Category Archives: Egoizm

Yeni Dünyaya Doğru Akılcı Bir Yol

SORU : İnsanlık sadece tembel tembel oturursa ne olacak?

YANIT : Elimiz kolumuz bağlı şekilde oturursak üçüncü dünya savaşı başlayacak. Dünya nüfusunun çok azı geride kalacak ve hayatta kalabilen insanların küçük bir yüzdesi, tüm insanlığın yükseleceği yeni gelişim seviyesine ulaşmalarını sağlayacak, aralarında karşılıklı ve doğru işbirliğini kurma metodunu kabul etmeye zorlanacak.

Biz zaten Dünya üzerinde bize cansız, bitkisel ve hayvansal doğada verilenlerden yorulmuş haldeyiz ve şimdi ADAM (İnsan) seviyesine yükselmeye ihtiyaç duyuyoruz.  Adam denen üst dünyaya benzer güç (Domeh) bir sonraki var oluş seviyemizdir.

Görüyoruz ki, bilimde, kültürde, ilişkilerde, ailede ve aramızdaki karşılıklı işbirliğinde bir çıkmazdayız. Dünya boşluk hissi ve var oluşun anlamsızlığı duygusuyla ilaçların içine düşmüş halde. Geçerli paradigma takatsiz halde ve yeni bir değerler dizisi ile yer değiştirmek zorunda.

SORU: Üçüncü dünya savaşı gerçekten “yeniden başlatma sürecini” gerçekleştirmek için gerekli olabilir mi?

YANIT: Neden? Sonuçta bu savaşsız da yapılabilir. Örneğin yaramaz bir çocuk darbeler yoluyla öğrenir. Oysa iyi bir çocuk her şeyi yapmanın en iyi , en hızlı  ve tercih edilebilir yollarını anlar.

Kabala Bilgeliği bu iki olasılık hakkında konuşur. Çünkü bizim için bir sonraki seviyeye ulaşmak, binlerce yıldır sürdüğü gibi otomatik olarak evrimin parçası olan darbelerle  değil, doğru bir idrakin  mantıklı yoluyla da olabilir.

Yaradılışın Planını Anlamak

thumbs_laitman_547_06Hepimiz farklı güçlerle işleyen tek bir sistemin içindeyiz ve sonuç olarak da içimizde farklı istek, dürtü ve düşünceler ortaya çıkmakta. Her şey, dengeye ve ahenge erişmek için, bu güçlere hangi ölçüde ortaklaşa ve doğru bir katılımda bulunacağımıza bağlıdır.

Kişi parçalara bölünmüş güçlerin etkisi altındadır ve düşüncelerini ve arzularını düzenlemek, nereye doğru gittiğini anlamak zorundadır. Her şeyin büyük bir hızla ilerlediğini görüyoruz, ama planı görmüyoruz. Ancak doğanın, insanın bilmediği ama çok açık ve özenle hazırlanmış bir planı var. İnsan doğanın nasıl geliştiğini ve bizden ne talep ettiğini bilmiyor. Bizi çevreleyen cansız, bitkisel ve hayvansal doğa ile birlikte bu gelişim surecine katılımda bulunmaya, aynı zamanda da kendi içimizde ve insanlık olarak da bu sürece katılmaya zorlanıyoruz.

Gelişimimizin güçlerini, amacını ve doğanın planını hayal bile edemeyiz. Yarının ne getireceğini bilmiyoruz ve bu nedenle bu surece pasif olarak katılımda bulunuyoruz.

İnsanlığın var oluşu ve insanlığın bu karmaşık zamanına ilişkin temel sorulara cevap bulmak için, bizi çevreleyen doğaya dikkatimizi vermeli ve doğanın planını anlamaya çalışmalıyız. Gerçekte bugün artık gelişmemizin zaman eksenindeki büyük bir kısmını geçtik ve büyük bir hızla gelişmekte olduğumuzu görüyoruz. Doğal olarak, farklı zaman periyotları var ancak bu gittikçe hızlanan bir süreç. Bu hızlanma son zamanlarda özellikle çok belirgin ve çok ürkütücü.

