; onun ayrılmaz bir parçasıdır ve ondan ayrılamaz.

Ve bölgeler gerçekten farklıdır. Bu nedenle, nasıl çalışılacağına dair bir sorun var. Ancak birlikte çalışmamızın bizim için yine de daha iyi olduğuna inanılıyor. Bu en önemlisidir.

Baal HaSulam, ortak çalışmanın, ortak yakarışın ve ortak eylemlerin diğer tüm parametreleri geçersiz kıldığını yazıyor.

Yaradan’dan Başkası Yoktur

“O’ndan başkası yok” sözü, manevi yolun başlangıcı ve sonu anlamına gelir. Soyut konuşmayı sevmem, ama bu inanılmaz. Bu kavrama birçok kez girmek gerekir.

Yaradan’dan başka hareket eden yoktur. Dünyada hiç kimsenin bir şey yapma imkânı yoktur, çünkü sadece Yaradan yani üst ışık yaratır, doğurur, hareket eder ve her şeyi yapar. Genel olarak, tüm enerji, tüm güç, tüm canlıları tutan, yaratan ve dönüştüren her şey, yalnızca ışığın gücüdür, Yaradan’ın gücüdür.

Bununla birlikte, Yaradan içimize bir kıvılcım yerleştirdi, onun yardımıyla, bu kıvılcımın temelinde bir şeyleri etkileyebiliriz, egoizm temelinde değil! Egoizmimiz, tersine çevrilemeyecek cansız bir şeydir. Ama bizim içimizde ve cansız, bitkisel ve hayvansal doğada var olan her şey, bu kıvılcım sayesinde vardır.

İçlerindeki bu kıvılcımın, onları Yaradan’a benzer eylemler yapmak için motive etmeye başladığı insanlar vardır. Onları sadece canlandırmakla kalmaz, aynı zamanda O’nun gibi olma arzusunu da verir. Bu tür insanlara “Domeh – benzer” kelimesinden gelen “Adem” denir.

İnsanlarda bu kıvılcım birinci, ikinci ve üçüncü seviyelerde ise yani cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerde ise, o zaman onları harekete geçirir ve onlar bilim, kültür, teknoloji vb. geliştirirler.

Ve kişide bunun yoğunluğu dördüncü seviyeye ulaştığında, kişi Yaradan’a eşit olmak için özlem duyar. Bulutların ötesinde bir yere taşınmıştır, hayatın anlamını, kaynağını bulması gerekir. Bu tür insanlara “Yaradan’a doğru” anlamına gelen İsrail denir.

İbrahim, böyle insanları Babil’de topladı ve onlarla Yaradan’a yükselmek için çalışmaya başladı. Bu yüzden onlara Kabalist denir. Bu insanlar, her çağda vardı ve bu güne kadar var oldular.

Tarih boyunca pek çok bilim adamı ve filozof, Yahudi olması şart değil, bunu anladı, çalıştı ve Yaradan’ı ifşa etme bilimini doğru yorumladı çünkü onlarda bu kıvılcım, kalbinde bu nokta, bu yıldız vardı. Bu, kişiyi Yaradan’a götürür ve her şeyi kontrol eden tek bir ışık gücünün olduğunu ortaya çıkarır.

Bununla birlikte kişi, içinde dördüncü dereceden bir noktanın uyanması nedeniyle, ışığın etkisini kendisi üzerinde çağırabilir ama sadece gerçekten böyle olmak istiyorsa. Egoizminin üzerine çıkmak, hatta onu, almak yerine ihsan etmeye dönüştürmek istiyorsa, ışıktan bunu yapmasını talep edebilir. Ama her durumda, her şeyi sadece ışık yapar ve dolayısıyla O’ndan başkası yoktur.

Özel Bir Ruh

Soru: Maneviyatı edinen insanın, içinden yandığını ve bunun gerçekten hissedilmeye başlandığını söylediğinizde, kendi algıladıklarınızdan mı benzerlikler alıyorsunuz?

Cevap: Tabii ki kendimden! Dünyada var olan her şeyi, insan kendi içinde yaşar. Bakın herkes hayatını nasıl yaşıyor: kısa ya da uzun, az ya da çok refah içinde, ıstıraplı, problemli, biraz bundan, biraz bundan.

Soru: Böyle ağır şeylerden bahsediyorsunuz! Tüm bunları hissetmek için gerçekten bunu bizzat yaşamak zorunda mıydınız?

