Category Archives: Hayat

Gelecek Toplumun İnşası, Bölüm 2

Kişinin Sorumluluğu

Baal HaSulam, “Geleceğin Toplumunun İnşası”: Alma kanunu, cezası anında verildiği için çok az dikkat gerektirir. Bundan dolayı, onu asla ihmal etmeyiz. Ancak, ikinci kuralın, topluma ihsan etme gerekliliği kanununun,  cezası derhal toplanmaz. Bize dolaylı olarak gelir.

Soru: Toplum ihsan etmemizi talep etmez; bu nedenle topluma ihsan etme yasasına itaat etmiyoruz. Doğa, bizi bunun için cezalandırır. Ancak ceza da hemen gelmediği için bu yasaya uymuyoruz.

Yasa neden örtülü? Topluma ihsan etmediğimi ve toplumun ya da doğanın beni hemen cezalandırdığını açıkça görürsem, farklı davranırdım.

Cevap: O zaman insan değil, hayvan olurdunuz. Bir insan ve bir hayvan arasındaki fark, hayvanın tamamen doğa yasalarına tabi olmasıdır. Doğa kanunlarını yerine getirip getirmeme konusunda özgür seçimi yoktur. Bir hayvan her şeyi içgüdüsel olarak, doğanın sert etkisi altında, herhangi bir soru sormadan yapar.

Aksine insanlar, doğa yasalarını yerine getirme ya da getirmeme özgür seçimine sahiptirler. Ancak sorun şu ki, kişi, doğanın yasalarını yerine getirmek istemeyecek şekilde yaratılmıştır.

Doğa,Yaradan, kişinin  kendini doğanın kanunlarını yerine getirme yükümlülüğünün anlaşılması noktasına geliştirmesini ister. Kişinin kendi uğruna bile değil başkalarının uğruna, böylece kişi,  veren, tamamlayan, doğuran ve gelişen doğayla aynı olacaktır.

 

Korona Virüsü’nün Faydaları

İnsanları öldüren ve dünyayı panikleten bir virüsün ne tür yararları olabilir?

Korona Virüsü, doğa karşısında insan olarak, küçüklüğümüz ve zayıflığımızla yüzleşmemize yardımcı oluyor.

İster virüs, ister doğal bir felaket, isterse sayısız başka darbeler olsun, bizim farklılıklarımıza dikkat etmemize rağmen doğanın, bizim farklılıklarımıza nasıl dikkat etmediğine dair  olağan örnekler görüyoruz.

“İnsan egosunun zararının farkında olmak, bizim gelecekteki gelişimimizin önemli bir aşamasıdır.”

Korona Virüsü’nün Esas Faydası : İnsanlığın Dayanışmasında Küresel Uyanış

Bizler yavaş yavaş tek insanlık olduğumuzun farkına varıyoruz, aynı gezegende yaşayan tek bir büyük aile gibi. En sonunda, kendimizi birbirimizden uzaklaştırmak için inşa ettiğimiz tüm sınırlar ve duvarlar kısa zamanda yıkılacak, küreselleşmenin daralan formunda doğa, bizleri farkına varmamız için zorluyor.

Doğa, bize ne kadar bağımlı ve bağlı olduğunu  ve bizlerin, onun bütünlüğünün kaçınılmaz parçaları olduğumuzu göstermek için darbeler gönderir.

Dolayısıyla Korona Virüsü, doğanın bize öğretmeye çalıştığı başka bir ders olarak görülebilir: Birbirimizde gördüğümüz farklılıklar önemli değil, etiketlerimizi önemsemeyen, sarmalayan bir doğa var.

Tüm dünyanın bir kolektif ve bir toplum olarak düşünüldüğü bir seviyeye geldik. ” – Kabalist Yehuda Ashlag (Baal HaSulam), “Dünyada Barış.”

Korona Virüs’nün yararı, bir bütün olarak insanlığa, birliğinin farkındalığını kazandırmasıdır. O, egoist altyapımızı dengesiz hale getirmemizi sağlar, böylece giderek daha fazla bağımlı küresel koşullarımızda nasıl çalışacağımızı öğreneceğiz. Doğa, bir kere daha kendimiz için dünya çapında oluşturduğumuz her türlü şeye nasıl müdahale ettiğini göstermektedir.

Birbirimiz Arasına Koyduğumuz Bölünmeler Nereden Geliyor?

