Category Archives: Kabala

Olgunlaşmış İnsanlığın İlk Nesli

Michael_LaitmanKabala kitapları, bu dünyanın terimleriyle, manevi kökleri arasındaki ilişkiyi anlatan dalların dilinde yazılmışlardır. Bu yüzden, kelimeler ve hikayeler ile doldudur ki bunlar ilmin içinden olmayan kişilerin, farklı peri masalları hayal etmelerine neden olabilir. Birçok ulus, Kabala Bilgeliği’nden belli miktarlarda bilgileri kullanmışlar ve tüm felsefe ve bilimlerini bunun üzerine kurmuşlardır.

Günümüzde dahi, sadece izlemiş oldukları filmeler ya da hakkında okudukları kitaplarla,  Kabala Bilgeliği’nin ne ile ilgili olduğunu bildiğine inanan insanlar vardır. Fakat, gerçekte, bunlar kişinin aklını çok daha fazla karıştırırlar.

Örnek olarak, kısa zaman önce, televizyonda Kabala ile ilgili bir belgesel serisi vardı. Bu belgeseli izledikten sonra, açık ve net olan tek bir şey vardı ki, o da insanların Kabala’nın gerçekten ne olduğu hakkında fikirleri olmamasıydı.  Bu belgeselde gösterdikleri gibi, kadınların dans etmeleri, diet yapmaları, törensel giyinmeleri, kartlar v.b gibi konular ile hiçbir ilgisi yoktur. İnsanlar, “Kabala” ismini, Kabala ile hiç bir şekilde ilgisi olmayan konuları tarif etmek için kullanıyorlar.

Bu yüzden, günümüzde Kabala Bilgeliği’nin ne olduğu hakkında çok daha fazla kafa karışıklığı vardır. Bizim neslimiz, Kabala kitapları ile ilgilenmelerine izin verilen ilk nesildir ki bu sayede herkes onlardan öğrenebilir.

Artık, bir Kabalistin tüm bilgilerini, o da diğerlerine aktarsın diye, bir öğrenci arayışına girmesine gerek yoktur. Günümüzde, artık sokaklara çıkıp, bu bilgileri aktarmak için, onu öğrenmek isteyen ve aynı zamanda bu bilgileri aktarmaya devam etmek isteyen herkesi Kabala Bilgeliği’ni çalışmaya davet edebilirsiniz. Tüm neslimiz, Kabala Bilgeliğini doğru bir şekilde kullanarak bir sonraki seviyeye, üst dünyaya yükselebilecekleri, seviyeye yükseldi.

“Yeni Bir Yaşam” programından 18/12/2014

Egoist Algının Bir Krizi

Dünya 2008’den önce herkes için bariz hale gelen bir krizin içine girdi. Ancak, öncesinde hiç kimse bu konuda konuşmak istemedi. Bu sadece borsanın düşmesi veya bazı bankaların iflası gibi değildir, küresel kriz tüm dünyayı kapsamaktadır. Dünya tamamen tek bir sisteme bağlı olduğunu görmeye başladı, ancak bu sistem iyi değildir.

Biz birlikte çalışmak istiyoruz. Avrupa çaresizlik ile birlik olmuştur,  çünkü biz tamamen birbirimize bağımlıyız. Ancak, bizi bağlayan yasalar egoist yasalardır, bu yüzden birbirimizi doğru kullanmak yerine, birbirimize zarar veriyor ve mahvediyoruz.

Bu daha önce böyle değildi. Uluslararası ticaret, uluslararası ilişkiler, üniversiteler, fabrikalar, şirketler ve ülkeler gelişti. Her şey, karşılıklı yarar sağlama, “Sen-Ben, Ben-Sen” prensibine göre iyi çalıştı ve gelişmek mümkündü.

Ama sorun, kapalı bir sisteme, integral bir ağa dönüşen Dünyadaki özel bağımlılıklardır. Bu, artık eski ekonomik bir sistem, politik ve  bazı ülkeler arasındaki siyasi ve kültürel ilişkiler değildir, bunu yerine aramızda benzersiz yeni ilişkilere ihtiyaç vardır.

