Category Archives: Global Kriz

Avrupa: Entegrasyona Doğru

Düşünce: (Almanya Başbakanı Angela Merkel): “Merkel egemen borç krizini bitirmek için Avrupa Birliği bünyesinde bir araç olarak yeni politik entegrasyonu yardıma çağırdı. “Neslimizin şimdiki görevi, Avrupa’da ekonomik ve para birimi birleşmesini tamamlamak ve adım adım, politik bir birleşmeyi yaratmaktır.” Merkel, bir saatlik konuşmasında 1000’den fazla Hıristiyan Demokratik Parti delegesine. “Yeni bir Avrupa için devrim zamanıdır.” dedi.

Yorumum: En azından kısmi bir entegrasyona giderlerse, kazacaklar ve sonrasında entegrasyonun tamamlanması gerektiğinin farkına varacaklar.

18 Mart 2012  17:53’de yayımlandı.

Hayatımız Nedir? Bir Oyun!

Kabala bilgeliği kişiyi “hayvan” seviyesinden “insan” seviyesine (“Adam” veya “insan”, “Domeh” kelimesinden gelir ve tabiata, ihsan etme ve sevgi niteliğine benzeyen anlamına gelir) yükselttiğinden dolayı, kişi, “bilinmeye doğru ilerleme” sorunuyla yüz yüze kalır. Tekrar ve tekrar bilinmeyen bir seviyeye yükselmemize yardımcı olması için bize bir oyun, bir egzersiz sunulmuştur, ki bu sayede kendi içimizde, grupla beraber, bir sonraki ve daha özgecil koşulumuzu hazırlayabilelim. Hatta bu, başarısız olacak olursak bile, bizi doğru çözüme doğru götürür: Doğru çözüm, ihsan etme kuvveti için bir talep, egoizmimizin üstüne bir yükseliştir.

Günümüzde insanlığın tümü, yaptığı her şeyde, ilerleyişin bu metodunun ustası olmalıdır. Düşüşlere ve hataları hissetmeye de hazır olmalıyız ve onlardan yola çıkarak şunu anlamalıyız: Kendimizi, ailemizi, toplumu, eğitimi ve ekonomiyi doğru biçimde inceleyebilip edinebilmemiz için gerekli olan yeni nitelikleri, bize ancak tabiatın üst kuvvetinden verebilir.

Hata ve başarısızlıklar, insanlar tarafından bugüne dek onaylanmamıştır; bunları onaylayan yalnızca Kabalistler olmuştur, çünkü sadece onlar insanlığın genel tabiatı olan egoizmin üstüne yükselip tabiat veya sevgi denilen niteliği edinmişlerdir. Ancak günümüzde, bu yeni tutumu hem kendimize karşı, hem çevremizdekilere karşı, hem de dünyaya karşı edinmemiz ve çocuklarımızın, yaptıkları hatalardan öğrenerek gelişmelerini sağlamamız gerekmektedir.

Sadece hatalarımızdan öğrenmemiz yeterli değildir; ayrıca bu hataların kökenini de anlamamız gerekir: Yani, henüz adapte olmadığımız yeni seviyenin şeklini. Hata (düşüş) dediğimiz şey, yeni seviye ile irtibatımızın eksik oluşunun fark edilmesidir; yani, bu eksikliğin edinimidir ve bu edinim, bizleri yeni seviyeyi içsel olarak kendimize uyarlamamız için can atacak duruma getirmelidir. Bu, grup içinde edinilir ve edinmenin yolu, tabiatın genel kuvvetini edinmek ve ona benzer olmak için can atmaktan geçer.

Uyuyan İnsanların Gezegeni

Yaratan, doğa herşeydir ve bizler bunun içinde varız. Fakat bu bize gizli kalan bir mevzu olduğundan, bizler kendimizi ve doğayı çok tuhaf bir şekilde görme yeteneğine sahibiz ki, sanki bizler tüm bunlardan bağımsızca varolabilir ve kendi kendimize karar verip yaşayabilirmişiz gibi..

Bu tamamen bir aldanmadır. Hem dünya hem de bizler, tüm hareketlerimiz, düşüncelerimiz ve fikirlerimizin tümü havada bir hayal, bir seraptır. Tüm bunlar kişiye gerçekten bağımsızca ilerleme sağlaması için bir başlangıç noktası olarak sunulmuştur. Yoksa ”insan” oluşumunu, Adem’i yani doğaya benzeyen anlamında, Yaratan’a tümüyle benzeyeni kurmak mümkün olamazdı.