Onlar, başkaları yerine kendisine fayda sağlamak isteyen insan egosundan yayılır.

İnsan egosu, gerçek realitenin algısını ufak parçalara ayırır. Korona virüsü, egoistik benliklerimizi köşeye sıkıştırır ve özgecil olarak doldurulmuş, doğanın üstün gücüne karşı nasıl işlev gördüklerini gösterir, doğanın kendisi de yavaş yavaş birbirimizle ve bütünüyle doğayla iç içe bağımlılığımız ve bağlılığımız hakkında farkındalığa ulaşmamızı ister.

Tüm birbirimize bağlılığımız ve doğa ile karşılıklı bağımlılığımızın gerçekleşmesine doğru, egoistik doğamızın olumsuz bir rahatsızlık olduğunun farkına varmamız lazım.

Egonun bizi birbirimizden ve bir bütün olarak doğadan nasıl ayırdığını görmemiz gerekli ve böyle yaparak, ego bizi yeni bir virüs salgını ya da kişisel, sosyal ve küresel ölçeklerdeki diğer sorunlar için,  gelecekteki sayısız darbelere hazırlar.

İnsan egosunun zararının farkında olmak, gelecekteki gelişimimizin önemli bir aşamasıdır.

Ya acı çekerek ya da bağı zenginleştiren eğitim ve etki yoluyla, insan egosunun kötülüğünü ifşa etmemiz gerekir.

Eğer doğanın,  tüm unsurları arasında cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan seviyelerinde, mükemmel bir şekilde bağ kuran pozitif gücünü çekmeyi hedeflersek ifşa güzel  olabilir ve o zaman pozitif ve negatif güçlerin ifşası arasında, insanlık orta çizgide çalışabilecek, nelerden geçtiğini açıkça gözlemleyebilecek ve doğanın etkilerine cevaben net bir şekilde davranabilecektir.

Hayatlarımızda Bağın Pozitif Gücünü Nasıl Uyandırabiliriz?

Çok basit bir şekilde, bizim bağımız doğanın pozitif bağ gücünü uyandırır.  Daha sonra, doğadaki pozitif gücü çekerek, zıttı olan negatif egoist gücü ifşa ederiz ve her iki gücün uyanışı, daha yüksek ve daha yüce bir güce, mükemmellik ve dengenin algılandığı yeni bir bağ seviyesine ulaşmayı sağlar.

Şarkıda yazıldığı gibi “Ose Şalom Meromav, Hu yaase Şalom Aleinu” (“ O’nun cennetinde barışı sağla, O bize barış getirecek”) Barış, ilişkilerimizde, doğanın ters güçleri arasında bütünlüktür.

Doğanın olumlu ve olumsuz güçlerinin dizginlerini elimizde tutarak, birbirimizle nasıl bağ kuracağımızı öğrenmek zorunda olduğumuz bir dönemle karşı karşıyayız.

Bu güçlerle çalışmaya başladığımızda, gerçekliğin en ince ayrıntılarının yanı sıra dünyanın önemli olaylarının hepsinin, tek bir resme nasıl bağlandığını göreceğiz.

Kabala ilmi bu güçleri keşfetmemize rehberlik eder. Bize uyumlu bağlantıyı deneyimleme, doğanın pozitif gücünü çekme, ona zıt olan negatif egoist gücü ifşa etme ve onların arasındaki denge ipinde yürüme yollarını öğrenme yöntemi sunar.

 

Twitter’da Düşüncelerim / 2 Mart 2020

Amaç, kendi aramızda, bir bedenin hücreleri gibi ıslah olmuş onlularda birleşmek ve Yaradan üzerinde iyiliksever bir etki oluşturmaktır. Adem’in kırık ruhunun bu kısmı canlanacak ve onunla diğer tüm parçaları çekecek, bu da ortak ruhun tüm sistemlerinin ıslahına neden olacaktır.

Yaradan’ın gizli sarayı yoktur – o, eğer biz onu yaratırsak ortaya çıkacaktır. Bizler egoist arzularımızdan bir kab inşa ediyoruz. Herkes karşılıklı reddediş hisseder ve birleşmek istemez. Yaradan’dan, bunun üzerinde, birliğin gücünü talep edersek O, bizi bir araya getirecek ve O’nun yarattığı kapta tezahür edecektir.