Bununla birlikte, bu benzersiz ilişkileri anlamıyoruz çünkü doğamız gereği egoistiz. Hepimiz dünya çapında bütün olarak birbirimizle bağlantılı olsak bile; normal, egoist, kapitalist standartlara göre birlikte çalışmaya devam ediyoruz ve bu yüzden bu bağlantılar çalışmaz halde.

Kriz budur. Dünyada aramızda kurmamız gereken, yeni yollarla bağlanmış yeni ilişkiler ile buna ulaşmak için yetersizliğimiz arasındaki çelişki bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

İnsanlar eskisi gibi var olmaya devam edebileceklerini  düşünüyorlar. Ancak dünya, insan toplumu ve bütün hareketsiz, bitkisel, hayvansal ve insanlığın dâhil olduğu doğa, şimdiden tavırlarımızı değiştirmemizin gerekli olduğu bir sistem haline gelmiştir. Bu özellikle insanlardan istenmektedir hareketsiz, bitkisel ve hayvansal doğadan değil.

Bu yüzden, krizin sebebinin derinliklerine inmeyi düşünürsek, sebebinin algımız olduğu açıklığa kavuşur. Bütün mesele; aniden kendimizi içinde bulduğumuz ortak ilişkilerin bir bağ türünde olduğumuzu farkında olmamamız ve hep birlikte bu ağın koşullarına göre nasıl davranmamız gerektiğidir.

Burada, Kabala imdadımıza yetişiyor. Grup içerisindeki dostlara nasıl davranıyorsak Dünyanın da aynı şekilde ona göre  hareket edeceğini açıklar, herkesin dostlara yardım ettiği, diğerleri ile aynı arzulara entegre olmuş, herkesin tek bir kalbe sahip  olduğu.

Dünya bunu istesin ya da istemesin, şimdiden bu bağlantılara göre davranmaya başladı ve insanlık için dışarı çıkmadan ve onlara öğretmeden ve bugün neler olduğunu onlara anlatmadan, Kabala bilgeliğini uyguluyor olmuş olmayız. Bu bilgiyi almış olduğumuz misyonu yürütüyor olmayız.

Bu Durgun Dünya

Michael Hoffman’nın görüşleri (PhD, Columbia Universitesi, NewYork): “Gelişen bu yüzyılda bir kişinin manevi özgürlük ihtiyaçı sorgulandı.  İnsanlar özgürlük değil, ancak güvenlik aramakta. Bir iktisadi toplumda özgürlüğün herkesin kendi hakkını düşünmek olduğu varsayılır (taktir edelir) herkes kendi istediklerini ve nasıl istediklerine karar vermeye hakları vardır.

Medya tarafından beyni yıkanmış bir kişi ile kitle kültürünün anlayamadığı, piyasanın  kişiye empoze etmeye çalıştıklarını değilde  kişinin diğerlerine ihtiyacı olduğudur. Herkese büyük bir seçim aralığı verilir, fakat bu kişisel bir seçim aralığı değildir, bu seçim sistem tarafından programlanır. Büyük şehirlerde, milyonlarca insan izole edilmiş olarak yaşamakta ve birbirlerinden nefret etmektedirler.

Toplum saldırganlığı besler,  genel bir rekabet atmosferi kaliteyi gerektirir ve aynı zamanda bunu bastırır. Artan baskı bunun tersi bir reaksiyona yol açarak, en aşırı şekillerde gizli saldırgan bir enerjinin açığa çıkmasına sebeb olur. İnsanın varlığı monotondur, tüm değişiklikler hayatımızda hiç bir şeyi değiştirmez. Bir kişi hareket halinde iken bu hareket ancak fiziksel olup, iç dünyası hala durgundur.”

Benim Yorumum: Sadece durumumuzun kötülüğünün tanımlanması yolu ile kendimize karşı olan tutumlarımıza ve böyle bir yaşama  son vererek bir çözüm bulacağız. Ancak tam bir çaresizlik bizi belirleyici bir  harekete geçirmeye zorlayacaktır. Ama böyle bir durum, uzun sureli bir ızdırap çekmeyi önliyebilmek için önceden gelen ızdıraba karşı bilinçi bir hal almak ve yeni gelişmelere doğru yönde hareket ederek başarılabilir.

