Category Archives: Eğitim

Rehber Olmadan Maneviyata Ulaşmak İmkansızdır

Bilgelere inanç olmadan, mantık ötesi inanca ulaşmak ve Yaradan ile bağ kurmak imkansızdır. Sonuçta, egoist arzumuz ile ihsan etme arzusu arasında doğrudan bir bağ yoktur.

Egoizmin içinde olduğumuz için, ihsan etme arzusuna sıçrayamıyoruz ve ne olduğunu ya da ona nasıl yaklaşacağımızı bile anlamıyoruz. Bu nedenle, bizi bu dünyanın hissinden üst dünyayı hissetmeye götürebilecek bir rehbere ihtiyacımız var.

Biz bu dünyadayız yani alma arzusu içindeyiz ve dünyayı ancak onun aracılığıyla hissediyoruz. Egoizm, tüm niteliklerimizi belirler, kalbimizi ve zihnimizi kontrol eder. Aynı zamanda bizler, ihsan etme arzusu içinde gerçekliği hissetmek isteriz.

Ancak, “zıt bir dünya göreceğim” denildiği gibi, ihsan etme arzusunun ne olduğunu ve başka bir gerçekliği hissetmek için onu nasıl geliştireceğimizi bilmiyoruz. Uzun zaman alabilen ve bu dünya ile bir sonraki dünya arasında birçok ara durumu, alma arzusunun hakimiyetini ve ihsan etme arzusunu içeren özel bir koşuldan geçmemiz gerekiyor.

Böyle bir geçiş bir anda olamaz, ancak söylenenlere göre: “Hayatımın her günü beni sadece iyilik ve merhamet takip edecek.”

Bu nedenle, her iki dünyada aynı anda yaşayan ve bize böyle bir geçişi nasıl yapacağımızı öğretebilecek bir bilgeye ihtiyacımız var. Manevi dünyanın edinimi içinde olan herkes böyle bir rehber olamaz. Bu, her iki dünyayı anlamada duygu ve anlayışta tutarlılık ve bir dünyadan diğerine adım adım nasıl geçiş yapılacağına dair bilgi gerektirir.

Bu rehberin niteliğine Musa denir. Bir yandan Yaradan’ın nitelikleri içindedir, öte yandan “sadık bir çoban” gibi, bu dünyadan manevi dünyaya, insanlara öğrencilere rehberlik etmek ve Yaradan’ın talimatlarını yerine getirmek için bu görevi üstlenebilir.

Manevi yolda öğretmen anlamına gelen, bilgelere inanç, yolun kendisine inanmakla, Yaradan’a ve gerçekleştirdiğimiz tüm eylemlere inanmakla aynıdır. Başarı, öğretmene ne kadar bağlı olduğuma ve onu ne kadar takip ettiğime bağlıdır. Bu sanki ciddi bir yürüyüşte, tehlikeyle dolu bilinmeyen bir bölgeden geçerken, ıssız yollarda, uygun kıyafetlere ve ayakkabılara, uygun bir bastona sahip olmanız, önünüzde giden kişiyi takip etmeniz ve önünüzde olanın izini takip etmeniz gerektiği gibidir. O zaman güvenle ilerleyebilirsiniz.

Bu, yeni başlayanların manevi yola girerken öğrenmesi gereken ilk kuraldır, ona bilinmeyen ve kafa karıştıran, basılmamış bir yoldur. Bu nedenle, ilk yürüyen, çok fazla deneyime sahip ve bu yolu zaten kendi başına yürüyen bir kişidir. Ama onu takip edenler yolu bilmemektedir.

Bunu fiziksel bir yürüyüşte ve hatta daha da ötesi manevi bir yürüyüşte yapmak gelenekseldir, çünkü orada tek bir doğru adımı atmak için ne yapmamız gerektiğini hiç bilmiyoruz. Dahası, egoizm her zaman kafamızı karıştırır ve bizi yoldan çıkarır. Bu nedenle, tökezlemeden ve düşmeden ilerlememize yardımcı olacak, mümkün olduğunca çok sayıda net göstergelere sahip olmamız gerekir.