Gelişmemiz, her şeyi anlamak, keşfetmek, kontrol etmek ve yönetmek isteyen bencil arzularımızın etkisi altında yer alıyor. Dahası, herkesin egosu – her milletin, her devletin ve tüm evrensel ego – yalnızca insanın egosudur. Doğanın diğer – cansız, bitkisel ve hayvansal – parçalarında bencillik yoktur.  Doğal olarak, içgüdüsel olarak doğanın kanunları ile mekanik olarak yönetilirler. Doğanın onlara verdiği dürtülere göre davranırlar. Bu nedenle de sorun olmazlar, sorun olan yalnız insanoğludur. Varoluşun amacını anlama yeteneklerine göre insanlığı da dört gruba ayırabiliriz: Cansız, bitkisel ve hayvansal doğada olan yığınlar ve insanoğulları.

KabTV, “Michael Laitman İle Sohbetler”, 01.06.15

Pesah  Her  Zaman Sizinle Olan Bir Bayramdır 

thumbs_laitman_549_02“Pesah” seviyesine gelebilmek için bizler egoizm ile birlikte çalışmamızın mümkün olmadığı bir gelişim seviyesine erişmeliyiz; bunun üzerine yükselmemiz gerekir.

Egoizmin infilakı ilk defa Babil’de oldu. Nüfusun fazla  olmadığı zamanda ortaya çıkan bu patlamaya karşı, Babil rahiplerinden İbrahim egoizmin üzerine yükseliş sistemini keşfetti.

Binlerce kişi bu metodu kabul ederek onunla birlikte Kenan Ülkesi’ne yani günümüzdeki İsrail topraklarına gittiler. İbrahim kendisi ile birlikte gelenlere birbirini sevmenin ne anlama geldiğini öğretti. Egonun üzerine yükselmeyi ve devamlı şekilde kişinin egosunun üzerine basmayı-Pesah‘ı. (Pasah kelimesinden gelir ve geçmek anlamındadır)

Egomuz devamlı büyür ve bizler bunun üzerinde büyürüz. “Sevgi tüm günahları kapatır” kuralı ile. Hatalar devam eder fakat büyüdükçe -geniş bir nefrete doğru yükseldikçe- aramızda daha büyük bir sevgi belirir.

Bizler nefretimizi saklamayız ve bundan dolayı utanç duymayız. Çünkü bunun insanın doğasında olduğunu anlarız. Bizim bir sonraki görevimiz ise, nefreti sevgi ile kaplayacak bu fırsatı bize verecek doğadaki olumlu kuvveti tanımlayabilmemiz ve belirleyebilmemizdir.

Nitekim bundan sonra bizler sabit bir şekilde manevi yükseliş seviyesinde oluruz. Fakat nefret, üzerini kapladığımız sevginin boyutunu belirleyecektir.

Böyle sabit şekilde büyümeye devam eder hale gelebiliriz. Bu demektir ki, kademeden kademeye her bir değişim, Pesah  yani sizinle her zaman birlikte olan bayram haline gelir.

KabTV’den  “Pesah (hamursuz) sohbetlerinden, 18.3.2015

Denizi Ayıran Doğa

thumbs_laitman_744Midraş ”Beşalah”: Deniz henüz ayrılmamasına rağmen, İsrail oğulları dev dalgalara doğru daha derinden hareket etmeye devam ettiler. Su onların boyunlara kadar yükselmişti.

Musa elini yuvarlanan dalgalara doğru uzattı ve denize emretti, ”Yaradan adına, yolu aç!” Fakat deniz bu emre uymadı.

Deniz 6 günlük evrim içinde oluşmuş olan sınırlarını değiştirmek istemedi. Yaradan Musa’ya ekibinin sayısını artırarak denizi tehdit etmesini emretti. Ev sahibinin sopasını asi hizmetkarına kaldırdığında olduğu gibi. Fakat dalgalar geri çekilmedi ve kabarmaya devam etti. 