Bu yol Kabala Bilgeliği tarafından sunulmakta çünkü bu erdemliliğin eğitimini alarak kendimize erdemlilik ışığını çekebiliriz ve  ilerlemek ızdırap tarafından itilerek değilde bunu yerine her çeşit  keyfin çekimi ile sağlanabilir.

Kabala ve Mizah

Aldığım bir soru: Kabalistler mizaha nasıl bakar? Hiç Kabalist şakası var mıdır?

Cevabım: Rabaş (Kabalist Baruh Aşlag)’ın yanında geçirdiğim 12 yılın ilk yılında; mizahı, şakaları, hazırcevaplığı, keşifleri, beklenmeyen durumları ve kalender bakış açısını ne kadar sevdiğini gördüğümde çok şaşırmıştım.

Bu tür şeylerle bağ kurmak bir Kabalist için kolaydır, çünkü daima genç kalır! Neden? Çünkü ruh durmaksızın gelişmektedir ve bir Kabalist’in ruhsal gelişmesi onu çocuk gibi hissettirir. Dışarıdan nasıl gözüktüğü bir yana, Kabalist tamamen kendi olmaz, aslında dünyadaki diğerlerinden daha basit hale gelir.

Genç bir ruhu oluştururken, bir Kabalist için ebedi içsel devrimler geçirmek –araştırmak, kendisi ile fikir ayrılığına düşmek, analiz etmek ve kendini ve çıkarını düşünmeden karar vermek- karakteristiktir.

Kabalist dünyasal (egostik) doğasını Üst Doğa perpektifinden –Yaradan’ın kendisine baktığı yönden, “Kalpteki Nokta” ya da ihsan etme niteliği -izlerken bu perspektifi haklı çıkarmaya çalışır.

Bir Kabalist sabit, iç çelişkiler deneyimler ve bu deneyimler uzlaşma veya mutabakat ile değil, “sen” (almak) üzerinden “senin zıttını” (ihsan) savunarak çözülür.

Yani şakalar, mizah ve nükte, bağdaşmayanları bağdaştırmak için yöntemlerdir –hepsi (ilkel çeşitler hariç) hayatın çelişkileri üzerine inşa edilir, bundan dolayı Kabalist’e aşina ruhsal durumları andırırlar.

Bu arada, birisinin yaptığım şakaları topladığını duydum (ya da benim hakkımda yapılanları)…

Ruh Halim: neşeli

Yayım Tarihi: March 24th, 2008 at 11:09 am

Kabala ve Sufizm

Soru : Kabala bilgeliği ile Sufizm arasındaki benzerlik nelerdir ve nerede birbirlerinden uzaklaşırlar?

Cevap : Sufizm Kabala bilgeliğine zıt değildir. İkisi de aynı şeyden bahseder. Ancak Sufizm yaradılışın inşa edilmesi tekniğini, yaradılışın sistemini ve idaresini anlatmaz. Kitlelere daha çok adapte olmuştur çünkü insani ve manevi problemlerin çözümü hakkında konuşur ama dünyamız seviyesinde.

Sufizm üst dünyanın yapısını Kabala bilgeliğinde  kayda geçirildiği gibi kesin bir şekilde anlatmaz. Sefira, Partzufim, Olamot, Or, NRNHY;KHB;ZON;Tzimtzum; Masah; Or Hozer ve geri kalan diğer tüm kavramlar. Yalnızca Kabala bilgeliğinde “semavi mekaniği”nin verilmiş bir anlatımı vardır.

Prensipte, buna hiçbir ihtiyacınız olmadığını söyleyebilirsiniz. Aslında bu böyle değildir. Üst Dünyayı edinmeye başlayınca, bu mekanikler ihtiyaç olmaya başlar. İçinizde  sadece duygularınıza veya yönlendirmelere dayanarak düzen ve arınma yapamazsınız. Sizin için yol gösterici bir insandan içsel bir karaktere dönüşmüştür. Yüzleri görmezsiniz onun yerine Yaradan’ı hissedersiniz. Daha sonra daha derin tanımlara ve hislere ihtiyaç duyarsınız, daha ince ve daha ölçülü safhalarla çalışmak zorundasınız.

