Category Archives: Global Kriz

Nereye Gidiyoruz?

Soru: Dünyanın durumunu değiştirmemiz için gerçekten bir şansımız var mı? Yine de her gün her şeyin kötüye gittiğini görüyoruz.

Cevap: Hayır, dünya her geçen gün kötülüğün daha büyük bir farkındalığına doğru ilerlemektedir. İnsanlar herhangi bir istikameti olmayan bir yolda ilerlediklerini, nereye gideceklerini bilmeden, dünyanın gelişimine etki etmenin mümkün olmadığını veya hayatı garantilemek için dünyanın sürdürülebilirliğini sağlayamayacaklarını anlıyorlar.

Bütün baskıları kaybediyoruz ve dizginler elimizde değil. Dünyayı idare edebilmemizin bir yolu yok ve aslında bu iyi bir şey. İnsanlar ana babalarını kaybetmiş çocuklar gibi hissediyorlar.

Yavaş yavaş bizi kimin unuttuğunu, kimden uzaklaştırıldığımızı ve kime yaklaşmamamız gerektiğini anlamaya başlıyoruz. Bu kişiye doğa ve gerçeklik ile denge içinde üst güçlere ihtiyacı olduğunu hissettiriyor. Bu mistik bir güç değil aslında bu sistemin nasıl inşa edildiğini, yasayı, dünyanın hangi formüle göre yaratıldığını anlamak istiyoruz.

Gittiğimiz yolu bilmemiz gereklidir! Sonuçta, tamamen bir karanlığın içinde bizi nereye götürdüğünü bilmediğimiz hızlı bir trenin içindeyiz.

Soyutlama Başarısızlıktır

Nikolay Kashcheev’ün görüşleri (Promsvyazbank’da Kurumsal Bölüm Başkanı, Kıdemli Direktör, Rusya):“Dünya bugün sistemin lehinde olmayan geleneksel yasaların altında yaşamaya devam eden bir kırılma noktasında bulunmaktadır. İstikamet ve eğilim değişiyor. Artık, ilerleme sadece tüm dünyadaki insanların ortak çabaları ile elde edilebilecektir.

Bu ilerlemenin meyveleri sadece teknoloji ve bilgi akışı sayesinde bir laboratuardan diğerine, bir ülkeden diğerine aktığı için başarılı bir şeklide kullanılmaktadır. Bu eğilimler yatay küresel ekonominin oluşturulması üzerinde çalışmaya devam eder.

Bu savunma veya bilimsel laboratuarlarının sisteminin günlük yaşantımız içine etkili bir şekilde geçebilmesi için aşağıdakiler gereklidir: a) kâra dayalı bir kapitalist sistem ve b) küreselleşme, dağıtım yapılırken girişimler konsantre hale getirilebilir.

Bu işlerin finansmanı fonla-beni ve kitle kaynak yolu ile çalışır. Kapalı olmak yolu bizi başarısız kılacaktır, bu zaten bir uyarı sistemi olarak hizmet eden bir kaç modası geçmiş ekonomilerde meydana gelmiştir.”

Benim Yorumum: Önemli olan sadece birliğin gelişimimizin bir sonraki aşamasına yol gösterdiğini anlamaktır. Ve birlik kapitalist değil, özgecil olmalıdır. Ama bu anlayış yavaş yavaş gelecektir.

Mevcut Gerçekliğin Sembolü: Soru İşareti

İnsanlık ilk önce, kendini cansız, bitkisel seviyesinde ve ardından doğanın hayvansal seviyesinde kendini tanımalıdır. Dolayısı ile, ilk önce hayvan olarak var olmak zorunda ve sonrasında bu dünyada insan olarak sanayi, ticaret, teknoloji ve bilim dallarında gelişmeye başlayarak, böylece sonunda tüm bunların işe yaramadığını anlayarak ve hayatın anlamını bu şekilde deşifre edebilecektir.

Bu dünya üzerinde bir şeylerle ilgileniriz: yetişkinler, çocuklar ve hayvanlar. Yani biz bu şekilde yaşarız, fakat bu hayat ne için var? Bu hayatın ötesinde bir şey var mı? Büyümeye başlayınca bu soruları sormaya başlıyor ve çeşitli aşamalardan ve evrim çağlarından geçerek ve sonunda bu sorulara hiç bir cevap bulamıyoruz.

Sonunda sıkıntılar ve sorunlar üzerinden bize baskıda bulunan bir krize ulaşırız. Bu sadece insanlar ve toplumları etkilemez, aynı zamanda cansız seviyeyi, çevreyi, bitkileri ve hayvanları etkiler. Tüm sorunlar bunlar aracılığı ile bize ulaşır.

Hayatın anlamını sorguladığımız bir duruma ulaşırız, meraktan veya üst kaynağı keşfetme arzusu ile değil -biz nereden geldik ve niçin- ama sadece çaresizlikten ve bize hiç bir neşe getirmeyen bu boş hayatta zevk alma arzusuna ulaşma isteği ile.