Daha sonra Şehina (Yaradan’ın mucizesi) denizin önünde belirdi ve deniz ayrıldı. ”Niçin şimdi, deniz, gittin mi?” diye sordu Musa. Cevap geldi: ”Ben yalnızca dünya kralının kendisi adına geriye çekildim!”

Uzak mesafede olan ülkelerde bile denizin gürültüsü ve kırılması duyulmuştu. Bu noktada, yalnızca Yam Suf  (son deniz) ayrılmamıştı, fakat bütün ülkelerdeki göller ve kuyular ayrılmıştı, hatta testilerdeki sular bile ayrılmıştı!

Nitekim bütün dünyada bir mucize ortaya çıkmıştı! Yam Suf  suyu (son deniz suyu) kendi malum yerini aldıktan sonra, dünya etrafındaki bütün sular ise kendi doğal seviyesine döndü. 

İnsanların hareket edişleri Bina’nın genel doğasında gerçekleşir ve Bina’nın tüm bölümleri, nerede olurlarsa olsun, Bina’nın doğasını Malhut’un doğasına gömmüştü. Nitekim şayet insanlar ihsan etme seviyesine erişirlerse, o zaman Bina her seviyede zincirleme bir olay şeklinde çalışmaya başlar. Bu nedenle, denir ki, ”göller ve kuyulardaki sular tüm ülkelerde ayrılmıştı ve hatta testi içindeki su bile ayrılmıştı.”

Soru: Deniz niçin Musa’nın emrine uymadı ?

Cevap: Egoizmden çıkabilmek için, bunun başarılması ancak  Üst Işığın yardımı ile, GAR de Bina etkisi altında ve büyük Hohma Işığı ile, ”Yaradan” adı verilen doğa ile olur.

Bunun yapılması için her çabanın harcanması gerekirdi fakat Nahşon dışında kimse bu fırsata teslim olmadı: ne Musa ne de Aron biliyordu, hatta rahipler bile ”Nahşon” doğası hakkında bir şey bilmiyorlardı.

Genelde kişinin önde ilerlemesine ilişkin bir doğası yoktur. Bitişe doğru koşan atletler gibi, bir liderin grubun önünde ilerlemesi gibi. Fakat bu grup bitiş çizgisine doğru beraber gelmelidir ve şayet birlikte koşmazlarsa o zaman ne birinci ne de sonuncu kişi bitiş çizgisine ulaşır.

Tüm grup için temel olan şey kutsal amaca doğru birliğe gelmektir. Grupta lider olan kişi önde olduğu için hızı tutmalıdır fakat her seferinde lider değişir. Bu şekilde herhangi bir kişinin karakteristik doğası yok olmaz fakat aksine bunların bir kişi rehberlik ettiğinde ve tüm insanlığa rehberlik ettiğinde en azından bir an için bile ortaya çıkması gerekir.

Diyelim ki, tüm insanlık bir dairedir. Ben bu dairenin  içinde genetik doğamlayım. Ben bu doğanın içinde iken, bir kere herkesin önünde ve bir kere de herkesin arkasında olmalıyımdır. Her bir kişi aynı şeyi yapar. Her bir insanın doğası iki kez kendini belli etmelidir: tüm insanlığın rehberi olarak ve insanların ona rehberlik ettiği şekilde.

Soru: ”İnsanlığa yol gösterme” kavramı bellidir, fakat neden tüm insanlık tarafından buna rehberlik edilmelidir?

Cevap: Biri olmadan diğeri olamaz. Çünkü yalnızca bu şekilde kişinin gerçek doğası kendini belli eder. Tüm diğer nitelikler birbirine karışmıştır. Nitekim kişinin kendine has niteliği yalnızca Keter ve Malhut olarak kendini belli etmelidir.