“Barış Nedir?” (Quora)

İbranice’de barış kelimesi, (“Şalom”) bütünlük ve mükemmellik (“Shlemut”) kelimesinden gelir. Bu, bütünlüğe ve mükemmelliğe ulaşmak istiyorsak oraya barış yoluyla varmamız gerektiği anlamına gelir.

Dolayısıyla barış, geçmişimizin ve mevcut durumumuzun yanı sıra ateşkesler ve çeşitli anlaşmalarla ilgili anlayışı içerebilir, ancak en çok emin olduğumuz şey nihai hedefimizdir: mükemmel ve bütün bir koşula doğru ilerlemek istediğimizdir.

Mükemmel ve bütün bir koşul, çeşitli zıtlıkların birbirini tamamladığı ve bütünleştirdiği bir koşuldur. Bu nedenle, barış hakkında sık sık düşünülenin aksine, savaşsız barış olması imkânsızdır ve başkalarını bizim gibi düşünmeye ikna ederek veya zorlayarak barışı sağlamaya çalışmaya odaklanmamalıyız çünkü bu olmayacaktır.

Bireysel olarak hiç kimsenin içinde birbirini tamamlama, bütünlük ve mükemmellik koşulu yoktur, fakat bu, her birimiz bireysel benliklerimizden koptuğumuzda ve egolarımızın üzerinde birbirimizle pozitif bağda yeni bir varlık yarattığımızda ortaya çıkar.

Bu nedenle barış, eğitim içeren uzun bir süreçtir, böylece her birimiz mevcut koşulumuzdan kopabilir ve birlikte olduğumuz, yukarıda inşa ettiğimiz ve kendimizden koptuğumuz yeni mükemmel ve hepimizin bir olduğu bir yerde, bütünlük koşuluna bağlı kalmamız gereken bir koşula ulaşabiliriz.

Böyle bir koşula ulaşmak için, egolarımıza karşı hareket etmemize yardımcı olacak şekilde aramızda barışı sağlamak için, doğanın pozitif gücünü birbirimizle olan tutum ve ilişkilerimize çekmemiz gerekir. Bu süreç egolarımızı bastırmadan veya silmeden gerçekleşir. Aksine, egolarımızla birlikte, doğanın pozitif gücü bizi bölücü insan egosunun üzerinde sevgi ve ihsan etme eğilimi olan varlıklara dönüştürecektir. Başka bir deyişle, doğanın pozitif gücünü, onun sevgi, ihsan etme ve bağ örtüsüyle egomuzu sarmak ve örtmek için çekeriz ve bu bize doğru davranma ve barış koşuluna ulaşma yeteneği verir.

“Çevrimiçi Yaşam Rehberi” (Linkedin)

Beğenelim ya da beğenmeyelim, çevrimiçi yaşıyoruz. Evde kalmak, pandeminin bir yıldan fazla sürmesinden sonra küresel boyutlara ulaştı. Artık birbirimize bağımlı olduğumuz, çeşitli çevrimiçi iletişim araçları ve platformları aracılığıyla birbirimizi sürekli etkilediğimiz her zamankinden daha açıktır. Bu yeni gerçeklikten en iyi şekilde nasıl faydalanabiliriz? Yeni ilişkilerimizin doğasını incelemek için doğru “gözlükler” takarak nihai faydayı elde edeceğiz.

Uzayan COVID-19 krizinin bir sonucu olarak, iş yerlerinin ve işletmelerin uzun süre kapalı kalması, şu anda sanal olarak çalışan, okuyan, iletişim kuran ve sosyalleşen dünya çapında milyonlarca Amerikalı ve insan için istihdam ve yaşam tarzını değiştirdi. Çevrimiçi yaşamın, sağlık krizi sona erdikten sonra bile yaşam tarzımızın uzun süreli bir parçası olarak kalması bekleniyor. Yakın zamanda yapılan bir Pew Research araştırması, ankete katılan kişilerin tam zamanlı olarak evde çalışanların % 71’inin, kendilerine böyle bir seçenek sunulsa bile pandemi kontrol altına alındıktan sonra bile bunu yapmaya devam etmek isteyeceğini ortaya koydu.