Cevap: Bunun içinde geçerek, sağa veya sola saparsam ya bir “gözleme”ye dönüşeceğimi ya da bunun mükemmel bir şey olacağını gördüm – trenimi sorunsuz bir şekilde yavaşlatacak yumuşak bir yastık.

Soru: Peki, bu durumlardan geçtiğinizde, her birini açıkça hissettiniz mi?

Cevap: Evet, çünkü kişi genellikle orta çizgide yürür. Onu yavaşlatan bir bariyere yine çarpar ama bu, durmanız gerektiğinde sizi tutan kancalar gibidir. Bu idrakler sizi yavaşça yavaşlatır.

Soru: Ve herkes bu seviyelerden geçmek zorunda mı kalacak?

Cevap: Tabii ki, bu bir zorunluluktur: sağ ve sol çizgiler, bunun üzerine orta çizgiyi inşa edersiniz. Bu, hangi biçimde yani ne ölçüde olduğuna bağlıdır. Benim ruhuma göre, benim çok çalışmam ve çok dağıtım yapmam gerekiyordu. Ruhlar arasında böyle ruhlar vardır, yüksek değil sadece özeldirler. Öğretmenler veya sorumlu liderler ve benzeri olmaları gerekir.

Bir keresinde Rabaş’ın eski bir öğrencisini ziyaret ettiğimizde, bana bakarak şöyle dedi: “Sana bakıyorum ve bunu kaç yıldır yapıyorsun. Bir keresinde Rabaş dahil herkesle kavga ettiğini ve onunla sahile gitmeyi reddettiğini hatırlıyorum. Sonra onunla ben gittim. Ve orada ona sordum: “Rav, neden bu Laitman’ı kovmuyorsun? Bakın kendinde nelere izin veriyor!”

Rabaş, “Onu kovmak isterdim ama onun özel bir ruhu var” diye yanıtladı. O zaman anlamamıştım ama şimdi görüyorum ki pes etmiyorsun, devam ediyorsun ve hep bir hedefi vurmaya sürekli devam ediyorsun.”

Bunu neden söylüyorum? Kendimi ön plana çıkarmak için değil. Bunda özel bir şey yoktur çünkü Yaradan görevi belirler ve kaldırır. Ancak herkesin bir görevi vardır ve yerine getirilmesi gerekir. Bunun bana baskı yaptığını hissediyorum ve bunu uyguluyorum. Ondan kaçmak mümkün mü? Bu yasak. Bununla hem fikir olup olmaman senin sorunun.

En azından kendimle ilgili olarak, Yaradan’ın planını haklı çıkarmaya hem fikir olmaya çalışıyorum. Bu nedenle, nasıl yaşadığım hakkında hiçbir sorum yok. Bunun yapılması gerektiğini hissediyorum.

Ve Kabala ile ilgili ilginç olan şey, ne kadar çok çalışırsanız, şu anda oynadığınız bu görüntünün gerçekte var olmadığını o kadar çok anlarsınız. İnsandan geriye hiçbir şey kalmaz! Bizim dünyamızda, onun tarihinde, olumlu ya da olumsuz, büyük ya da ünlü olan insanları hatırlıyoruz. Ama geriye hiçbir şey kalmadı! Yaradan onunla öyle oynadığı için, rolünü oynayan, aynı bütünsel nokta bu devasa sistemin içinde kalır. Ve işte bu kadardır.

Yani çok basit bir görevim var. Kendi ilmimden hissettiklerimin en fazlasını yapmaya çalışıyorum. Çalıştığı kadar işe yarar, olmazsa olmaz.

“Neyin Doğru Neyin Yanlış Olduğunu Nasıl Bilebiliriz?” (Quora)

Bizler neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemeyiz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilen tek kişi üst güçtür. Kabala bilgeliğinde “doğa” (“HaTeva”), “Tanrı” (“Elohim”) ile aynı şeydir. Doğanın üst gücüdür. Bu üst gücü açığa çıkarırsak, o zaman neyin doğru neyin yanlış, neyin gerçek neyin sahte olduğunu bileceğiz.

