Category Archives: Eğitim

Einstein: İyi mi? Kötü mü?

thumbs_laitman_433_02Soru: Yeni bir Einstein’ı nasıl yetiştirebiliriz?

Cevap: Bu bize bağlı değildir ve buna ihtiyacımız olduğu ihtimali dahi yoktur. Einstein, bizim için, hiç de güzel bir şey yapmadı; dahası, atom bombasının yapılmasına yardımcı oldu ve bizlere dünyamızda bizlerin anlayamayacağı nitelikler olduğunu söyledi.

Einstein ve diğer nükleer fizikçiler hiçbir şey yapmasalardı daha da iyi olacaktı. Nükleer güç olmadan ve de atom bombası olmadan da hayatta gayet güzel kalabilecektik. Bu yüzden, bir Einstein’a ya da manevi liderlerin olduğu bir nesle ihtiyacımız yok.

20.yy’ın biliminin insanoğluna faydasının olmadığını düşünüyorum ancak tabii ki de bilimin başarılarını da reddetmiyoruz, bilim bir çok şey de gerçekleştirdi. Ancak, aslında, bunların hepsi de bizim aleyhimize döndü. Tabii ki, eskisi kadar çok ağır işlerde çalışmıyoruz. Artık, çamaşır yıkayan bayanların yaptığı ağır işi yapan çamaşır makinalarımız var. Büyük şirketler, yarı mamul ürünler imal ediyorlar ve bizler de sadece mikrodalgada ısıtıp yiyebileceğimiz yiyecekleri almaya hazır durumdayız.

Bunların hepsi tamamen açık ve net, ancak bu bize ne vermiş durumda? Sahip olduğumuz zamandan geriye kalanıyla neler yapıyoruz? Kendimizi daha da fazla endişelerin içinde buluyoruz ve sonuç olarak, dünyanın doğal kaynaklarının tükenmesine yol açıyoruz.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda insanların daha da mutlu olduklarını göremiyorum. İnsanlar eskiden, müzik dinlerlerdi, tiyatrolara gider, edebiyatla ilgilenir ve kalın romanlar okurlardı. Günümüzde, kişi, sadece iki satır okuyup daha fazlasına devam etmiyor. Eğer bir filmin, ilk birkaç dakikası ilgisini çekmezse televizyonu hemen kapatıyor.

Her şey bu noktaya nasıl geldi? Bu şekilde günümüzde insanlar, bir yüzyıl evvel olduklarından daha mı mutlular? Şu anda daha ağır çalışmadığı gerçeğine de bağlı olarak. Şimdi onu işten rahatlatan şey nedir?

Görüyoruz ki, Einsteinlar bizlere zarardan başka birşey vermedi, her ne kadar onlar iyi insanlar olsalar da.

Benim bilimi seviyor olmam ve kuvvetle hoş karşılamam gerçeğine rağmen, bilimin insanlığın bencilliği ile uyuştuğunu söyleyemem. Einstein’ın kötü niyetli bir bombaya dönüşmesi iyi değildir. Bu yüzden, ilk önce insanı düzeltmeliyiz ve sonrasında bilimi geliştirmeliyiz. Aksi takdirde, bilimi kendi zararımıza geliştirmiş olacağız.

Çok memnun bir şekilde bir yüzyıl öncesine gidip, bilim yerine zorunlu integral eğitimin herkes için tanıtılmasını sağlardım. Sadece, insanlığın gelişimine yardımcı olmasının derecesine göre, insanların bilimi geliştirmelerine izin verirdim. Sonrasında, bilim insanlığa fayda sağlayacaktır. İntegral eğitimin sonucu olarak, kişi tüm dünyanın ve kendisinin tek bir birim olduğunu hissetmeye ulaşmalıdır. Sonrasında, araştırmaları bir bombanın yaratılması ile hiçbir zaman sonuçlanmayacaktı. Basitçe, bizler için zararlı olacak hiçbirşeyi yapamayacaktı, tıpkı her insanın faydalı birşey yapmak için çekmiş olduğu özlem gibi.