Kabtv’den ”Ölümsüz Kitabın Sırları”, 30.4.2014

Ego Yumuşamaya Başladığında

thumbs_laitman_922Soru: Herbirimiz kendi hayatlarımızı belli zorluklar, başarılar ve hayal kırıklıkları ile yaşarız. Hepimiz hayatlarımızı daha mutlu yapmak isterdik, peki ama bu nasıl mümkün olabilir? Yaşamın sıcaklığına ve hayatlarımızın güvenliğine, yolunda gitmesine dair hissiyatlarımızı nereden alabiliriz?

Cevap: Burada cevap şudur, annemizin rahminde, sonrasında kollarında ve sonrasında da evimizin sıcaklığında ve ocağında. Bizler yavaş yavaş bunlardan uzaklara doğru çekiliriz, fakat, egomuzda özgür olmak istememize rağmen,  bu koşulları korumaya yönelik olan eğilimimiz de aynen kalır.

Bundan daha fazlası, katılmakta olduğumuz tartışma çemberlerinde kurmuş olduğumuz topluluğu hissetmesinin yoluna göre egomuzun yumuşamaya başladığını görürüz. Egomda, neyi bırakabileceğime bakarım, onu gerçekte tamamen yok edemem, fakat basit bir şekilde, topluluktaki hayatıma, gitgide daha fazla katmak için ve kendimin daha büyük bir çembere ait olduğumu hissetmem için bana yardımcı olmaya başlar. Bu yüzden, egomuz “karşı yardım” olarak çalışabilir.

Sadece egoistik olarak geliştiğimizde, sürekli olarak toplum hayatımızı yok ederiz. Ancak, şimdi, topluluğu onardığımızda (en azından bir oyun şeklinde), baskıyı hissetmeye başlayan ego, bize yardım etmeye başlar. Tam olarak sıfırlanamaz ancak yeni bir şekil almış olur. Bu integral toplum eğitimi olarak adlandırılır.

Bunu edinebileceğimizi umut edelim. Bu yüzden, bizler genel global doğa kuvvetini dengeleriz ve bu da insanlığı içsel eğilimimize göre birleştirir. Bizleri etkileyen iki güç uyum içerisinde dengelendiklerinde, hayatlarımızda mutlu bir hale gelecektir.

KabTV, “Yeni Bir Yaşam” 10/8/14

Egonun Duvarı İle Yüzleşmek

Soru: Eğer, ben tam olarak egomun içine gömülüysem, etkilenebildiğim noktayı anlamıyorum.

Cevap: Bunu henüz açıklayamam; fakat bunun olduğunu şimdiden hissedebilirsin. Fiziksel duyularımız içerisinde tanımlayamadığımız bir çeşit geçit açılıyor. Bizim içerisine girebileceğimiz bir çeşit saklı bir yer var.

Senin önünde içerisine girebildiğin ve aniden açılan bir duvar var. Buna bir açılış ve maneviyatın içindeki bir kapı denir. Bu ne zaman gerçekleşir? Önündeki duvarı tanımlamak istemediğin zaman, bunun içerisinden gireceğin bir duvar olmadığına karar verirsin. O zaman sen ve Yaradan arasında duran egonu eğmek istediğinde zaten girersin. Bu demektir ki ortak garanti koşulunu kabul ediyorsundur.

31.12.13 Tarihli Günlük Kabala Dersi 1. Bölüm, Ders Başlığı: Kongreye Hazırlık

Eğitim ile Tedavi

Soru: Bizim bugünkü görevimiz, kişiye kendisini daha iyi hissetmesi için nasıl yardım edebileceğimizi düşünmektir. Bunu nasıl başarabiliriz?

Yanıt: İnsanlar eğitim vasıtasıyla tedavi edilmelidirler. Beyinleri etkilenmiş durumdalar,  algılama sistemleri, analiz sistemleri, sonuca varmaları, gerçeği kavrama sistemleri. Tüm bunlar “egoizm” olarak adlandırılan, onları içten yemekte olan berbat bir tümör tarafından etkilenmektedir.