“Normal” hayat dediğimiz şey asla tam olarak geri dönmeyeceğinden, yeni çevrede uygun ve anlamlı bir şekilde yaşamayı öğrenmemiz iyi olur. Tüm kalpleri, tüm zihinleri, tüm arzuları, tüm düşünceleri birbirine bağlayan – her şey ve herkes arasında bağlantı kuran görünmez iplikleri hayal edin. Bu bağlantı ağının iki olası durumu vardır: ilk doğal durum ve proaktif seçim ve farkındalık yoluyla ulaşmamız gereken daha gelişmiş bir durum.

İlk durumda, ağ içindeki bireyler yalnızca kendi çıkarlarını hissederler ve arzularını yerine getirmek için başkalarını kullanmaya çalışırlar. Böylesine kendine odaklı bir yaklaşım, ağ atmosferini olumsuz ve yıkıcı bir rekabetle, kontrol, bölünme ve nefret duygusuyla doldurur. Temel olarak, hiç kimse sakin bir biçimde uyumaz; herkes şu ya da bu şekilde acı çeker.

Daha gelişmiş durumda, bireyler ortak bir hedefe sahip bir kolektifin parçası olduklarını ve tamamen birbirlerine bağımlı olduklarını hissetmeye başlarlar. Kolektifin üyeleri arasındaki ilişki karşılıklılık, tamamlama, verme ve sevgiye dayanır. İkinci senaryodaki başarının tanımı, herkesin başkaları için en iyisini yapmaya çalıştığı toplumsaldır.

Bu iki durum birbirine tamamen zıttır. Birinci durumda hissedilen dünya zor bir dünya iken, ikinci durumda hissedilen dünya güzeldir. Nerede yaşayacağımı belirleyen kim? Başkalarına karşı tavrımla, ben belirlerim!

Herkesle egoist bir kendini tatmin etme bakış açısıyla ilişki kurarsam, ilişkilerimizin her geçen gün kötüleştiği bir dünyada her zamanki gibi yaşarım. Ama kişisel egoizmimin üzerinde, ben olmayanların endişelerini de içeren bir tavır geliştirmeyi başarırsam, ters bir dünya bana açılacaktır, daha yüksek ve daha olumlu bir dünya ifşa olacaktır. Bunu şimdi hissedemememin nedeni, onu anlamak için gerekli nitelikleri henüz geliştirmemiş olmamdır. Bu, radyo yayınlarının çalışma şekline biraz benzer: hangi istasyonu dinleyeceğimi belirleyen şey, alıcımın ayarlandığı dahili frekanstır.

İçinde yaşadığımız ağ, tek ve aynıdır, herkes arasındaki bağlantılar, onları hissetsek de hissetmesek de zaten vardır. Eğer  “Komşunu kendin gibi sev” şeklinde yeni bir doğa geliştirmeyi başarırsam ve başkalarına sevgi ve düşünceli davranırsam, bu ilişkiler ağında beni iyilikle dolduran sonsuz ve eksiksiz bir güç hattı olduğunu hissetmeye başlayacağım.

Bu güç kaynağı bizi mükemmel bir şekilde yönlendirir ve hayatın hiç kimse veya hiçbir şey tarafından engellenemeyen çok yüce bir amacı olduğunu ifşa etmek için, anlayışımıza ışık tutar. Bu tutum değişikliği, insan ilişkilerimizde uygulamaya konulursa, sanal çevremizi aydınlatacaktır ve hayatımızın her anının, bir parmak dokunuşuyla tüm yaratılışı dolduran sevginin gücüyle bağ kurmak için bir fırsat haline geleceğini anlayacağız.

Eşitliğe Nerede Sahip Olmalıyız?

Hepimiz doğa tarafından farklı yaratılmışız; bu farklılıkları etkisiz hale getirmeye, silmeye veya yok etmeye veya onları kötü, gereksiz veya tamamen yararsız olarak görmeye gerek yoktur. Aksine, aramızdaki tüm farklılıkları olabildiğince vurgulamalı ve onları daha belirgin hale getirmeliyiz.

Eşitlik nerede olmalıdır? Her insanın her an, mümkün olduğu kadar çok şey yapıp tüm topluma fayda sağladığından emin olunmalıdır.