KabTV “Michael Laitman ile Sohbetler” 13/05/15

Sosyal Eşitsizlik İnsanları Mutsuz Eder

Jan Delhey’in görüşleri (Sosyoloji Profesörü, Beşeri ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Jacobs Üniversitesi, Almanya):  “Daha eşit toplumlar ‘daha iyi’ toplumlar mıdır? Bu makale gelir dağılımındaki eşitsizliğin Avrupalıların subjektif refah derecesine bağlı olup olmadığını veya nedenlerini ele almaktadır. Geniş bir uluslararası karşılaştırmada gelir eşitsizliğinin ve mutluluğun (veya mutsuzluğun) mevcudiyeti arasında genellikle kesin bir bağlantı olmadığını bununla birlikte Avrupalıların daha eşitsizlik içeren yerlerde daha az mutlu olduğunu göstermektedir. Bunu daha ayrıntılı tartışmak ve deneysel olarak üç testle Avrupalıların neden eşitsizlik karşıtı, güven/güvensizlik, durum endişesi ve çatışmalarını açıklayabiliriz.

Bu üç potansiyel uzlaştırıcılardan her biri, bir ülkenin gelir dağılımındaki eşitsizliğin ölçüsü ve buna karşın alt öznel refahı ile sonuçlanan bir varsayımla açıklanmaktadır. 30 ülkede yapılan Yaşam Anketi 2007 Avrupa kalitesi adlı çok kapsamlı bir arabuluculuk analizi verilerine göre; güvensizlik ve durum endişesinin eşitsizlikten kaçınmanın önemli bir uzlaştırıcısı olduğunu oysa algılanan çatışmanın öyle olmadığını ortaya koymaktadır. Bunu daha detaylı gösterebiliriz, güven varlıklı toplumlar arasında önemli bir uzlaştırıcı iken durum endişesi daha az varlıklı toplumlar arasında kritik bir öneme sahiptir.

Benim Yorumum: Güvenin inşası ve böylece bir toplumda esenlik duygusu sadece tam ve sürekli insan eşitliği ile mümkündür. Bu ancak integral eğitim ve yetiştirilme yöntemiyle ve bağ kurmanın bilgeliği ile mümkündür, böylece Üst Işık insan doğasını değiştirebilir.

Nörologlar Sevdiklerimizin Kendimiz Olmaya Başladığını Doğruluyorlar

Haberlerden (Psychology Today): “Yapılan yeni bir çalışmada insanoğlunun sevgi ve dostluk kapasitesinin diğer canlı türlerinden bizi ayırdığını doğrulamaktadır. Virginia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar insanların sinirsel bir seviyede onlara yakın olanlara empati ile fiziksel bağlantılı olduğunu buldular.

İlginçtir ki başka bir kişinin yerine kendimizi koyma yeteneğimiz, o kişinin bir yabancı ya da tanıdığımız birisi olmasına büyük ölçüde bağlıdır. … İnsanlar kendilerine öz kimliğe sahip olarak evrimleştiği, sevdikleri ile bir sinir dokusu içinde dokunmuş hale gelmiştir.”

Benim Yorumum: Biz aslında çok daha yakın bağlarla birbirimize bağlıyız, düşüncelerimiz, duygularımız ve eylemlerimizle hepimiz ve her şey için ki tek bir vücuduz – sadece egoizmimiz bizi sahte parçalara ayırmaktadır.

Yeni Bir Toplumun Yapısı ve Kuralları

Gelecekteki toplum ne şekilde olacaktır?

Bunun hakkında yazılmış fazla bir şey yoktur. Bizler bunu derece derece, kendi başımıza inşa ve şekillendirme sürecinde keşfedeceğiz. Baal HaSulam tarafından anlatılan kurallar, eşit olacak bir topluma, grup içinde işleyen aynı kurala göre, herkesin eşit olduğuna, herkesin dostlar olduğuna açıkça ortaya koyar.

