Category Archives: Kabala

Yaş ve Motivasyon

Soru: Karışık yaş gruplarını nasıl motive ederim? Örneğin, integral eğitim kursumuza farklı yaşlardan insanlar: gençler ve yaşlılar katılacaktır. Elbette gençlerin motivasyonla ilgili bir sorunu var. Herkes kendi arzu seviyesinde olduğundan, onu artırmak için herhangi bir genel ilke var mı?

Cevap: Bununla ilgili diğerlerinden daha az sorunumuz olabilir çünkü yaş, cinsiyet veya gelişimden bağımsız olarak tüm insanlara, neden birleşmemiz gerektiğini, neden Kabala bilimine ihtiyacımız olduğunu, bir kişiye ne verebileceğini ve zamanımızda ona ne kadar ihtiyacımız olduğunu açıklayabiliriz.

Bu nedenle, çok farklı yaş, seviye, eğitim niteliklerine sahip vb. kişiler birbirini anlayabilecek ve birlikte çalışabileceklerdir.

Üst Dünyayı Biz İnşa Ederiz

Bizler üst dünyaya girmeyiz, onu inşa ederiz. O, hazır olarak mevcut değildir. Bizim için hazır olan tek şey, bunu yapmamız için gerekli şartlardır. Manevi dünyayı, alma arzumuzdan inşa ederiz, onun üzerine bir kısıtlama, perde ve yansıyan ışık oluşturma yoluyla. Bu yansıyan ışıkla üst dünyayı inşa ederiz.

Yansıyan ışığımız ne kadar yüksekse, derece de yükselir, üst dünyanın ne olduğunu daha iyi tasvir edebiliriz. Bundan öncesinde o yoktur. Her şey sadece bizim arzumuzda var olmaktadır: ya alma ya da ihsan etme uğruna. Bunun ötesinde, arzularımızda ve niyetlerimizde olmadığı için hakkında tek bir kelime bile söyleyemeyeceğimiz üst kaynağımız vardır.

Arzularımızda ve niyetlerimizde ifşa olan şeye Yaradan (Bo-Re) –gel ve gör, denir. Üst dünyayı, birbirimize karşılıklı ihsan etmeyi amaçlayan, arzularımızdan inşa ederiz. Ve buna “ruh” denir.

Bitiş Çizgisi Mi Yoksa Ceza Yayı Mı?

Evrim kesinlikle bizi gönüllü olarak veya ıstırap yoluyla Yaradan ile form eşitliğine götürecektir; burada sadece iki yol vardır. İlk başta, doğanın güçleri nedeniyle tüm dünya bilinçsizce gelişir. Ancak kişi, gelişimin belirli bir aşamasından başlayarak, hayvansal varlığından kopar ve kendi içinde, Yaradan’a benzer bir manevi form olan bir kişi geliştirir.

Bu tür insanlar, üst bir gücü kendilerine çekip gelişimlerini hızlandırabilirler ve kendi kendilerine, açık bir kanal aracılığıyla, bu gelişme gücünü herkese aktarabilirler. Sonuç olarak, tüm kötülükler iyiye dönüşecektir, ancak bu sürece aktif katılımcılar olarak katkıda bulunmalıyız.

Gelişim sürecinin bitiş çizgisindeyiz ve bu nedenle geriye atılmamak için aktif bir rol almaya değer. Aksi takdirde, çocuk oyunlarındaki gibi, bir oyuncunun her defasında birkaç adım ileri gitmesi, fakat bir sonraki zar atılması ile aniden neredeyse oyunun başlangıcına geri gönderilmesi gibi bir tehlike ortaya çıkar.

Evrimin ceza yayına böyle bir dönüşten kaçınmak istiyorsak, doğa yasalarına, Yaradan’ın yasalarına uymalı ve daha fazla birleşip üst güçle bağ kurmaya çalışmalıyız. Ve sonrasında bizden dünyaya daha fazla ışık akacaktır.

Dünya hiçbir şey için suçlanmamalı, her şey “İsrail” in Yaradan için çabalayan kısmına, tüm ulusları birbirine, tüm bu çemberi bir hat aracılığıyla doğrudan bir kanal ile Yaradan’a bağlayanlara bağlıdır.

Yaradan ile Aramızdaki Adaptör

Kişinin düşüncelerini ve arzularını, olabildiğince fazla limitin üzerine doğru değiştirmesi, onları Yaradan’a atfetmesi, üst güce bağlanması için gereklidir. Bu, Yaradan’a bağlı kalmama yardımcı olan, bir bağ adaptörü görevi gören onlu aracılığıyla yapılabilir.