İnsanlık gelişmekte ve bize baskı yapan ve soru sormaya zorlayan genel bir krize ulaşmaktadır. Bu hayat neye dairdir? Neden bu şekilde yaşıyoruz? Hepimizin bildiği gibi hayatta sorunlar ve endişeler olmadan, bu gibi soruları sormaya başlamayız. Fakat sorunlarla karşılaştığımız an, aniden sormaya başlarız.

Böylece Kabala bilgeliğinin bize söylediği gibi, hiç bir seçeneğimiz olmadığını ve hayatın anlamını bilmek için bağlantıya geçmek zorunda olduğumuzu fark ederiz. Eğer bulmacanın parçalarını bir araya getirirsek, resimde ve arkasında ne olup bittiğini, onu yöneten ve destekleyenin kim olduğunu ve bunları O’nun neden yaptığını anlayacağız.

Kabalistler bu resme nüfuz eder ve zamanın üzerine çıkar. Bize her şeyin Yaradan’ı edinmeye bağlı olduğunu söylerler. Bu hayattaki tek sorun Yaradan’a ulaşma, O’nu arayarak, O’nunla irtibata geçerek, O’nu keşfederek, O’nu anlayarak, O’nunla doğrudan diyalog içinde olabilmek için. Ben Yaradan’a dönerim, O cevap verir, bana döner ve ben de benden ne istediğini anlarım.

Eğer bu durumu elde edersek, bütün sorunlarımız çözülecektir. Neler olduğunu ve her şeyi nasıl idare edebileceğimizi anlayabileceğiz. Bu yaşam üzerindeki bir üst seviyeye nasıl yükselebileceğimizi bilmek asıl konudur. Ama bunu yapabilmek için Yaradan’ı ifşa etmek zorundayız. Yani mevcut kriz bizi bu duruma getirmek içindir.

Biz bir kriz olduğunu düşünürüz fakat “kriz” Yunancada yeniden doğuş anlamına gelir. Bu yüzden krizleri bu kadar dramatik şekilde ele almak yerine anladığımız ve nasıl bağlantı kurabileceğimizi bildiğimiz kadarı ile bize yeni başlangıçları getirmesini beklemeliyiz.

Uygarlığın Felaket Yörüngesi

​​David Dubrovsky’in görüşleri (Felsefe Bilimleri Enstitüsünün Rus Akademisi Biliş Teorisi Bölümünde baş bilim adamı, yapay zeka metodolojisi üzerinde Rus Akademisi Bilimsel kurulu eş başkanı): “Ekonomik krizin sabit bir şekilde kötüleşmesi tüketim toplumumuzun bir çıkmaza yaklaştığını ve diğer küresel sorunları göstermektedir. Birçok insan bunun hakkında konuşuyor ve yazıyor. Ama belirleyici bir takım eylemler görülememektedir. Dünya uygarlığının gelişiminin tehlikeli yörüngesini değiştirmek için genel bilinç düzeyimizi değiştirmemiz gerekmektedir.

İnsan doğası kavramı sosyal bireyin niteliklerinin istikrarlı bir kompleks olduğunu ve bütün çağlarda ve tüm halklar arasında olduğu gibi çoğaltılabileceğini ifade etmektedir ve bu da açıkça biyolojik doğamızın koşuluna bağlı olduğunu göstermektedir.

Ana konu insan doğasının olumsuz niteliklerini nasıl değiştirebileceğimizdir: dizginlenemeyen tüketicilik, kişinin diğer insanlara karşı saldırganlığı, aşırı egoist uğraşılar. Küresel sorunların kaynağı bunlara aittir.

​Kesin bir cevabımız yok, muhtemelen olası iki seçenek var:

· İnsan ruhu ve hayatı fonksiyonlarını değiştirmek için insan genomunu yeniden yapılandırarak insan biyolojik yapısını değiştirmeliyiz;

· Ya da bireyin zihnini ve kişiliğini biyolojik olmayan sibernetik bir sisteme aktarma yolunu seçmeliyiz, diğer bir deyişle evrimsel Transhümanizm yolu olan, Antropo teknoloji dönüşümleri ile.

Benim yorumum: Bilim adamları kendi çaplarında doğru düşünüyorlar. Sonuçta, bir insan kendi doğasını kendi kendine değiştiremez, bu sadece onu yaratan aynı kuvveti çekerek mümkündür. Ama bu güç genlerimizde bulunmamaktadır. Her fırsatta kendinden çok diğerlerini göz önüne alacak şekilde, insan eylemlerini yeniden programlayabiliriz. Fakat bir robot (melek) meydana getirmiş oluruz. Şimdi biz her şeyi kendisi için isteyerek hareket eden robotlarız (melekleriz).

Ama gelişim hedefimiz, ihsan ve alma güçlerinin ustaları haline gelebilecek bir duruma gelmek ve bunu toplumun yararına kullanarak, Yaratıcı gibi olabilmektir. Bu değişiklik sadece kendimize (bizde var olmayan) bizden gizlenmiş olan eksiksiz ihsan etme özelliği olan üst ışığı çekerek sağlanabilir. Bu da Kabala’nın bilgelik özü, yöntemidir.