Yorum: Ama burada bile eşit değiliz. Siz daha fazlasını yapabilirsiniz, ben daha azını yapabilirim.

Benim Cevabım: Ama ben her şeyi kendi gücüm dahilinde yaparsam ve siz her şeyi kendi gücünüzle yaparsanız, o zaman eşsiz yeteneklerimize göre eşit oluruz. Siz bu şekilde yaratıldınız, ben böyle yaratıldım. Bu yüzden elimden geldiği kadarını yapıyorum ve siz de yapabildiğiniz kadarını yapıyorsunuz. Biri akıllıdır, diğeri güçlüdür.

Soru: Bunu kim belirleyebilir?

Cevap: Hiç kimse yapamaz. Bizlere doğayı doğru bir şekilde anlamamız öğretilmelidir. O zaman bir kişiyi topluma katkısına göre değil; çünkü bazıları farklı nicelik ve nitelikte daha fazlasını yapabilir ve diğerleri daha az yapabilir, ancak kendine özgü koşullara göre ve kendini ne kadar verdiğine göre değerlendireceğiz.

Yorum: Bununla birlikte, kişi eşit fırsatlara sahip olmalıdır. Yetiştirilme tarzı ile ilgili konuşuyorsunuz, ama herkes aynı değil.

Benim Cevabım: Bu başka bir meseledir. Herkese, aynı değil ama uygun bir eğitim ve yetiştirilme sağlamalıyız.

Doğa açısından bakıldığında, kişiye toplumda doğru gelişim için ihtiyaç duyduğu en uygun imkânlar sağlanmalıdır, böylece toplum, kişiden kendi yararına verebileceğini azami ölçüde alır. Fırsat eşitliği budur.

Soru: Peki toplum için neyin iyi olduğunu kim belirler?

Cevap: Toplumun kendisi ve eğitim sistemi. Her şey eğitime bağlıdır. İnsanları, toplum için elinden gelen her şeyi yapma ihtiyacını hissetmeye zorlayacak şekilde olmalıdır. İdeal olarak, toplumun tüm üyeleri böyle hissettiğinde, o zaman onların eşitliğinden söz edebiliriz.

 

Genç Yeteneklerin Trajedisi

Soru:  Erken çocukluktan itibaren, “En iyisi kim?” gibi sorular dikkatimizi çekmeye başlar. Yetişkin bir ünlünün, ne kadar zeki olduğunu, ne kadar iyi çaldığını veya ne kadar güzel konuştuğunu göstermesi gereken üç yaşındaki küçük bir çocukla konuştuğu birçok TV programı var. Çocuklar şarkı söylüyor ve perde arkasında duran anne babalar gözyaşlarına boğuluyor.

Rekabet etme ve kazanma felsefesine uyuyorlar, hayatı tam, canlı ve anlamlı hale getiriyorlar; bu genç yaşta başlıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Buna şiddetle karşıyım. Sonuçta, hiçbir şey aramızdaki bağa yönelik doğru tutum dışında mutlu geleceğimizi garanti edemez. Keşke bu yarışmalar, birbirine yakınlaşmanın insanları nasıl yücelttiğini, daha iyi ve saf hale getirdiğini ve ne kadar mutluluk getirdiğini göstermek için yapılsaydı!

Ne söylerseniz söyleyin, Sovyetler Birliği’nde bazı iyi karakter oluşturma örnekleri vardı. İnsanlarda karşılıklı yardım, bağ ve destek geliştirmek iyidir. İnsanın egosuna, doğamıza tamamen zıt olsa da, bir çocuğu sürekli olarak yönlendirmemiz gereken yer burasıdır.

Hala çeteler, tecavüzcüler, katiller vb. olmasına rağmen, Rusya, nezaket, karşılıklı yardımlaşma, sevgi ve özveriliğin erdemlerini yaymada bu yönlerden tüm gezegenin önündeydi.

Yorum: Bununla birlikte, genç yaşta gruba liderlik eden Robertino Loretti gibi şarkı söyleyen bu genç yeteneklerin hayatlarının sadece Sovyetler Birliği’nde değil, tüm dünyada çok zor kaderleri olduğunu söylemeliyim.

