Category Archives: Grup

Manevi Dünyaya Girmenin Eşiğinde

Soru: Bilgi için arzu bir zamanlar Kabala’nın gelişmesi bir için engel miydi?

Cevap: Bilgi için susuzluk, üst dünyayı edinmek için çabayı bir kenara itti ve insanlar maddi dünyayı anlamakla meşgul olmaya başladılar. 17. Yüzyılın ortasından itibaren bilim ve sanata ilgi duyuldu ve sonra teknolojik devrim gerçekleşti. Bu, insanlığın manevi bilgi için çabasını gölgede bıraktı.

Eğer bir kişi bu dünyanın doğasının sırlarını ifşa etme ve onları edinme konusunda ilginç olanaklara sahipse, o zaman neden soyut, anlaşılmaz bir şeyle meşgul olsun ki? Bilgi için arzunun ilk katmanı bu şekilde ortaya çıktı.

Ancak 20.yüz yılın başında, bilimin kendini tükettiği netleşmişti ve yüzyılın sonuna, birçok bilim insanı bilim çağının artık sona erdiğini ve onu geliştirecek başka bir yer olmadığını söyledi. Ve bugün herkes bununla hem fikirdir.

Yani, dünyada gerçekten özel bir buluş olarak keşfedebileceğimiz hiçbir şey yok. Hatta bilginin sonu olması hakkında teoremler bile var.

Kabala bilimi, bilgi edinmenin bir insan metodu olduğunu ve yeteneklerimizden geldiğini açıklar. Bizler, dünyanın ne olduğunu keşfetmeyiz. Dünyayı, duyularımızda belirdiği gibi keşfederiz.

Dünya, bize duyularımızda verilen bir şeydir. Bu yüzden net bir çerçeve ortaya koymamız gerekir: edinimimizin sınırı nerede? Ve sonunda anlaşılır ki bu çok net, basit ve yakındır. Temelde biz zaten onu hissediyoruz.

Bu şekilde, 150 yıldır parlayan bilim, hemen hemen sönmüştür. Ve bu nedenle, şimdi manevi dünyaya girmenin eşiğindeyiz.

Kabala bunu binlerce yıl önceden haber verdi. 2000 yılının sonunda, üçüncü dünyanın on Sefirot’unun bütünüyle gerçekleştirilmesi tamamlandığında, onların sonucuna ait bir hissiyatın, üst alana bir geçiş olması gerektiğini anlamayla birlikte ortaya çıkmaya başlayacağını net bir şekilde gördü.

On The Verge Of Breaking Into The Spiritual World

Dostlar Toplantısında Yaradan İçin Yer Açmak

Dostlar toplantısı (Yeshivat Haverim) en önemli eylemdir. Ve bu sadece fiziksel olarak bir araya gelip, birlikte oturmak değildir. Maneviyatta bir araya gelmek (birlikte oturmak) alma arzumuzu değil, yalnızca ihsan etme (oturma) arzularını kullandığımız anlamına gelir. Alma arzumuzu kısıtlarız ve birbirimize sadece ihsan etmekle bağ kurarız.

Dostlar toplantısına hazırlanırken, bütün farklılıklarına rağmen, ruhumun parçalarını bir ruha, bir manevi Partzuf’a toplayıp birleştireceğimi hayal etmeliyim. Ve bu Partzuf ne kadar büyürse, niteliği gelişirse/iyileşirse, dostlar arasındaki belirgin içsel farklar o kadar, açıkça dayanılmaz hale gelecektir. Fakat aynı zamanda, içinde karşıt özelliklerin var olduğu ve tüm farklılıkların üzerinde birleşilen bir Partzuf olan, bir manevi Kli oluşturmak için birleşmeliyiz.

Bundan, dostlar toplantısının, tamamen ruhumuzu ıslah ettiğimiz, Yaradan’ın Kendini ifşa etmesi için bir yer açtığımız ve yaratılışın amacını gerçekleştirdiğimiz en önemli eylem olduğu açıktır.