Başka bir deyişle, Yaradan’ın (veya doğanın) görüşüne göre, doğru ve yanlışı tanımlamamız gerekir. Bunu kabul etmenin ya da anlamanın zorluğunu anlıyorum, çünkü bugün herkes Tanrı’yı istediği gibi tanımlayabilir ve hatta Tanrı olarak tanımladıkları adına insanları öldürmeye girişebilirler. Dahası, herkesin kendi Tanrısı olduğu için, dünya parçalanıyor ve bu yıkım, tek bir Yaratıcının, tek bir Tanrı’nın, yani doğanın olduğu konusunda ortak bir sonuca varmaktan başka seçeneğimiz olmadığını anlayana kadar devam edecek.

Doğanın kanunlarına göre, tüm farklılıklar ve dirençlerin üzerinde bağ kurmak, son derece önemlidir; bu demektir ki çeşitli rahatsızlıkların üzerinde bir araya gelmemiz gerekir.  Doğa, bütünlüğünü ve mükemmelliğini keşfetmemiz için bize bu seçeneği verdi. Böyle bir yöne doğru yola çıkarsak, kendimizi uyumlu ve barışçıl bir dünyaya ulaşmış buluruz ve doğru ve yanlış tanımlarımız yol boyunca kendi kendilerine işe yarayacaktır.

Manevi Doğum İçin Kendine Yardım Etmek

Soru: Perdeyi açıp, insanların ilgisini çeken tüm gösterişli şeyleri ortadan kaldırsak, hayatları boyunca peşinden koştukları her şeyi tamamen ellerinden alsak, o zaman hayatlarında geriye ne kalır? İnsanların bir hedefe ihtiyacı var, değil mi?

Cevap: O zaman, tüm dünyayı temizlemeniz ve sadece cansız, bitkisel ve hayvansal doğayı ve insanı bırakmanız gerekir. Bu kişinin; sakin bir şekilde yaşamasına izin vermelisiniz, bedeninin varlığını sürdürürken, diğer her şeyi insanlar arasındaki bağa yönlendirmelisiniz ki bu bağdaki üst dünyayı, gerçek doğayı, gerçek güçleri hissetmeye başlayabilsin.

Kişi; üst dünyanın hissine girdiğinde, alt katmanların: cansız, bitkisel ve hayvansal katmanların hissini kaybeder. Bu dünya, bu kozmos, bütün bunlar sadece onun henüz olgunlaşmamış bilincinde var olduğu için, kişi için bunlar ortadan kalkacaktır.

Kişi, güçler seviyesine yükselecektir. Bazı görüntüler biçiminde: işte bir duvar, burada bir masa vb. gibi tasvir edilenden ziyade; bu, var olan tek şeydir. Kişi, güçler dünyasında bunlar olmadığı için, bütün bunların var olmadığını anlayacaktır.

Bunların hepsi, benim hayvani duyularımla ilişkili olan güçlerin dış görünüşleridir. Diğer duyuların düzeyine yükseldiğimde yani güçlerin duyularına, o zaman bunların hepsi yok olacak. Bu nedenle, “Olam” (dünya) kelimesi “Neelam (yok olan)” kelimesinden gelir.

Genel olarak, yapmamız gereken bu. Bir sonraki seviyeye yükselebilecekken, neden bu seviyede ot gibi yaşayalım ki? Sonuçta bu dünyadan daha kötü bir şey yok! Neden kalalım ki?

Olgunlaşmanız ve yükselişiniz için gereken zamandan daha fazla burada kaldığınızda, korkunç zamanlar yaşamaya başlarsınız. Ana rahmindeki süresini aşan bir cenin gibi, aşırı olgunlaşmış bir meyve haline geliriz. Bu bizim için çok tehlikeli.

Şimdi bu tür zorlukları deneyimlemeye başlayacağız – sadece bekleyin! Bizi; dışarıya doğru itmek için, bir sonraki seviyede doğurmak için bize baskı yapacaklar. Biz kendimiz onlara yardım etmeliyiz!

“Birini Desteklemek Ne Anlama Gelir?” (Quora)

Birini desteklemek, onun arzularında kıyafetlenmek demektir. İhtiyaç sahibi kişinin, gerçekten neye ihtiyacı olduğunu, onda tam olarak neyin eksik olduğunu anlamalı ve bunun bir yetenek, güç veya bilgi olup olmadığını hissetmeye çalışmalıyız, böylece o kişinin ihtiyaçlarını tam olarak anlayabiliriz. O zaman, ona ihtiyaç duyduğu desteği, reddetmeyeceği hatta seve seve kabul edeceği şekilde, minnet ve anlayışla sağlamaya çalışabiliriz.