Cevabım: Pekala, onlara çok şey vaat edildi! Geleceklerini hayal ettikleri şey! Onlar sadece çocuk, tüm bunların nasıl sona ereceğini ve sonrasında nasıl olacağını anlamıyorlar. Sesleri kaybolduğunda ve artık popüler olmadıklarında, dinleyici artık onlara bir tür idol olarak tapmaz, hepsi bu!

Yorum: Sadece birkaçının iyi bir kaderi var. Bu genç yeteneklerin geri kalanı bu yangında tüketilmektedir.

Cevabım: Aynen. Ve daha kötüsü, çocuğun egosunu güçlendirmeyi bitirirsiniz. Bu, onun yeteneğiyle hayatının ilerleyen dönemlerinde başarılı olup olamayacağıyla ilgili değildir. Sorun, eskiden başkalarından aldığı karşılığı artık almamasıdır.

O, her seferinde milyonlarca kez daha fazlasını alacağına inandığı noktaya kadar geldi. Aniden her şey azalmaya başlar ve zavallı çocuk nereye döneceğini veya ne yapacağını bilemez.

Yorum: Tüm bunları, çocuklarını büyük bir sevinçle bu sahnelere çıkaran ebeveynlere iletmeyi çok isterim.

Cevabım: Artık popüler olmadıklarında, yetenekleri gereken karşılığı almadığında, alkışsız bırakıldığında bu çocukların her birini bekleyen trajediyi bilmiyorsunuz.

Soru: Tüm bunlardan ne gibi sonuçlar çıkarabiliriz? Bu şovların farklı bir türle değiştirilmesi mi gerekir?

Cevap: Elbette. Onları başkalarına verme konusunda var olmaya dönüştürün. Kişi, herhangi bir olası geri dönüş olmadan kendisinden giderek daha fazlasını talep ederken, bizler yalnızca ihsan etme yoluyla daha yüksek koşullar bulabiliriz.

Yorum: Bu harika olurdu!

Cevabım: Bunu göstermek mümkündür. Bizler bunu daha fazla geliştirebiliriz. Onu yükseltebiliriz. Kişinin ondan çıkaracağı şey daha az önemlidir. En azından bu örnekler kalacaktır. Yoksa  kişi hiçbir şey bırakmayacaktı.

Soru: Öyleyse böyle bir sinematik illüzyonun devam etmesini destekliyor musunuz?

Cevap: Evet, tabii ki.

Yorum: Ama şimdi “realite televizyonu” var. Hayat ve gerçek hakkında!

Cevabım: Bu egoistik gerçektir. Hâlâ yalandır. Sınırlıdır. Trajedilere yol açar. Ama burada değil. Size gerçek gösterilir ve doğanızla bu gerçeği tam olarak uygulayamayacağınızı anlamaya başlıyorsınız. Gördüğünüz şey ideallerdir. Ve bu idealler gereklidir.

Yorum: Yani gerçeğin çirkin tarafının gösterilmesine, çöpü “realite TV” bayrağı altında dışarı atmaya karşı mısınız?

Cevabım: Hayır. Bu, asla kişiyi doğru yöne hedeflemez. Sonuçta, kişi egoisttir.  Aksine, onunla çocuklarımıza yaptığımız gibi oynamalıyız.

Soru: Böylece o kişi, bu idealist, güzel örneklerle oynayarak mı büyür?

Cevap: Evet. Bu tıpkı çocuklu bir oyun gibidir, tüm insanlığın içinden yetişkinler nasıl yapılır! Tüm insanlık çocuktur! Öyleyse neden onlarla kendi çocuklarınıza yaptığınız gibi davranmıyorsunuz?

“Pandemi, Eğitim Sistemini Nasıl Etkiledi?” (Quora)

Pandemi, eğitim sistemlerimizin çirkin yüzünü gösterdi.

Bu sistemler çocuklarımızı, öğrenmelerinde bağımsız ve sorumluluk sahibi olmaları ve kendi aralarında ve öğretmenleriyle olumlu bir şekilde nasıl bağ kuracaklarını bilmenin yanı sıra, çalışmalarına çeşitli medyalar aracılığıyla gönüllü ve sorumluluk sahibi olarak katılım için eğitmiş olmalıdır.

