Category Archives: Eğitim

Sizce Eğitimin Gerçek Amacı Nedir? (Quora)

Eğitimin gerçek amacı, Bu modelin özünün arzumuz olduğu, birlikte olmak için bizde olmayan bir içsel model inşa etmektir. Bu arzuda, “İyi bir insan” olarak düşündüğümüz şeyin imajını, içimizde iyi bir insanın, iyi bir insanın ne olduğuna dair bir imajın olacağına dair şekillendirmek isteriz, böylece karşılaştığımız dışsal her şeyi o görüntüyle karşılaştırabilir ve karşılaştığımız şeyin bizim için doğru, iyi ve değerli olup olmadığını veya tam tersini kontrol edebiliriz.

Örneğin, çocuğumla ya da küçük torunumla konuştuğumda, ona iyi ve doğru bir yaşam biçimi vermek istiyorum ama gerçek ve hayali olmayan bir yaşam biçimi. Onun içinde tam olarak kendini gerçekleştirmiş bir insanın ne olduğuna dair küçük bir imge yaratmak istiyorum, böylece hayatı her zaman bu küçük imgeyle bağlantılı olarak görebilir ve karşılaştığı şeyin doğru, iyi ve değerli olup olmadığını ve bir şeyleri düzeltmesi mi yoksa onlardan uzaklaşması mı gerektiğini anlayabilir. Bu imaj, onun hayatını yön veren bir pusula gibi olmalı. Genel olarak eğitimin amacı budur. Bu süreç içinde, çeşitli kilometre taşlarından geçerek gelişiyoruz; örnekler, çeşitli oyunlar ve alıştırmalar yoluyla, tam olarak kendini gerçekleştirmiş bir insanın bu imajını ve şeklini oluşturuyoruz.

Öfkeyle Başa Çıkmanın Doğru Yolu

Soru: İsrail’deki insanlar arzuların çatışmasına sebebiyet veren ve kızgınlığı arttıran bir asabiyete sahipler. Öfkeye karşılık vermenin doğru yolu nedir?

Cevap: Bunun nedeni eğitim eksikliğidir. İnsanların sabrı yoktur ve kendilerini kontrol edemezler. Onlar şımarık çünkü çocuklarımıza her istediklerini yapmalarına izin veriyoruz ki bu yasaklanmıştır. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren hayattaki farklı zorluklarla nasıl başa çıkacaklarını öğretmeli ve onları eğitmeliyiz.

Soru: Gençlerimizi öfkeye doğru bir şekilde karşılık verecek şekilde eğitmek istiyoruz. Onlara ne öğretmemiz gerekiyor?

Cevap: Onlara öfkelerini nasıl durduracaklarını öğretmemiz gerekiyor.

Soru: Karşımdaki kişiye karşılık vermektense kaçıp gitmek daha mı iyi?

Cevap: Tabii ki daha iyidir ama bunun ne kadar zor olduğunu biliyoruz.

Soru: Birçok evlilik danışmanı, nasıl kavga edileceğini bilmenin önemli olduğunu söylüyor. Nasıl doğru bir şekilde kavga edilir?

Cevap: Bu doğru. Kavgalar olmadan yakınlaşma ve barış olmaz, ancak birlikte gitmeleri gerekir. Birbirimize örnek olmayı öğrenmeliyiz.

Kendimi aşmak için çaba sarf ederek ben bir örnek ortaya koyuyorum ve öfkeli olsam da, diğeriyle sevgiyle ilişki kurarım: “Sevgi tüm günahları örter.”

Soru: Kavga ettiğimizde, partnerimizle sevgi ile ilişki kurmak mümkün müdür?

Cevap: Bu bir uygulama meselesidir.

Soru: Birisi size kızgınken ve sizden nefret ettiğinde sevgiyi nereden alıyorsunuz?

Cevap: Bu basit, biz öfke ve kızgınlığı sevgi ile örteriz ama sevgi içimizdedir yani bu, ikisi arasındaki denge meselesidir.

İkisinden biriyle ne kadar çok oynayabilirsem, onlarla sürekli olarak o kadar fazla oynamam gerekir. Öfke ya da sevgi duygusuyla tam olarak özdeşleşmemeliyim, bu iki ucu birlikte kontrol edebilmem için yalnızca iki duygunun bende işlemesini sağlamalıyım.

“Çocuklarımızı Başkasına Bıraktığımızda” (Medium)

Birkaç haftadır İsrail’in Qiryat Shemona kasabasındaki polis, beş anaokulu öğretmeninin bakımları altındaki on üç çocuğu istismar ettiği, bir çocuk istismarı vakasını araştırıyor. Web kameralarıyla belgelenen olaylar, öğretmenlerin çocukları bir elinden tutup havaya kaldırdıkları, yataklara fırlattıkları, başlarına battaniye örttükleri, üzerlerine yaslandıkları ve başlarının üzerindeki örtüyü kaldırmalarını engelledikleri fiziksel ve duygusal istismardan oluşuyordu. Kameralar, hükümetin birkaç yıl önce başka bir çocuk istismarı vakasının ardından, anaokullarında olan her şeyi belgelemeyi yasalaştırmasından sonra anaokuluna yerleştirilmişti.