Başlangıçta, ihtiyacı olan kişi ile destek veren arasında hiçbir bağ yoktur çünkü öncelikle destek verenin,  ihtiyacı olan kişinin sorunlarına entegre olması gerekir. Sonrasında destek veren, ihtiyacı olan kişinin sorununun bir iç şablonunu içeren bir model oluşturur ve bu model aracılığıyla destek veren,  ihtiyaç sahibi kişiye destek olabilir.

Başkalarını desteklemek için,  onların ihtiyaçları, sorunları ve eksiklikleri ile ilgili olarak kendi içimizde bir form oluşturmamız gerekir. Kabala dilinde, böyle bir eyleme “Partzuf” inşa etmek denir. Sadece içimizde diğer kişinin Partzuf’unu inşa ettikten ve böyle bir iç model oluşturduktan sonra bunun üzerinde çalışarak, insanları nasıl destekleyeceğimize dair bir planımız olur. Daha sonra onları desteklemek için, ihtiyacı olan kişilere yaklaşabiliriz.

Böyle bir süreçte, kişilerin eksikliğiyle gerçekten bütünleşmemiz ve onların eksikliklerini kendi içimizde yaşamamız konusunda kesin olunmalıdır.  Hassasiyet gereklidir, çünkü onları destekleyebileceğimiz model budur.

Daha genel olarak, hayatlarımızın amacı hepimizin bir araya gelmesi, insanlığın “tek kalp tek adam olarak” birleşmesidir ve bunu yaparak tam bir insan imajına ulaşacağız. Bu, şu anda algıladığımız gibi bir insanın fiziksel bir görüntüsü değil, mükemmel bir şekilde bağlanmış insanlığın içsel bir görüntüsüdür.  İşte bu insan imajını – mükemmel bir şekilde bağlanmış insanlık – oluşturmak, birbirimiz için dilememiz gereken desteğin özüdür çünkü böyle bir durum bizim nihai hedefimizdir.

Yaradan’la Buluştuğumuz Yer

Haz alma arzumuzu açıklığa kavuşturana kadar ve bütün bir bağ sistemini ve onun kurucu özelliklerini ifşa etmedikçe, bu sadece özel bir şeyi temsil etmeyen bir arzu gibi görünür.

Ancak onun derinliği ortaya çıkmaya başladığında, bu sistemin ne kadar karmaşık olduğunu görürüz.

Bu nedenle kuantum fiziğinde, bilim insanları maddenin daha da derinlerine inerler ve her seferinde önceden bölünemez olarak kabul edilen, daha küçük temel parçacıkların içindeki bütün bir dünyayı ortaya çıkarırlar.

Bu şekilde, bizler de haz alma arzumuzun daha da derinlerine ineriz. Ama içinde ne görürüz?  Haz alma arzusunu yaratan üst ışığın onu nasıl etkilediğini ve onda direkt ışığın dört safhasını nasıl yarattığını görürüz. Ve bu dört safha aracılığıyla, ışık, haz alma arzusuna girdiği için, kendi yapısını onun içinde inşa eder.

Haz alma arzusunun kendisinde, arzudan başka bir şey yoktur. Ancak ışık, arzunun Aviut’unun (kalınlığının) beş safhasına (Şoreş, Alef, Bet, Gimel, Dalet), Sefirot, Olamot, Partzufim ve Kavim’e göre, sonsuz sayıda bağ ve form farklılıklar yaratır. Her biri  kendine has özelliklere, sonsuz sayıda farklılığa sahiptir -ve hepsi ışıktan gelir.

Bu nedenle, haz alma arzumuzu ne kadar açarsak, ışığı, Yaradan’ı ve O’nun doğasını o kadar çok ifşa ederiz. Ama biz O’nu maddeden, haz alma arzusundan ifşa ederiz ve buna “maddede kıyafetlenmiş form” denir.

Bizler, Yaradan’ın kendisini değil maddede gerçekleştirdiği eylemleri ifşa ederiz ve eylemlerden O’nu ediniriz, yazıldığı gibi: “Biz, Seni yaptıklarından bileceğiz.”

Biz, maddenin kendisine gireriz. Yaradan Kendini maddenin içine koyar ve biz de kendimizi aynı maddede ifşa ederiz ve orada Yaradan ile buluşuruz. Bu nedenle, Atzmuto ulaşılamaz kalır.