Dostlar toplantısını bir, iki saatlik basit bir toplantı olarak algılamamalıyız; bu eylemin özünü düşünmemiz gerekir. İnsanın varlığının amacı, bu dünyadaki, manevi dünyadaki ve yaşamındaki misyonu, bunların hepsi birlikte sadece bu amaç için gerçekleşen dostlar toplantısına getirilmelidir.

Dostlar toplantısı, her birimizde ve tüm dünyada ifşa olan tüm koşulların uygulanmasına yardımcı olur. Hiçbir bir parametreyi (karakteristik özellik) yok saymamalıyız; Yaradan Kendisini ifşa edebilsin ve bizden haz alabilsin diye, her birini, seviyemizdeki maksimum bütünlük/tamlık için tek bir Kli’ye eklememiz gerekir.

Make Space For The Creator In The Assembly Of Friends

Geçmişe ve Geleceğe Atlamak

Soru: Zaman ve bu dünya yoksa, Üst Işık okyanusunun egoistik algısının sınırları dışında, Kabala’nın yardımıyla zamanda sıçrama mümkün mü?

Cevap: Elbette yapabilirsiniz. Eğer bir gruba katılabilirsem, yani, kendimi iptal ederek ve belirli bir seviyede var olan bir Kli’ye (manevi kab) girerek, bir uzay gemisinde olduğu gibi zamanda bir sıçrama yapabilirim. Aynı zamanda kendi koşullarımı çok daha hızlı değiştirebilirim.

Ayrıca, uzayda sıçrama yapabilirim, çünkü bu grupla birlikte onun seviyesine yükselirim ve kendi AHP’ları ile yükseltmelerini sağlayabilirim. Bu tamamen gezegenler arası bir yolculuktur.

Maddi dünyamız yalnızca mekaniktir. İçinde var olan çerçevenin dışında zamanı, mekanı, alanı veya hareketi değiştiremezsiniz.

Soru: Öyleyse, manevi gelişimimi hızlandırabilir miyim?

Cevap: Manevi gelişiminizi hızlandırırsanız, maddi değil, manevi uzay gemisinde kalırsınız. Maddesel gemide hiçbir şey yapamazsınız. Burada var olan her şey ölüdür.

Soru: Burada geçmişe, birkaç milyon yıl önceye bile gidemez miyiz?

Cevap: Yapamayız ve hiçbir zaman yapamayacağız. Einstein’ın dediği gibi, ışık hızına yaklaşarak, fiziksel zamanı sadece çok az/belli belirsiz değiştirebilirsiniz. Yine de hiçbir şeyi değiştiremezsiniz, çünkü ışık hızına yaklaşan tüm bunlar, tamamen mekaniktir, kavramsaldır.

Soru: Manevi açıdan “geçmişe atlamak” ne anlama gelir?

Cevap: Bu birkaç derece aşağıya düşmek anlamına gelir. Baal HaSulam, Yaradan’dan kendisini bir derece daha düşük seviyeye getirmesini istedi, böylece sıradan insanlarla konuşabildi. Buna “geçmişe atlamak” denir.

Ya da etkilenebileceğiniz güçlü bir gruba girebilir, böylece annesinin rahmindeki bir embriyo gibi onun içinde kaybolabilirsiniz ve o size kendi seviyesine yükseltir. Buna “geleceğe atlamak” denir. Dahası, perdenize bağlı oldukları için, geçmişe ve geleceğe atlamayı kontrol edebilirsiniz.

Jumping To The Past And The Future

Boşu Boşuna Çalışmayın

Rabaş, Sosyal Yazılar, ‘‘Toplantının Gündemi 2’’: Ancak, kişi çaba gösterdiği zaman, bu çabanın ödülsüz olmadığından emin olmalıdır. Duada söylediğimiz gibi “Ve Zion’a geldi,” “Boşu boşuna dokunmayalım diye.” Aksine, kişi bir toplantıdan sonra eve gittiğinde, kelime koyacak bir şeye sahip olup olmadığını görebilmelidir. Sonra bir sonraki toplantıya kadar kendisini besleyecek besine sahip olacaktır.

Gerçek şu ki, kişinin iddia ettiği gibi kendisinden ve çevresindeki doğadan kendi çabalarıyla çıkarabileceği güçler, manevi bir sonuç değildir. Manevi bir sonuç, ancak gruptaki bir kişi, dostlarıyla bağ içinde, onlarla ortak bir arzuya ulaştığında ve oradan ilerlemesini sağlayan gücü çektiğinde elde edilebilir.