Eski Küresel Düzenin Yavaş Ölümü

Robert W. Merry’in görüşleri (The National Interest‘de politika editörü ve Amerikan Tarihi ve Dış Politika kitabının yazarı):“2012 baharında, The National Interest, ‘Eski Düzenin Krizi: Ülkemizde ve Yurtdışında Dağılan Status Quo (olgunun savaştan önceki durumu)’ başlığı altında özel bir sayı yayınladı. Bu sayıdaki teze göre, eski çağın göreceli küresel istikrarı, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşının birbirlerinden ayrılmayarak gelen zorlu denemeleri sayesinde oluşturuldu. Okuyucularına bu kapsamlı  konuyu tanıtan, TNI editörlerinin yazdığına göre “Sadece tarihsel bir perspektif aracılığı ile zamanımızın köklü gelişmelerini anlayabilir ve belki de belli belirsiz bizi nereye götürdüğünü seçip ayırabiliriz. Bir şey çok net: bizi yeni bir dönemin içine götürüyorlar. Tek soru, eski dünya düzenin yerine ortaya ne çıkacak ve daha ne kadar parçalanma, kaos ve katliamın bu geçişe intikal edeceğidir.

“Bu konuda en rahatsız edici olan ulusal liderlerin küresel durumun ne kadar tehlikeli olabileceği hakkında tamamen ciddi bir bilinçten yoksun olduklarının görünmesi. … Pfaff [William Pfaff, International Herald Tribune’in uzun süreli jeopolitik analisti] küçük ölçekli bir rahatlama veren notunda, bugün dünyanın ideolojik diktatörlüklerin hareketi veya totalitarizmin her hangi yeni dalgası tarafından kuşatılmış olmadığını belirtiyor. Bu günün sorunlarının, yalnızca kafa karışıklığı, beceriksizlik, entelektüel ve ahlaki bozukluluk olduğunu söylemektedir ve buna ilaveten “Ancak bunlar aşırı silahlandırılmış bir dünyada yeterince kötü.”

“Tarihsel bir açıdan, dünya savaşına yol açan olaylarla uğraşan devlet bakanlarına geriye dönüp baktığımızda hiç bir şeye değmediğini belli bir küçümseme ile görüyoruz. Bu olaylar göreceli istikrarı ve bir barış yüzyılını sona erdirdi ve o büyük çağın geçip gitmesine izin veren insanlar tarihte bahtsız, dokunulmaz ve hatta aptal olarak görülürler. Aslında onlar aptal değillerdi, ulaşılmazlardı ve anlamadıkları olaylar karşısında tahlihsiz hale getirildiler.”

“Başkan Obama ve onun çevresindekiler de aptal değiller sadece zamanımızın doğasını anlamıyor görünüyorlar ve bu solan bir dönemin ortaya çıkardığı zorluklardır. William Pfaff tarafından ortaya atılan kapsamlı tarihsel soru çeşitleri ile boğuşurken yetersiz görünüyorlar.”

“Fakat mevcut sorun sadece yönetime ait değil. Liderlerimizin yeteneklerini geciktiren ve çağımızın dönüştürücü doğasını kavrayan aydınların bulunduğu bu oyunda bir Zietgiest (zamanın ruhu) var gibi görünüyor ve dolayısı ile tahribat dünyayı sürekli rahatsız ediyor…”

“Bu zaman ciddiyet zamanıdır. Eski düzenin bir krizini yaşıyoruz ve tarihsel yöneticisiz bir döneme gebe olan köklü sorunlar için yeni uyarılara, yeni anlayışlara ve yeni fikirlere ihtiyaç vardır.”

Benim görüşüm: Sorun şu, herkes kafa karışıklılığının modern durumu hakkında doğruları yazıyor çünkü hissedebiliyor ve anlıyorlar, fakat kimse karşımıza çıkan fırsatlardan bahsetmiyor çünkü hiç kimse nasıl yapılması gerektiği hakkında bilgiye, yönteme veya bir vizyona sahip değil.

Liderler anlayış eksikliklerini ve karşılarına çıkan bir durumda kendilerini yönlendirme yetersizliklerini tam olarak anladıklarında, ancak bundan sonra yeniden integral bir eğitime girmeleri mümkün olacaktır. Bu gerçeklik algılarını genişletecek ve olanların sebeplerini görebilecekler, sonrasında ise karar alma süreçlerine katılabilecekler.

Dünyanın Algısında Bir Dönüm Noktası

Soru: Doğa’daki dengesizliğin hastalığa sebep olduğunu nasıl açıklayacağız?

Cevap: Rasyonellik (Akılcılık) Antik Yunandan beri dünyada var olmuştur. Hakim bir görüşe göre, insanın doğanın üstünde olduğu ve gökten merhamet beklememek gerektiği;  daha doğrusu her şeyi kontrol altına almak bizim elimizdedir, fikridir. Bu bizi ayırıma sürüklüyor, bir materyalist felsefesinin iddasına göre kişinin doğanın parçası olmadığıdır.  Gerçekte bu fikir en büyük Egoistliktir.

Doğa bir insanın içinde bulunan durgun, bitkisel ve hayvansal seviyeleri içerir. Ve insan kendini bütün bunların dışında olduğunu düşünür; işte bu bizim problemimizdir. Şu an bu çelişki oldukça belirgindir; Ben doğanın üzerinde bulunduğumu düşünüyorum ve doğanın içinde bulunmuş olmam bana herşeyin kontrol altında olduğunu gösteriyor.