Herşeyden önce, bunun daha önce içimizde gözlemlemediğimiz, gözlemlemiş olsak bile, bu kadar öldürücü bir dereceye sahip olduğunu göremediğimiz, ne kadar kötü bir çeşit büyüme olduğunu tespit etmeliyiz.

Problemin derinliğini ve genişliğini anlamamız gerekmekte. Herşeyden sonra, bu sadece bir ülkenin belli bir problem değil: Doktorlar kötü, hastalar kötü ya da sağlık hizmetleri zayıf. Bu tüm dünyanın aynı prensibini takip eden, genel sağlık sistemine ait bir problem.

Aynı konu ekonomi, ticaret ve endüstri içinde de var. Örnek olarak, süpermarketlerde bizlere kolay bozulan ürünler satılmakta, çünkü bizlerin mümkün olduğu kadar sık alışveriş etmemiz üreticilerin avantajına ve bizlerin sisteme bağlı kalmamızı istiyorlar. Belli bazı ürünleri kullanmak üzere eğitildik. Aynı konu iş hayatında, tatilde de süregelmektedir. Herşey kontrol altında tutuluyor.

 “Geleceğin İlacı” , 7 Nisan 2013,Kab TV

Avrupa, Kriz, Amerika

Soru: Avrupa’daki birliğin gücü bize yaklaşmakta olan Amerika’daki kongrede bir sonraki seviyemize ulaşmada nasıl yardım edecek?

Yanıt : Avrupa ve Amerika’nın birbirlerine karşı kuvvetli bir etkileri var. Ama gerçek olan şu ki Amerika’daki krizin etkileri daha az hissedildi. Amerika’da bunu geçiştirmenin olasılığı var. Amerika’da sadece bir hükümet var, tek bir güç, hiçbir konuda kimse ile pazarlık yapmaya gerek yok. Yapmak istedikleri herşeyi yapabilirler, bu kadar basit. Yüz milyar dolar daha basmaya karar verdiler ve yaptılar. Matbaa çalışıyor.

Avrupa’da bu çok daha zor, çünkü tüm ülkeler arasında bir koordinasyon gerektiriyor. Bu nedenle kriz çok daha fazla hissediliyor. Avrupa birleşmiş olsaydı, o zaman krizi çok kolay ele alabileceklerdi. İlk olarak, kriz çok çabuk yatıştırılabilirdi çünkü Avrupa Birliği vatandaşları egolarının üzerlerinde birleşeceklerdi. Genel olarak, Avrupa günümüzün Babil’idir.

Buna ilave olarak, tek bir çözümü benimsemeye başlayıp, Amerikalıların yaptıklarının aynısını yapabilirlerdi. Bütün kriz sadece Avrupa bölünmüş olduğundan yayıldı. Avrupa’nın bir parçası Brüksel’den, Avrupa’nın diğer parçasına kararlarını zorla uygulatmaya çalışıyor. Ve öteki taraf bunu istemiyor, Güney Kıbrıs’ta , parlamento diğerlerinin kararlarını kabul etmeyi reddetti.

Bu ne biçim bir birlik? Ya birleşmek, ya da parçalanmak zorundalar.

Amerika’da, koşullar, karar vermiş oldukları “Bizim krizimiz yok.” bakış açısıyla daha iyi durumda. Sanki hiç birşey olmamış gibi yaşıyorlar ve bunu belirlemiş durumdalar. Ama tabi ki daha sonra herşey çökecek.

 Avrupa Kongre’sinden, Almanya, 6. Ders, 24/03/13 

Gezegeni Yağmalamaya Son Verin

Ernst Ulrich von Weizsäcker’in görüşleri (Almanya’daki Roma Klübü’nün Eş Başkanı): “Her doktor bilir ki başarılı bir tedavi için ön koşul doğru teşhistir.Ve işte, insanlar gözlerini kapatmayı tercih eder ve bu şartlar dramatik bir şekilde değişmediği sürece hiçbir şey yapamayacağımızı düşünür. Eğer insanlık bu şekilde konuşmaya devam ederse, dünya kendi sonuna yaklaşıyor demektir.