Eğer bizler doğru bir şekilde büyümek istiyorsak, unutmamamız gereken doğanın bir parçası olarak yaşadığımızdır. Doğa bizleri yani düşüncelerimizi, isteklerimizi, niyetlerimizi, aramızdaki ilişkilerimizi, gerçekleşenleri, tüm yaşamımızı oluşturur. Doğa bizi kontrol eder ve sadece yönetilmemiz değil, varolmamız dahi ona bağlıdır.

Sanki rüyada veya bir efsanedeymişiz gibi varolmamızın aldanışında, bizler bu yalanın içinde yaşıyoruz. Fakat dikkatimizi, ilgimizi, düşüncelerimizi ve algılamalarımızı egolarımızın üzerine çıkabilmek için odaklayabilirsek yani şimdiki rüya ve hayal durumumuzdan çıkabilirsek, bu rüya içinden sıyrılıp gerçeğe ulaşabiliriz.

İşte bu yüzden grup içinde toplanıp beraber çalışıyor ve Kabalistlerin tavsiyelerini yerine getiriyoruz. Muhakkak ki onlar bizi bu aldandığımız varoluşumuzdan, rüya içindeki yaşamlarımızdan, tıkanmış olduğumuz bu sisli havadan veya derin bir kuyudan kurtarmak arzusundadır. Nitekim bizlere çeşitli tavsiyelerde bulunup nasıl gerçekleri algılamamız gerektiğini, oluşan bulutları dağıtmayı ve neticesinde gerçekleri görebilmemizde rehberlik ederler. İşte bizim tüm çalışmalarımız da bundan ibarettir.

Doğa Kanunları Dirençlidir

Soru: Rabaş’ın, “Toplumun Amacı(1)” makalesinde şöyle yazar: “Biz burada doğanın kanunlarını çalışmayı ve takip etmeyi arzu eden herkes için bir toplum oluşturmak amacıyla bir araya geldik.” Doğanın bu kanunları nedir?

Cevap: Gematriya’ya (numeroloji) göre “Tanrı”, “doğa”dır. Yaratan’ın arzusunu çalışmak ve uygulamakla, doğa kanunlarını çalışmak ve uygulamak aynı şeydir.

Dünya çözümü olmayan bir krizin içinde ve neler olduğunu anlamak zorundayız. Neden doğayla uyum içinde olamıyoruz? Neden her geçen gün üzerimize yeni felaketler getiriyoruz? Hayvanlar ve bitki türleri yok oluyor; ormanlar yok oluyor; insanlar kirlenme sebebiyle ölüyor… Açık söylemek gerekirse, doğayı bozuyoruz. Doğanın buna nasıl karşılık verdiğini görüyorsunuz.

Peki ya kazancıma ne oluyor? Bankada birkaç milyonum olsa bile, onunla ne yapacağımı bilmiyorum. Bugün kimse bana güvenli bir yatırım önerisi veremiyor.

Dolayısıyla gelecek karanlıkta. Çocuklarım ve torunlarım için ne bırakacağımı bilmiyorum, yiyecek bir şeyimizin olup olmayacağını ve bunu nasıl sağlayacağımızı bilmiyorum. Hepimiz güvenlik ve doyum istiyoruz ve yarın için kimse bana doyum vaat etmiyor. Tersine herkes çöküşten bahsediyor.

Neden? Şu açıktır ki bugün kimse bunun sebebini bilmiyor. Krizin idrakine vardık ve şunu anladık ki dünyada bize gerçekte neler olduğunu açıklayacak tek kişi bile yok.

Bu durumda, elbette eğer mümkünse, doğaya dönmek ve ondan öğrenmek gereklidir.  Kendim için daha iyi bir gelecek sağlamak için, bana gerekli bilgiyi verecek bir bilimden ve fırsatlardan bahsedildi. Bende çalışmaya başladım; belki işler bu kadar da karmaşık değildir? Aynı şekilde bir işadamı, altın almak ya da fabrikasını satmak için ona doğru tavsiyeyi verecek danışman şirketlerine yönelir.