Benim dünya görüşüm arasında ki fark, doğanın üstünde olma arzum, insan faaliyetlerinin tüm alanlarını içerir ki bu da aslında ne olduğu keşfedilmiş olan, bir küresel krizi uyandırır. Çünkü düşünceme göre ben doğayı kontrol ediyorum ve aniden doğanın tamamlayıcısı olduğumu keşfetmiş olmamdır. Artık, yavaş yavaş bizi yöneten bilgisayarın bir programı dahilinde olduğumuzu buna bir şey yapamayacağımızı keşfetmiş olmamızdır. Bütün planlarımız yıkılmış ve onları aktive etmede başarılı olmanın  bir yolu yoktur. Milletimiz, çoçuklarımız ve hayatımız ile bir şeyler yapmaya çalışıyoruz fakat her şey boşuna. Neden? çünkü, doğanın üstümüzde olduğunu hissediyor, fakat bunu durumun yukarıdan olduğunu keşfetmeye başlamamızdır ve özetle bu hali beğenelim ya da beğenmeyelim bu yüzden harekete geçiriliriz. Durumumuz arasında ki uzlaşma eksikliği ve gerçekte ne oluyorsa bütün sorunlarımızın sebebi bu algı olmaktadır.

Ve bu süre içinde keşif edilen yönetimin küresel ağı, gittikçe daha fazla bağlanmış olmaktadır. Ne yaparsak yapalım bir fark yaratmıyor, buna cevaben bir patlama ve ciddi bir reaksiyon hissediyoruz. Hiç bir şey başarılı olmayacaktır, dünya parçalanıyor, aileler bölünüyor, çocuklar her yöne doğru uzaklaşıyor, her şey ellerimizden kaçıp gidiyor. Bu gibi bir çok sorun bizi bir sonuca getirmelidir, biz bu evren içinde, bu yaradılışın amacı olarak adlandırılan küresel sistem dahilinde ve bunun sadece küçük bir parçasıyız.

Bu kirizler bizi, bu programın bir parçası olduğumuzu ve bu durum programı tanıyarak ki burada özgür bir şeçime sahip olduğumuzu ve  bu kendi seçimlerimizden gerçekleştiğini keşfetmemize yardımcı olur. Ancak o zaman bize ‘insan’ denilebilir.

Ve özgür seçimimiz ile bu programı yürütmek istemezsek, o zaman kendi irademize karşı bunu yapmak zorunda kalacağız çünkü bir şey yaparken başarılı olamayacağız! Dünyada kesin olarak görülen insanlığın doğası ve programına bağlı olduğunu gösteren sorunların daha fazla ortaya çıkmasıdır. Bunun nedeni, doğanın yaratıcı olduğu, yüce bir güç ve bunun içine dahil olduğumuz ve bizim güçlerimizin ötesinde  bir programın varlığıdır. Dünya görüşünde ve buna entegre  olmuş bir krizin  ortaya çıkışıdır.

Bu yüzden umumi nüfusun dışına çıktığımızda, ailede, işde, sağlıkta ve benzeri gibi bütün sorunların tek bir nedeni ve bir çözümü olduğunu onlara açıklamamız bize bağlıdır ve bu da aramızda ki doğru kurulan bağlantı ile sağlanır.

Robotlar İnsanları İşsiz Bırakacak

Haberlerden (Business Insider): Bill Gates’in inancına göre, insanların ve hükümetlerin hazırlıklı olmadığı iş gücü piyasasına büyük değişiklikler geliyor.

“Gates, 13 Mart’ta (The American Enterprise Institute) ekonomik düşünce örgütü,  Amerika Enterprise Enstitüsü Washington D.C’de ki konuşmasında yirmi yıl içerisinde, bir çok iş kaybedilecek ve bilgisayar yazılım otomasyonları ile yer değiştirileceğini ifade etmiştir.

Şunları söylemiştir; “Bilgisayar Yazılım Sübstitüsyon’ ister sürücüler ister garsonlar ya da hemşireler için olsun gelişmekte…Teknoloji zaman içerisinde işçilere olan talepleri azaltacak ve özellikle en alt seviyedeki ustalık gerektiren iş  grupları için bu durum kaçınılmaz. Bundan 20 yıl sonra, beceri  gerektirecek iş güçlerine dayanan talepler önemli ölçüde düşmüş olacaktır. Ben bu durumu  insanları zihinsel modellerinde anladıklarını sanmıyorum.”

Şubat ayında, Ekonomist dergisi   önümüzdeki 20 yıl içerisinde robotlar tarafından devralınacak bir düzine iş üzerinde  geniş  bir profil oluşturdu.

Benim Yorumum: Tek bir çıkış yolu var, aşırı üretimi tamamen azaltmak ve geri kalanları otomasyon ile değiştirmek. Serbest hale gelenler için (işsiz kalacaklar için) yeni metotlar öğrenebilecekleri ve integral iletişimi uygulayabilecekleri açık üniversitilere göndererek, insanlığı ortak bir birlik noktasında birleştirmektir.