Çocukların kimliğini doğrulamak için kaydedilen videoları izlemek zorunda kalan dehşete düşmüş ebeveynler, tamamı eğitimli ve sertifikalı öğretmenler olan kadınların çocuklarına karşı nasıl böylesi canavarlara dönüştüklerini anlamıyorlar. Annelik içgüdüleri neredeydi?

Burada dikkat etmemiz gereken iki şey var: 1. Daha önce de söyledim ve burada tekrar edeceğim, bir anaokuluna veya okula ne kadar çok kamera yerleştirsek de bu istismarı engelleyemeyecek. Birkaç yıl önce ilk söylediğimde insanlar bana inanmadı; her anaokuluna kameralar yerleştirme fikri onlara harika geldi. Kameraların tacizci öğretmenleri dizginleyeceğini düşündüler. O zaman bile bunun olmayacağını biliyordum çünkü insan doğası her türlü nasihatten daha güçlüdür ve kameraların varlığı tacizci öğretmenleri caydırmayacaktır.

2. Hiçbir kültürde ve hiçbir doğal ailede, anne her gün saatlerce evden ayrılırken, bebekleri bakıcıların ellerine bırakmak kabul edilebilir değildir. Bebekler en az iki yaşına gelene kadar her zaman evde annelerinin yanında tutulmalıdır. Doğal olan yol budur ve bundan vazgeçmiş olmamız, daha da ilerlediğimiz anlamına gelmez, doğadan koptuğumuz anlamına gelir. Suçlanacak ilk annelik içgüdüsü, öğretmenlerin değil çocuklarını onlara emanet eden annelerindir.

Bir annenin bebeği olduktan birkaç hafta veya birkaç ay sonra işe dönmesi gerektiği fikri temelde kusurludur. Kariyer ve refahı çocuklardan daha yüksek önceliğe koyuyoruz, bu yüzden çocuklarımızın incinmesine şaşırmamalıyız. İnsanlığın doğuşundan bu yana ve tüm doğada anneler çocuklarını bir başkasının bakımına teslim etmeyi hayal dahi edemezler. Sadece biz, ilerleme sayesinde, doğadan daha akıllı olduğumuzu düşünmeye başladık. Şimdi aptallığımızın bedelini ödüyoruz.

Dahası, insanlar giderek daha fazla narsisist hale geldiğinden, birçok sosyoloğun “narsisizm salgını” dediği şeyi deneyimlediğinden, çocuklarımızın istismar edilme riski şimdi eskisinden daha da büyük ve zamanla artmaya devam edecek. Büyüyen egoyu hiçbir şey durduramaz. Bu nedenle, öğretmenlerin savunmasız çocukları istismar etmesini hiçbir şey engelleyemez.

Kadınların çalışmasına karşı değilim ama bence bunu her çocuğun hayatının ilk birkaç yılında en azından evden yapmaları gerekiyor. Kadınların çocukları için orada olmaları gerekir ve ne kadar profesyonel ve şefkatli olursa olsun hiçbir yardımcı onların yerini alamaz. Okuyucular görüşlerimi geri kalmış veya modası geçmiş bularak alay edebilirler; onları oldukları gibi adlandırmayı tercih ederim: doğal.

Aile, ebeveynlik, çocuklar ve çocuk yetiştirme kavramlarının tamamını yeniden düşünmemiz gerekiyor. Sürekli kariyer işleri ve uzun saatler peşinde koşmamak için, hayatımızı nasıl yeniden düzenleyebileceğimizi anlamamız gerekiyor.

Artık evden çalışmaya alışırız sanıyordum ama görüyorum ki pek çok kişi ofislerine geri dönüyor. Bunun nedenini anlayamıyorum. Bundan kim kazançlı çıkıyor?

Kadınların yapmayı sevdikleri şeyi yapmaları gerektiğini düşünüyorum; geçimleri buna bağlı olduğu için değil, işlerini sevdikleri için çalışmalılar. İşleri onlara tatmin ve doyum vermeli ve onları daha mutlu etmeli, çocukları için daha fazla stresli ve endişeli değil.

Elbette kendi çocuklarını istismar eden anneler ve babalar da var. Bu, hepimizin geçmesi gereken eğitim sürecinin bir parçası. Bununla birlikte, bir bütün olarak, çocuk istismarını önlemenin tek yolu, çocukları annelerinin bakımına bırakmaktır. Düşüncemizi yeniden düzenlememiz gerekebilir, ancak bu anneler dahil herkesi daha mutlu edecek ve benim için önemli olan tek şey bu.