Ne yazık ki bunun yerine tam tersini görüyoruz: bu sistemler çocukları bağımsız ve sorumluluk sahibi olmaya hazırlayamıyor. Bu nedenle, pandemi boyunca, çok sayıda çocuğun birbirleri ve öğretmenleri ile olan bağlarını görmezden geldiklerini gördük ve birçoğu okuduklarını anlamsız ve yararsız buluyor. Böyle bir yaklaşım, sistemlerin genel olarak parçalanmasına katkıda bulunmuştur.

Pandeminin ortaya çıkardığı bu eğitim krizini, eğitim sistemlerimizi revize etmek için ele almalıyız. Bugün çocukları, artık ihtiyaç duymayacağımız iş pozisyonlarını doldurmaları için yetiştirmemize gerek yok. Bunun yerine, eğitim sistemlerimiz çocukları tam anlamıyla mutlu, başarılı ve kendine güvenen insanlar olarak yetiştirmek için hedeflerini ayarlamalıdırlar.

Gerçekten mutlu, başarılı ve kendinden emin olmak için, sayısız bölücü dürtülerimizin ötesinde birbirimiz arasında olumlu bağlar kurmaya aktif olarak katıldığımız bir toplumda yaşamalıyız. Buna göre, sosyal katılım ve destek hızla mutlu, başarılı ve kendine güvenen bireylerden oluşan bir toplum inşa etmenin en önemli bileşenleri haline geldiğinden, çocukları topluma daha fazla katılmaya teşvik etmeliyiz.

“Bal Arısının Uçuşu” (Linkedin)

Habersiz olabiliriz ve kesinlikle kayıtsızız da, ancak bal arıları endişe verici bir hızla yok oluyor; nüfusları dünyanın her yerinde azalıyor ve kimse bunun neden olduğunu veya nasıl durdurulacağını kesin olarak bilmiyor. Popülasyonları azalan ve bazıları yok olma eşiğinde olan sayısız tür olduğu için, bu çok önemli bir şey gibi gelmeyebilir veya bizi ilgilendiren bir şey gibi görünmeyebilir, peki arılar hakkında özel olan nedir? Örneğin, arılar,  kutup ayısı kadar iyi PR unsurlarına sahip olmayabilir, ancak onların insanlık için önemi, muhtemelen gezegendeki herhangi bir türden çok daha büyüktür. Arılar, temel polen taşıyıcılar olma işlevleriyle, dünyadaki besinlerin üçte birinden fazlasının üretiminden sorumludur. Arılar olmadan insanları ve hayvanları besleyen sayısız bitkide polenleşme olmaz. Diğer bir deyişle, arılar olmazsa hiç bilmediğimiz ölçekte açlık olur.

Arıların neden kaybolduğunu bilmiyor olabiliriz, ancak bunun olmasına şaşırmamalıyız. Bizler, doğanın her seviyesinde, gezegenimiz olan ekosistemi birbirine bağlayan ipleri kopartıyoruz. Doğal kaynakları tüketiyor, her yıl ülke büyüklüğünde ormanları kesiyor, havayı ve suyu kirletiyor ve gezegendeki hemen hemen her canlının yaşam alanlarını yok ediyoruz. Böyle bir durumda, Dünya’nın yaşam döngülerindeki en hayati halkalardan birinin bozulmamasını nasıl bekleyebiliriz ki? Her gün, daha fazla ipi kopartıyoruz, aynı zamanda da doğanın çöküşünden daha fazla korkar hale geliyoruz. Belki boş mağaza raflarıyla karşılaştığımızda, yiyecek alacak paramız oldup ancak satın alacak yiyecek olmaması durumundan başka aptallığımızı/duygusuzluğumuzu sona erdirmenin bir yolu yokmuş gibi görünüyor. Belki o zaman uyanacağız, ama çoğumuz için çok geç olacak.