Ç.N: Sübstitüsyon; Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere.  

Yeni Bir Bilimden Mutluluk Dersleri

Richard Layard’ın görüşleri (Londora Ekonomi Bilminde Ekonomik performans merkezinin Program Direktoru olarak halen çalışmakta olan  Profesör Emeritus Lord Layard, (İngiltere labour ekonomisti)

Hayatımızın merkezinde bir çelişki vardır. Bir çok insan daha fazla kazanmak ve bunun için çabalamakta. “Şimdiye kadar batı toplumları daha zenginleştikçe, insanları daha az mutlu olmaya başlamışlardır.” Layard bu paradoksu ortaya atan bir çok insandan biridir.

Çoğunlukla bu durum, gelişmekte olan ülkelerde yeterli refahı sağlamak için her insanın en azından temel ihtiyaçlarının tam olarak sağlanmasını  gerekliliğini kanıtlayan ekonomist Richard Easterlinin adıyla “‘Easterlin Paradoksu” olarak anılmaktadır.

“Sadece diğer insanların kendi kazançlarımız ile karşılaştırmakla kalmayıp, ayrıca kazanç durumumuza göre nasıl büyümüşsek kendimizce ona göre bir model otuştururuz. Ne kadar daha fazla kazanırsak, daha fazla paraya ihtiyacımız olduğunu düşünürüz. Bu olguya  “alışma” ve “uyum” denilir. Alkol ve uyuşturuculara zamanla direnç kazanmayla karşılaştıralabilir. Layard bu durumu ” Hedonik koşubandı” olarak adlanırmakta: mutluluğu aynı seviyede sürdürmek için, koşmaya devam etmeliyiz.

Richard Layard (2005) mutluluğun merkezinin yedi faktöre bağlı olduğunu savunmaktadır. Bundan başka, bir çeşit önem sırasına göre, ABD Genel Sosyal Anketi   (en azından ABD için) gibi araştırmalar yapılarak kullanmıştır. Diğer iki faktörde önde gelen gibi görülmekte fakat anket kanıtlarının yetersizliğinden dolayı yer verilmemektedir.

Aile ilişkileri: Neredeyse bütün çalışmalarda, aile ilişkileri ve özel hayatlarımız ve onlara  yakın olanlar  mutluluğumuzu etkileyen faktörlerden daha önemli bir faktöre sahiptir.

Finansal durumumuz: Daha önce gördüğümüz gibi  bireysel parasal durumumuzun anlamlılığı – özellikle yoksulluk sınırında olduğumuzda – fakat bunun ötesinde de yakın aile ilişkilerinin kalitesi  uzun dönem mutsuzluğun kaynağı olarak ikinci sıradadır.

Toplum ve arkadaşlar: Lane gibi yazılarda daha önce gördüğümüz gibi, arkadaşlık üzerine güçlü bir vurgu oluşturmaktadır. Halbuki, oldukça açıktır ki, katıldığımız toplumların kalitesi kendimizi nasıl hissetiğimiz üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Topluluklar ve gruplar halinde güven ve ait olma duygusunun  faaliyet  gösterdiği yerlerde yaşamıyorsak, mutlu olabilme yeteneğimizin üzerine etkilerini gösterir.

Sağlık: Yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre insanların çoğunlukla mutluluğa önemli bir katkının sağlık olduğunu ön görmektedirler.

Kişisel özgürlük: Mutluluk politik, ekonomik, hukuki ve sosyal sistemlerin kalitesine bağlıdır. İnsanların istikrarlı ve huzurlu toplumlardaki konuşma özgürlüğü ve kendi çıkarlarını savunabildikleri (diğerlerine zarar vermedikleri) ve kurumların mutluluklarından sorumlu olduğuna dair bazı kanıtlar vardır.

Kişisel Değerler. Insanların mutululuğu onların ‘iç benlikleri’ ve hayat felsefelerine bağlıdır. “İnsanlar sahip olduklarını takdir edebiliyorlarsa, bu her neyse; Eğer kendi ruh hallerini eğitebilirlerse ve kendilerini başkaları ile mukayese  etmezlerse.” (kaynak: Infed)

“Modern toplum ortak menfaat çevresinde kendi üyelerinin gayretleri ile toplanan bir kavrama ümitsizce ihtiyaç gösterir. Burada doğru kavram; İstedigimiz genel mutluluğu artırmak ve  kendimizi sonsuza kadar buna adamaktır.

Benim Yorumum: Tabii ki, bu harika bir hedef. Fakat ilk olarak, mutluluğun sadece egomuzun üzerinde mümkün olduğu ve  bunu bastırarak olmayacağanı anlamamızın gerekliliğidir. Bu sebebten dolayı egomuzdan kurtulmanın bir metoduna ihtiyacımız vardır, Kabalanın metodu, ya da buna daha doğrusu, Işık, ihsan ve sevgi gücü denen bu yöntem ile uygulandığında ortaya çıkar.