“Teknolojik İşsizlik İçin Bazı Çözümler Nelerdir?” (Quora)

Kitlesel işsizliğin çözümü, insanların bağlarını zenginleştiren eğitimle meşgul olurken, temel ihtiyaçlarının karşılandığı bir sistem kurmaktır.

Doğamızın ne olduğunu, genel olarak doğanın ne olduğunu, doğanın nasıl çalıştığını, böyle bir doğada nasıl evrimleştiğimizi ve olumlu bir şekilde bağ kurmak için neler yapabileceğimizi öğrenmeye, dinlemeye ve kitlesel ölçekte tartışmaya başladığımızda, bunu yaparak doğa ile dengeye ulaşırız, o zaman hayatımızın her alanında muazzam bir gelişme göreceğiz. Kitlesel işsizlik, bize böyle bir eğitim biçimini kitlesel ölçekte uygulama fırsatı sunuyor.

Sekiz milyar insanın günde 8-12 saat çalışmasına ihtiyacımız yok. Yarım milyar insan temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya yeterli.

Makul bir geçinme düzeyine ulaşmak için, sorumlulukları eşit olarak dağıtırsak, o zaman herkesin en uygun yaşam koşullarını ve yaşamın temellerini almasını sağlarız. Hayatın gereklilikleriyle günde yaklaşık beş ya da altı saat uğraşmanın dışında, ideal şekilde medya kanallarımızı dolduracak olan bağları zenginleştirici eğitim ve faaliyetler yoluyla içsel gelişimimizle meşgul olmak için özgür olacağız.

Pozitif bir şekilde bağ kurduğumuz ve bağımızın içinde yaşayan doğanın pozitif gücünü keşfettiğimiz yeni bir varoluş derecesine öyle ya da böyle yükselmemiz gerekecek. Olumlu yollarla yani bağları zenginleştiren eğitim yoluyla böyle bir yükselmede başarısız olursak, özgür seçimimizi kullanmayı kabul edene ve kendi isteğimizle yeni bir varoluş düzeyindeki hayata yükselene kadar, her alanda -kişisel, sosyal ve ekolojik ölçeklerde- ıstırap çekeceğiz. Başka bir deyişle, yeni bir varoluş düzeyine yükselmek bizim en gerçek işimizdir ve bugün bu kadar çok insanın uğraştığı iş büyük ölçüde gereksizdir. Yeni bir varoluş düzeyine yükselmek için, kendimizi olumlu bir şekilde bağ kurmaya adarsak, o zaman doğayla denge içinde yepyeni, uyumlu, huzurlu, sonsuz ve mükemmel bir yaşam elde eder ve bunu yaparak hayatlarımızın nihai amacımızı gerçekleştiririz.

Üstelik bu tür çalışma herkes içindir. Kitlesel işsizlik, toplu ölçekte bize boş zaman vermek amacıyla gelen ve bu boş zamanı bilincimizde ve birbirimizle olan bağlarımızda bir yükseltme yapmak için kullanacağımız bir olgudur. Bunu yapmak, genellikle düşündüğümüz şekliyle, kitlesel ölçekte bir eğitim sistemi kurmayı gerektirir, örneğin okullar ve üniversiteler gibi sadece eğitim değil, fakat toplumdan aldığımız tüm etkiler açısından eğitim: okuldan düzenli olarak karşılaştığımız kitle ve sosyal medyaya kadar.

“Çocukları Hayata Gerçekten Nasıl Hazırlarsınız?” (Medium)

İsrail’de yeni bir eğitim programı 12. sınıf öğrencilerini hayata hazırlamayı öneriyor. K12 yıllarının son altı ayında buna katılacaklar ve onlara mali durumlarını nasıl yöneteceklerini ve değişen iş piyasasında kendilerini nasıl başarılı bir şekilde idare edeceklerini öğretecekler. Çocukları hayata hazırlamak harika bir fikir, ancak bunu eğitim sistemine katılımlarının son altı ayında başlarsanız, o zaman a) onları gerçekten hiçbir şeye hazırlamayacaksınız ve b) son altı aydan önceki on bir buçuk yıl boyunca ne yaptınız? Çocuğu hayata hazırlamak için önce anne-babayı ebeveynliğe hazırlamalı, sonra doğdukları andan itibaren çocukları hazırlamalıyız.

Hayata hazırlanmaktan bahsederken hayatın tüm yönlerini kapsamalıyız. Finansal eğitim sadece bir yönü ve en önemlisi değil. Çocuklar hayatın her alanında bilgiye ihtiyaç duyarlar ama en önemli ve en az öğretilen konu insan ilişkileridir. Uzmanlık alanımızda başarılı olabiliriz, çok para kazanabilir ve varlıklı olabiliriz, ancak diğer insanlarla olumlu iletişim kuramaz ve etrafımızdakilerine kendilerini iyi hissettiremezsek, mutlu olmayacağız.