Sufizm konusunda bir uzman değilim ama bana Kabala’nın bir parçası gibi geliyor. Ve eğer doğru Sufizm’in içine daha derin bir biçimde girersek, o zaman bölünmenin nerede olduğunu keşfetmek mümkün olabilir. Aslına göre, Sufizm kişiyi amaca yönelten doğru bir çalışmadır ancak belirli bir sınıra kadar.

Hepimizde egonun farlı seviyeleri var. Sufizm egonun derin seviyelerinde durur. Büyük bir egoya sahip insanlar için, Sufizm yeterli değildir, kendilerine karşı daha büyük bir silaha ihtiyaçları vardır. Bu nedenle Kabala bilgeliğine ihtiyaç duyarlar.

Ne yazık ki, Sufizm gelişimini belirli bir süre için durdurdu. Bugün Islam dünyasında istenilmemektedir. Bu büyük bir utançtır çünkü bir zamanlar Sufizm sayesinde Yahudiler ve Müslümanlar arasında bir bağ vardı.

Soru: Sufilerin arasında arkadaşlarım var. Onlara gelişimlerinin bu yolla ne şekilde değişebileceğini anlatabilir miyim?

Cevap: Bence Sufizmle uğraşanları Kabala bilgeliğiyle etkilemek için zaman harcamaya değmez. Biz zorlamaya karşıyız. Bizde giriş ve çıkış serbesttir. Gelebilir, dinleyebilir ve gidebilirler, burada bir zorlama yoktur. Ama ben olsam onlara popüler bir Kabala kitabı verirdim ve onlar da benzerlikler nerede ve ayrı olan noktalar ne görürülerdi.

Prensipte Kabala bilgeliği Tora’nın içsel kısmıdır ve Kuran’ın birçok bölümü Tora’ya dayanır. Tora tüm dinlerin temelini oluşturur. Bu yüzden burada herhangi bir çelişki yoktur.

Yaradan’ın İfşasının Dili

Baal HaSulam, “‘Kabala Öğretisi ve Öğretinin Özü’”: İsimler, tanımlar, numeroloji tümüyle Kabala ilmine aittir. Diğer dillerde de bulunmuş olmasının sebebi tüm dillerin Kabala bilgeliğine dâhil olmasındandır. Bu böyledir çünkü bunlar özel durumlardır öyle ki diğer diller tarafından desteklenmelidir.’’

Kabala dili Yaradan’ın ifşasının temel dilidir. Prensipte edinimin tüm dört dili bunun için vardır. Ancak, diğer üç dil (Tanah, Halaha, Hagada) “eşlik edendir”, bu diller Kabala diline dâhildirler fakat kendi varlıklarıyla farklı dokunuşlar eklemelerinden dolayı kendi başlarına var olurlar.

Böylece, Yaradan’ın ifşası için dört görünüşü de içeren tek bir dil vardır. Kabala dili her şeyi içerir, diğerlerinden daha yüksek seviyededir ve her şeyi içerisinde barındırır. Tüm semboller, varlığın tüm formları, Kabalistlerin kitaplarında okumuş olduğumuz her şey insanoğluna Yaradan’ın ifşasını açıklamak için oluşturulmuş dilde yazılır. Her şey sadece bu amaca yönlendirilir.

Bu yüzden Baal HaSulam “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”te yazdığı gibi, farklı nesillerin Kabalistleri yani maneviyatı edinmiş insanlar tarafından yazılan kitapları açan kişi bunu bu amaç için kullanmazsa,  kendisi üzerine olumsuz sonuçlar getirir. Yaklaşan şafağı öven bir horoz yerine sadece karanlıkta yaşayan ve bizim için zaten yaklaşmış olan gün ışığına direnç gösteren bir yarasaya dönüşür.

21.11.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Ruh Neyin İçine Kıyafetlenir?