Dost (haver) kelimesi ”bağ” (hibur) kelimesinden türer. Edebi anlamda birbiri içine ”geçmek”, arzularımızı ve düşüncelerimizi paylaşarak birbirimizi tamamlamak demektir. Bu koşulda bizler bağ içindeyiz. Bu yüzdendir ki, bizim tek endişemiz diğerlerini nasıl ”dolduracağımız” olmalıdır.

Çalıştaylar için ”onlu” gruplar içinde beraber toplandığımızda, bu kuralı yerine getirmeye çalışırız. Bizler yalnızca birbirimizi tamamlamalıyız, tartışmamalıyız ve hiç bir şekilde ”çok bilen” şeklinde davranmamalıyız. Bizim yapmamız gereken tek şey, dostlarımızı tamamlayarak karşılıklı destek sağlamaktır. Başka bir şeye yer yoktur.

Bu Rabaş’ın bahsettiği komün yaşamın kurallarını açıklığa kavuşturur. Bu kural inşa ettiğimiz grubun çekirdeğine konması gereken bir kuraldır. Bir dost zarar veriyor ve diğerlerini rahatsız ediyor ise, bu kabul edilebilir bir şey değildir.Gelecek toplumunu inşa edebilmek için, bizler öncelikle aramızda bunu inşa etmeliyiz ki, diğerleri için bir örnek olsun. İnşa ederken bunun temelinin karşılıklı yardım üzerine kurulmuş olmasına dikkat etmeliyiz ve grup birbirlerine karşılıklı kirli oyunlar vs. oynanan bir yer olmamalıdır. Grubun genel hali bunu yansıtmalıdır.

Ama Baal HaSulam gelecek toplumu üzerine yazar- bir grup değil, fakat toplumu bir bütün olarak-inşa edilmesi ancak bu gelişim seviyesine ulaşıldığı zaman mümkün olan, bencilliklerinden vazgeçmeye ve bunun üzerine yükselmeye hazır olanlar için ve yeni çeşit bir  sosyal ilişkiler düzeni yaratmak isteyenler içindir. Bizlerin onları bu koşula getirmesi gerekir. Yani öncelikle, bütünsel eğitim konusunda yeni kurslar açmak, geniş bir alanda gelişme sağlamak ve de yayılmak bizler için çok önemlidir.

Böyle yaparak, bizler eşitler toplumu yaratırız; kişinin mümkün olduğu kadar ihtiyacı kadarını aldığı, herkesin iyiliği için olabilecek bir toplumu. Herkes normal yaşam için gerektiği kadarını alır ve geriye kalan ise dünyada herkesi aynı koşullara getirecek şekilde yönlendirilmelidir.

Temel ihtiyaçlar dışında başka şey üretilmeyecektir. Fakat bu tüketim maddelerinin azaltılması veya en aza indirilmesi değildir. Hayır, bizler normal insan yaşam seviyesi fazlasından bahsediyoruz. Bu bir sır değildir: bizler eğer doğa ile dengede olamazsak, bizler buna zarar vermeye başlarız ve nitekim, pratikte de aslında bizler içinde yaşadığımız evi mahvederiz.

Gelecek toplumunu inşa etme kuralları çok basittir. Bizler gruplarımızla iken fiziksel olarak bunu hissederiz. Derece derece grupların ilerleme seviyesine göre ve onların ”’uydularına” (Kabalist olmayan ama bütünsel eğitim ile meşgul olan gruplar) göre yeni topluluklar  meydana çıkacaktır. Derece derece onlar sınırlarını, alanlarını genişletecekler ve kendi kurallarını inşa edecekler, okullarını ve diğer kurumlarını başlatacaklardır. Derece derece, daha da fazla bağ içinde olacaklardır.

Diğer yandan, bu süreç Yukarıdan idare edilebilir. Bizler yukarıdan denemeye başlarız; nitekim herhangi bir kriz yukarıdan başlayıp aşağıya iner; her şey baştan bozulmaya başlar. Bizler görüyoruz ki, bir çok ülke bütünüyle buhranlı durumlar içinde ve hükümetlerin er ya da geç  insanları ıslah edecek bir bilgi sisteminin olduğunu idrak edeceğine inanıyoruz. Nitekim medeniyetimizi bu şekilde ıslah edebileceğiz.