Günümüzde en yaygın tıbbi durum depresyondur. Çeşitli bağımlılıklar, şiddet, yeme bozuklukları, işkoliklik ve benzeri gibi diğer birçok durum, nihayetinde çeşitli semptomlarla kendini gösteren depresyondan kaynaklanır. Şu anda, depresyon için yaygın tedavi, uyuşturucu ilaçları ihtiva etmektedir. Ancak ilaçlar depresyonu iyileştirmez, sadece acıyı dindirir. Öte yandan, depresyondaki insanlar destekleyici ve olumlu ilişkiler kurabilirlerse, depresyonları herhangi bir ilaç kullanmadan, hiç yokmuş gibi ortadan kalkar.

Bugün, çoğu yetişkin başkalarıyla nasıl olumlu iletişim kuracağını bilmiyor. Bu nedenle, çocuklara başkalarıyla nasıl olumlu ilişkiler kuracaklarını öğretmek için yetişkinlerin de bu beceriyi öğrenmesi gerekir.

İnsanların kalplerinde kötülük olmadan birbirleriyle ilişki kurabileceklerini düşünmek naif veya gerçek dışı gelebilir, ancak şimdiye kadar yaşadığımız gibi yaşamaya devam etmek sadece gerçekçi değil, aynı zamanda toplumumuzu ve gezegenimizi de mahvediyor ve başka bir dünya savaşının patlak vermesine ilişkin gerçek tehdit oluşturuyor.

Bu nedenle, olumlu bir bağ kuramasak bile, çaba sarf etmemizin kimseye zararı olmaz. Ama eğer çaba göstermez ve olduğumuz gibi devam edersek, kendimizi ve üzerinde yaşadığımız gezegeni kesinlikle mahvedeceğiz ve çocuklarımıza bırakacağımız gelecek çok kasvetli olacak. Felaketten sonra, yine de birbirleriyle iyi geçinmeyi öğrenmek zorunda kalacaklar, bu yüzden hepimiz buradayken bu beceriyi öğrenip çocuklarımıza öğretsek daha iyi olmaz mıydı?

“İnsanlar Podcast’lerde Ne Arıyor?” (Medium)

İnsanların diğer insanların konuşmalarını dinlemek için giderek daha az sabrının olacağını düşünürdünüz, ancak bunun tam tersi doğrudur. Aslında, dinleyiciler ne kadar gençse, müzik yerine çevrimiçi Podcast dinleme tercihleri o kadar yüksektir. Müzik sektörü blogu Hypebot’a göre, NPR ve Edison Araştırma’sının 2021 Spoken Word Dinleme Raporu’na göre “Spoken Word’ün sesli dinleme payı son yedi yılda %40, bu yıl %8” arttı” ve müzik dinleme aynı zaman diliminde %10 düşerken, “konuşma dinlemesinin büyümesi, genç ve çok kültürlü izleyicilerdeki büyük artışlardan kaynaklanıyor,”

Günümüz gençlerinin bazılarının dediği gibi, yüzeysel veya kayıtsız olmadıklarını sık sık söylemişimdir. Aksine, çok algısal, doğrudan ve tam olarak neye ihtiyaçları olduğunu biliyorlar. Onlara ihtiyaçları olan şeyi vermediğimizde bize sırtlarını dönüyorlar ve biz bunu kayıtsızlık olarak yorumluyoruz. Öyle değil; onlar susuzluklarını gidermeyen kelimelerle uğraşamıyorlar.

Cevaplara ihtiyaçları var; yaşadıkları dünya hakkında kesin bilgi istiyorlar ve biz bunu sağlamıyoruz. İnsanlara, özellikle Y kuşağına ve hatta daha genç olanlara, küreselleşmiş, birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bir dünyada nasıl düşüneceklerini ve hareket edeceklerini anlamalarını sağlamalıyız.

Bunu doğal olarak yaşıyorlar; dünyanın her yerinden hiç tanışmadıkları, sadece internet üzerinden sohbet ettikleri arkadaşları var. Aynı zamanda yaşadıkları ülkeler birbirlerine düşman, hatta savaş halinde.

Onlar sınırların olmadığı sanal bulutta yaşarken ve orada çok rahat hissederken, biz, eski nesil, hala ayrılık ve sınırların modası geçmiş görüşlerine sahibiz. Artık bilgiye ihtiyaçları var; böyle bir yaşamda nasıl davranacaklarını bilmeleri gerekiyor çünkü günümüz eğitim sistemlerinin hiçbiri onlara bu konuda bilgi vermiyor.

Dünya hızla değişiyor ve ara da daha hızlı büyüyor. Eğer yumuşak bir geçiş istiyorsak buna hazırlanmalıyız. Her varlığın en temel ihtiyaçlarını karşılamak için diğer tüm varlıklara bağlı olduğu bir dünyada, egemenlik üzerinden birbirleriyle mücadele eden farklı varlıklar paradigmasının modası geçmiştir.

