Category Archives: Egoizm

Ego’nun Üzerinde

Diğer her şeyden öte, egonun üzerine yükselirsek, muazzam bir keşif yaparız: dışımızda hiçbir şey olmadığını ve tüm dünyanın içimizde olduğunu fark etmeye başlarız. Ve bu mantıklıdır zira ben gerçekten dışımda ne olduğunu bilmiyorum.

Kişi sadece duyularına gireni algılar ve sinir sistemi vasıtasıyla nihai ‘‘imajı’’ işleten beyine ulaşır. Dünyayı algılama şeklimiz bu. Duyularımızdan realitenin bir parçasını yok etmek için bir siniri ayırmak yeterlidir.

Dolayısıyla, kişi kendi üzerine yükseldiğinde, artık görür ki algısı onun dışında değil daha ziyade her şey tamamıyla kendi duyularına, arzusuna, düşüncesine, hissiyatına ve aklına bağlıdır. Ve bizler bu parametreleri nasıl değiştireceğimizi bildiğimiz zaman, algımızı genişletebilir ve beş duyunun sınırları üzerine yükselebiliriz.

İşte ‘‘Kabala Bilgeliğinin’’ adının geldiği yer burasıdır, tam olarak ‘‘almanın’’ aklını ifade eder. Kişi bunu kullanarak aşama aşama hayvani bedeninin fiziksel duyularının dışına çıkar ve hissiyatını sonsuzluk noktasına genişletir. Halen bu dünyada yaşarken, maddesel bedeni ile artık kendisini daha fazla ilişkilendirmediği seviyeye doğru ilerler çünkü o bu hayvani bedeninin üzerinde çok daha büyük bir realite görür.

Şimdi artık o, hayatını beş duyunun algısına göre düzenlemez. Ve hatta beden öldükten sonra bile, kişi bu bedenin üzerinde kazanmış olduğu realitenin içinde kalmaya devam eder. Ölümü hissetmez zira bedeninin ölümünden önce algısına yeni bir boyut girmiştir.

Bu şekilde kişi iki seviyede yaşar: maddesel seviye ki hepimiz gibi ve egosunun üzerinde yükselmiş olduğu ‘‘manevi’’ seviye.

KARA ve EGOİSTİK DELİK

Uzayda  varlığı “Kara Delik” olarak bilinen fenomenin vukuunda, tüm yıldızlar öyle sıkıştırılmış bir hal alırlar ki aralarından Işığın sızmasına olanak vermezler. Egoizmi de bu şekilde izah edebiliriz, çünkü aynen yıldızlar misali bizlerde egomuzun içinde sıkıştırılırız. Bu sıkıştırılmışlık duygusu, bizim dışımızda var olan realiteyi hissetmemizi engeller. Kendi içsel hissiyatımıza kilitlenir ve dışımızda olan Yaratan’ı hissedemeyiz. Ona o kadar muhtaç olduğumuz halde yine de hissedemiyoruz onu, neden? Çünkü bize düşen ve aslında manevi aleme girmenin en önemli adımı olan kendi kabımızı hazırlamamız gerekiyor.

Öncelikle, bende noksan olanı, ihtiyacını duyduğum, bende var olan olumsuzluğu ifşa edip onun vasıtasıyla içimde noksanlık duygusunu oluştururum. Ve bu duygu beni bir sonraki seviyemi arzulamaya hazırlar. Bulunduğum seviyeye ulaşır ulaşmaz hemen, daha üst seviyede ve yukarıda olan basamağı düşünmeye başlar ve onu elde etmek benim için o kadar önemli bir hal alır ki artık kendi çıkarıma olan herşeyi unutmaya hazır hale gelirim.  Bu da demektir ki bulunduğum seviyenin bana sağlayacağı tüm fayda ve avantajlardan vazgeçiyorum, yeter ki daha üst seviyeye çıkabileyim. Aslında tüm bu süreçte gerçekleşen, değerlerimi alt dünyadan üst dünyaya geçirmem. Ve bunu elde etmede arzum güçlü ise yükselir ve bu seviyeye ulaşırım.

31-03-10-”Baal HaSulam’ın Mektupları” dersinden alıntıdır

Sevgi Diye Sandığımız Şey Maskelenmiş Egoizmdir

Soru: Niçin ‘başkalarını sevmenin’ ne olduğunu bilmediğimizi veya anlamadığımızı söylüyorsunuz?

