Category Archives: Grup

Kuyunun Sonundan Gelen Bir Haykırış

Kişi yalnız başına egosundan çıkamaz. Her kim katılmak isterse, yalnızca grup ona bir yaşam ipi atarak yardım edebilir. Grup kişi için dışsaldır, yani kişi kendisinden çıkmak isterse, onlara haykırır, ”Bana yardım edin, ben derin bir kuyuya düştüm! Bana ip atın ki, kendime sarabileyim ve sonra beni buradan çekip çıkarın!”

Yalnızca grup böyle bir yardıma ihtiyacı olana, herkes ile birlikte olmak istemesi sonucu bu yardımı sunabilir. İp, dostlar ve onların sevgisi ile bağ kurmak için, bir davetiyedir. Kişi eğer bu davetiyeye bağlı kalmayı  ve onlar ile form eşitliği içinde olmayı  denerse, o zaman dostlar onu yukarı çekmeye başlar. Kişinin egosunu, kendi açısından daha da fazla aşması  gerekir; bu demektir ki, kişi kuyunun dibinden dostlarına doğru yükselir.

Her seferinde yeni problemler ve kesilmeler, o ipin üzerinde kişinin geride kalmasına neden olacak fakat o, bunları aşacak, ipe daha sıkıca sarılacak ve kuyudan çıkıncaya kadar tırmanmaya devam edecektir.

13.3.2013 tarihli Kabala dersinin 1. bölümünden, Şamati #36   

Kişinin Kendi Egoizminin Hapishanesinde

Kişi geliştikçe, manevi olan herşeyin, kendini çevreleyen herşeyin içinde; duran, bitkisel, hayvansal, doğa ve konuşan seviye içinde, bedeninin dışında, olduğunu hissetmeye başlar. İşte dünya budur, sevgi ve özenle davranmayı öğrenmemiz gereken alan, büyük bir hazine olarak bedenimiz dışında olan dünya, bizim için çok önemli bir hale gelecektir.

Fiziksel beden içinde varolduğumuz hissiyatı, sadece kendi hayali canlandırmamızda,  üzerimizde işleyen güçlerin birleşmesiyle gerçekleşir. İşte bu yüzden maddesel beden içerisinde yaşıyormuşuz gibi hissederiz ve eğer kişi bedeninin dışında yaşamaya arzu duyuyorsa (kendini çevreleyen herşeyin içinde) bu zaten ruhu hissetmek için gerekli olandır.

Bunun üzerinde çalışmaya başlamış olmakla, kişi tüm çalışmasına doğru bir çevrede konsantre olması gerektiğini anlar, çünkü sadece oradan  yardım ve destek alabilir. Bu tarz bir çevre : GRUP’tur. Dış dünyanın temsilcisi olarak, bana yanıt verecek, beni çekecek ve kendimden çıkmama yardım edecek olan.  

Sonrasında GRUP’u kurtarıcım olarak görürüm. Sanki kuyudan çekecekmiş gibi bana ipi atan Grup. Kendimi beden ile ortak etmem ve onun içinden çıkmak isterim ve bu yüzden ipi yakalarım. Grup, kendim dışında olan arkadaşlarımdır ve bedenimden kaçmama yardımcı olurlar.

Bu nedenle, birlikte çalışarak, nöbetleşerek, yükselmeye ve kendimizden çıkmaya birbirimize yardım ederiz. En sonunda sadece bedensel kılıfının, kendi kişisel çıkarlarının dışında, kişi Grubun sadece bazı insanların biraraya gelmesi olmadığını, Yaratan’ın kıyafetlendiği kutsal Şehina olduğunu hissetmeye başlar. 

Beden, Klipat Noga’dan oluşur, bana özgür seçim veren kısım ve “yılanın derisi”, en güçlü egoizm ki beni geriye doğru çeker, bu sayede dışarı çıkmaya çalışırken yeterli çabayı doğru hedefe  uygulayabilirim.   

Egoizmimden (kendimi sevme ve kendi yararıma olan düşünceler) dışarı çıkmaya olan arzumdan dolayı, bedenimin ötesine kaçmak ve dünya ile grup hakkında düşünmek için, Gruptan, öğretmenden ve Yaradan’dan gelen, beni bu hapishaneden kurtaran gücü uyandırırım. Tüm bunlar Grup içinde, öğretmen ve kitaplar ile karşılıklı sorumluluk anlayışına göre gerçekleştirilen çalışmalardan dolayı  gerçekleşir. Tüm çalışmalar, dağıtımlar ve paylaşımlar sayesinde, ki tüm bunlar Yaratan’ın kuvvetinin kıyafetlendiği ve bana kendimden çıkmak için yardım eden araçlardır. 