Hızlı bir şekilde daha işbirlikçi bir düşünme ve işleyiş biçimine geçmedikçe, gerçeklik bizi bunu zor yoldan yapmaya zorlayacak – savaşlar, hastalıklar, doğal afetler ve Doğa Ana’nın asi çocuklarını disipline etmek için kollarını sıvadığı gibi sayısız diğer “darbeler” yoluyla.

Cevaplara sadece genç neslin değil; hepimizin ihtiyacı var. Dünyanın değiştiğini ne kadar erken anlarsak, dünyamızı bu yeni, birbirine bağımlı bakış açısıyla o kadar erken incelemeye başlarız ve kendimiz ve çocuklarımız için ihtiyaç duyduğumuz cevapları bulabiliriz.

İlk Sayfadan

Kabala üzerine en temel kitap olan On Sefirot’un Çalışması, hayatın anlamı sorusuyla başlar. Bu kitap, yaratılış anından ıslahına ve en eksiksiz hale gelmesine kadar tüm evren hakkında bilgiler içermektedir. Çok spesifiktir, her şeyi kapsar ve yalnızca Kabalistlere yöneliktir.

On Sefirot Çalışmasına Önsöz”, bir kişinin neden Kabala’ya ve tüm dünyalar, bunların yapısı, etkileşimi ve işleyişi hakkında bilgiye ihtiyacı olduğunu açıklar.

İlk sayfadan itibaren okuyucu çok basit bir soruya yönlendirilir. Hayatınızın anlamının ne olduğunu merak ediyor musunuz? Kendinizi neyle dolduruyorsunuz? Memnunsanız, yaşadığınız gibi yaşamaya devam edin.

Ama bu soruyu kendinize soruyor ve kendinizi boşlukta hissediyorsanız, hayatın anlamını sorguluyorsanız ve bunun ne için olduğunu anlamıyorsanız ve bu soru sizi öylesine çok zayıflatıp depresyona sokuyorsa, herhangi bir şey yapmak için motivasyon eksikliği veriyorsa bu kitap tam size göredir. Size gerçekte nerede olduğunuzu, amacınızın ne olduğunu, şimdi gerçekten neyi gerçekleştirebileceğinizi ve neyi başarabileceğinizi söyleyecektir.

Kişiye sonsuzluk ve mükemmellik sunulur, aksi takdirde yaşamaya değmez.

“Çocuklar, Hayal Gücü ve Yaratıcılık” (Medium)

Çocuklar film izlerken ekrana yapışıp kalırlar. Çocuklar doğal olarak hayal gücüne sahiptir; gördüklerini “yaşarlar”. Yetişkinler gibi hayal ile gerçek arasında ayrım yapmazlar. Hayal güçleri onları her yere götürebilir – en harika yerlere ya da onları travmatize edecek yerlere. Bu nedenle onların iyi yerlere gittiklerini görmek bizim sorumluluğumuzdur.

Çocuklar bir film izledikten sonra, bunun onları ne kadar derinden etkilediğini sıklıkla görebiliriz. İzledikleri karakterlerin beden dillerini, ses tonlarını ve cümlelerinin spontane olarak çocuklara yansıdığını fark edebiliyoruz. Bunlar sadece geçici izlenimler değil, tüm dünya görüşlerini şekillendiren ve gelecekleri üzerinde önemli bir etkisi olan tesirlerdir.

Çocuklar doğal bir şekilde, örnek alarak öğrendikleri ve ekranda gördüklerini gerçek olarak algıladıkları için, filmdeki olayları gerçek hayattan örnekler olarak algılarlar. Sonuç olarak, filmde gördükleri kahramanların davranış ve tutumlarını gerçek hayatta taklit etmeye çalışacaklardır.                                                                                          

Dolayısıyla, çocuklarımızın sağlıklı ve akılcı bir şekilde yetişmelerini istiyorsak, onlara doğru örnekleri sağlayan eğlenceler göstermeliyiz. Çocuklara doğru örnekleri vermek söz konusu olduğunda dikkate almamız gereken birkaç şey var.

İlk olarak, çocuk filmlerinde mutantlar veya herhangi bir şekilde çarpıtılmış karakterler değil, gerçekçi karakterler yer almalıdır. Örneğin hayvanlar insan gibi konuşmuyorsa çocuk filmlerinde bunu yapmamalılar. Konuşan hayvanlar bizim için iyi bir eğlence olabilir ama çocukların gerçeklik algısını bozarlar.

İkincisi, iyi bir film ne öğüt vermeli ne de korkutmalıdır. Aksine çocukları etkilemeli ve kendilerine, arkadaşlarına, ailelerine ve çevreye karşı olumlu bir tutum aşılayacak bir yolculuğa çıkarmalıdır. Düşünce şu olmalıdır: İyi sosyal bağlar, iyi sonuçlar verir. Birlikte çalıştığımızda, verdiğimizde, sevdiğimizde, paylaştığımızda ve ilgilendiğimizde her şeyi daha iyiye doğru değiştirebiliriz.