Bu aynı zamanda basit arzulara da işaret eder: Sağlıklı olmak, yaşayacak bir yerimin olması, ailemi geçindirmek, çocuklarıma iyi eğitim vermek, güvenli ve genel olarak iyi olmak. Bu normaldir ve kişinin taleplerinin makul bir seviyesidir. Fakat bugün bunlar kriz nedeniyle elde edilemez gözükmektedir.

Öyleyse bundan nasıl çıkacağız? İçinde bulunduğumuz doğanın kanunlarını çalışmak zorundayız. Her şeyden evvel bununla ve insanla ilgili fazla şey bilmiyoruz. Muhtemelen insanlar bunu daha az kötü, yıkıcı ve zararlı hale getirmeye yardım eden niteliklere ve yeteneklere sahipler ve bu dünyayı daha iyi hale getirecektir.

Aslında, tüm bu talihsizliklerin kaynağının  sadece insan olduğu açıktır. Herkes bununla hemfikir fakat, bunu önemli bir soru takip ediyor: “Öyleyse ne yapabiliriz?” Neticede insanın nasıl ıslah olacağını açıklayan bir bilim var. Onu yap ve her şey çözümlenecek.

Aksi halde dinozorların yolunu takip ederiz. Türler hızlıca yok oluyor ve biz bunu gelecek yıllarda “merdivenin dibine geri dönmek” haline getirebiliriz. Toplumundaki panikten kaçınmak için, bize her şey söylenmedi bile. Gerçekten, yaklaşan tehdit eğer akıllarını kaybetmelerine sebep olacaksa, neden insanlar tüm gerçeği bilmek zoruna olsunlar ki?  Eğer onu durdurmayı bilmiyorsak, yaklaşan felakete gözlerimizi kapatmaya hemen hazırız. Bununla ilgili şöyle yazar: “Yarın öleceğimizden, yiyelim, içelim.”

Bu sebeple ıslahın metoduyla ilgili mesajının dağıtımı gereklidir ve herkesin ulaşabileceği şekilde açık ve keyifli olmalıdır.  Eğer doğa için ve insan için işleyen kanunlardan haberdar olursak ve eğer onların birbirleriyle etkileşiminin yolunu anlarsak, iyi yöne doğru değişimlerin anahtarı bizim ellerimizde olur. Eğer bu olmazsa, kriz yayılmaya devam eder. Bunu durduramayız; tersine her şey daha da kötüye gider.

Günlük Kabala Dersi 4:Bölüm 11/03/2012

Dünyaya Bir Çözüm Vermek

Bağlantıların ağını oluşturarak dünyaya kılavuzluk ederiz; bizler dünyanın ‘ihsan etmenin merkezi’ haline geliyoruz. İnsanlık acı çekiyor ancak bu acının arkasındaki sebebi ifşa edemiyor ve işte bu yüzden bu acıdan nasıl kurtulacağını bilmiyor. Aslında bu görünür bir durum ve daha ve daha fazla hissedilecek. İşte bu yüzden bizler mümkün olduğunca kısa bir zamanda  insanlara bu krizin sebebini, krizin doğasının ardındaki sebebi ve nasıl bundan kurtulabilecelerini anlatmalı ve açıklamalıyız.

Bunu yapmadan dünyaya ihsan ediyoruz diyemeyiz. Tüm gücümüzle insanların acılarına ortak olmalıyız, ızdıraplarını hissetmeli ve kendimizden daha çok onlar için talepte bulunmalıyız. Bizim esas işimiz budur. Biz bunun için varız. İşte bu yüzden olabildiğince en kısa zamanda dünyaya neler olduğu hakkında bir açıklamayla ortaya çıkmalıyız. Dünya kendi çözümünü muhakeme edemeyecektir. Bu durum bizleri, eğitmenler hazırlamak, içerik oluşturmak ve benzeri hazırlıklar için ağ oluşturmak için zorunlu kılar.

Bizim işimiz budur. Şükür buna ki, sadece dağıtım ve dost sevgisine olan endişemizle kendimizi daha ileriye taşıyacağız.

28.02.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, ‘Sorular ve Cevaplar’

Genç Nüfusun İşsizliğini Zaptedebilmek?

CNBC Haberi’nden: Gençlik ve İşadamları Temsilcileri perşembe günü Davos’daki Dünya Ekonomik Forumu’nda gençlerin tecrübe kazanmaları için en fazla 2 yıl olmak üzere, ücretsiz çalışmaları konusundan bahsettiler.