Günlük Kabala Dersi 13.03.13,  Shamati #36

Nüfusun % 99’u ve Düzen Yasaları

Soru: Rabaş’ın yasaları, bizim grup içinde öğrendiğimiz nüfusun %99’una yönelik çalışmaya uygun mudur?

Cevap: Bizler temelleri çıkarmalı ve dışsal dinleyicilere onları öğretmeliyiz. Rabaş’ın yasaları neyi ifade eder? Kabalistler kimdir? Onlar, doğadan kesin genel kurallar ve yaklaşımları alan ve bize onları öğreten insanlardır. Eğer ben, genel sistemin içine dahil olmak ihtiyacı duyarsam, o zaman bu sistemi bana göre çok yüksek olarak görmek zorundayım. Daha sonra, kendimi eğmeye ihtiyaç duyarım ve ben grubun en küçüğü olarak bununla bağ kurabileceğim.

Bunlar, bağda tutmak için tayin edilmiş olan olağan yasalarıdır. Diğer taraftan, senin kuvvetini grup içinde çalıştığın kişilere taşımaya ihtiyacın var; çünkü kalpteki noktanın eşsizliği her birimizde özeldir. Aynı zamanda, gruptakilerin yukarısındaki gibi olmak zorundasın yani, onları kalpteki noktadan etkilemelisin. Bir kez, onlarla tam olarak bağ kurduğunda ve kendini iptal ettiğinde, etkilemeye ve ihsan etmeye başlarsın.

Rabaş’ın bizim fizyolojimizden ve hatta teknolojiden bildiğimiz temel koşullar hakkında yazdığı: hücrelerin, sinirsel nöronların, sinapsların vb. birbirleriyle nasıl bağ kurduklarıdır. Biz bütün bunları biliyoruz! Başka hiçbir şey yoktur.

Öyle ki burada, Kabalistlerden bahsetmemek mümkündür; fakat mühendislikten, biyolojiden, herhangi bir yerden bilgi almak mümkündür. Onlar, tamimiyle mantıklı durumlardır ve herhangi bir kişiye açıklanabilir.

Sanal dersten alıntı 26.8.12

Manevi Egoizm ile Dünyevi Egoizm Arasındaki Fark

Soru: Kabala Bilgeliği’ni çalıştığımız süre boyunca ego artmakta. Bu durum, bizim egonun büyümesini hızlandırdığımız görünümünü meydana getiriyor. Aramızdaki bağı geciktirdiğimiz sürece insanlık daha egoist oluyor.

Cevap : Ego, bizden insanlığa geçmez. Hakikaten de keskin biçimde gelişir ancak o içimizdedir. Dostlarına olan sevgiyi özlemleme ve arzulama derecene göre onlardan nefret ettiğini ve onlar tarafından reddedildiğini hissedersin. Maneviyatı özlemlemeyen birisi hiçbir şey hissetmez. Onlar sıradan dünyevi hayvansal dürtülere sahiptir ve fazlası da olmaz.

Eğer dostlarla birlikte “pozitif”e doğru çaba sarfedersem ve buna ulaşırsam buna “Pozitif Bir” diyelim. Sonra aniden “Negatif Bir”i hissederim. Ama ben sıfır düzeyindeysem, ilk dünyevi seviyedeysem, ben sadece bir hayvanımdır. Bunun, sıradan dünyevi bir ego olduğu anlamına gelir.

Manevi ego, tamamıyla farklı bir konudur; bu, grup içinde beni dostlarla daha kuvvetli bir bağa çekmek amacıyla vücut bulur. İlk başlarda her şey güzeldir, harikadır, “Hadi bağ kuralım arkadaşlar”! Bir yer kiralarız kendimize, herkes ateş içinde yanıyordur, herkes hararetle çalışıyordur. Aniden fark ederiz ki kimse kimsenin yüzüne bile bakmadığını hissetmekte. Bu, negatif bir manevi seviye anlamına gelir ve bu iyi bir şeydir.

İşte tam burası üzerine yükseleceğimiz yeni bir seviyedir ki buradan “Pozitif İki” seviyesine geçeriz. Hemen ardından bu kez “Negatif İki” sahne alır. Ve bu böyle sürüp gider. Bu zigzaglar olmaksızın gelişemeyiz.