Bütün Çin’i Etkileyen Temerrüt Dalgası

Haberlerden (Forbes): “Geçen hafta Şangay Çaori Güneş Enerjisi’nin borçlarının faizlerini ödeyememe fiyaskosu, zaten alarma geçmiş olan ve bütün Çin’i etkileyen temerrüt (borcun zamanında ödenememesi) dalgası hakkındaki dedikoduları kışkırttı.” …

“Olan biten şu: Çin’in ekonomisi yavaşlıyor ve aynı zamanda Başkan Li, Çin’de gerçek serbest piyasa davranışı rolünü artırmak istiyor. Şirketlerin bir kez bankalar veya hükümet tarafından iflastan kurtarıldığı yerde (ya da her ikisi tarafından – en büyük Çin bankalarına bir ölçüye kadar devlet sahiptir), artık küçük şirketlerde de piyasalara bir mesaj göndererek borçlarını temerrüde bırakabileceklerine dair bir duygu oluştu. Li’nin istediği ise insanların şunları anlaması: yatırım risk taşır, iflastan kurtarılmak otomatik değildir, piyasalar fiyaskoları ve temerrütleri kaldırabilmelidir.”

“Olumsuz görüntü şu ki, bir temerrüt diğerine, o da diğerine sebep olur, temerrüt dalgasının yatırımcı güvenini azalttığı bir noktada para tüm sektörü terk eder ve sonra yeni dalgaları kışkırtır, bu sırada şirketlerin sermaye toplama ihtimali azalır. Ancak Çin’i uzun zamandır izleyenlere göre, Çin’in buna izin vermesi mümkün değil: Sistemin bütününü etkileyen bir kriz ihtimali varsa, müdahale edilir.”

Yorumum: Tüm dünya düzeni temerüttedir ve biz bunu ne kadar erken fark edersek, o kadar kolay yeni dünya düzenine değiştirmek mümkün olacaktır: rasyonel bir ekonomi.

Yayım tarihi: March 20th, 2014 at 10:08 am

Yasak Soru

Baal HaSulam, “Zohar Kitabına Giriş,” 67. Madde: İsrail’den biri (kendini Yaradan’a adamış kişi) kendi içselliğini yani kişinin içindeki İsrail’i onurlandırıp arttırdığında, içselliğini dışsallığının üzerinde yani içindeki dünya uluslarının üzerinde tutmaktadır; kişi çabalarının çoğunu içselliğini arttırıp yüceltmek için kendi ruhu yararına adadığında ve sırf zorunluluktan içindeki dünya uluslarının yaşamının sürdürmesi için az çaba sarfetmesi bedensel ihtiyaç demektir, Avot-1’de yazıldığı gibi: “Tora’nı kalıcı yap ki, emeğin geçici olsun”, böyle yaparak, İsrail’in çocuklarının değerinin tanınması ve kabul edilmesi için, İsrail’in çocuklarını içsellik ve dışsallık içerisinde yükseklere çıkarırken, dışsallık demek olan dünya uluslarını da yükseltmektir.

Soru: İçsellik ve dışsallık var. Bu benim için açık. Ne var ki, birini diğerine tercih etmek ne demek anlamıyorum.

Cevap: Ruh ve vücut vardır. Burada “vücut” kelimenin fiziksel anlamında kullanılmamaktadır. Konuşma düzeyinde, vücut almak için istektir. İlk olarak insan nedir?

Fiziksel beden değildir. Maymunun da elleri, horozun da ayakları var. İnsanlık hareket seviyesinden fazlasıdır çünkü Yaradan’a ulaşmak için yetenekleri mevcuttur. Her ne kadar insanlar hareket seviyesine ait olsalar da, ilave bir potansiyelleri vardır: Yaratan’ı aramak için arzu.

Bizler sınırsız gelişim ufuklarına sahip “tuhaf maymunlar”ız.

Maymunlar sorar: “Ormanımızda ne arıyorsun? Bir şey mi kaybettin?”

“Kardeşlerimi arıyorum. Babamı bulmak istiyorum.”

“Baban burada, görmüyor musun?”

“Hayır. Ben yaşamın kaynağını arıyorum. Hayatımda eksik bir şey var. Neden yaşadığımı bilmek istiyorum. Dışarıda muzdan daha fazlası var mı? Arayışta olmadan kurallara uymak benim için kolay değil.”

“Ne olmadan…?”

“Henüz kendim de bilmiyorum ama yaşamda bir anlam bulmak zorundayım. Varoluşum yavan ve tatsız.”

“Şu harika muzları denesene!”

 “İşe yaramaz! Sadece ekmek parası kazanmanın ötesinde bir arzum var benim.”

Bu ilave arzuya Adam (Adem) denir. İçsel arayışımız bizi Yaratıcı gibi olmak (Domeh) hasretine yöneltir, onun özelliklerine ve doğasına.

Maymun hiç bir şey hakkında herhangi bir ipucu olmadan aramaya başlar. Şu ana kadar, arama egoistik gelişimle perdelenmiştir.

Gelişme katı bir şekilde daha fazla para kazanmaya, daha fazla başarı elde etmeye, daha fazla inşa etmeye yöneliktir. Bu süreç yüz binlerce yıldır devam ediyor: Önce tarım vardı, sonra sanayi ortaya çıktı, karmaşık sosyal etkileşimler, sayısız insan başarıları ve hala maymun tamamen mutsuz veya tatminden yoksundur.