Birleşmiş Milletler delegeleri ve delegelerinden Maurice Levy (Publicis Grubu’ndan sorumlu idari yönetici ve CNBC tarafından sunulan tartışma programında ‘’kayıp ve işsiz gençlik nasıl kurtarılır’’ tartışma katılımcısı) tarafından  gençlerin bir iki sene için gönüllü çalışmasının önemini vurgulayan yeni bir teklif sevk edildi.

‘’Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bu hafta  eline ulaşan verilerine göre,  önümüzdeki on yıl içerisinde  yükselen  nüfus ve finansal krizin etkileri ile başedebilmek için dünyada 600 milyon yeni işe ihtiyaç duyulacaktır’’.

Yorum: Bu şekilde Kapitalistler işsizlik problemini toplumun omuzlarına bindiriyorlar. Bunun yanı sıra devlet işsizleri desteklemelidir. Fakat dünya yeni çalışanlara ihtiyaç duymayacak; aksine işsizlik artacaktır. İnsanlar işsizlik yardımlarından daha fazla gider oluşturan gereksiz işler ile uğraşmamalıdır. Topluma faydalı olarak, insanı birlik oluşturma amacı ile eğiten, karşılıklı paylaşıma yönelten konular ile ilgilenmelidir.

Posted on January 31st, 2012

Ayrılmak İstememek!

Doğanın, bizi bir bütün olarak etkileyen ve bizi onunla dengeye getirmek isteyen tek Kanun olduğunu çalışıyoruz. Sonra, bir olacak şekilde birleşince, içinde yaşadığımız dünyayı anlamaya başlayacağız.

Birbirimize karşı iyi tutum aracılığıyla bu bağı elde edebiliriz. Onu istemesek de, “alışkanlık ikinci doğa olur” kuralını kullanarak, oyun aracılığıyla elde etmeliyiz. Bunu nasıl başarabiliriz? Bunun, bizi saran çevreye, insan toplumuna uygulanması gerekir.

Her kişi, topluma göre belirli bir konuma sahiptir. Ve kişiyle toplum arasında öyle bir ilişkiler sistemi yapılandırmamız gerekiyor ki, herkes topluma karşı kendini zorunlu hisseder, toplumun iyiliği ona bağlıdır ve onun iyiliği de topluma bağlıdır.

Bunu başarmak için, egomuz tarafından yönlendirilerek geliştirdiğimiz insan ilişkileri biçimini ve  “kendi bencil ihtiyaçlarına göre herkese” olanın özünü yeniden düzenlememiz gerekir. Dolayısıyla, bugün bu prensip işlemiyor ve halihazırda devam eden kriz, genel ve integral bir durum.

Bu nedenle, hepimizin birbirine bağlı olduğu gerçeğine dayanarak, insanların çevreleriyle olan ilişkilerine dair yeni bir biçim yaratmamız gerekiyor. Eğer çevre, kişinin iyi bir tutumu olmasını talep ediyorsa, kişiye doğru davranışın örneklerini vermeli, bir annenin çocuğunu yetiştirirken yaptığı gibi.

Bizi saran toplum, her birimiz üzerindeki etkisini tamamen değiştirmeli. Ve esas olarak, bu medya ve eğitim sistemi hakkındadır. Bunların derhal yeniden düzenlenmesi, aramızdaki ilişkilerin ve aynı zamanda çevreye olan ilişkimizin değişmesi gerektiğine dair bir hissiyatı herkese vermek üzere değişmesi gerekir. Nihayetinde, çevre bir tür kuluçka makinesidir, orada doğru şekilde gelişiriz. Isı, nem ve oksijen seviyeleri, bu parametrelerin hepsi kuluçka makinesinde, sağlıklı tavukların çabucak ve rahat koşullarda yumurtadan çıkmaları için en iyi değerlere göre ayarlanır.

Kendi etrafımızda böylesi güzel bir “sera”, içinde rahat, sıcak ve memnun olacağımız bir çevre inşa etmeliyiz ki, böylece oradan ayrılmak istemeyelim. Annesinin rahminde tam bir güvenlik içinde büyüyen bir bebek gibi, orada her şey onun normal gelişimi için yaratılmıştır. Bu şekilde biz de herkesin içinde düzgün ve rahat şekilde gelişeceği çevremizi inşa etmeliyiz.