Kabalist Şimon’un (Zohar yazarı Raşbi) öğrencilerinin birbirlerini yakmaya hazır olduklarının yazıldığı gibi insanların ne tür bir egoya sahip olduklarını hayal edebiliyor musunuz?

Böyle bir seviyeye yükseldiğinizde bu nitelikler içinizde açığa çıkar. Anlaşıldığı üzere yeni bir çevre inşa etmek zorundayız. Sizi destekleyen ve yöneten güçlü bir grup olmaksızın bu seviyeye ulaşamayacaksınız. Bu durum gerekli olduğu zaman sizi “sallar” öyle ki uyanasınız ve nerede olduğunuzu göresiniz; bu, sizi ve diğerlerini dağıtım yapmak gibi, geceleri (sabah derslerine) uyandırmak gibi grup içindeki görevleri yapmaya zorlar. Bu olmaksızın ilerlemek imkansızdır.

İlk başlarda grup içinde minnacık bir ego belirir. Ancak dostlar bunu fark edemezse, grupta yardım edecek birileri ortaya çıkmazsa  grup düşer. Ara sıra bu tür gruplar olduğunu duymaktayım.

O halde manevi gelişimin ciddi işaretleri belirdiğinde gerçekten mutlu olmalıyız. Esasen manevi egoizm budur.

(7 Aralık 2012 tarihli Novosibirsk Kongresi’nin 1. dersinden)

Grup Binlerce Kalpteki Noktadır

Soru: Ortak çabaya nasıl ulaşırız?

Cevap: Gruptaki tüm çalışma budur. Ortak bir çaba olmadan, bağımız olmadan, ihsan etme kaplarını edinemeyiz. İhsan etme arzusuna sahip değiliz; sadece alma arzuları vardır! Alma arzusunun içinde, kalpteki nokta vardır.  Öyleyse ben bundan nasıl bir ihsan etme arzusu inşa edebileceğim? Doğru çevrenin içerisinde karışmış olmalıyız, ihsan etmenin başlangıç tomurcuğu ile yani kalpteki nokta ile beraber.

Bu çevreyi sanki benim ‘‘kalpteki noktammış’’ gibi kabul ediyorum. Grup binlerce kalpteki noktadır, benim kalpteki noktamdan milyar kez daha büyüktür! Eğer kalbimde tek bir yıldız var ise, o zaman grup gökyüzündeki bütün yıldızlara benzer. Onlara bağlanmak istiyorum ve böylelikle kendi GE’mi inşa ederim. Aksi halde ihsan etme kaplarını alabileceğim hiçbir yer yoktur.

Bu GE (Galgalta Eynaim) alma arzumla (safha üç ve dört gibi) ilişkili olarak şimdiden bir sonraki seviyeye aittir ve Üst’ün AHP’ına yapışmaya niyetlenir.

Çevrenin içine karışarak, ihsan etme arzularını (GE) inşa ederim. Ve eğer onlara karışmamışsam o zaman onlar benim içimde var değillerdir. Daha sonra alma arzularımın AHP olduğunu ve aynı bu ölçüde grubun içine karıştığımı söyleyebilirim. Eğer bunun içinde kardeşlerim (ailem: İbrahim, İshak ve Yakup) varsa, şu anda onlara kafam karışık ters haldeyim, o zaman aynı ölçüde Mısırdayım.

Tüm yolum grupla ne kadar harmanlaştığıma bağlıdır: İlk önce bu Babil’dir, daha sonra Kenan toprakları ki oradaki tüm maceralarıyla birlikte, ta ki kendimi Mısır’da bulana dek, tam da içinde. Tüm bu eğilim grubun içerisinde yer alır, tüm diğerleriyle beraber.

“Kardeşler Mısır’a gittiler” yani onları ayıran alma arzusu büyür ve onlar tekrar buna ihsan etmek için dönerler yani İsrailoğulları (kalpteki noktası olanlar) Mısır’da birikirler. İlk yedi yıl boyunca sayıları artar ve daha sonra kıtlığın yedi yılına gelirler yani ıslah zamanı başlar.