Üçüncüsü, çocukları film izlemeden önce hazırlamalı ve sonrasında onlarla konuşmalıyız. Birlikte hazırlanmak ve sonuçlandırmak, mesajları doğru bir şekilde işlemelerine yardımcı olacak ve deneyimden en iyi şekilde yararlanacaklardır.

Son olarak, tercihen kardeşler veya sınıf arkadaşları gibi bir grup çocuğa bir ödev vermek iyi bir fikir olacaktır. Ödev şu şekilde olmalıdır: Temiz bir kâğıda yeni, mükemmel bir dünya veya mükemmel bir şehir çizin. İnsanlar arasındaki ilişkileri, evlerini nerede ve nasıl inşa ettiklerini, okulların, parkların ve mağazaların neye benzediğini ve hayatlarının bir parçası olan diğer her şeyi tasvir edin.

Daha sonra, ödevleri hakkında ciddi bir münazara yapın; bundan öğrenilecek çok şey vardır. Projenin sonunda çocukları uzmanlara götürebilir ve çalışmaları hakkında sorular sorabilirsiniz. Örneğin öğretmenlere, işlerini nasıl gördüklerini, polis memurlarının kendileriyle siviller arasındaki ilişki hakkında nasıl hissettiklerini, mimarların tasarladıkları evlerin çeşitli yönleriyle ilgili kararları nasıl aldıklarını ve bu kararların o evin içinde yaşayan insanların hayatlarını nasıl etkilediğini sorun, vb.

William Shakespeare’in yazdığı gibi, “Bütün dünya bir sahnedir ve tüm erkekler ve kadınlar sadece oyunculardır.” Çocuklarımızın korku filmi mi yoksa neşeli film mi izleyeceğine biz karar veririz. Bu, hayatın bir kabus mu yoksa harika bir macera mı olduğunu düşünerek büyüyeceklerini büyük ölçüde belirleyecektir.

“Anne, Savaş Neden Var?” (Medium)

Ukrayna’nın güneyindeki Mariupol’daki bir çocuk hastanesinin içler acısı bombalanması, gazetecilere oğlunun kendisine “Anne, savaş neden var?” diye sorduğunu söyleyen annenin hikayesini akla getiriyor. Birkaç hafta önce, insanların artık eskisi gibi savaşmadıklarını, bunu geride bıraktığımızı söyleyerek oğlunun endişelerini hafiflettiğini söyledi. Şimdi, o ve oğlu, kocası cephedeyken, derme çatma bir bomba sığınağı olan metro istasyonunda saklanıyorlardı.

Bugünlerde pek çok çocuk, önceden haber verilmeden içine atıldıkları korkunç koşulların bir sonucu olarak, böyle zor sorular soruyor. Ama çocuklar savaşı bizim düşündüğümüzden daha iyi anlıyor. Sonuçta, onların hayatları günlük birer mücadele. Sosyal durumlarda sorunsuz bir şekilde manevra yapmamızı sağlayan sosyal becerileri kazanmadıkları için, anaokulundaki veya okuldaki her gün onlar için bir savaştır.

Onlara doğru ve yardımcı olacak bir cevap vermek için, egomuzun tüm savaşların nedeni olduğunu söylemeliyiz. Ego kendini tatmin etmek ve başkasını dikkate almamak ister.

Daha sonra onlara, çocukların bir oyuncak için çekiştikleri gibi, büyüklerin de toprak parçaları için çekiştiklerini söylemeliyiz. Aynı şekilde, çocuklar kavga ederken sopa veya plastik kürekle birbirlerine vurabilirler, yetişkinler ise tank ve uçak kullanır.

Çocukluktan yetişkinliğe değişen hiçbir şey yoktur: Bir başkasında benim istediğim ya da benim olması gerektiğini düşündüğüm bir şey var ve ben onu gerekirse zorla alacağım. Ego böyle çalışır ve tüm savaşların nedeni budur.

Büyüklerin “oyuncaklarından” saklanan bir çocuk, bu mesajı çok net anlayacaktır. Bu bizim, kavga etmenin iyi olmadığını, birbirimizi önemser ve birbirimizle paylaşırsak herkesin daha fazlasına sahip olacağını ve istediklerimiz için savaşmak veya istediklerimizi korumak zorunda kalmayacağımızı, ne yazık ki çok canlı bir şekilde açıklama şansımız.

Çocuklar paylaşma dersini bir kez içselleştirdikten sonra bu ömür boyu onlarla kalacak. Bu, hayatları boyunca başkalarıyla olan ilişkilerinde onlara yardımcı olacak ve umarım, annelerinin bu net açıklamaları sayesinde gelecekte savaşlardan kaçınabilecekler.