Arı popülasyonunu eski haline getirmek ve kendi varlığımızı sürdürmeyi garanti altına almak istiyorsak, doğaya kötü muamelemizin nedenini çözmeliyiz, bu da birbirimizle olan bağlarımız, insanlığımız, toplumsal bağlarımızdır. Tüm doğa ile nasıl çalışılacağını öğrenmek için, pozitif bağları olan bir ağ kurmalıyız. Yani düzelme, bize en yakın insanlarla evde başlamalı ve oradan dünyanın geri kalanına doğru büyümelidir. Kendimizi toplumumuza olumlu bir şekilde nasıl entegre edeceğimizi öğrenirsek, kendimizi tüm doğaya olumlu bir şekilde nasıl entegre edeceğimizi de bileceğiz.

Başka bir deyişle, sorun eylemlerimizde veya zihnimizde değildir. Bilmediğimiz bazı temel bilgiler olduğu için de değildir. Sorun kalplerimizde ya da daha doğrusu, kalplerimiz arasındaki bağlardadır. Bizim bencil eğilimimiz aramızdaki ve sonuç olarak doğa ile aramızdaki bağları koparır. Doğayı hissetmediğimizde, onu kötüye kullandığımız için pişmanlık duymayız ve bunu yaparken de bize hizmet etmesini talep etmekten çekinmeyiz.

Bu nedenle, CO2 emisyonları veya benzeri herhangi şeyler değil sadece kendiyle ilgilenme ve kendi çıkarına kullanma, yarattığımız en büyük kirleticilerdir. Kendimizi, sadece kendimizle ilgilenmekten ve kendi çıkarımıza kullanmaktan arındırırsak, doğa kendini yarattığımız diğer kirleticilerden temizleyecektir. İnsanlardan başka hiçbir varlığın sahip olmadığı bu iki narsistik özelliği düzeltmemiz gerekiyor. Bunu bizim için kimse yapamaz ve egoist doğamızı ıslah edene kadar hiç kimse herhangi bir ıslah yapamayacaktır. Ama onu ıslah ettiğimiz an, diğer tüm ıslahlar çocuk oyuncağı olacak.

Arılar birbirini hisseder ve destekler. Aynı şekilde birbirimizi hissetme sanatını da öğrenmemiz gerekecek. Ancak, arıların içgüdüsel olarak yaptıklarını, bilinçli olarak yapmak zorunda kalacağız ve ödülümüz, yaratılışı içgüdüsel düzeyde değil, bilinçli bir düzeyde anlayacak olmamız olacak.

Aslında, aşırı şişmiş egolarımızın tüm amacı, bizi, arıların ve diğer hayvanların yaptığı gibi birbirimizi hissetmeye zorlamaktır. Bu, bizlere sadece şu andaki bozuk eğilimimizle yok ettiğimiz karmaşık ağı öğretmekle kalmayacak, aynı zamanda ağı tasarlayan “aklın” nasıl çalıştığını da öğretecektir. Bu yaratılış sırlarını öğrenmenin, hangi kısmın nereye gittiğini adım adım öğrenme vasıtasıyla, kendi çabalarımızla bağlar kurmaktan başka yolu yoktur. Bunu yaparken, belirli parçaların neden bir araya getirildiğini, bireysel olarak ne yaptıklarını ve sistemde nasıl işlediklerini de anlayacağız. Ama tüm bunları öğrenmek için, dünyanın, onu düzelterek nasıl inşa edildiğini öğreneceğimiz noktaya kadar parçalanması gerekiyordu.

Şimdi buna geldik. Dünya çekirdeğinden parçalandı. Şimdi bağ kurarak düzeltmeye başlamanın, parçalara değil birlikte nasıl çalıştıklarına odaklanmanın zamanıdır. Bu, bizlerin, toplumu iyileştirme, doğayı canlandırma ve çok ihtiyaç duyulan bal arısı popülasyonumuz dahil, gezegeni iyileştirme yolumuzdur.

 

Gelecek, Birbirine Bağlı Olmaktır

Soru: Kişinin herhangi bir sorunun çözümü ile yüzleşmeye hazır olması ve çözümün nelerden oluştuğunu görmesi mi gerekir?

Cevap: Kişi problemden kaçmamalı, ne pahasına olursa olsun çalışmalı ve onu çözmelidir. Ama eğer bütün insanlar bir şeyi birlikte çözmek isterlerse, bunu yapabilirler, çünkü problem genel olarak onların doğru bağlarına indirgenir. O zaman kendi içlerinden, herhangi bir soruna bir çözüm bulacaklardır.