Cevap: İnsanlar genellikle ‘sevginin’ cinsellik, bir çocuğun bakımı, hasta veya muhtaçlara yardım gibi şeylere bağlı olduğunu sanıyorlar. Şimdi bu nosyonu gerçekten anlamanın zamanıdır ki şimdiki patlak veren krizin nedeni olarak. Bu kriz, sevginin ne olduğu ve sevgi eksikliğinin ne anlama geldiğini realize etmemizi sağlamak için var. Bu durum gerçekte krizin özüdür.

Finans, endüstri ve diğer alanlarda gerçekleşen her şeyin tek amacı, gerçek sevginin aslında ne olduğunu bize göstermek içindir. Sonra biz diğer her şeyi bu nosyonla kıyaslayabilecek ve şimdi bizim tek niteliğimizin egoizm olduğunu realize edeceğiz.

İnsanlar, ‘Kötülüğün İfşası’ olarak adlandırılan bu süreci çekmek zorunda kalacaklar. Aslında zaten başkalarını sevdiklerini düşündükleri şeyin, onların şimdiki sevgi anlayışlarının kötü olduğunu görmek zorunda kalacaklar. İnsanlar sonra realize edeceklerdir ki eğer birbirlerine bu yolla davranmaya devam ederlerse, herkes bireysel ve kolektif olarak kötü hissedeceklerdir. Kişisel olarak iyi hissedebilirim fakat başkalarını sevmediğim sürece hala kötü bir koşuldayım.

‘Başkalarını sevmenin’ gerçekte ne olduğunu tanımlamak zorundayız, zıttı ve nefretiyle birlikte. Çünkü ‘Işık karanlığın üstünde bir üstünlüğe sahiptir.’ Başkalarından nefret ettiğimizi ancak kendimizi sevdiğimizi kabul etmediğimiz sürece sevgi tarafına geçmeyi beceremeyeceğiz. Bu ilk aşamadır ve insanlık şimdi buna doğru yaklaşmaya başlıyor.

İnsanlar şimdi, ‘evet birbirimizi yeterince sevmediğimiz olasıdır’ diye düşünüyor ve bu konuda hem fikirler. Ancak aramızda egemen olan nefretin henüz farkına varmaya başlamadılar.

Egoizm Kırmızı Çizgiye Dayandı

Dünyamıza ait arzu ve istekler had safhaya geldiler ve gelişecek bir şey kalmadı, doygunluğa eriştiler.

Tüm bedensel arzularımız; beslenme, seks, aile ve sosyal arzularımız; zenginlik saygı, bilgi hepsi kriz içinde. Demek ki isteklerimiz artık maximum seviyeyi aştılar ve mutasyona uğramakta. Dolayısıyla dünyamızda artık egoizmle ilgili bir gelişme beklenmemekte olup egolarımız bizi birbirimizle ilişki kurup karşılıklı bağımlılığa zorluyor. Böylece bütünleşmiş bir bağ hissi uyandırlarak ötekini kendimiz gibi sevmeyi ve dolayısıyla aramızdaki tüm sorunların çözümünün sadece bu bilinçte yattığını keşfedeceğiz.

23-10-09 Antalya Kongresi Ders-2 içinden.

Gerçek Zevk İhsan Etmekte

Yaratan yaratılanın kendisi ile benzer hale gelmesini ister; ebedi ve mükemmel. Bu yüzden kırılma vesilesi ile ihsan etme niteliğinin yaratılanın alma niteliğine yayılmasını sağlar. Üst dünyanın bu kırılması sayesinde bizler de dünyamızda küçük egoistler olarak doğuyoruz ve tekamül etme planımızda ihsan etme niteliğini ifşa etmeye başlıyoruz.

Neslimiz maximum Ego‘ya ulaşarak hiçbir şeyden tatmin olmayan, hiçlik duygusu içinde yaşayan konumu ile manevi dünyaların keşfini aralamaya ve doyumu bulacağı arayışlara başladı.

Bu yeni istek bizlere ümit vaad ediyor. Neslimizin büyük çoğunluğu içinde bulunduğumuz bu egoizmin bilincinde artık.

Eski nesillerde “kalpteki noktanın” kıvılcımlanması çok özel ve seçilmiş kişilerde olup kabalistlere dönüşürlerdi. Günümüzde ise artık milyonlarca insan bunu hissetmekte.

Bu yeni istek “hayatın anlamı ne” soru ve arayışıyla gündeme gelerek egomuzu tatmin edemediğimizi ve kendimizi boşlukta hissettiğimizi gösterir oldu. Böylece “nasıl mutlu olurum” yerine “kimi mutlu edebilirim” alternatifi ile insan yeni ve gerçek bir doyuma erme olanağını keşfetmeye başlar.

30-10-09 Derse hazırlık içinden.