Yürümemiz Gereken Yol

Maneviyatta her şey zihinde değil, duygularımızda, arzu denen duyu organında olur.

Yaratılan varlıkları yaratmak ve onlara Yaradan seviyesinde edinime ulaşma fırsatı vermek için, arzuyu öyle bir duruma getirmek ve yaratmak gerekir ki Yaradan’ı yani tüm evreni hissedebilsin. Sonuçta, Yaradan’la, bize ulaşmamız için verilen tüm evreni kastediyoruz.

Bu nasıl yapılır? Başlangıçta yaratılan arzu, yavaş yavaş Yaradan’a benzemek için büyür; O’na tamamen zıt olan egoist eğilimi kendi içinde keşfeder, paramparça olur ve Yaradan’a zıt bir durumdan O’na benzer bir duruma gelmek için, kendisini yeniden yaratmak zorundadır.

Bu, esas olarak yürümemiz gereken yoldur. Bu yolun bir kısmı hazırlık sırasında henüz kendimizi hissetmediğimizde gerçekleşir. Tıpkı iki güç, baba ve anne, çiftleşerek daha sonra onlardan gelecek ve zaten bağımsız olarak gelişecek bir çocuğun (yeni bir arzu)  gelişimi için tüm koşulları yarattığında, dünyamızda bir insan kavramının ortaya çıkması gibi.

Kendimizi, bir yandan Yaradan tarafından kontrol edilen ve diğer yandan O’ndan kesinlikle bağımsız olan, gerçekten bağımsız arzular olarak hayal etmeliyiz. Bu, özgürlüğümüzün ne olduğunu ve doğrudan bağımlılığımızın veya bağımsızlığımızın ne olduğunu belirlememiz gerektiği anlamına gelir.

Bu iki karşıt güç, içimizde aynı anda çalışmalıdır. Onları dengelemeli, birbirine bağlamalı ve birbirlerini tamamlamaları için yönlendirmeliyiz.

Böylece, bu iki güçten – alma gücü ve ihsan etme gücü – “Yaradan’a benzer” olarak adlandırılan, bir şey büyüyecektir. Bu gücün içinde, Yaradan’a olan karşıtlığımız ölçüsünde, O’na benzer olmak için çalışacaktır. Daha sonra oluşan varlığa Yaradan’a benzer anlamına gelen, Adem denilecektir.

İnsanın Manevi Özü

Yorum: Bir Rus bilim adamı, iddiaya göre doğada DNA hayaleti olarak bilinen bir fenomen keşfetti. Kalıtım aygıtı olan DNA üzerinde yapılan bir dizi deneyden sonra varılan sonuçlar, keşfi yapan biyokimyacıları bile şok etti.

Bilim adamı, ölümden sonra genlerin tamamen yok olmadığını, bunun yerine bazı bilgileri taşıyan bir tür hayalet bıraktığını öne sürüyor. Hücrelerden atılan bir bilgi pıhtısı olan bu hayalet, yaklaşık 40 gün boyunca varlığını sürdürüyor. Ondan sonra kaybolmaya başlıyor, ancak tamamen değil. İnsan genetik aygıtına gömülü bilgi asla iz bırakmadan kaybolmuyor.

Cevabım: Doğada hiçbir şey yok olmaz. Sadece bir kişiye biyolojik egoist formunda baktığımızda bir çeşit görüntüsünü görürüz. Sonrasında zamanla bu görüntü ölür çünkü bu biyolojik form içindeki kişinin özü olan egoist arzu tükenir. Artık kendini dolduracak gücü kalmaz.

Arzu, deyim yerindeyse, her şeyden vazgeçer, yorulur, artık bu formda çalışmak istemez ve kendisinin anlamsız bir şekilde var olduğunu hisseder ve bu nedenle kişi ölür. Tüm bu görüntü varlığını sona erdirir.

Ancak bu sadece bizim egoist algımızdadır çünkü bizler bir kişiye belirli bir egoist nesne olarak bakarız. Biz onu sadece böyle görürüz ama aslında o sonsuzdur, mükemmeldir ve her türlü sınırlamanın ötesindedir.