Yaradan’a dönmek duadır, O’nun kırdığı şeyi düzeltmesi için bir taleptir. Kasten parçalanmış bir kabın parçalarını, onu bu parçalardan inşa etmeyi öğrenmek için kullanıyoruz, çocukların Lego ile yaptığı gibi, onun aracılığıyla gelişir ve manevi bir Kli alana kadar büyürüz.

Baal HaSulam, 600,000 Ruh: Arzunun tamamen ıslahının işareti, kişinin ruhunun (arzusunun) herkesin ve her birinin içinde yaşadığını hissetmesidir. Ve diğerlerinden ayrılmış bir parça olduğunu değil, herkese bağlı bir parça olduğunu hisseder.

Rabaş Mektup 40: Kişi dostunun sevgisini hissettiğinde, sevinç/haz onun içinde uyanır. Çünkü her zaman, sadece kendini önemsediğini biliyordu. Ancak dostunun ona önem verdiğini fark ettiğinde, sevinç onun içinde uyanır ve artık kendini önemsemez.

 

Hayatın Anlamı, Bölüm 4

Her Bir Kişi, Kendi Hayat Anlamına Sahiptir.

Soru: Neden hayatın anlamı bize okulda öğretilmiyor?

Cevap: Öğretmenler bu soruya nasıl cevap verebilir?

Yorum: Örneğin, dini okullarda, hayatın anlamı Yaradan’ın ifşasında diye cevaplarlardı.

Benim Yorumum: Gerçekten, dindar insanlar böyle söylüyor. Bu nedenle, bugün birçok insan mistik bir rahatlık buldukları dinlere geri dönüyor, bu da bir şekilde bu soruya cevap veriyor.

 

Seçme Özgürlüğü, Bölüm 2

Çevresel Etki

Soru: Kabala’ya göre kalıtım ve çevre, kişiyi bilinçsiz düzeyde etkileyen faktörlerdir.

Kalıtımla ilgili her şey nettir. Çevreye gelince, içinde bulunduğumuz çevre, %100′ ümüzü etkiler mi? Yani, onun etkisi altına girmememiz mümkün değil mi?

Cevap: Açık bir şekilde belirli bir ortam seçmesek bile, ancak onunla bir tür temas halindeysek, hâlâ bizi az çok, açık veya dolaylı olarak etkiler. Üstelik, kendimizi nasıl onun etkisi altına koyduğumuzu bile anlamayız bile. Sonuçta, onunla temas kurmak istemeyebilirim ama yine de beni çok etkiler.

Burada çok ciddi bir çalışma ve araştırma yapmak gerekiyor, böylece kişi bizim için en önemli şeyin çevremizi, onu tam olarak etkileyen şeyi anlamak olduğunu fark eder. Bazen içinde bulunduğumuz çevre bizi insanlardan daha fazla etkileyebilir; Bizi tamamen mantıksız eylemlere, tepkilere, vb. teşvik eder. Bu nedenle, çevrenin bir insan üzerindeki etkisini, onun: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan tüm parametrelerinde, dikkatle araştırmak gerekir.

Soru: Bu cansız doğanın da insanları etkilediği anlamına mı geliyor?

Cevap: Tabii ki. Hava ruh halimizi ve sağlığımızı etkilemez mi? Ya da yaşadığınız şehir ve ev? Şu an insanlar hakkında değil, diğer her şey hakkında, özellikle cansız seviyeden bahsediyorum. Bunların hepsi  bizi çok etkilemektedir.

Birisini başka bir yere koyun, bir kişiyi bir ormana veya kırsal bölgeye koyun ve kişinin çevresindeki doğa faktörü güçlü olduğu için tamamen farklı bir kişi göreceksiniz.

Yorum: Depresyonda olan bir kişinin yanındaysanız, depresyonunun size de bulaşabileceğini söylüyorlar. Ve hatta dahası, depresif bir toplumdaysanız.

Benim Yorumum: Kesinlikle.

 

Hayatın Anlamı, Bölüm 3

Hayatın anlamı hakkındaki soruyu gizlemek mümkün mü?

Yorum: Bugün, yaşam beklentisi dört kat arttı. 3.500 yıl önce, Eski Mısır’da ortalama yaşam süresi 22 yıl idi.

Benim Yorumum: Bugün bunu anlayamıyoruz. 22 yaşında henüz hayat başlamıyor bile.