Umuyoruz ki çok fazla kan kaybetmeden bu açıklığa kavuşur.

Özetlersek: Şayet kişisel olarak ilerleme sağlamak istersek, bu yalnızca genişleyebilirsek mümkündür. Eğer bir grup genişlemeyi durdurursa, genişlemez ise ilerlemesini durdurur. Nitekim bu içine yeni insanlar katılmadığı için değil; bizlerin yalnızca kalan nüfus ile elimizden gelen en iyi kapasite ile çalışması gerekir. Bunun için, her şeyden önce bizlerin organize olup kendimizi hazırlamamız gerekir. İşte bu yüzden, integral eğitim  metodolojisi üzerinde yoğunlaşmak bu sebeple önemlidir.

Bazılarınız bunu bir yük olarak, gerekli veya gereksiz ve hatta tehlikeli olarak da görebilir. Fakat bu bir yük değildir; bu aynı Kabala, aynı çeşit toplum organizasyonu veya aksine ruhun parçaları olup, hepsi bir ruha ve bir koşula yani ”dostunu sev” prensibine gelir. Burada yeni olan bir şey yoktur; bu yalnızca aramızda var olan bağ yasasına ait açıklamalardır. Bu yasalar belli, normal olan bir insanın konuşma dili gibi, yalnızca Kabalistler’e değil de herkes için belli olan, açıklığa kavuşan yasalardır. İşte bu kadardır; daha fazlası değildir.

Gruplarımız bile Kabala Bilgeliği konusu bölümleri ile ilgili ve kolay şekilde uygulanabilecek şekilde, ciddi şekilde çalışma yapmak ve üzerinde yoğunlaşmak üzerine eğilmişlerdir. Buna benzer şekilde bizler de, diğerlerine gerçekte kolaylıkla uygulayabilecekleri kuralları öğretiyoruz.

Krasnoyarsk Kongresinden, 14.6.2013, Ders 4

Gerçeği Farklı Seçenekler ile Doldurmak

Baal HaSulam, ”Dünyada Barış” makalesinden: Nitekim gerçeğin niteliğinin, bireyin ve toplumun aldığı yolu, tamamıyla tatmin edici şekilde organize edemediğini fark edersiniz. Aynı zamanda dünyanın ıslahının sonunda yaşamı organize etmek ise tamamıyla yetersizdir.

Gerçeğin niteliği, yaşamımızı doğaya göre organize etmeyi bizim için mümkün kılan tek niteliktir.

Gerçeğin temel yasası form eşitliği yasasıdır. Aslında bir yasa yalnızca bir şeyden oluşmaz; belli bir formüle ilişkin birbiri ile bağıntılı iki öğenin olması gerekir. Bu nedenle, belli bir örneği ele alarak onunla kendi kişisel özelliklerimi eşitlerim; bu şekilde bununla birlik, bağ ve bütünlük içinde vs. olurum.

Buna ”gerçek” denir. Nitekim benim eşitlik niteliğimi standart veya özelliklerine göre eşitlik eksikliği ile ölçmem gerekir.

Genelde tüm yaratılış Yaradan’ın zıttıdır. Bu nedenle, benim bütün gelişmemin süreci O’nun özelliklerine her geçen gün birlik, bütünleşme ve tam eşitliğe erişene kadar daha da fazla adapte olmaktır. Benim güncel eşitlik seviyemi ölçebilmeme de ”gerçek” denir.

Bu tam, açık, doğru ve denenmiş bir gerçektir. Nitekim bizler kendimizi devamlı Yaradan’a göre tetkik ederiz.

Bakınız, bir Yaradan ve yaratılmış bir varlık vardır ve aralarındaki ölçüye gerçek, yani doğru ölçü denir. Bu doğru ölçüdür; ağırlık, mesafe, fark veya özellikler arasındaki adaptasyon.