Aynı yolda devam ederler ancak şimdi görürler ki Mısır onları köleliğe mahkum eder ve daha yüksek bir seviye edinmelerine izin vermez. Buna ‘‘Mısır’da yeni bir kral yükseldi’’ denir. Ancak işin aslı gruptaki aynı çalışma devam etmektedir ve sonuç olarak Tora’da tarif edilmiş olan konumlar ifşa olur.

Tüm hikâye sadece kişinin gruba olan bağının içerisinde gerçekleşir. Tora’nın bize söylediği her şey bağın içerisinde ifşa olur. Tora bize sadece Yaratan’a memnuniyet getirmek için kişinin Yaratan ile olan bağından bahseder. Bunun dışında tek bir kelime yoktur.

25.12.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden ‘‘TES’e Giriş’’

Çıkarsız Sevginin Sihirli Işığı

Islah süreci ilerleyişimizin sırasını belirleyen birkaç safhaya bölünür. Eğer bize şimdi Yaradan’dan gelen hazzın alma kaplarımızda hissetmemize izin verilmiş olsaydı, yani O’nun iyi ve iyiliksever olduğu, bu durumda alma kaplarımızı ihsan etmek için ıslah edemezdik. Alma kaplarımız Üst Işığın içindeki hazzın ne olduğunu anlamış olacaklar ve hiçbir şekilde bunlara kısıtlama ve düzeltme getirmeyeceklerdi.

Böylece, ilk safha boyunca kişi inancı edinmeli yani kişi grup içerisinde çabasını sarf etmiş ve Işık tarafından etkilenmesi onun içinde doğmuştur ki bu durumda ihsan etmenin gücünü edinir, yaklaşımının anlayışı oranında ihsan etmeye özlem duyar. O zaman bu güç, ihsan etmenin iyi olduğu hissiyatını kişinin içinde yavaş yavaş oturmuş hale gelen bir şekilde kişi de mecbur kılar.

Sanki kişi ihsan etmeyi egoistik sebeplerden ötürü tercih ediyor gibidir ancak bu böyle değildir. Bencil olmamak gerçeğinden zevk alır. Işık, etkisi oranında kişiye ihsan etme değerinin gücü olan bu eğilimi, bu değerleri verir. Daha sonra kişi ihsan etmek aksiyonları için bir şeyler yapmaya hazırdır. O ancak etrafındaki kişilere yönelik olarak bu aksiyonları yapabilmeyi talep eder.

İhsan etme gücünü edindiği ölçüye göre kişi kaplarıyla nasıl çalışabileceğini anlamaya başlar, buna 613 emri incelemek denir, yani kişinin genel arzusunun bölünmüş olan 613 arzusunun ıslahıdır. Daha sonra, elbette ki, o tüm arzusunu sadece ihsan etmek için kullanır.

Kendi için olan arzuları ihsan etmek için kullanabildiği ölçüde, artık ihsan etmenin gücünü değil sevginin gücünü hissetmeye başlar. Böylece, 612 emri tutarak son emre ulaşır, 613. emire, Yaradan sevgisine.

O zaman Yaradan’ın adamı doldurmak olan nihai niyeti vasıtasıyla ki bu yaratılışın amacıydı, tüm bu emirler vasıtasıyla kişiye ebedi haz ifşa olur.

Bu durumda ortaya çıkan şey kişiyi iten eksikliği olmaksızın bu yolda tek bir adım dahi atamadığıdır. Bununla kişi tamamen çevreye bağlıdır. Öyle ki çevre kişiyi doğru yöne doğru ilerletir ve ihsan etmek için olan eksikliğini yükseltir, kişi çevresini gözünde yükselterek, bu eksiklikler onların ortak amacı haline gelir.

30.12.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin Hazırlık Bölümünden 

Ortak Arzu Bizleri Dost Yapar

Soru: Eğer dostlarımın ne istediğini bilmiyorsam onların arzularını nasıl doldururum?

Cevap: Onların ne istediğini bilmelisin zira onlarda senin gibi aynı şeyi istiyorlar. Doğada işleyen gücü keşfetmek için ıslaha ulaşmak istiyorlar. Bu güce genel olarak doğa denir ve tüm yaratılanlar ona aittir.

Bu yüzden dostlar da senin istediğini istiyorlar. Bunun yanı sıra herkesin bizim de bilebildiğimiz maddesel arzuları vardır, maneviyata hiçbir etkisi olmayan, herkesin kendine göre dünyevi arzuları olabilir. Ancak, yüce olan manevi arzular ve amaçtır ki dostunun durumu hakkında net olmalısın; öyle ki onu destekleyebilesin.