On’luyu doğru bir şekilde düzenlersek, üst gücü onun aracılığıyla göreceğiz, onu kavrayabileceğiz ve kendimizi ona gittikçe daha fazla ayarlayabileceğiz yani bağımızda daha da fazla arzu ve düşünceyi iyi ayarlayabilecek ve böylece Yaradan’a daha yakın olacağız.

Acıların Üstesinden Nasıl Gelebiliriz?

Soru: Acıların üstesinden nasıl gelebiliriz?

Cevap: Acının üstesinden bilgi ile gelirsiniz. Neden, nasıl ve neye doğru hareket ettiğimi bilirsem, eylemlerimi ve attığım adımları net bir şekilde anlarım ve acıların beni hedefe doğru iten, iyi olan Yaradan’dan kaynaklandığını dikkatlice incelemeye ve anlamaya çalışırım. Ama hedefe doğru ilerlemek istemediğim ve buna direndiğim için, küçük inatçı bir çocuk gibi acı hissederim. Üst Güç  ile aynı fikirde olmadığım için acıyı kendime doğru çekerim.

Soru: Akıl zihindir, beyindir, acı ise duygulardır, kalptir. Eğer durum buysa, akıl kalbin üstesinden gelir mi?

Cevap: Akıl duyuları yönetir. Doğru niyetimiz ve grupta gerçekleştirdiğimiz doğru eylemlerle, belirli güçleri çağırırız ve bunlar duygularımızı değiştirir.

Maneviyata Doğru Hareket

Soru: Prensip olarak, sürekli onlularda çalışıyoruz. Şimdi eksik olan neyimiz var, bir tür dürtüsel çabaya, dışsal birlik içindeki içsel çalışmamız aracılığıyla bir atağa mı? Başarılı olmak için onludaki çalışmamıza ne eklememiz gerekiyor?

Cevap: Yavaş yavaş değişiyoruz. Bunu, size sunduğum materyalden ve onun nasıl aktığından anlayabiliyorum.  Bu rastgele materyal değildir. Bizler, bir aşamadan diğerine geçerken her dersten önce hazırlarız. Ayrıca düşüncelerimi Twitter’da biçimlendiriyorum.

Görüyorum ki ilerliyoruz, onlular güzel yapılandırılmış ve arkadaşlar bunlara katılmaya kayıtsız değiller. Başlangıçta onlularda çalışmak zorunda kaldılar, sonra başka seçenekleri olmadığını anladılar çünkü gerçekten böyle olmalıdır.

Şimdi onlar, sadece olmaları gerektiği için onluda değiller, egoist anlamda bile onlu aracılığıyla bir şeyi algılamaya başladıklarını hissediyorlar. Onlu vasıtasıyla kurtuluşun gücünü, ifşanın gücünü, ilhamı, tüm arzuları, tüm ışığı ve tüm maneviyatı ortaya çıkaracaklarını anlamaktalar. En azından önemli bir şey olarak, maneviyatla değerli bir ilişki kurduklarını görüyorum.

En azından kimse onluya kayıtsız kalamaz,  bu hareketi hissetmemizin nedeni de budur, ve bu çok iyidir.

Islahın Nesli

Virüs için güvenilir bir çare vardır: bağ kurmak. Bu tüm sorunlardan bir cankurtarandır çünkü kesinlikle küresel ve bütünleyici olan doğaya benzer hale geliriz. Bu şekilde bağlanırsak, hayatımızın tüm sistemlerini doğru bir şekilde ayarlayacak olan doğanın ortak gücüne daha bağlı hale geliriz.

Doğada hepimizi kontrol eden genel bir yasa vardır. Bu yasaya yakınlaşmak ve onunla doğru etkileşime girmek için bağ kurmalıyız. Tıpkı cansız maddelerin, bitkilerin ve hayvanların tek bir ortak yaşamda birbirine bağlı olması gibi, insanların da bağ kurması gerekir.

Öyleyse neden doğada birinin diğerini yok ettiğini görüyoruz? Bunun nedeni biz insanların birbirimize egoist davranmamızdır ve egoizmimiz doğanın: cansız, bitkisel ve hayvansal diğer tüm seviyelerini etkiler. Eğer egoist arzumuzu ıslah, kurt kuzunun yanında huzur içinde yaşar ve doğada hiç kimse diğerine saldırmaz.

Doğa ile uyum içinde olmanın faydasını göreceğimiz herkes için aşikardır. Bizim neslimizde, bu uyum tüm insanlık tarafından sağlanmalıdır ve bu nedenle, buna ıslahın nesli denir.

Kabala’da Bilgi Transferi

Soru: Manevi bilgi taşıyan birçok kitap, öğretmeni dinleyen ve sonra onun söylediklerini yazan öğrenciler tarafından yazıldı.