Bu aynı zamanda aramızda kendimizi ve grubumuzu nasıl ölçmemiz gerektiği konusu olup, işte şu şekilde gerçekte kendimizi nasıl ölçtüğümüzdür: bireyin gruba adaptasyon seviyesine göre, bireyin Yaradan’a adapte olma seviyesine göre. Başka bir deyişle, bizim seviyemizde ıslah olmuş gruba göre, onlar ne kadar yıpranmış veya ne kadar ıslah olmuş olduğumuzu karşılaştırırlar. Gerçeğin derecesini işte bu şekilde inceleriz.

Fakat bizler fiziksel dünyadan maneviyata ve ıslahın tamamlanmasına yaklaşabilmek için kendimizi nasıl ölçeriz? Bu ölçüyü neye göre yaparız? Gördüğünüz gibi bizler önümüzde ıslah olmuş bir toplum görmeyiz ve bizler ıslah olmuş bir toplumun ne olduğunu bile bilmeyiz.

Toplumu bütünsel eğitime getiremedikten, ideal bilgi seviyesine gelemedikçe-ahenk denilen seviyeye, bütün güçler ve öğeler arasındaki dengeye, bizi kimsenin ayıramayacağı tatmin seviyesine- bu seviyeye ulaşmadıkça, bizler ızdırap içinde oluruz.

Bizler bunu nasıl yaparız? Bizler kendimize toplumdaki dengeli bir seviyeyi açıklarız: hepimiz eşitiz, hepimiz severiz, hepimiz ihsan ederiz vs. Bizler buna benzer bir seviyeyi gayemiz olarak belirler ve bu seviyeye göre ölçebiliriz.

Fakat buna rağmen karşılaştırmayı ölçmek zordur. Bu nedenle bizler sis ve kargaşa içinde ilerlemeye devam ederiz. Bu da bizim doğru resmi tanımlamamıza, ”komünizmi inşa edenlerin” değişik tecrübelerini görmemize mani olur. Gerçek ve belli standartların bulunması hususunda bir ihtiyaç vardır. Fakat bizler dünyamızda bunu bulamadık; ve de Kabalistlerin bize bu ölçüyü vermesi imkansızdır.

Fakat dünyamızda en çok ihtiyaç duyulan şey gerçeğin ölçüsüdür. Çünkü bizim toplumumuz ve ideal seviyede ne olması gerektiği karşılaştırıldığında çıkan eksikler, herkesin o seviyeyi arzu etmesine sebep olabilir. Fakat ortada belli ve kesin bir resim yoktur. Herkes aklına geleni görür ve bu nedenle bizler dünyayı muhafaza edemeyiz.

Her an bütün dünya istisnai şekilde ıslahın tamamlanmasına doğru gelişmelidir. Bu gidiş yoluna giden yalnızca iki yol, beyto (zamanında) veya ahişena (ivme kazanan zaman) idir. O zaman gerçeği ölçüp, ahişena ile gelişimimizi idare edemezsek ne yaparız?

Böyle bir durumda şayet nereye kaçacağınızı, nereye gideceğinizi bilmiyorsanız, sessiz kalmak ve hareket etmemek tercih edilmelidir. Bu böyledir çünkü sizin yanlış hareketiniz daha büyük bir zarar da oluşturabilir. Doğru hareketi yapma olasılığı, tarihteki tecrübelerimize istinaden, sıfırdır. Bu nedenle şöyle yazılır: ”Oturun ve bir şey yapmayın,” ta ki doğal şekilde bazı şeyleri aydınlatana kadar.

Fakat insanlık gerçeğin, doğrunun ölçüsünü diğer özellikler ile bitirmeye çalıştı, sanki koltuk değnekleri gibi; onlar insan toplumunun ayaklarına destek yaparlar ve başka bir deyişle, onlar biraz bağ seviyesi ile destek verirler ki, bizler birbirimizi yok etmeyelim. Bunun aramızda bulunan bir ölçüye ihtiyacı olur ki, bunun için de neredeyse birbirimizi yememiz gerekebilir. Bu nedenle başka diğer özellikler ile bunu mükemmelleştirmek bize bağlıdır.