Yani, biz burada gözlemciyi değiştirme ihtiyacından bahsediyoruz ve o zaman ölmekte olan insanları ve hatta insanların kendilerini görmeyiz. Bu koşulda bir insan yerine, onun var olan içsel manevi özünü görürüz.

Şimdilik, bu içsel manevi özden yani kişinin ruhundan, sadece kendi inşa ettiğimiz dışsal egoist kabuğu algılıyoruz. Kendimiz dahil her şeye baktığımız egoist filtremiz, dünyanın bütün resmini çarpıtıp tersine çeviriyor.

Doğada hiçbir şey yol olmaz. Sadece dışsal formlardaki her türlü değişiklik algımız içerisinde meydana gelir. Bir şeye bakıyorum ve bana öyle geliyor ki etrafımdaki her şey değişiyor. Ama gerçekte çevremde hiçbir şey yok ve aslında hiçbir şey değişmiyor.

Algıladığım bütün resim benim içimdedir. O, benim içimde değişiyor çünkü bencilliğim sürekli değişiyor, gelişiyor ve her türlü gelişim aşamasından geçiyor; bu yüzden bana öyle geliyor ki dünya gelişiyor. Yani tüm nesnelere baktığımda onları hareket halinde görüyorum. Gerçekte ise hareket yok ve ben sadece kendi içimde hareket ediyorum.

Yorum: Ancak bilim adamları hala daha ince parçacıklardan gelen bir tür dalga çerçevesi hissediyorlar.

Cevabım:  Onlar dışsal bir egoist form hissediyorlar. Ama aslında, onun içinde zaten kişinin manevi özü var.

Bir Kabalistin Günlük Hayatı

Soru: Çok sayıda insanla tanışıyorsunuz. Konuştuğunuz kişiyle iletişim kurmak için ne kadar zamana ihtiyacınız var?

Cevap: Gerçekte kimseyle iletişim kurmuyorum.  Çoğunlukla, konuştuğum insanlar sadece ilgilendikleri konuları değil, aynı zamanda girişimimizin genel konularını, Kabala’nın dünyaya yayılması vb. konuları da tartıştığım öğrencilerimdir. Onlarla özel bir iletişim kurmama gerek yok, sadece neden bahsettiklerini anlamam gerekiyor.

İletişim kurduğum çok dar bir insan çevrem var. Ağırlıklı olarak iletişimimiz, fikrimi sormalarıdır. Ayrıca, bilimsel veya diğer sitelerden en ilginç materyallerden seçmeler alıyorum. Bu materyallerden alıntılar yapıyorum, üzerlerine yorumumu yazıyorum ve bloga ekliyorum.

Blog sayfam çok geniş okuyucu kitlesi için tasarlanmıştır. Tabii ki burada, Kabala ya da Kabala’ya neyin getirdiği ve buna neden ihtiyacımız olduğu ele alınmaktadır. Ancak, genel olarak, oldukça yalındır. Ekonomi, siyaset ve öğretim hakkında materyal sağlar, böylece giren bir kişi genel bilgi de edinir.

Çeşitli medya kanallarında, Kabala’nın dağıtımı veya bütünleyici eğitim metodolojisi ile meşgul öğrencilerim de oradan materyal alır veya ufuklarını genişletmek için okurlar. Blog yazmak gün içinde çok zamanımı almıyor ama yine de sistematik olarak bunu yapıyorum.

Kabalistik materyaller üzerinde çalışmak, onları işlemden geçirmek ve hazırlamak dışında kalan zamanımı çoğunlukla stüdyomuzda program çekimleriyle geçiriyorum. Derse ek olarak bu, günde üç saatimi alıyor. Zamanım böyle geçiyor.

Gerçekte kimseyle iletişim kurmuyorum, buna ihtiyaç duymuyorum. Ne için? Ne veriyor? Bir zamanlar ziyaretçi kabul etmekle meşguldüm. Her gün onlarca kişi sorunlarıyla bana geldi.

Çok nadiren evden çıkıyorum, bir yere gidiyorum ya da ofisimin dışında bir şeyler yapıyorum. Bu benim karakterim, buna ihtiyacım yok. Ayrıca, bu dünyanın prensipte bir tiyatro ve gösteriş olduğunu önceden bilerek, ona doğru çekilmiyorum, bu dikkatimi dağıtıyor. Ben her zaman kendi içimde yaşadım ve yaşıyorum; hatta Kabala’dan da önce, en başından beri ben böyle bir insanım.