Kendi yararımıza ve herkesin yararına (her kişi diğer tüm insanları düşünür) olan böyle bir çevre inşa ederek, insan sonunda büyük ailesini oluşturur; kardeş oluruz.

KabTV’de  “Yeni Bir Hayat”, Bölüm 4, 1/1/12

Doğumun Sevindirici Sancıları

Birçok işsiz insanın olacağı bir döneme yaklaşıyoruz. Halen dünyada iki yüz milyon işsiz bulunmakta. Gelecek sene süresince, bu sayı daha da felaket boyutlara doğru artacak. Bu insanlar, hem kendileri için hem de bütün toplum ve hükümetler için büyük bir sorun  oluşturmaktalar. Zorluklar, depresyondan, olası kanlı devrimlere ve savaşlara kadar uzanıyor.

Bu yüzden organizasyonumuz, integral eğitim fırsatlarını araştırıyor ve işsiz olan insanları eğitmek üzere bir kurs hazırladı. Umuyoruz ki kursumuz onlara, değişen dünyaya kalplerini açmaları için yardımcı olacak. Onlara, arkadaşları ve aileleri içindeki, tüm insan toplumu içindeki, ülkeleri ve çağdaş dünya içindeki kişisel yerlerini daha iyi anlamaları ve hissetmeleri için imkân verecek.

Fazlasıyla inanıyoruz ki, bu tür konuşmalar gerekli ve onlar olmazsa dünya hızla bir felaketin içine girecek. Farz edelim ki ülkelerin hükümetlerini ve ihtiyacı olan tüm dünyayı, bu kursu zorunlu olarak öğretmeye başlamak üzere ikna ettik. Ülkenin birisi, bu projenin pratik faydalarına değer verdiği ve başka bir çıkış yolu görmediği için, bu projeyi onayladı diye düşünelim. Böylece, çalışmak için devlet bursu alan 30-40 kişilik bir işsizler grubu var, ilk grup. İlk toplantımızda onlara, etraflarında olan değişimleri tanımlamalarına yardımcı olmak için ne söyleyeceğim? Hayatlarını anlamalarını ve yeniden kurmalarını onlara nasıl öğreteceğim?

Öncelikle, diyeceğim ki, “Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Belki işsizlik durumunuzu kötü etkenlerin neden olduğu trajik bir olay olarak görüyorsunuz ve belki bu koşullar sizi zorlamasaydı, öğrenmek için gelmeyecektiniz. Fakat bu durumu, bir krizden ziyade, sevindirici bir durum olarak görmeliyiz.”

Hayal edelim ki buraya, deneyimlediğiniz zorluklar aracılığıyla değil, aksine, hepimiz mutlu ve sevindirici bir yeni dünyanın eşiğinde olduğumuz için getirildiniz. Bunun için, özel olarak her birimize ve genel olarak tüm dünyaya ne olduğunu anlamamız ve neden bunun olduğunu kavramamız gerekiyor.

İçinden geçtiğiniz bu durum, yaptığınız bazı talihsiz hataların sonucu mu? Belki de bu sizin önleyemeyeceğiniz normal bir süreç mi? Bazı kaçınılmaz doğa kanunları yüzünden mi bu zorluklardan geçmeniz gerekti? Zaman içinde bizleri büyük sonuçlara götürecek genel bir gelişim eğilimi yüzünden mi meydana geldi?

Durumumuza, “kriz” diyoruz, fakat aslında bu, genel, global, integral bir zorluğun parçasıdır ve ekonomide, eğitimde, kültürde, bilimde, finans sektöründe ve insan hayatının tüm maddesel katmanlarında yer almaktadır. Aslında, “kriz” kelimesinin negatif bir çağrışımı yoktur. Doğuma benzeyen yeni bir evreye işaret eder.

Yaşam tecrübemize dayanarak biliyoruz ki, bir evreden başka bir evreye geçmek zordur çünkü iş değiştirsek de veya yaşamın herhangi bir başka alanını değiştirsek de, konfor alanımızdan ayrılmamız gerekir. Alışkanlıklarımız bize ayak bağı olur. Düzgün bir şekilde çalışarak faaliyette bulunan bir sistemde kalmak, bizim çok fazla çaba göstermemizi gerektirmez; bu bizi mutlu eder çünkü doğal olarak değişime direnç gösteririz.