Bundan, kişinin tüm manevi çalışmasının, (toplantıdan toplantıya) dostlar toplantısında emdiği gücün pahasına gerçekleştiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Soru: Şöyle yazılmıştır: ‘‘Kişi çaba sarf ettiğinde, bunun ödülsüz olmadığından emin olmalıdır.’’ Kişi, gösterdiği çaba için kendisine ödeme yapılmasına dikkat etmeli midir?

Cevap: Bedavaya çalışıyor olabilir mi yani gözle görülür somut sonuçlar olmadan? O zaman çalışıp çalışmadığını anlayamayacaktır.

Her şeyi yapmaya hazır olan ve her hangi bir şekilde bir ödül düşünmeyen insanlar vardır. Bunun maneviyatlarını gösterdiğine/işaret ettiğine inanırlar, gerçekte bu onların düşüncesizliğini gösterir. Ne tür çabalar sarf ettiğiniz, neye çaba sarf ettiğiniz ve hangi sonucu beklediğiniz konusunda çok net olmanız gerekir.

Soru: “Öküzün yükü yüklendiği ve eşeğin yükü taşıdığı gibi” dediğimizde bu, bir kişinin basitçe karar verdiği anlamına gelmez mi, “Yatırım yapıyorum ve bir ödül düşünmüyorum; sadece bu rotayı/yolu takip ediyorum.”?

Cevap: Bu yaklaşımda övgüye değer bir şey yoktur. Doğası gereği bir insan yardım edemez ama ödül hakkında düşünür. Bu durumda, Yaradan’ın ifşasına, yani kendinde ihsan etme ve sevgi niteliklerinin ifşasına nasıl ulaşılacağını düşünmelidir.

Soru: Bu, dostlar toplantısına kişinin beraberinde gitmesi gereken niyet midir?

Cevap: Aslında öyle. Aksi halde, kişinin varlığının anlamı nedir ki? Her birimiz en yüksek koşula ulaşmalıyız.

Soru: Ve dostlarıma kendimden ne veririm?

Cevap: Onlara katılımınızı, gücünüzü, ruhunuzu verirsiniz ve onlar da size kendilerininkini verir. Bu şekilde, herkes herkesten şarj olurken, bu onlunun tamamının çok ciddi bir şekilde beslendiği sonucunu ortaya çıkartır ve herkes çalışmasını onlu için yapabilir. Hedefe bu şekilde ulaşılır.

Don’t Work In Vain

Yaradan İle O’nun Kurallarına Göre Oynamak

Soru: Hayat bir oyundur. Bizler Yaradan’la da mı oynuyoruz?

Cevap: Yaradan ile oyun, bu oyunda beni ilerletmesi için O’nun istediği her şeyi yapmayı kabul ediyorum gerçeğidir. Bu yüzden, O’nun yönteminde yapmak isterim. Işığı kontrol etmem, ama O’nun kuralları ile oynamayı kabul ederim.

Soru: Neden bu “oyun” olarak adlandırılır?

Cevap: Çünkü hiçbir şeyi gerçekleştirme gücüne sahip değilim ve sadece arzularımı ifade ederek Yaradan’ın harekete geçmesine neden olabilirim. Gerçekten değil ama O’nun eylemlerine yol açacak olan şeyin kesinlikle bu olduğunu biliyormuşum gibi davranırım.

Öyleyse, duaların ve taleplerin anlamı nedir? Bir koşul içindeyken diğerini hayal ederim. Bu zaten bir oyundur. Sanki bir sonraki derecede, arzu edilen koşuldaymışım gibi oynarım. Bunun içerisine değişmek isterim.

Soru: Grubumuzun gelişiminin şu anki aşamasında, birlikte neler yapmalıyız?

Cevap: Doğru nitelikte grubu oynamak.

Playing With The Creator By His Rules

Manevi Çalışmada Yardım

Soru: Artık sanal iletişim araçları çok iyi geliştirildi. Ego, onlarsız yapamayacağımız kadar yoğun bir şekilde patladığı için mi bu zamanda ortaya çıkarıldılar?