Destek, dostunun ruh halini yükseltmek, ona umut ve amacı edinme yolunda iyi bir hissiyat vermektir. Yaradan’ın ve amacın ne kadar yüce olduğu hissiyatını onun içinde uyandır.

Grubun önünde ne kadar mütevazı olduğunu göster zira gruptan sadece küçük olan alabilir ve herkes gruptan bir şeyler almak için kendisini alçaltmalıdır.

Grubun içerisinde aramızda yatan manevi bir güç vardır. Grup bizim tarafımızdan kurulmamıştır. Bu bize sanki bizler hepimiz bir araya geliyoruz ve bunu oluşturuyoruz gibi görünür. Tabi ki bu doğru değildir! Üst güç bizler için grubu düzenler; bu yüzden birbirimizi şans eseri bulduk diye düşünmeyin. Bu olayların tümü bizi bir araya getiren genel gücün aksiyonu tarafından yapılır.

Bu yüzden, bir taraftan aramızda işleyen saklı bir gücün var olduğunu anlamalıyız ancak diğer bir taraftan ise, bu güce göre hareket etmeliyiz ki ona yavaş yavaş yakınlaşalım ve onu hissetmeye başlayalım. Daha sonra aramızda karşılıklı çalışmaya başlayabiliriz.

Böylece içimizdeki değişimlerle aşama aşama onun yaklaşımlarını adım adım alarak üst gücün ifşasına doğru yakınlaşmaya başlarız. O zaman bu yaklaşımları içimizde keşfederiz ve bu üst gücü keşfetmek demektir.

12.10.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

İfşa’nın Basit Kanunu

Her şey çok basit: Yaradan aramızdaki bağda ifşa olur. Bu yüzden tüm gün boyunca aramızdaki bağın neresinde çalışabileceğimi aramalıyım. Onlar, kimin arasında, hangi arzuların arasında gergin olmalıdır? Herkesle nasıl ve ne ile bağ kurmalıyım? Yapmam gereken çalışma nedir?

Denir ki Yaradan aramızdaki bağda ifşa olur. Eğer on kişi varsa bu yeterlidir. Bizler sadece bağ kurmalıyız ve O, ifşa olacaktır. Ancak bağa yönelik pratik adım atmalı mıyım? Bizler sadece bağ hakkında konuşuyoruz ve Yaradan ifşa olmuyor. Öyleyse ne yapmalıyız? Yaradan ifşa olana dek devam etmeliyiz.

Bu bir kanundur! Bağ için O’na olan uyumlu doğru ihtiyaç yükselir yükselmez O kesinlikle ifşa olacaktır ve ifşanın ilk seviyesi için yeterlidir yani Nefeş de Nefeş. Veya zıt ilişkiden görüşmeyi açacağız, zıt Nefeş de Nefeş, öyleyse zıttan ifşa olmuş ve bağ kurmak için meydana gelmiş bir arzunun göstergesine sahip oluruz ve işte o zaman Yaradan’ın bizi düzelteceği haykırışı yaparız.

Bu haykırış otomatik olarak gelir zira bir aksiyon diğer aksiyonun önünü açar. Öyleyse haykırdığımız zaman, Yaradan, aramızdaki bağı düzeltecek ve ifşa olacaktır. Kırık kısım, on kişinin ayrılığının en bayağı formunun içerisinde bize ifşa olacaktır. Daha sonra gitgide daha ince kırıklığı keşfedeceğiz.

İlk önce kırıklığı kendi içindeki en ilkel formunda keşfederiz: Birbirlerine bağlanmak ve dişli çarklar gibi olmak yerine birbirlerini dişleriyle parçalara ayırmaya çalışan zıt formda, egoizmin on büyük kısmı. O zaman ıslah ve daha bayağı şekilde bağlanmak için talepte bulunuruz ve böylece Nefeş de Nefeş Işığı ifşa olur. Bu bile Yaradan’ın yaratılana ifşasıdır.

Bu durum, bağlanmanın 1/125’nin anının yeterliğinde olacağımız bağlanmanın çok bayağı bir formudur. Daha sonra aynı süreç tekrarlanır ancak çözünürlüğü daha yüksektir. Yine aynı on Sefirot ancak daha ve daha fazla bireysel parçaları keşfederek onların daha derinine ineriz.