“Ne yazık ki birçok insan için kısa süreli başarılar torunlarının kaderinden daha çok önem taşır. Bu nedenle hepsi kendilerini korkutucu düşüncelerden uzaklaştırırlar.

Beş şeye ulaşmayı umuyorum:

Gelişim için olumlu imkanlar oluşturmalıyız.

Bu fosil yakıtların kullanımındaki rezaletlerin ve de balık endüstrisindeki skandalların –bazıları okyanuslarda hiç balık kalmaması gerektiğine inanıyor- bütün dünyada bilinmesi için gerekli.

Biz “Dünyayı nasıl yaşamaya uygun hale getirebiliriz?” sorusu üzerine fikir üretmeliyiz.”

Biz, yatırım fonlarının ekolojik kriterlere uygun olarak yatırım yapması için onlarla işbirliği yapmalıyız, eğer yapsaydık bu piyasalara ciddi şekilde etki edebilirdi.

Dünya çapındaki bütün hükümetlerin ve işletmelerin, gezegenin zenginliğinin yağmalanmasına bir son verilmesi için zorunlu birtakım kurallar benimsemesi gerekir.

Benim yorumum:

Gezegene olan tutumumuzda değil ama içimizde, içimizdeki egoizmimizde doğru teşhisi koymak ve buna yol açanı tedavi etmek gerçek şifa ve çözümdür. Bu insanları yeniden eğitmek anlamına gelir ve göz ardı edilemez, aksi takdirde olumlu bir sonuç elde edemeyiz ve hastalık gittikçe daha da kötü bir hale gelir, Roma Klübü’nün de bütün yıllarında olduğu gibi.

Eksikliğimiz Nedir?

Soru: Farz edelim ki adam oturuyor ve kendisini yandan izliyor: ‘‘biraz su istiyorum daha sonra başka bir şey ve daha sonra başka ne isteyeceğimi bilmiyorum.’’  Adamın arzusunun özünün haz almak olduğunu ona anlatmaya yardımcı olacak basit bir deney var mıdır?

Cevap: Kişi her defasında görür ki içinde yeni arzular ortaya çıkmaktadır. Bu arzuların nereden geldiğini bilmez; önce bir şeyler ister ve aniden başka bir şey ve daha sonra bambaşka bir şey.

Bir taraftan kişi kendini programlayabilir yani ona haz getirecek bir şeyleri hatırlamak için belli arzulara kendini odaklar. Bu durumda, kişinin içinde haz için gelişecek böylesi büyük bir arzu için tekrar özlem başlar: ‘‘Ne istiyorum? Oh, unutmuştum buzdolabında biraz dondurma olmalıydı’’ ve gider dondurmayı alır veya gideceği bir yerde ilgisini çeken biriyle karşılaşacağı ümidini hatırlayabilir veya ilgisini çekecek bir kitap veya film için arzu duymaya başlar. Yani devam eder.

Yani haz hissetmediğimiz zaman biz bunu kendi içimizde uyandırıyoruz. Tatmin olmuş durumumuzda hazzı hissetmeyiz. Tatminim, yani her şey güzel görünüyor ancak hayatımın tadı tuzu yok. Hatta her şeye sahip olsak dahi ek bir heyecanın eksikliğini çekeriz.  Hazzın ve teşvikin yeni kaynaklarını keşfetmeye çalışırım ancak hepsinin kökü aynı egodandır.

KabTV’deki 03.11.2012 Tarihli Michael Laitman’ın ProgramındanKabTV ’deki 03.11.2012 Tarihli Michael Laitman’ın ProgramındanKabTV ’deki 03.11.2012 Tarihli Michael Laitman’ın Programından