Bir Çocuk Güçlü Olmak Zorunda Mı?

Soru: On beş yaşındaki genç Ethan Crumbley’nin ebeveynleri Amerika Birleşik Devletleri’nde tutuklandı. Ethan okulunda dört kişiyi vurdu.

Bir öğretmen, çocuğu, kurşun resimlerine bakarken görmüş. Çocuk, ailesinin atıcılık sporlarıyla uğraştığını belirtmiş. Okul bu konuda hemen annesini bilgilendirmeye çalışmış, ancak bir gün sonra anneden doğrulayıcı bir yanıt almayı başarmış.

Ertesi gün, vurulma günü, bir öğretmen çocuğun yarı otomatik bir silahı, vurulmuş bir kişiyi, gülen bir emojiyi ve “Her yer kan” ve “Düşünceler durmayacak. Bana yardım edin.” sözlerini gösteren çizimlerini görmüş. Okul, velileri bir görüşme için çağırmış ve velilerden çocuğu eve götürmelerini istemiş Ebeveynler bunu reddetmiş ve oğullarını okulda bırakmışlar. Ayrıca, çocukta babasının oğlu için satın aldığı bir silah olduğunu da söylememişler.

Aynı gün 15 yaşındaki çocuk, Michigan’ın Detroit banliyösünde bir lisede düzenlediği silahlı saldırıda dört öğrenciyi vurarak öldürdü ve 7 kişiyi de yaraladı. Dört öğrenci öldü ve yedi kişi de yaralandı.

Bunlar ne biçim anne baba?!

Cevap: Onlar bizim toplumumuzun, bizim durumumuzun birer ürünüdürler. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Neler olduğunu bilmiyorlar. Buna nasıl tepki vereceklerini bilmiyorlar. Bir çeşit kafa karışıklığı içindeler. Ve yalnızca onlar değil.

Soru: Ama bir çocuğa askeri silahlar alıyorlarsa veya bir şekilde ona öldürmeyi öğretiyorlarsa, ebeveynlerin düşüncesi nedir? Onların felsefesi nedir?

Cevap: Buradaki düşünce, en nihayetinde bu korkunç dünyada çocuk kendini koruyabileceğidir.

Yorum: Bu, öncesinde  “Oğlum, dünya korkunç ve güçlü olmalısın” dedikleri anlamına geliyor.

Cevabım: Evet. Hissettiği bu.

Soru: Böyle bir felsefeyle nereye varacağız?

Cevap: Birbirimizi yok edeceğiz.

Soru: Ama biz kendimiz de öleceğiz, değil mi?

Cevap: Yani, o zaman öleceğiz.

Yorum: Esasen bir çocuk doğuruyoruz ve aynı zamanda şöyle diyoruz: “Hayatta kalmak için güçlü olmalısın, herkesten güçlü olmalısın.”

Cevabım: Evet, dünya böyle işliyor. Devlet liderlerinden sokakta gördüğünüz herkese bakın.

Soru: Peki ya çocuklarımızın hep mutlu olmasını istediğimizi sürekli dile getirdiğimiz bu düşünceye ne olacak?

Cevap: Mutluluğun ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Belki de mutluluk, bir şarkıda dedikleri gibi, “sıcak bir silahtır”.

Yorum: Mutluluk kavramı tamamen karışık. Mutluluk anlayışı bir şekilde sıcak, yakın veya sevilen olmaktan çıktı.

Cevabım: Hayır, hayır, bunun uzun bir süre ve gerçekten küçük yaşlardan itibaren öğretilmesi gerekiyor. Kolay değil. Bugün dünya artık öyle değil. Bugün böyle değerlerden bahsederseniz size gülerler ve böyle bir çocukla kimse arkadaş olmaz.

Soru: Yani çocuk güçlü mü olmalı? Sınıfın en güçlüsü mü?

Cevap: Ondan korkulması gerekir. Güç kültü, esasen zamanımızın kültüdür. Birinci olmak.

Ülkeler ve devletler arasında, her türlü şirket ve insanların her biri arasında yapılanlara bakın. En önemli şey güçlü olmak, bir vücut geliştirici gibi fiziksel olarak güçlü olmak, parada güçlü olmak, bir oyunda, bir şeyde güçlü olmaktır. Genel olarak güçlü olmalısınız. Ve böyle bir durum umutsuzluğa yol açar; sadece bir silah satın almak ve linç “yasasını” kullanmak daha kolaydır.

Soru: Çocuğun böyle bir umutsuzluğa sahip olması, katliam günü yazdıklarının da gösterdiği gibi: “Bana yardım edin! Dünya korkunç!” – bu ebeveyn şefkatinin, ebeveyn sevgisinin bir sonucu mu?

Cevap: Belki. Çünkü kendisiyle ilgili olarak, dış dünyadan ve anne ve babasından ne kadar farklı olduğunu görüyor. Ailesi ona her şeyi vermek için her şeyi yapmaya hazır. Hatta silah almaya bile.