30.06.2013 tarihli Kabala dersinin 4. bölümünden, Baal HaSulam’ın yazıları ”Dünyada Barış”  

Yeni Yüzyılın Liderleri

Soru: Karizmatik bir lider her zaman gidilecek yönü gösterir ve insanları teşvik eder. Kural olarak, oldukça otoriter ve bazı durumlarda ise zalim bile olabilir. Bu eğilim 21. yüzyıl liderlerinde de belli olacak mı, yoksa insan evrimi ile birlikte onların da özellikleri değişecek midir?

Cevap: Liderler bizim odaklandığımız yeni örneğe göre, gereken bütün insani ve insan üstü özellikler ile ilgili her şeyi kullanacaklardır. Fakat onların değişmesi gerekir. Onlar eğitmen olacaklardır; nitekim insanlığın yeniden eğitilmesi gerekir ve  bu bizim zamanımızdaki en temel problemdir. Herşeyden önce, işşizler  topluluğu  açık üniversitelere, okullara yerleştirilip, televizyon programları  ve burslar  vs. ile  geliştirmenin sağlanmasıyla birlikte yeniden organize olmayı talep edecektir.

İnsan yaşamı sıkı bir program ile karşı karşıya kalacaktır. İnsanların içinde ihtiyaç  algısının yükselmesi ile birlikte onlar tüm yaşamları boyunca kişisel geliştirme seviyesinde ilerleme sağlayarak, bu konular ile ilgilenmeye odaklanacaklardır: halk, ulusal ve global kesim ve herkesin de buna katkı sağlaması gerekecektir.

Herkesin kendisine has sorumlulukları olacak, kendi bencilliğini diğerleri ile işbirliğine dönüştürerek, global paylaşım içindeki bütünsel topluma doğru değişecektir. ”Bedeni dışındaki” farklı bir varoluşu, hayvansal bedenimle ilgilenmeden yaşama ve ”içimdeki insanoğlu” ile meşgul olma  hissiyatını başarması gerekecektir. Bu husus çok ciddi olup, yüce liderleri yani insan psikolojini anlayan ve  özellikle insanları yeni seviyeye yetiştirme amacında olan lider  eğitmenleri gerektirir.

Kab TV, 18.3.2013  ”Zaman İçinden”

Eğitim ile Tedavi

Soru: Bizim bugünkü görevimiz, kişiye kendisini daha iyi hissetmesi için nasıl yardım edebileceğimizi düşünmektir. Bunu nasıl başarabiliriz?

Yanıt: İnsanlar eğitim vasıtasıyla tedavi edilmelidirler. Beyinleri etkilenmiş durumdalar,  algılama sistemleri, analiz sistemleri, sonuca varmaları, gerçeği kavrama sistemleri. Tüm bunlar “egoizm” olarak adlandırılan, onları içten yemekte olan berbat bir tümör tarafından etkilenmektedir.

Herşeyden önce, bunun daha önce içimizde gözlemlemediğimiz, gözlemlemiş olsak bile, bu kadar öldürücü bir dereceye sahip olduğunu göremediğimiz, ne kadar kötü bir çeşit büyüme olduğunu tespit etmeliyiz.

Problemin derinliğini ve genişliğini anlamamız gerekmekte. Herşeyden sonra, bu sadece bir ülkenin belli bir problem değil: Doktorlar kötü, hastalar kötü ya da sağlık hizmetleri zayıf. Bu tüm dünyanın aynı prensibini takip eden, genel sağlık sistemine ait bir problem.

Aynı konu ekonomi, ticaret ve endüstri içinde de var. Örnek olarak, süpermarketlerde bizlere kolay bozulan ürünler satılmakta, çünkü bizlerin mümkün olduğu kadar sık alışveriş etmemiz üreticilerin avantajına ve bizlerin sisteme bağlı kalmamızı istiyorlar. Belli bazı ürünleri kullanmak üzere eğitildik. Aynı konu iş hayatında, tatilde de süregelmektedir. Herşey kontrol altında tutuluyor.