Egomuz bizi güvenilir ve dengeli bir düzen aramamız için iter. Yeni olan bir şeye geçiş yapmak her zaman sıkıcıdır. Pekala, bunun çok daha memnunluk verici bir gelecek vaat ettiğinden kesinlikle emin olduğumuz ve bu kolayca ulaşılabilir olduğu sürece değil. Fakat eğer zor ve tehlikeli bir geçiş ise ve gelecek belirsiz ve tahmin edilemez ise, o zaman bu trajik bir durumdur.

Dolayısıyla, durumumuzun gerçekten kötü ve trajik olup olmadığını ve büyük sorunların, şiddetli sellerin, depremlerin, tsunamilerin, volkanik patlamaların, ayaklanmaların, devrimci ihtilallerin ve sokaklarda kan dökülmesinin – tam bir kaos –  eşiğinde olup olmadığımızı görelim. Yoksa bu sadece yeni bir düzen mi ve şu an bize olan her şey, bizim henüz görmediğimiz bu düzenin doğumu gibi mi? Etrafımızdaki her şeye, insanlığı büyük çabalar sarf etmeye ve yeni bir formun doğumunda olduğu gibi terlemeye zorlayan şeyler olarak bakabilir miyiz? Doğum sürecindeki bir çocuk gibi, biz de zor bir koşuldan geçiyoruz.

Doğumdan önce, çocuk annesinin rahminde, güvenli ve korunaklı yerde, huzurla büyür. Sonra doğum, çok “sıkıcı” bir süreçle tetiklenir. Anne çok büyük bir gerginlik hisseder ve sancılar yaşar. Çocuk da aşırı bir baskı hisseder. Daha fazla birlikte olmaya tahammül edemeyeceklermiş gibi olunca, birbirlerini itmeye başlarlar.

Çocuk, annesinin rahminden çıkması gerektiğini hisseder. Eğer bu durumu duygularımıza aktarırsak, bu çocuğun daha fazla annesinin bedeninde kalmaya tahammülü yok deriz; ne de anne onu içinde tutabilir. Böylesi bir karşılıklı itmenin sonucu olarak, doğum süreci başlatılır ve çocuk, onu sevgiyle karşılayan, harika ve aydınlık bir dünyaya doğar. Böylece, yeni bir hayat edinir ve varoluşunun yeni bir evresine ulaşır.

Birkaç kilo gelen bir et parçası olmak yerine, başka birinin bedeni içinde yaşayan bir yaratık olmayı durdurur ve bir insana dönüşür!Henüz çok küçük olması ve ne olduğunu anlamaması önemli değildir; önemli olan onun yeni bir hayata doğmasıdır. Bu, şu anda bizlere olan duruma  çok benzer. Şimdiki durumumuz, yeni bir dünyanın doğum sancılarına benzemektedir.

KabTV’de “Yeni Bir Hayat”, Bölüm 1, 27/12/2011

İnsanlar Çocuklarının Daha İyi Olacağına İnanmıyor

Alıntı (Dünya Ekonomi Formu): Finansal kriz insanoğlunu ruhen olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Onlar krizin yalnızlığı ve milliyetçiliği yükseltip toplumsal bir şok oluşturacağını düşünüyorlar. Bu durum insanlık tarafından elde edilen tüm ilerleyişe zarar verebilir.

Tüm nesiller boyunca ilk defa insanlar çocuklarının kendilerinden daha iyi yaşam süreceklerine inanmıyorlar. Büyük bir güven ve cesur fikirlerin kaynağı olan edindikleri egoizmin düzeyine rağmen bu endişe çoğunlukla sanayileşmiş ülkelerde ortaya çıkıyor.

Bu zor zamanların bizi yokladığı dönemde hayal kırıklıkları daha da büyüyor ve devlet ile yurttaşlar arasındaki toplumsal anlaşmayı tehdit ediyor. Hükümetler ve yurttaşlar genel durumun (ruh halinin) daha da düşeceğine ve ortaya çıkacak risklere yararlı çözümler bulmaya hazır olmalılar.

Referansım: Bu durum daha da büyüyerek ilerleyecek! Çünkü genel krize yönelik (ekonomik, eğitim, aile, uyuşturucu, sağlık gibi krizler) evrensel sorumluluğun edinilmesinden başka bir çözüm yok! Bunu sadece hükümetlerin yönetebileceği (düzenleyeceği) entegral eğitimin yardımıyla edinebiliriz.