Asıl önemli olan şey ilk on Sefirot’u keşfetmektir, ilk seviyeyi çünkü manevi formu aldığın ve doğduğun durum budur. Daha sonra bu formun içerisinde gelişmeye başlarsın. En zor kısım ilk seviyenin üzerine yükselmektir.

05.10.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Zohar Kitabına Önsöz

Grup Ruhlar Arasındaki İçsel Bir Bağdır

Soru: Grup olabilmek için ne düşünebiliriz?

Cevap: Grup, benim oturup ilişkilerimizi analiz ettiğim on kişi olarak kabul edilebilir.

Ayrıca grup, kongrelere katılan düzinelerce grup olarak da kabul edilebilir. Kongrede örneğin 120 ya da 130 grup vardı. Ayrıca tek bir görev, tek bir soru üzerinde birlikte çalışan bir grup türü olduğu ve bu nedenle, buna göre, tüm katılımcıların aynı düşünceleri, aynı soruları ve aynı hedefleri vardı. Gerçek şu ki, farklı dilleri konuşmuş olmaları önemli değildir; çünkü onlar aynı şeyi yaptılar: etkileşim içinde olup, birbirlerine yardımcı oldular, hepsi tek bir alanın içindeydiler.

Bizim duyu ve zihinsel alanlarımız kesişir, birlikte çalışırlar: Bu, bizim diğeriyle etkileşim yoludur. Daha ötesi, bu alanlarda uzaklığa göre azalan herhangi fiziksel alanın aksine hiç bir ayrım yasası yoktur: kendinden iki metre uzaklaştığın zaman, gerilim, ışık ya da herhangi çeşit ışınlar dört kat daha küçük hale gelir; fakat burada hayır. Arzuların alanları mesafeyle azalmaz.

Sonuç olarak, biri Boston, diğeri Alaska öteki Kentucky ve bir diğeri Avustralya’da olduğunda, eğer onlar kısmen seminerlerde ve kongrelerde deneyimlediğimiz içsel bağı elde etmişlerse, halen birlikte oldukları grubu oluştururlar. Eğer onlar zaten bu bağı deneyimlemişlerse, tekrar bu bağı yaratmayı, yeniden tutuşan kızaran kor gibi içinde onu canlandırmayı başarmışlarsa, daha sonra ‘’mesafeler’’, ortaya çıkan tüm bozukluklar, onları bu duruma yönelik müdahaleler üzerine yükselmelerine ve iyi bir manevi seviyede olmalarına yardımcı olacaktır.

23/9/12 Tarihli Kabala’nın Temelleri adlı Sanal Ders’den Alıntı

Egoizmin Denizinde Boğulanlar İçin Can Yeleği

Soru: Son zamanlarda maneviyat için arzu ve ilgimin hepsini kaybettim. Gruptan çok uzaklaştım ancak grup beni unutmadı ve sürekli bir sevgi ile benim için endişelenmeyi sürdürdü. İşte bu yüzden, her şey bir yana, Roma’daki kongreye gelme kararı aldım ve muazzam bir çaba burada sarf ettim. Ve şimdi burada, bir kez daha beni kollarımdan tutan dostlarımın önünde utanç hissediyorum ve dostlarımın arasında deneyimlediğim sevginin yeni gücü ile bu iki günün üstesinden gelebildim. Ancak kongre sonrası tekrar gruptan bu kadar uzak kalmamak için ne yapmam gerekir? Bundan çok korkuyorum.

Cevap: Tecrübe ettiğin durumlar için üzüldüm. Ancak her şeyin tek bir kaynaktan geldiğini kabul etmek için başka yol yok ve bizler iyi ve kötü şeylere de şükür etmeliyiz. Seni tekrar geri getirebilen arkadaşlarının bu yoğun çabasına şükür ediyorum. Umarım bu günden itibaren hepiniz sadece iyilik ve merhamet, sevgi ve içtenlik görürsünüz.

Ancak halen ne olduğu önemli değil; tüm gücünüzle gruba tutunmalısınız çünkü grup boğulmakta olanlara doğru, denize atılan can yeleği gibidir. Bu can yeleğini kapmaktan başka şansımız yok.

Ve inanın bana, yine de siz tüm ülkenin gruba sanki can yeleği gibi tutunduğunu göreceksiniz. Böylelikle güçleneceksiniz, birbirinize yardım edin ve devam edin. İnşallah başarırsınız!

30.09.2012 Tarihli İtalya Kongresinin 5. Yemeğindeki Konuşmadan