Soru: O günlerde, nüfusun% 15 ila 20’si savaşlar sürekli yapıldığı için doğal olmayan bir ölümle öldü. Zamanımızda, elbette, hayat daha iyi hale geldi. Ancak  öte yandan, dünya nüfusunun yarısı antidepresan kullanmakta. Bunların hepsi insanlarda doğadan mı kaynaklanmakta?

Cevap: Evet, bizi hedefe götüren doğamız. Yani, her şeye sahipsiniz ana konu dışında: Ne için yaşıyorsunuz?

Eski zamanlarda, 20’li yaşlarındaki bir kişi yaşamın amacını düşünmemiş olabilir. Ama 80 yıl yaşadığınızda, o zaman zaten bir probleme sahipsinizdir, hayatınızın yarısında  “Yakında öleceğim ve ne için yaşadım? Amaç ne?” diye düşünürsünüz.  Bu   ölümden daha kötüdür.

Not: Her şeyin sonu olduğu gerçeği bile eğer her şeyin sonu varsa hayatın anlamının ne olduğu sorusunu gündeme getirmez mi?

Benim Yorumum: Bunu düşünmemek için uyuşturuculara ihtiyacımız var, bu da insanlığın icat ettiği şeydir.

Soru: Uyuşturucular artık tüm dünyada yasallaştırılıyor. Sizce bu tesadüfi değil mi?

Cevap: Tabii ki tesadüf değil! İnsanlar sonlarını düşünmek istemezler, ancak bu düşünceler kişiyi bırakmadığı için kişi bir şekilde bu boşluğu doldurmak ister.

Soru: Bu, Yaradan’ın bir yandan bize acı verdiği,  diğer yandan da onları kullanmamız için uyuşturucuya izin verdiği anlamına mı geliyor?

Cevap:  Bunun da bir çözüm olmadığını görmemiz için. Bu bir çözüm değildir.

Soru: Öyleyse ilaçlar hayatın anlamı hakkındaki içsel soruyu gizlemeye yardımcı olmayacak mı?

Cevap: Hiçbir şekilde.

Meaning Of Life, Part 3

 

Hayatın Anlamı, Bölüm 2

Neden Acı Çekiyoruz?

Baal HaSulam, “On Sefirot Çalışmasına Giriş”: 2. Aslında, çok meşhur bir soruyu cevaplamak için kalbinizle yola çıkarsanız eminim ki tüm sorular ve şüpheler ufuktan yok olacak ve geri baktığınızda onları yerlerinde bulamayacaksınız. Bu infial uyandıran soru tüm dünyanın sorduğu bir soru, aslına bakarsanız, “Hayatımın anlamı ne?” bir başka deyişle, bize çok pahalıya mâl olan hayatımızın sayılı yılları ve sayısız acı ve bunlardan çektiğimiz ızdırap, bunları sonuna kadar tamamlamaktan kim zevk alır? Daha da net olmak gerekirse, kime haz veriyorum?

Soru: Hayatın anlamı Yaradan’ı edinmektir. Eğer öyleyse, neden dünyamızda bu kadar çok acı çekiyoruz? Neden bu kadar acı deneyimliyoruz?

Cevap: Çünkü O’nu edinmek istemiyoruz. O’na yakınlaşmamak için tüm uzuvlarımızla ayak diriyoruz. Neticede, böyle bir yakınlaşma büyük acılara neden olabilir.

Yaradan, ihsan etme ve sevgi niteliğidir. Bizler egoistik bir alma niteliğiyiz, nefret, başkalarını reddetme niteliğiyiz. Bu nedenle, Yaradan’ın bazı niteliklerini (ihsan etme, sevgi, empati, vb.) edinmeye yavaş yavaş yaklaşmaya başladığımızda çok kötü hissetmeye başlarız. Hemen içgüdüsel olarak geri kaçarız.

Açıklama: Bana öyle geliyor ki, aksine, kişi, Yaradan kadar ihsan etmediği için değil, alma eksikliğinden dolayı acı çeker.

Benim Yorumum: Ben, dünyamızda içgüdüsel olarak hareket eden insanlardan değil, Kabala ilminin ne dediğini duyanlardan ve bizi her zaman küçük düşüren ve sınırlayan egoizmin üzerinde olacağımız koşula nasıl yaklaşabileceğimizden bahsediyorum.