Cevap: Doğal olarak. Şu anda birbirimizle sürekli iletişim halinde olmamızı sağlayan her türlü cihaza sahibiz. Bizler, haberleşebilir, resim gönderebilir, konuşabilir – istediğimiz her şeyi yapabiliriz! O, mesafeyi yok eder.

Dostlarımızı, Onlumuzu bir telefonda ya da bilgisayar ekranında görebiliriz ve aynı zamanda onlarla sürekli fiziksel bir bağ içindeymiş gibi konuşuruz. Gerçekten bu bağ fizikseldir, çünkü normal bir bağ gibi hissederiz. Bu nedenle, iletişim kalitesine şimdi çok dikkat edilmekte. Mesafe önemli değil, her şey bize bağlı.

Tabi ki, en önemli şey içsel iletişim, ancak yetersiz. Fiziksel bağ ile desteklenmesi gerekir. Bu olmadan, sürekli olarak içsel çabalar gösteremeyiz.

Dostlarımızı dinlemeli, görüşmeli ve anlamalıyız, onları takdir etmeli ve kıskanmalıyız ve hepsini hissetmeliyiz. Aksi takdirde, nasıl çalışacağız?

Help In Spiritual Work

Fırtınalı Denizde Bir Sal- Onlu

Onlu, fırtınalı denizde sizi kurtaran bir saldır. Öncelikle, onu tutmalı ve gitmesine izin vermemelisiniz. Zaten onu tutuyorsanız ve hatta bu tahta parçasının üzerinde oturuyorsanız, Rabbi Akiva’nın batan gemiden kaçarken yaptığı gibi, her gelen dalgadan önce başınızı aşağı indirerek tüm yükseliş ve düşüşlerden geçersiniz.

Ne tür dalgalar oldukları önemli değildir: hissiyatta veya anlayışta, daha büyük veya daha küçük – onlara sadece tahta ile olan bağımı güçlendirmek için katlanırım/razı olurum. Sonuçta, sadece ona bağlıyım; eğer gitmesine izin verirsem öleceğim.

Salı avuçlayarak tutmak, onlunun merkezine tutunmak ve gitmesine izin vermemektir, dostlarla bağ kurmak ve yaratılışın amacını onlarla en güçlü, en içsel bağda görmeye çalışmak demektir. Yaradan oradadır ve hayatımın sırrı oradadır.

Ne olursa olsun, dostlarımla olan bağı bırakmayacağım. Önümden geçen tüm bu görüntüler: İsrail, Tora ve Yaradan birdir koşulundan ayıramaz. Yaradan’a onlu vasıtasıyla bağlıyım ve gerçekleşen her şey yalnızca bu bağı güçlendirmek için tasarlandı: Ben – grup – Yaradan.

Yükselişlere ve düşüşlere eşit davranmamız ve üzerimizden geçen bütün koşullara rağmen grubun merkezine tutunmamız gerekir.

Ders, bırakmaya gerek yoktur! Çalışma yerinden fiziksel olarak çıkarız, ama gerçekte çıkmayız. Yaradan, hayatlarımızı farklı zamanlara ve her türlü koşullara sahip olacak şekilde düzenlemiştir. Her şey ıslah amacıyla verilir. Ancak derste olduğumuzda ıslah için sadece üç saat atfediyoruz. Bu yanlıştır. Peki ya diğer saatler?

İnancı güçlendirmek, kendimizi ihsan etme gücünde güçlendirmek anlamına gelir. Önceden, gruba belirli bir ölçüde bağlı kaldığım ihsan etme gücüm vardı. Şimdi, bir bozukluk olduğunda, alma arzusu büyür ve gruptan ayrılırım, dostlar hakkında düşünmem, onları fark etmem. Kalbimde ve aklımda onlar için yer yoktur.

Şimdi onları, yeni egoizmin yüksekliğinin üstünde yeni derecede, kalbime ve aklıma geri getirmek için çalışmam gerekir. Bana yeni bir inanç gücünü getirecek olan ıslah eden Işığı tekrar çekene kadar grubun içinde çalışmaya, dostların yardımıyla karanlıkta her türlü eylemi öğrenmeye ve sergilemeye başlarım, yazıldığı gibi “her biri dostuna yardım etti.” Eski inançtan ayrıldım; onu çoktan tükettim.