Baal HaSulam, “Barış”: …nesilden nesile değişen bedenleri görmemize rağmen, bu yalnızca bedenler ile ilgili bir hususdur. Fakat ruhlar, bedenin kendi özleri olup, yok olmazlar, yeniden konumlandırılırlar, fakat bedenden bedene, nesilden nesile hareket ederler.

”Beden” alma arzusunu temsil eder. Şayet onun içinde ihsan etme niyeti var ise, o zaman tabiattaki benzerlik kuralına göre, Işık onun içinde kıyafetlenir. Işık’ın en küçücük temel parçacığına (ruhun ilk seviyesi) ”Nefeş” adı verilir. Genelde, ıslah edilmiş arzuyu kıyafetlendiren Işık farklı bir ruh seviyesine aittir ve ona ”Neşama” denir. Bizler hiçbir zaman en yüksek Işıkları, yani Haya ve Yehida‘yı, ıslahın sonuna ulaşana kadar tamamen ifşa edemeyeceğiz.

Aslında var olanın tümü kap ve Işık’tır. Işık’ın kabın içine çıkamadığı zaman da olur; bu nedenle, kabı  azıcık ”aydınlatır” ki,  böylece canlı kalabilsin. Aynı zamanda doğru niyeti elde ederek de kabın Işık’a benzer hale geldiği haller gerçekleşir. Alma arzusu ve Işık tanımları itibariyle birbirine zıttır; nitekim Işık devamlı ihsan eder. Bunun yanı sıra, alma arzusunun üzerinde ihsan etme niyeti var ise (”koşulsuz inanç” veya ”yansıyan Işık”),  o zaman alma arzusu Işık’a benzer hale gelir ve bu nedenle Işık ile dolar çünkü aralarında bir bağ vardır. Işık’ın alma arzusuna alçalmasına, ”Nefeş”, ”Ruah” veya ”Neşhama” denilir.

Kabala bilgeliği, ıslah olmuş alma arzusu ”beden”inden bahseder. Diğer yandan da, bizim güncel arzumuzda ruh yoktur, ”Nefeş” seviyesinde bile yoktur. Bizler burada fiziksel bedenlerden bahsetmiyoruz, nitekim bedenler bu ”aldatıcı” dünyanın bir parçasıdır.

Kabalistler tarafından yazılan kitaplar,  ne tıbbi  bilgiler klavuzu ne de anatomi ders kitapları değildir. Onlar maneviyat ve ruh hakkında bahsederler. ”Ruh” Yaradan’ın  bir parçasıdır,  yani yerine getirme ve memnun etme arzusu. Bunun bu dünyayı ”besleyen” güncel arzularımız, ”hayvansal” seviye ile alakası yoktur. Hayır kesinlikle! Bu bizim Yaradan’a olan arzumuz ile ilgili olup, ”konuşan” seviye  (insan) ile ilgilidir.

Bizler bu arzuları nerede buluruz? Bunlar bizim fiziksel hissiyatımızda değil, yalnızca dostlar grubunda bulunabilir. Bu bizim neden fizyoloji ve beden ile ilgili olanı neden atlamamız gerektiğini açıklar. Kabala bunlardan bahsetmez. Kabala Yaradan’ı arayışında iken içimizde meydana gelen arzuları, bunların ”iyi” ihsan eden arzular veya ”kötü” olan, O’ndan ”çaldığımız” arzular olup olmadığını inceler.

Bu ilişkiler misafir ve ev sahibi örneğinde çok iyi şekilde açıklanmıştır. Ben üzerinde yemek dolu masada oturduğumda, bu benim önümde ne olduğu değil, fakat kimin ev sahibi olduğu ile ilgilidir. Bunun dışında kalan, ”hayvansal” seviye ile ilgilidir ve sahnenin geri planında bırakılmalıdır.  Olay şu ki, ben ev sahibinin karşısında oturuyorum!  Onunla nasıl bağ kuracağım. O benimle nasıl bağ kurar? Aramızda devam eden nedir? Bu Kabala bilgeliğidir ve bunun hepsi maneviyat ile ilgilidir.