Soru: Kişi alma arzusudur. Yaradan, almasına izin vermeyerek acı çekmesine neden olur ve kişide, yaşamın anlamını aramaya başladığı ve Yaradan’ı bulduğu bir eksiklik yaratır. Bir insan kendini iyi hissettiği, memnuniyet duyduğu ve haz aldığı zaman, hayatın anlamını düşünmeye başlayabilir mi?

Cevap: Hayır, başlayamaz.

Soru: Röportajlardan birinde size, “Bu, Kabala’nın sadece kaybedenler için olduğu anlamına mı geliyor?” diye sordular. Kendilerini bulmuş ve yapacak şeyleri olan normal insanlar, Kabala’ya ihtiyaç duymuyor mu?

Cevap: Onlar hiçbir şey yapamayacaklar. Acı çeken bir kişiye gelince, acı çekmek onun yiyecek hiçbir şeyi olmadığı veya her taraftan dürtüldüğü anlamına gelmez. Biz, ne için yaşadığımı bilmek istediğimdeki ıstıraptan bahsediyoruz. Bu, içimizdeki hayvansal seviyede değil  “insan” seviyesinde acı çekmekle ilgilidir.

Sonuçta, acı farklı seviyelerde hissedilir: ağrı çektiğim için veya düşük maaşım olduğu için acı çekebilirim.

Soru: Yani kişi bedensel acı yüzünden Kabala çalışmaya gelmez mi?

Cevap: Hayır, gelmez.

Meaning Of Life, Part 2

 

Hayatın Anlamı, Bölüm 1

Üst Düşünceye Göre Hayatın Amacı

Soru: Tüm insanlık tarihi boyunca insanlar hayatın anlamını arıyorlardı. Eski Yunanistan’da ve antik Roma’da, herkes mutluluğu kendince anlasa da,  bütün insan eylemlerinin amacının mutluluk arayışı olduğuna inanıyorlardı.

Kinikler, az kapsamlıydı: kötülükten kaçınmak.

Stoacıların yaşam idealleri, sakinlik/ağırbaşlılıktı, dışsal ve içsel rahatsız edici faktörler karşısında dinginlikti. Doğu metodolojilerinin çoğu da aynı prensibi izlemiştir.

Ortaçağ Avrupa’sında ve Hindistan’da yaşamın anlamı düşüncesi, atalara saygı duymak ve dini idealleri takip etmekle birleştirildi. Daha sonraki dini yaklaşım ve teorilere bakarsak, yaşamın anlamının Tanrı’yı bilmek olduğu açıktır.

Elbette herkes Tanrı’yı kendince anlar. Yine de erdemli yaşamak, emirleri yerine getirmek ve Tanrı’yı sevmek onların var oluşlarının özüydü.

Buddha’nın öğretisine göre, yaşamın anlamı ve nihai amacı ıstırabı sona erdirmektir. Istırabın olmaması zaten temelde hazdır. Elbette, ıstırapları durdurmak demek egoizminizi, alma arzunuzu kullanmayı bırakmak anlamına gelir.

Konfüçyüs’e göre, insanın var oluşunun temel amacı, insanın, içinde “çarklı dişi” olduğu ve dolayısıyla uyum içinde olduğu ideal bir toplum yaratmaktı.

Modern insanlarla yapılan bir araştırmaya göre; % 26’sı bu dünyanın anlamsız olduğuna,  % 32’si hayatın anlamının sevgi olduğuna, % 22’si dünyayı bilmek ve bu bilgiyi başkalarına aktarmak olduğuna, %8’i Tanrı ile tam bağa ulaşmak olduğuna inanıyor.

Kabala’nın bakış açısından hayatın anlamı nedir?

Cevap: Başlangıçta bir insanın ve içinde yaratıldığı dünyanın yaratılmasına gömülmüş, bir yaratılış amacı vardır. Bu, dünyada gelişimimiz sayesinde, cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ile insan toplumu içinde yer aldığımız çevre sayesinde, bunu kontrol eden Yaradan’ı ifşa edebileceğimiz gerçeğine dayanır. Hayatın anlamı, maddesel hayatımız sırasında Yaradan’ı edinmektir.

Soru: Bu, Yaradan’a ulaşmayı, O’na sevgiyi ve O’nun emirlerini yerine getirmeyi de öğreten diğer metotlardan nasıl farklıdır?