 “Geleceğin İlacı” , 7 Nisan 2013,Kab TV

Takımın Tekyürek olarak Birleşmesi

Soru: Çocuklar bizlerin ve dünyanın gelecekleridir. Oyunlar oynayarak birlik olma üzerine çalışıyorlar. Bazen bu birlik olma oyunlarından sıkılıyorlar ve “Artık yeter! Sonunda birinin kazanmasını istiyoruz” dedikleri oluyor. Böyle bir durumda ne yapmamız gerekiyor.

Yanıt: Grubun içinde kazanmak isteyen bir kişinin olması bir problemdir. Bu oyunun doğru bir şekilde yönetilmediği anlamına gelir. Tabi ki, hem yetişkinler hem çocuklar her zaman kazanmak isterler. Bu bir dereceye kadar hepimizin içinde olan psikolojik bir dürtüdür. Ancak  eğitim zaten bir çocuğa yalnız başına kazanmanın imkansız olduğunu sadece birlik olarak kazanılabilineceğini yavaş yavaş düşünmeyi öğretmek demektir. Sonrasında alışkanlık ikinci doğası haline gelir.

Bu psikolojik bir durumdur. Dünyada bulunan birçok grup bu şekilde eğitilmişlerdir. Örnek olarak dalgıçlar, atletler ve bunun gibi. Psikolojik bir eğitim. Kişi bunu anldığı zaman, birşeyi başarsa bile bunu gruba borçlu olduğunu anlar. Bu yüzden, bu mutlaka öğrenilmesi gereken birşeydir. Bunu çocuklara öğretebiliriz bu sayede düşünmeye, hissetmeye ve bu şekilde davranmaya başlayacaklardır.

Batmakta olan bir denizaltıyla ilgili çok trajik bir hikaye vardır. Mürettebatın yarısının kendilerini kurtarma şansları varken diğer yarısının yoktu. Kurtulma şansı olan ekip denizaltıyı terketmeyi reddettiler ve sonunda hepberaber orada yaşamlarını sonlandırdılar. O kadar kendilerini birbirlerine bağlı hissettiler ki arkadaşlarını arkalarında bırakamadılar.

Bu örnek bize birlik için hazırlıklı olmanın ne kadar önemli olduğunu gösterir. “Ben”in olmadığı “Biz” duygusunun kişinin içinde gelişmesi için.

Almanya’daki Avrupa Kongresinden 22 Mart 2013, Ders 2

Uzlaşmayan Yüksek Merhamet

Soru: Yaradan pek uzlaşma yapmadan, yaratılmışın önüne  neden  zor ve değişmez kanunları  koyar? O neden bir babanın oğluna olduğu gibi şefkatli olamaz?

Cevap: Bir çocuk hiç bir zaman babasının katı olmasını haklı bulmaz. Kendi çocukça aklı ile babasını anlayamaz ve geleceğin sonuçlarını ve babasının ona sunacağı eğitimin faydasını göremez. Çocuk sabahtan akşama kadar oynamak ister, şekerlemeler yemek ve televizyon seyretmek ister. Ailesinden gelen devamlı talepleri doğru bulmaz ve onları isteksiz şekilde dinler; bunun nedeni onlara olan bağımlılığını hissettiği içindir, aslında onları haklı bulmaz.

Maneviyatta herşey daha fazla karmaşıktır. Nitekim yüksek ilahi takdirin ne derecede bize şefkatle  davranacağını hissedemeyiz. Bir çocuğun dünyasında, onun zıtlığı ne olacağına dair bir öngörü değildir; eğer çocuk söz dinler ise, ev ödevini yapar ve  dağıttığını toplar ise,  aile ondan şikayetçi olmak için gelmez çünkü ondan talep edebilecekleri başka bir şey yoktur.