8.3.2013 tarihli Kabala dersinin 4. bölümünden,“Barış”  

Kabalistlerin Kollarında

Soru: Benim dünyayı algılayışım, ruhu yani manevi algılayışı kazanana kadar, devamlı yenileniyor mu?

Cevap: Zamanla bu dünyanın kendi yüzeysel algılayışınızdan daha da karmaşık olduğunu keşfedeceksiniz. Hareketlerin arkasındaki kuvvetleri hissedeceksiniz ve görünmez dürtüler ile idare edilen oyunun içindeki oyuncak bebekler gibi, herkesin bu kuvvetlerin etkisi altında olduğunu göreceksiniz.

Soru: Bu neden bu kadar karmaşıktır?

Cevap: Bu hiç de karmaşık değildir, basit bir hesaplamadır : Ya bir ”hayvan” gibi yaşarsınız, ya da tüm gerçeği çekerek, ona ulaşarak yaşarsınız. Yolun üzerinde giderken bu karmaşık görünür fakat kendi başına anlayamayacağınız şeyi ancak bu şekilde çözersiniz. Nitekim bu şekilde genel resmi anlamaya başlarsınız.

Bu çalışma olmadan Üst Güç’ü bilmeniz ve ulaşmanız mümkün değildir. Karmaşıklıklar kendi aranızdaki iletişim sisteminde ortaya çıkar. Fakat daha derince, ”ruh ruhun içine” girip birleştiğinde, sorular kalmaz. Orada benzer olmaya, tüm dünyalara benzer olmaya başlar, yani bu demektir ki, gizli olanın tümü ortadan yok olur.

Öğrenme süreci hep kafa karıştırıcıdır. Kişi eğer öğrenmek için başlarsa, pek  bir şey anlaşılamaz ve çalışmanızda daha fazla ilerleme sağladığınızda ise daha fazla sorularınız olur. Hatta başarılı bilim adamlarının bile utanç hissetmeden dünya hakkında ne kadar az bildiklerini itiraf etmeleri de bir tesadüf değildir. Diğer taraftan, burnunun birkaç santim ötesini görmeyen ilgisiz ”uzmanlar”, herşeyin ”kristal berrak” olduğunu söylerler.

Soru: Fakat neden hala Kabalistler benim anlamadığım dili kullanıyorlar? Neden onlar herşeyi daha ayrıntılı, organize şekilde tanımlamazlar? Bütün bu ”sembolizm” ne içindir?

Cevap: Başka seçenekleri yoktur; bana inanın, sizin aklını karıştırmak istemiyorlar. Aksine, onlar yaşamlarına geç doğmuş bir bebek gibi ve bu bebeklerini seven, onlar için endişe duyan aileler gibidirler. Onlar sizin içşel yapınızı ve manevi yapınızı anladıkları için, sizi dünyanın içsel özü ile gerçek hakikat ile birleştirirler. Onların sizi bir bebekmişsiniz, henüz insanoğlu olmamışsınız gibi bir sonraki seviyeye kollarında taşımaları gerekir. Onlar sizi taşırken, siz büyürsünüz, izlenimler biriktirir, manevi hareketler ve tepkileri tecrübe edinirsiniz; ta ki onlar sizi manevi dünyanın ”çimenleri” üzerine bırakana kadar.

8.3.2013 tarihli  sabah dersinin 4. bölümünden, “Barış” 

Üst Dünya Herkese Açıktır

Kabala Bilgeliğine gelen bir kişi gerçek anlamda köleleşir. Eğer sisteme girerse, kişi kendisini köle haline getirir. Bunda kötü bir durum yoktur zira başka türlü bu sistemi edinmek imkânsızdır. Eğer yoga veya başka herhangi bir sistemde özel uzmanlıklara giderseniz onlarda size aynı şeyi söyleyeceklerdir; bilgeliğimizi, tekniğimizi, sistemimizi edinmek istiyorsanız o zaman belli bir süre için diğer şeylerden kendinizi koparmalısınız aksi halde bu sistemi derinliğinde hissedemeyeceksiniz.