Bir kişinin gizlilik koşulları altında grupta çalışmasına izin veren güce “tuz antlaşması” (Brit Melach), karşılıklı garanti adı verilir. Düştüğümde ve her şeyi kaybettiğimde, grup bana güç verir. Ve yükseldiğimde, düşen kişiye ben güç veririm: Onu uyandırırım, desteklerim, cesaretlendiririm, ona örnek olurum, onu kışkırtırım ve kıskandırırım. Tüm grupla birlikte, sanki birbirimize bağlıyız, yanıyormuşuz ve Yaradan’ı her an ifşa etmeye hazırmışız gibi sürekli hareket etmeliyiz/eylem yapmalıyız.

A Raft In A Stormy Sea—The Ten

Sağlam Bir Mantık İzlemek

Rabaş, Rabaş Makaleleri, Makale “Toplantının Gündemi 2”: Dolayısıyla, kişi önce toplantının önemini övmelidir ve sonra bu etkinlikten ne elde edeceğini görmelidir. Atalarımızın dediği gibi, “Kişi her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmeli.” Diğer bir deyişle, toplantının başlangıcı, yani konuşmaların başlangıcı topluluğu övmeye dair olmalıdır. Herkes, topluluğun erdemi ve önemi için nedenler sunmaya çalışmalıdır. Hiçbir şey hakkında değil, fakat sadece topluluğu övmekle ilgili konuşmalıdırlar.”

Soru: İlk önce grubun önemi hakkında bir kelime oyunu olmalı mıdır?

Cevap: Bu bir oyun değildir! Her seferinde yeni baştan başlamanız gerekir. Neden bu dünyada varım? Hangi amaç için? Bu amaca nasıl ulaşmalıyım ve ulaşabilirim? Neden grup içinde? Tam olarak ne tür bir grupta? Yaratılış hedefine ulaşmak için dostlar ne tür çalışmalar yapmalıdır? Ve bunun gibi.

Soru: Dostlar toplantısına giderken, bu bağ daima önümde olmalı mı?

Cevap: Eğer bu bağın ortasında uyanmaya başlarsam, o zaman bu manevi çalışma için ciddi bir temel değildir. Ciddi bir temel en baştan kurulur: “Neden bu dünyaya geldim?” Aksi takdirde, nasıl devam edeceğim? Neye göre?

Yaradan’a ulaşmak için bu dünyada varım. Yaradan’a ancak doğru onluyu bir araya getirirsem ulaşabilirim – Dalga yakalayan bir radyo alıcısı gibi O’nu yakalamayı mümkün kılacak kırık arzulardır.

Bunu yapmak için, bize Yaradan’ı tıpkı bir alıcıdaki salınım devresi gibi ifşa etmek için kendimizi nasıl ayarlamamız gerektiği hakkında rehberlik ve tavsiye verildi.

Soru: Hem dostlar toplantısı hem de derslerin yanı sıra normal yaşam için bu tür hazırlıklar yapmayı önerir misin?

Cevap: Tabii ki. Kendimi böyle ayarlarım. Bir onluya ihtiyacım vardır. Neden toplantıya gidiyorum? Çünkü bu onluda Yaradan’ı ifşa etmeliyim. Aksi takdirde, O’nu edinemem. Ancak benim için Yaradan’ı ifşa etmek, yaşam amacına ulaşmak anlamına gelir. Bu nedenle, zaten dostlarla buluşmak için acele etmek ve bir şeyler yapmak için bir nedenim vardır.

Bu amaçtan yola çıkarak onluda Yaradan’ı edinmek için koşulları ifşa etmeliyim.

Soru: Yani, her şey duygusal seviyede mi olmalı?