Buna, birbirleriyle nasıl etkileşime gireceğini, neyi hedefleyeceğini, birbiriyle bağ içinde geleceğin doğru koşulunu nasıl bulacağını anlayacak şekilde kendini eğiterek yavaş yavaş yaklaşılmalıdır. Ve bu yalnızca tek – küresel olarak birbirine bağlı olmaktadır. Bunun içinde herkese her şeyi sağlayacağız ve herkes mutlu olacaktır.

Düşüncelerdeki, duygulardaki, eğitimdeki, görüşlerdeki ve hesaplamalardaki niyet bu olmalıdır.

Yakınlaşmanın Tek Yolu

Soru: Kültürlerarası ideoloji, her bireyin kişisel manevi gelişimine nasıl yardımcı olur?

Cevap: Tüm farklılıkların üzerine yükselmemize yardımcı olur. Los Angeles’taki öğrencilerle dersler düzenledim ve birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını merak ettim. Onlardan biri siyah, diğeri sarı, üçüncüsü beyazdı, birisi Müslüman başörtüsüne sarılı ve diğeri Davut Yıldızı ile dolaşıyordu. Sorularıma “Biliyorsunuz, bunu önemsemiyoruz” diyerek cevapladılar.

Bugün artık durum bu olmayabilir. Ancak o yıllarda, “Birbirimize o kadar alıştık ve birbirimizle o kadar yakın iletişim kuruyoruz ki, tüm bu dışsal özellikler bizi rahatsız etmiyor” dediler.

Yorum: Bu tür bir toplumun avantajlarından biri, göçmenlerin bir bilgi kaynağı ve nitelikli bir işgücü olmasıdır. Yeni tatlar, tarzlar, müzik, kültür ve farklı dilleri ve dinleri öğrenme fırsatı getiriyorlar.

Ancak farklı ülkelerdeki tüm bu kültürel ve bilimsel meraklar, çatışma ortaya çıkar çıkmaz ortadan kalkar. Onlara ne engel olmaktadır? Görünüşe göre milyarlarca doların yatırıldığı bir çocuk bakımı ve eğitim dönemi var ve yine de şu anda örneğin Amerika’da neler olduğunu görebiliriz.

Cevabım: Bu yetiştirme tarzı yanlıştır. Hiçbir şey yardımcı olmayacak. Hata, birbirlerine doğru bir şekilde nasıl yakınlaşacaklarının öğretilmemiş olmasıdır. Herkese, her bakımdan özgürlük verilir ve bu yolla birbirlerine yaklaşmanın doğru yolunu bulduklarına inanırlar. Bu yanlıştır.

Doğanın, yakınlaşma ile ilgili tek bir yolu vardır, bu da kişinin doğasının üzerine çıkması ve egoizminin üzerinde, komşusuyla bağ içinde olmayı tercih etmesidir. Bu öğretilmelidir. Bu aşamalı olarak gösterilmelidir.

İnsan doğasını değiştirmeden, her hangi bir şeyi çözmek imkânsızdır. Günümüzde bu olasılığa yaklaşıyoruz. Bizler, insan doğasını anlamalıyız, yoksa hayatta kalamayız.

Kabalist Bir Öğretmenin Çok Yönlü Çalışması

Soru: Bir Kabala öğretmeni, öğrencilerinin maneviyatı doğru hissetmeyi ve ona doğru cevap vermeyi öğrenmesi için ne yapar?

Cevap: Bir öğrencinin bunu bilmesi önemli değildir. Öğrenci, öğretmeninin her gün ders verdiğini, öğrencileri sorularıyla uyandırdığını ve Kabalistik kaynakların söylediklerini gerçekleştirebilmeleri için aralarında karşılıklı bağ kurmaya, onları yaratılış amacına doğru yönlendirmeye çalıştığını görür.

Öğretmen, öğrencilere kaynaklarla çalışmayı ve onlardan soru ve cevap çıkarmayı öğretir. O, öğrencileri şekillendirir, böylece bağımsız olarak çalışabilirler. Yani öğretmenin öğrenciler üzerindeki çalışması çok yönlüdür ki eğitim budur.