Maymunun arzularının karmaşasında, iç dünyasında Yaratıcı’yı algılamak için bir hamle pusuda bekler. Ama bu hasret açıklanamaz, örtülü, sanki kat kat giysiler altına, diğer arzular altına saklanmıştır. Yeni keşfedilmemiş topraklar ve kıtalar maymunlara çok çok cazip görünür! Maymunlar dünyayı ve onun yasalarını keşfetmek için çabalar: “Göklerde neler var? Dünya’nın derinliklerinde neler var? Dostlarımızın aklından ve yüreklerinden geçenler nelerdir?” Maymunlar bilimler ve teknolijiler geliştirdiler, böylece maymunların anladıkları dile uygun evrimsel kilometre taşları yarattılar.

Gerçekte en derin düşüncelerinde, bilimde, felsefede ve son teknolojilerde gerçekleştirilen tüm çabaların ötesinde, maymunlar gerçekliğin kaynağına ait ifşayı arzularlar.

Zamanla maymunlar daha da yabancılaşırlar ve kendilerine insanoğlu demeye başlarlar. Gizli bir arzu kendini düpedüz açığa çıkarana kadar bu durum devam eder. Sonra maymunlar belirli doğal güçler için aramaya başlar, mistisizm ve astroloji ile uğraşırlar, ayinleri araştırılar, böylece etraflarında ve içlerinde olan “işaretleri” fark etmeye başlarlar. Sayısız teoriler oluşturup, çeşitli olaylara ve şeylere gizemli özellikler atfederler, sonuçta hala bir şey bulamamışlardır.

Oysa maymunların en derin arzusu peyderpey ortaya çıkmaktadır. Aniden binlerce oldukça gelişmiş maymunun arasından “Adam” isimli olanı ortaya çıkar. Ailesinin ona bu özel ismi vermesi rastlantı değildi. Bu yeni oluşturulmuş muazzam arzu, nihayet varolmuş herşeyi başlatmış olan üst gücü ifşa eder.

İnsan görünüşünü edinen ilk insan olduğundan, bu adama “ilk insan” (Adam Ha-Rişon) denir: Üst güç ile benzerlik. Böylece o Yaradan’ı ifşa etti.

Adem, İbrahim’den önceki yirmi nesil boyunca pek çokları tarafından takip edildi. Bazıları insan düzeyine erişmeyi başardı.

Sonuç olarak, bu tip maymunun içine üst gücü ifşa etme özlemi yerleştirilmiştir. Şimdiye kadar, kendi egoizmleri sadece bu güç yolunda onlara eşlik etmişti. Onların içsel davaları saklı kaldıkça daha iyi bir yaşam kurmak için çalışıyorlar ve çeşitli ilaçları deniyorlar.

Benzer şekilde, çocuklarımızın arzu edilen yöne adım adım varması için bizler de onları faydalı aktiviteler ile meşgul tutmak için kendileri için iyi olanı çekici ambalajlarda sunarak “kandırırız”. Aynısı maymunlar için de geçerlidir, sayısız zorluklar, hayal kırıklıkları ve tahrikler yolu ile yaşamlarının amacı sorusuna yavaş yavaş yaklaşırlar. Bu her ilerleme için böyledir.

Eski Babil’de insanlar arasında çok büyük tartışmalar vardı. Nasıl çözeceklerine dair hiç bir fikirleri yoktu. Durum o kadar vahimleşti ki, bağırmaya başladılar: “Kral’ımızı bilmek istiyoruz!” Bunlar çok gelişmiş düşünen ve ilerici maymunlardı. Üst güç ile tanışma arzusunu ilan edebilmek için yüz binlerce yıllarını harcamışlardı. İlkel putperestler hiç değillerdi, onlar Ziggurat’ı yarattılar. Göklere uzanan kuleleri ile aslında egoistçe olsa da doğanın güçleri ile ilgili manevi eylemlerle meşgullerdi.

Kısacası, maymunların üst gücü ifşa etme arsuzu işte o zaman başladı. Ancak, nasıl ulaşacaklarını bilmiyorlardı. Teknik ve sosyal ilerlerme anlamında çok bin yıllık bir ilerlemeye sahiptiler bu yüzden aynı yolda ilerlemeye karar verdiler, ta ki bu yolla Yaradan’a ulaşmalarının imkansız olduğunu anlayacakları bir krize kadar.

Anlamalıyız ki, onlar oldukça mütevazı yaşadılar, ancak yetecek kadar ekmekleri vardı, tüm çabaları üst güce ulaşmaya yönlendirilmişti.

Babil zamanında, maymunlar insan seviyesinin belli bir derecesine ulaştılar. İçlerindeki bir şey değişti. Kaynağı, üst gücü arzulamaya başladılar.

O zamandan beri, Yaradan’ı edinme yönteminde gelişme başlatıldı. Bu yöntem bize gerçeği açık eder. Gerçeğin hoş ya da sıkıntısız olup olmaması önemli değildir. Teselli aramıyorum, bilmek istiyorum.