Soru: Peki dediğiniz gibi sevgimizle dünyayı ilk bozan biz miyiz?

Cevap: Bu, bu şekilde ortaya çıkan yanlış ebeveyn sevgisinden kaynaklanmaktadır.

Soru: Günümüz dünyasında, farklı bir çocuk büyüsün, her şey farklı yürüsün diye ebeveynler sevgilerini nasıl yönlendiriyor?

Cevap: Hepsinin değiştirilmesi gerekiyor. Kökte, özde değişmemiz gerekiyor. Ve eğer dünyamızın temeli egoistse ve bununla ilgili düşünmüyorsak, o zaman silah stoklamaktan ve her birimiz kendimizi çitle çevirmekten, dizginlemekten ve böyle yaşamaktan başka bir şey düşünemeyiz.

Soru: Ve karşı ateş açmak mı?

Cevap: Evet. Bundan kaçış yok. “Benim evim benim kalemdir.” Ve düşünmenin ve hareket etmenin yolu budur.

Soru: Peki çocukları nasıl yetiştirmeliyiz?

Cevap: Eğitimin yolu şudur: sürekli olarak kendi güvenliği hakkında düşünmesi ve endişelenmesi gerekiyor. Ve çevredeki dünyanın ona empoze ettiği kendi güvenliği hakkındaki bu tür düşünceler, uygun sonuçları çıkarmasına yol açar: Bir silaha ihtiyacım var ve en sonunda, düşmanlarımı yok etmeliyim.

Soru: O zaman soru şu: Bu dünyayı nasıl değiştireceğiz? Bu dünyayı değiştirmek için ne yapmalıyız?

Cevap: Silahları yasaklayamazsınız; bu anlaşılabilir. İnsanlar arasındaki nefreti yasaklayamazsınız. Yapabileceğiniz tek şey onlara sevgiyi ve nefreti doğru kullanmayı öğretmek.

Soru: Bunu nasıl yaparsınız? Bunları nasıl doğru kullanırsınız?

Cevap: Bu zaten bütün bir bilimdir ve okulda öğrenilmesi gerekir.

Ve sınıftaki diğer tüm bu etkinlikler, okulda okudukları her türlü konu, coğrafya, tarih vb. ikincildir. Kişiye öğretilmesi gereken en önemli şey, başkalarıyla ve çevresiyle – cansız, bitkisel, hayvansal ve insanlarla, doğru bir şekilde etkileşimde bulunmaktır. Bu en önemli şeydir. Ve onlara bunu öğretmiyoruz.

Annelerinden çıktılar, doğdular ve bir şekilde ilk yıllarda onlara bu dünyayla nasıl etkileşime gireceklerini öğretiyoruz. Ve sonra, onlara bu dünyayla nasıl doğru bir şekilde etkileşime girileceğinin bilimlerini öğretmemiz gerektiği zaman da, onları her türlü boş malzeme ile dolduruyoruz.

Ama diğer insanlara nasıl davranılacağını, onlarla doğru toplumu nasıl yaratacağını, bir kişinin size nasıl olumlu bakmasını sağlayacağınızı veya nasıl bir topluluk oluşturulacağını öğretmiyoruz.

Soru: Ve bu öğretilmeli mi?

Cevap: Bu en önemli şey! Bunun için bir okul olmalı. Çünkü okul, neredeyse annesinden yeni çıkmış küçük bir çocukla -ilk 5-6 yıl hala annesinin yanındadır- ve sonra yetişkinlik arasındaki geçişte vardır. Ve yetişkin hayatı yabancılarla, diğer insanlarla vb. ile olur. Yani okul, doğumdan dünyaya açılmaya geçiş sürecinde olmalıdır. Bu hazırlığı vermiyoruz.

Soru: Yani çocuklar için olduğu kadar ebeveynler için olan bir okuldan mı bahsediyoruz? Çünkü evde de aynı atmosfer olmalı.

Cevap: Elbette, evet.

Soru: Ve öğretmenler için de mi bir okul?

Cevap: Bu doğal olarak ortak bir görevdir.

Buna pedagoji denir; buna öğretim denir; buna çocuk yetiştirmek ve eğitmek denir. Bunun adı ebeveynlik!

Ve onlara ne veriliyor? Tamamen gereksiz bir eğitim veriliyor. Bu ebeveynlik değil.

Soru: Peki, silah hala çocuğun elindeyse o zaman ne olacak? Eğer sizin dediğiniz gibi yetiştirilirse bu silahla ne yapacak?

Cevap: Herkesi koruyacak. Kimden? Hayvanlardan, uzaylılardan, bilmiyorum. Herkesi koruma fikrine sahip olacak. Bu Dünya ve bunların hepsi benim. Herkesin iyi hissetmesini istiyorum, diyecek.