Cevap: Mantıksal seviyede bile. Eğer şu an hiçbir duyguya sahip değilsem, kesinlikle donuğumdur/kalpsizimdir; böyle zamanlar vardır. Bu nedenle, her şeyin arasında gezinmeye başlarım ve tekrar mantığa göre giderim. Mantık demir gibidir; başka hiçbir şeyim yoktur. Ve böylece kendimi gidip bu fırsatı kullanacağım bir koşula getiririm. Dostlar toplantısı haftada bir bana verildi ve ben de katılmalıyım.

Ondan manevi yükselişime devam etmemi sağlayan tüm dostlarımdan izlenimleri almak için nasıl davranacağımı anlamam gerektiğini bilirim.

Following Sound Logic

Kabala İpuçları – 7/8/18

Soru: İsteyebileceğim manevi kökün özellikleri/nitelikleri var mıdır?

Cevap: Kesinlikle. Nitelikler, zeka, bilgi, sonsuzluk duygusu, mükemmellik, yani tüm tamamlanmalar için ortak bir payda olan, ihsan etme niteliğindeki her bir ayrıntıdır. İhsan etme niteliği kesinlikle bize zıttır; onu hiç istemeyiz, ama içinde ifşa olanı mutlulukla alırız.

Soru: Eğer yüksek kök her andaki tüm detayları yönetiyorsa, dalın rolü nedir?

Cevap: Dalın rolü, bu konuda herhangi bir tartışma olmaksızın, üst kökü olduğu gibi algıladığı bir koşula ulaşmaktır; bu koşula “yaratılan varlığın Yaradan ile doğrudan bağı” denir.

Soru: Kabala bilgeliğinin yardımıyla bir kişi, üst kök tarafından yönetildiği yöntemle, haz veya ıstırabın derecesini düzenleyebilir mi?

Cevap: Kişi, Kabala bilgeliğinden, üzerinde ıslah eden Işığı harekete geçirmek için bir yöntem alır. Bir kişiye inen Üst Işık, onu Yaradan’a zıt olma durumundan, Yaradan’a benzer olduğu bir duruma dönüştürür. Kişi, Yaradan’dan olumlu bir etki hissetmeye başlar ve ikinci olarak, bu etkinin ardında Yaradan’ı bulur.

Soru: Bir insan manevi kaderini gerçekleştirmeden önce hayatına son verirse, tekrar doğar mı?

Cevap: Bizler ölmeyiz ve doğmayız; biz, sadece hislerimiz vasıtasıyla zamandan zamana geçeriz.

Bu yüzden, ölüm ve yaşamla vahim/ölümcül bir şey gibi ilgili olmaya gerek yok.

Soru: Kişi, bir futbol maçı izleme arzusu ile nasıl doğru ilişki kurmalıdır?

Cevap: Kabala bilgeliği buna karşı değildir; kişinin kendisini odasına kilitlemesi gerekmez; biraz oynamalıdır. Bununla birlikte, kendisine verilen kısa hayatta, kendisi için neyin en önemli olduğunu anlamak ona kalmıştır.

Soru: Yaratılış planını gerçekleştirmeyi reddediyorum ama bunun farkında olmadığım için büyük darbeler ve acıyla karşılaşacağım, bu olabilir mi?

Cevap: Yaratılış planını gerçekleştirmeyen biri sürekli yenilir. Bunu Yahudi halkı örneğinde görüyoruz. Yaratılış planı konusunda, geri kalan uluslardan daha gelişmişlerdir ve bu yüzden tarih boyunca yenilmişlerdir. Söylendiği gibi: “…bilgiyi arttıran, acıyı arttırır” (Ecclesiastes 1:18).

Soru: Bir Kabalist olarak, akrabaların, öğrencilerin ve öğretmenin yaşamı ve ölümü ile nasıl ilişki kurarsınız?

Cevap: Yaşam ve ölüm yoktur, her türlü koşulda varoluş vardır. İçinde bulunduğumuz koşullarla hem fikir olmalıyız ve bu koşullarda mümkün olan her şeyi yapmalıyız.

Soru: Bundan ortaya çıkan tuhaf bir formül var gibi görünüyor: gelişim seviyesi yükseldikçe, kişi ya da insanlar daha çok acı çeker?