Manevi dünyada ise bu farklıdır: Orada siz hep suçlusunuzdur çünkü oraya parçalanmış kaplar ile gelirsiniz. Size iyi davranılır ve ıslah yöntemi size öğretilir; bir grup sizin için organize edilmiştir, aynı çocuk yuvasında olduğu gibi, kreş eğitmeni ve değişik oyuncuklar ile. Bu şefkattir ve yukarıdan gelen yardım ve şefkattir; tüm günahlarınız affedilmiş ve her yoldan size destek verilir ki, böylece siz bunu bir şekilde anlayasınız ve ıslaha ulaşabilesiniz..

Bizim dünyamızda ”eğitim”i,  çocuğa yönlendirilmiş bir zorlama  olarak anlıyoruz. Fakat manevi dünyada zorlama imkansızdır. Görüyorum ki, bir öğrenci senelerce değişmez, aynı hataları tekrarlar,  aynı tuzaklara düşer ve  ben bir şey diyemem. Ben de aynı yoldaydım ve tüm bu yolun üzerinde bu devam eder.

Bu bizim yolumuzdur ve bizim yapabileceğimiz bir şey yoktur. Kişi dersi ve yöntemi, manevi çalışmayı kendi başına anlayana kadar ilerleme sağlayamayacaktır. Burada zorlama olamaz, yalnızca idrak olur.

Bu nedenle, kendi yaşadığımız kötü olayların yanı sıra, bizler zalim bir babanın baskısı altında olduğumuza dair şikayet edemeyiz. Şimdi onları haklı bulmayız fakat sonradan yüksek takdirin tüm hareketlerinin sevgiden kaynaklandığını görebiliriz. Şimdiki anımızda bunun doğruluğunu kanıtlayamasak da, nitekim bizler bundan uzağızdır, gerçeği keşfettiğimizde bizler bunun ne kadar yüce bir ıslahı getirdiğini görebileceğiz.

”O bize karşı gelinemeyen bir kural vermiştir”, demek bir kuralın var olduğudur. Işık ve birbiri ile zıt olan bir kap vardır ve bu kuraldır. Sonra onlar birbiri içine geçtiğinde, evrim kuralı bu birleşme ile görünür; buna form eşitliği kuralı denir. Bunun hepsi  bir düşünceden, bir kuraldan oluşur.

Aslında benim bu kurala kendi isteğimle, kendi başıma sanki başka kimse yokmuş gibi, Yaradan yokmuş gibi uymak isteyebileceğim bir seviyeye ulaşmam gerekir. Ben eğer Yaradan gibi, yaratılmış olanın var olma kuralını belirleyecek biçimde, aynı seviyeye gelebilirsem, o zaman Yaradan ile form eşitliğine ulaşmışım demektir.

6.3.2013 tarihli sabah dersinin 1. bölümünden, Baal HaSulam’ın yazıları 

AB Nüfusunun Dörtte Biri Yoksulluk Riski Altında

Haberlerden (EUROPA, Europats): “2011’de, 27 AB ülkesindeki 119.6 milyon kişi, yani nüfusun %24.2’si, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaydı. 2010’da ise bu rakam %23.4 ve 2008’de %23.5 idi. Bu onların şu üç koşuldan birinde olduklarını gösterir: Yoksulluk riski altındalar, ciddi maddi yoksunluktalar ya da çok düşük iş gücü ile birlikte hanelerde yaşamaktalar…

“2011’de, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olan insanların oranı en yüksek şu ülkelerde kaydedilirken: Bulgaristan (49%), Romanya ve Letonya (ikisi de 40%), Litvanya (33%), Yunanistan ve Macaristan (ikisi de 31%) en az ise: Çek Cumhuriyeti’nde (15%), Hollanda ve İsveç’te (ikisi de 16%), Luksemburg ve Avusturya’da (ikisi de 17%) kaydedildi.”

Benim Yorumum: Bu eski ekonomik ilişkilerinin kırılışının yalnızca başlangıcıdır. Sadece integral eğitimin uygulanması ve diğer bütün üretimlerdeki azaltmalar ile birlikte yaşamanın mantıklı (gerekli) bir standardının ilkeleri doğanın ifşası ve toplumun evrimi için insanlığı yeni doğal ilişkilerle benzerliğe taşıyabilir.