Yaradan’a ulaşma yönteminin takibine çok daha fazla büyük bir ego edinerek devam edebiliriz.

Babil’in ilave egoizmi, küçük bir zümreye (3 milyon nüfusdan yaklaşık 5 bin kişi) bencilliklerinin üzerinde yükselip üstün gelerek Galgalta ve Eynayim’e dönüşmelerine ve İbrahim’in grubuna katılmalarına izin verdi. Çoğu egoizmleri ile başa çıkamadı ve yaşamlarının amacını unuttular, “göklerin kulesi” yani üst gücü arayış. Kendini sevme yükünün içinde yer aldılar ve dünyanın her tarafına dağıldılar ve maddeci varoluşlarını oluşturmaya devam ettiler.

Çoğaltılmış egoizm onları ikiye böldü: iç ve dış. Bu süreç şimdiye kadar devam eder: küçük bir parça, İbrahim’in evi, İsrail, gelişip kendini düzeltir, oysa büyük parça (AHP) düzelmek için istek kazanmalıdır, ama bunu kendi üzerinde yapamaz ve sadece Galgalta ve Eynayim yoluyla düzelebilir. Bu tüm dünyanın bile neden büyük bir krizden ve pek çok hayaklırıklıklarından geçmek zorunda olduğunu açıklar, böylece en sonunda Galgalta ve Eynayim ile bağlanıp destek olurlar.

Peygamber Yeshayahu (İşaya)’nun dediği gibi, “dünya ulusları” omuzlarında “İsrail oğullarını” Tapınak’a taşıyacak. Bunu yapabilecek yetenekte olmalarına rağmen kendilerini tek başlarına düzeltemezler. Galgalta ve Eynayim AHP yani “dünya ulusları” ile üst güç arasında geçiş noktasıdır

Bu nedenle, her iki parça noksansız ıslaha beraber kavuşacaktır.

Neden maymunlar içselliği dışsallığa tercih eder? Kendilerine yaşamın amacı hakkında bir soru sorarlar: “Neden hiç bir şey yapmıyorum? Ne için yaşıyorum? Neden endüstriyi, bilimleri, kültürü, eğitimi ve politik sistemleri geliştiriyorum? Neden yeni topraklar keşfediyorum? Neden evreni fethediyorum?”

Günümüzde, dünyanın en az yarısı çeşitli eşitsizlik aşamalarından geçiyor. Pek çok insan, anti-depresanlar, hafif uyuşturucular ya da alkol alıyor. Bunlar zayıflık ve çaresizlik belirtileridir. Kimsenin gelmiş geçmiş en derin soruya bir cevabı yok: “Neden buradayım?”

İnsanlar farkında değil ama, boşluk ve yıkım hissediyorlar. Eğer kendilerini daha da sersemleten televizyon ve diğer kitle medya ürünlerinden mahrum bırakılacak olsalar, eğer sabahtan akşama kendilerini zorla besleyen herşeyden özgür olsalar, ne ile baş başa kalacaklardı?

İnsanlar çok çalışmaya zorlanır, ama gereksizdir. Çok çalışarak, doğanın hatırlattığı o önemli sorudan uzaklaştırılırlar. Bugün bu soru çok tehlikeli hale gelmiştir. Bu dünya çapında bir ateş tutuşturacak bir kibrit gibi.

Kimse bu soruya kulak vermek istemiyor. İnsanlar içlerinde taşıdıkları acıdan korkuyorlar. Biri kendine bu soruyu sorduğu zaman, kişinin tüm hayatı büyük bir acı spazmına dönüşür. Bunu kim ister? İnsanlar biraz neşe bulmaya için çabalıyor, onlar tam bir umutsuzluğa batmak istemez.

İnsanlar hayatlarının anlamını sorgulayıp da hiç bir ilacın iyileştiremeyeceği acıyı ortaya çıkarmak yerine cinayet işlemeye hazırdır.

İnsanlık acıdan kaçınmak için elinde ne gelirse yapar: seyahat, sinema, TV, eğlence; alternatiflerin sonu yoktur. Ne yaparsan yap ama hiç bir çözümü olmayan ıstırabı uyandırma.

Yine de, hayatın anlamı hakkında bir soru, bu soruyu nasıl hasır altı yapabileceğini bilen politikacıları ya da diğer profesyonelleri bir kenara atıp uyandırıverir. Yaradılışın amacına karşı olduklarından onların çabaları başarılı olmaz.

Ancak insanlar iç dünyalarında pişmeye ve olgunlaşmaya ihtiyaç duyarlar. Kuşkusuz bu süreç mevcut varlığımızın hastalıkları ya da saçmalığı yerine sonsuzluk ve mükemmellik ile dolu güzel bir yaşam ve herkes için sonsuz yükseliş sağlayan hazır bir ilaca,  ıslah metodolojisine geniş erişim fırsatına bağlıdır.

Bir taraftan, ıslah metodolojisi şu andaki durumumuzun net bir açıklamasını sunar. Bu durum neden başımıza geldi ve nasıl düzeltebilirizi açıklar. Diğer taraftan, ıslah için hemen olumlu sonuçlar gösteren güçlü bir pratik teknik sağlamaktadır.