Cevap: Aslında dünya çapında böyledir. Şöyle söylenir “… bilgiyi arttıran, acıyı arttırır”. Ekleyerek ve bilgisini arttırarak, aralığı genişletir ve eksi ile karşılaştırıldığında artı değerlerin daha büyük olduğunu görmeye başlar. Bu nedenle, bunların birbirine bağlı olmadığını hisseder ve bu onun acı çekmesine neden olur.

Soru: “Yaradan’ın talimatları” ile kişisel ya da kolektif “egonun tavsiyesi” arasında ayrım yapmak nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Bunu yapmak için, kendinizi tam olarak “O’dan başkası yok”a (Deuteronomy 4:35) yönlendirmelisiniz ve o zaman gerçekten Yaradan’dan başka hiçbir şey olmadığını göreceksiniz: Kolektif ego yoktur, sizin de egonuz yoktur; sadece size bir şeyler söyleyen Yaradan’ın içsel sesi vardır. Kişi kendini buna göre ayarlamalıdır.

Soru: Yaradan’a haz veren eylemler ile haz vermeyen ve genellikle kişi eylemleri için ödül almadığında değeri olmayan bir şeydir, ayırım yapmak nasıl mümkün olabilir?

Cevap: Kabalistler, Yaradan’a haz veren tek eylemin bir grup içinde birleşme eylemi olduğunu ve gruptan ortak bir arzuyla Yaradan’a yakarış olduğunu söylerler.

Soru: Acı çekmenin bir sonucu olarak, neden bazı insanlar acı çekmelerine neden olan temel dünya görüşlerinde daha inatçı oluyorlar?

Cevap: Çok iyi! İnat ve sebat çok iyi şeylerdir.

Soru: YouTube’daki yayınlarınızı düzenli olarak büyük bir arzu ve ilgiyle kendi kendime izlersem, manevi grubun bir parçası mıyımdır?

Cevap: Evet. Bizimle olanlar ve haftada bir saat bile çalışanlar, manevi gruba katılırlar.

Blitz Of Kabbalah Tips – 7/8/18

Toplumun Önemini Anlama

Rabaş, Rabaş Makaleleri, “Toplantının Gündemi 1” Makalesi: Benzer şekilde, dost sevgisinde de toplantının en başında, toplanırken, dostları ve her dostun önemini övmeliyiz. Kişi grubun yüceliğini kabullendiği ölçüde, onu takdir eder.

“Ve sonra dua et” demek, herkes kendini incelemeli ve gruba ne kadar çaba verdiğini görmeli demektir. Grup için bir şey yapma gücün olmadığını gördüğü zaman, Yaradan’a yardım etmesi ve dost sevgisine bağlanma gücü ve arzusu vermesi için dua eder.

Gerçek şu ki kişi toplumun yararı için bir şeyler yapmak istemez. Neden toplumu önemsemeli, neden onu düşünmeli? Bu kişinin arzularına karşı çok zor bir iştir. Bu nedenle, Rabaş makalesinde çok net ve kesin talimatlar verir.

Kişi, amacının tam olarak topluma bağlı olduğunu, toplumla olan bağın ve Yaradan’la olan bağın aynı ve tek olduğunu anlamalıdır. Toplum bize özellikle verilir, böylece onun içinde kendimizden kurtulmaya çalışabiliriz, yani böylelikle “ben”in önemini azaltabilir ve dışımızdakilerin önemini arttırabiliriz. Bu çok karmaşık bir sistem, çok zor bir durumdur.

Bunu tek başımıza yapamayız. Sadece bunun için talep edebiliriz ve hatta “Evet, istiyorum” diyerek, gerçekte istemememize rağmen yapay olarak yapabiliriz. Yaklaşmak bir yana, bunun hakkında düşünmek bile bizim için çok zordur.

Soru: Bütün gücümü topluma vermem ne anlama geliyor?

Cevap: Bu ancak, yukarıdan toplum için faydalı ve gerekli olanı düşünmemizi ve yapmamızı zorunlu kılacak böyle bir ihsan etmenin ve sevginin gücünü alırsak mümkündür. O zaman bunu yapabiliriz, aksi halde yapamayız. Beni kendi içime ve bana en yakın insanların çemberine kendiliğinden kilitleyen doğamın üzerinde olamam.

Realize The Importance Of The Society