Cevap: Kabala’da, doğanın mutlak net olan başka bir kısmını edinirken O’nu edindiğimiz gibi, bizi çevreleyen her şeyde Yaradan’ın tamamen belirgin bir ifşasını kastediyoruz.

Soru: Bu nerede edinilir? O’nu görür, hisseder ve duyar mıyım?

Cevap: Bu, içimde ve etrafımda olan her şeyde edinilir: Tüm eylemlerde, niteliklerde ve olgularda üst yönetimin gücünü ifşa etmeye başlarım. Üst gücün tezahürü bana tamamen yeni bir dünyada olduğum düşüncesi verir: onu kontrol eden birinin olduğu bir dünya.

Üst yönetimin gücü kesinlikle tüm niteliklerde, değişimlerde, doğada, içimde, zihnimde ve hislerimde, bu dünya nüfusunun her birinin başına gelen her şeyde kendini gösterir. Dahası, onlar aracılığıyla kendini gösterir ve böylece amacını ifşa eder: farklı seviyelerde – cansız, bitkisel, hayvansal ve insan – sayısız yaratılanın mutlak uyuma, birbiriyle bağa, integral etkileşimi tamamlamaya nasıl yönlendirileceği.

Tüm eylemler tek olana bağlandığında ve her şey üst düşünceye göre ulaşmamız gereken tek bir koşula indiğinde, bu tek güç, amaç ve plan algısına “Yaradan” denir.

Yaradan’ın dışında hiçbir şey olmadığını açıkça gördüğümüz, hissettiğimiz ve algıladığımız bir koşula geliriz. Sadece tekliğini, büyüklüğünü, gücünü ve evrenselliğini bize göstermek için, bizi yaratan bu güç vardır.

Meaning Of Life, Part 1

 

İyi Eylemler Nelerdir?

Soru: İyi eylemler nelerdir?

Cevap: İyi eylemler, ortak bir arzu ile diğerleriyle bağ kurmak istediğiniz ve kendiniz aracılığıyla dostlarınızı doldurmak için üst ışığı çekebildiğiniz zamandır; yani Yaradan ve diğerleri arasında iletici bir linksinizdir. Diğerlerini doldurmak, bu iyi bir eylemdir.

Soru: Eylemlerimin iyi olduğunu nasıl bilebilirim? Kabalada “iyi” kategorisi nedir?

Cevap: Bu çok basittir. İlk kural “nefret ettiğiniz şeyi başkalarına yapmayın”. Diğerleriyle nasıl ilişki kurmak istediğinizi düşünün. Nasıl muamele edilmek istersiniz? Siz de öyle muamele edin.

What Are Good Deeds?

 

Geleceği Belirleme

Soru: Bir yandan her zaman gelecekte yaşadığımızı söylüyorsunuz,  öte yandan gelecek olmadığını. Bunu açıklayabilir misiniz lütfen?

Cevap: Gerçek şu ki, her zaman kendimi geçercesine kendimden yarım adım önde giderim. Aksi halde, şu anki durumumda var olamam. Buna sanki gelecekte yaşıyorum deniyor. Ama gerçekten bir gelecek yoktur çünkü onu ben belirlerim. Bir yandan onu beklerim ancak diğer taraftan onu önceden belirlerim.

Kabala bilimi çok basit bir şekilde şöyle der: geleceğin kendisinin size geldiğini düşünüyorsanız, o zaman hayvansal düzeyde var olursunuz. Doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri – sizi kontrol eden şey budur.

Geleceğinizi kendiniz belirlemek istiyorsanız,  o zaman lütfen onu kendiniz tanımlayın ancak bunun için geleceğin yalnızca insanlar arasındaki birlik derecesine bağlı olduğunu anladığınız, uygun kontrol seviyesine yükselmelisiniz.

Birliğimiz ne kadar güçlüyse gelecek o kadar iyidir, bizler zamanı hızlandırırız ve olaylar daha koordineli hale gelir. Ne kadar çok insan kendi aralarında daha büyük bir ayrılık yaşıyorsa,  gelecek ve elbette her şey de o kadar kötüdür.

Dolayısıyla birliğimize veya ayrılığımıza karşı olan etkileşimlerimizle geleceği biz kendimiz belirleriz.

Determine The Future