Bu arada, Kabala bilgeliği diğer sistemler gibi katı değildir zira kişiyi bu dünyadan ayırmaz. Kişi evli olmalı, çocuk büyütmeli, bir şeylerle kendini kısıtlamamalı, diyet yapmak zorunda değil ve bunun gibi özel şeyler yapmak zorunluluğu yok, fiziksel eksersizler, nefes açma hareketleri ve sabit duruşlar gibi fiziksel eylemler yapmak zorunda değil. Kişi bu dünyada tamamen sıradan bir insan olması gerekir. Kişiden bir şeyin dışında hiçbir şey beklenmez, bu da, amaç için olan içsel özlemleri ve niyetleridir. Özellikle bu durum en zor koşuldur ancak prensipte tek koşul budur.

Geri kalanlar önemli değildir. Ne yediği, ne içtiği, nasıl yaşadığı veya mesleği önemli değildir, elbette ki mümkün olduğunca anti – sosyal davranışta olmamalı. Kişi çok akıllı veya basit sıradan biri olabilir. Bu durum onun üst dünyayı edinmesinde sorun değildir. Yaşı veya eğitim seviyesinin ne olduğu önemli değildir. Üst Dünya mutlak olarak herkese açıktır! Kişi hiçbir şeyde sınırlanmaz.

06.11.2012 Tarihli Gürcistan Kongresi 4. Dersinden

Eğer Anlamını Bilirseniz Hayat Güzeldir

Yaratılışın amacına ulaşmanın tek bir yolu vardır – Kabala Bilgeliği. Bu dünyada, ortaya çıkan başka diğer amaçlara kendi gücümüzle ulaşabiliriz. Ancak yaratılışın amacına ulaşacak güce sahip değiliz; yaratılışın amacını anlamak için bile gücümüz yok. Amacı görebilmek ve ona ulaşabilmek için dizayn edilmiş değiliz.

Fakat gelişimimizin süreci içerisinde dünyevi normal hayatımızda bile yaratılışın amacını edinmeden kendimizi kötü hissedeceğimiz içsel bir konum vardır, sanki bu daha yüce bir amaçla ilişkili değilmiş gibi. Ancak bizler bu materyal dünyada bunun üzerine çıkmak ve yaratılışın amacına ulaşmak için varız.

Böylece, gelişimimiz içerisinde artık yeter diye aniden hissettiğimiz bir safhaya geliriz, bu şekilde daha fazla devam edemiyoruzdur ve hayatın amacını bulmak gerekli olmuştur. Bu andan itibaren kişi hayatın amacını araştırmaya başlar.

Bu soru bireylerin içerisinde ve bütün grupların içerisinde ve tüm dünyada uyanır. Şüphesiz ki, bu durum, insanların şimdiki algılarına göre hissettikleri ıstırapları olarak darbeler tarafından tesis edilmiştir yani ortalama dünyevi problemler, besin, aile, para, onur ve bilgi.

Bir kişi hiçbir şey ile tatmin edilemeyen bu dünyevi arzularının içerisinde doyumun eksikliğini hisseder ve böylece haykırmaya başlar: ‘‘Hayatımın anlamı ne?’’ Kendi var oluşunun tadını öylesine kaybetmiştir ki eğer amaca ulaşamazsa bu hayata neden ihtiyacı olduğunu anlamaz.

O zaman, yaratılışın amacını edinmek için Kabala metodunun farkındalığına gelmeye ihtiyaç duyar. Öyle ki tüm materyal hayatı tek bir amacı özlemler.

Bazıları erken gelir, bazıları geç gelir, bu onların her birinin ruhunun köküne, özel süreçlerine bağlıdır. Ancak er ya da geç, herkes bu amaca gelmelidir, doğasını değiştirerek öyle ki tüm egoistik arzularımız temel gereklilik seviyesinde erir.

Bu materyal seviye ne mahkûm edilmiş ne de kutsanmıştır çünkü kişi manevi amacın farkındalığı için bu temel gereklilikler içinde tatmin olur. Ve kişi tüm gücüyle bu daha yüce amacı edinmek için kendini adayacaktır.

13.11.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş

Page 1 of 141234510...Last »