Modern araştırmalara göre, bu bilgi aktarım yöntemi, onun çarpıtılmasına yol açmaktadır çünkü diğer kişinin söylediklerinin yalnızca % 25’ini duymaktayız. Böyle bir aktarım nasıl güvenilir olabilir?

Cevap: Kabala’da bilgi aktarımı fiziksel dünyadakinden farklı bir şekilde gerçekleşir çünkü öğrenci sadece öğretmeni dinlemekle kalmaz, bir dereceye kadar egoizminin üzerine çıkarak ona ulaşır ve sonra edindiklerini yazar. Ve hala öğrenciden geçmesine rağmen, tamamen farklı bir bilgi aktarımı gerçekleşir, tamamen farklı bir kanaldır, bu da öğretmen ve öğrencinin niteliklerinin benzerliğinden gelir.

Bu nedenle öğrenci, öğretmenin söylemediği ancak bu derecede olan şeyleri bile “duyabilir”.

Toplumun En Küçük Öğesi Onludur

Soru: İletişimin var olması için, bilgi alma ve iletme, kodlama ve kod çözme kuralları gereklidir. Bu kurallar, yani verme ve alma yasaları nelerdir? Kişi bunu öğrenebilir mi?

Cevap: Evet, insanlar bu konuda eğitilmelidir. İletişim becerileri çok önemlidir. Onların yokluğunun, bizleri nasıl birbirimizi yanlış anlamaya, inzivaya götürdüğünü görüyoruz. İletişim pratik olarak her şeydir.

Gerçek şu ki, bizler başlangıçtan egoistler olarak yaratıldık, egoizmimizle barış içinde yaşayabileceğimize ve hiç kimseye ihtiyacımız olmadığına inanıyoruz. Ve birine ihtiyacımız olursa, o sadece bir dereceye kadar tahammül edebileceğim ve kullanabileceğim biridir. Ama bu kesinlikle yanlıştır. İnsanlara toplumun en küçük biriminin aile değil on kişi olduğunu anlatmak gerekir. Aile hayvansal seviyede bir birimdir. Ve bir sosyal birim, ruhen size yakın olan, hayatta ortak bir amacı olan ve onu somutlaştıran on kişidir. Bu koşullar içinde, kişi mutlak sonsuz durumlara kadar gelişebilir.

Soru: Bu on bir ömür boyu değişebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Yani “on” ile içsel bir terimi kastediyorsunuz,  on kişi diye, kişi sayısını değil?

Cevap: On kişi aynı zamanda on farklı bireysel arzu kombinasyonunu içeren fiziksel bir niceliktir. Kabala’da bunlara kalpteki noktalar denir.

“Hayatın Anlamı Nedir? Hayatımızın Tek Amacı Mutluluk Mudur? ” (Quaro)

Mutluluk hayatımızın amacı değildir çünkü hissettiğimiz her mutluluk bizimle birlikte ölür. Eğer sonunda ölüyorsa ve bu ortadan kayboluyorsa, mutlu olmaktan nihayetinde ne kazanırız ki?

Hayatımızda mutluluk ya da dünyamızdaki özgürlük, sevgi ve başarı gibi diğer yüce hisler aracılığıyla bir amaç bulmakla ilgili olarak Kabala bilgeliği bunu Firavun olarak tanımlar. Firavun, mutluluğu ve diğer dünyevi zevkleri hayatın amacı olarak gören ve onu mezarına kadar takip edeceğini düşünen egoist ve materyalist bir hükümdardır. Bununla birlikte, bu hayatta elde ettiğimiz hiçbir mutluluk daha sonra devam etmez ve bu nedenle, gözümüzü ebedi ve sonsuz bir amaca dikmek akıllıca olur.

Hayatın ebedi ve sonsuz amacı nedir?

Bu sadece ruhumuzda, bedenimizin üzerinde, şu anda bildiğimiz ve beş duyumuzla hissettiğimiz her şeyin ötesinde var olmaktadır. Böylesine yüksek bir alanla temas kurarsak, hayatımızın amacına ulaşırız. Üstelik bunu mevcut bedenimizde yaşarken de yapabiliriz.

Bizi yöneten bu daha üst alanın  (“üst alan”, bedensel zihnimizin ve duygularımızın kavrayabileceğinin üstünde olan) algı ve duyumunun elde edilmesi, bize nereden geldiğimize, nereye gittiğimize, neye ve kime ait olduğumuza, bizi neyin yarattığının yanı sıra nasıl ve neden yaratıldığımıza dair tam bir algı ve anlayış verir.

Dahası, bu üst alana erişerek, gerçek ve sonsuz mutluluğu da keşfederiz. Bununla birlikte, bu tür bir mutluluk hayatın kendi başına amacı değildir, daha ziyade hayatımızın amacına yani ebedi gerçekliğe ulaşmanın bir yan ürünü olarak gelir.