Category Archives: Eğitim

Onlular- Kabalistik Bir Organizasyonun Yapısı

Soru: Öğretim yönteminizde ki yaklaşım, kuruluşunuzun mevcut yapısının onlulara bölünmesine yol açmıştır. Kullanılan formun, insanlar olarak kendisini düzenlenmesinin etkisi burada işe yaradı mı ve oldukça net bir yapı mı ortaya çıkardı?

Cevap: Kabala’da kişinin onlularda çalışması gerektiği yazılmıştır. Bir grupta on kişinin olması arzu edilir. Daha sonra onlular, yüzlülerde, binlilerde vb. toplanacak.  Ben kişisel olarak bunun içinde değilim, ben sadece insanlara öğretiyorum. Ama hepsi açıkça birliklerini hissediyorlar.

Soru: Yani onlar zaten kendilerini organize ediyorlar ve siz buna katılmıyor musunuz?

Cevap: Evet. Onlar kontrol ediyor ve kesinlikle buna uyuyorlar. Onlar için onlu bir grupta bulunmak kutsal bir görevdir. Çünkü birbirlerini desteklemelerinin tek yolu budur.

Kısıtlama Gelişim İçin Bir Koşuldur

Soru: Kısıtlama, insani gelişim için bir koşul mudur? Hızla ilerleyebilmek için kısıtlamanın nedeninin ve amacının farkında olmak zorunda mıyım?

Cevap: Kısıtlamalar, dünyayı ve çevremizdeki alanı keşfetmemiz için bize büyük fırsatlar sunar. Kısıtlamalar olmasaydı hiçbir şey hissedemezdik.

Kısıtlayıcı güçler nedeniyle herhangi bir sistemi, eylemi veya niteliği hissediyoruz: neden, ne için, nasıl?

Bir engelle karşılaşmazsam ve elim hiçbir şeye değmezse, sanki düşüyormuşum, kaybolmuşum gibi gelir ve hiçbir şey hissetmem. Ve bir şeyle karşılaştığımda, engelle etkileşim benim içimde bilgi üretir.

Bu nedenle eğitim kısıtlamadır.

“İnsanların Kan Dökülmeyen Bir Dünya Yaratmayı Düşünmeleri Mümkün Mü?” (Quora)

İnsan toplumunda, siyasette, ekonomide ve diğer alanlarda kan dökülmeden değişiklikler, yalnızca bir ilke aracılığıyla mümkündür: Modern bencil siyaseti dengelemek için, insanların bakış açısını, kamuoyunu yavaş yavaş değiştirmeliyiz. Başkalarına fayda sağlamayı kişisel çıkardan üstün tuttuğumuz özgecil bir kamuoyu oluşumu sayesinde, gücün bize karşı davranış biçimini egoistten özgeciliğe çevireceğiz.

Başkalarına fayda sağlamayı kişisel çıkardan daha öncelikli hale getirme ihtiyacına ilişkin bilginin yayılmasının bir sonucu olarak, yetkililer görüşlerini ve yönlerini değiştireceklerdir.Zor olacak ama kamuoyu böyle harikalar yapabilecek kapasitededir.Sonunda, her şey kitlelerin bilgisine bağlıdır.Bu nedenle bir yönetim değişikliğinden önce dünyada böylesi bir tutumun yaygınlaştırılması, hazırlanması ve eğitimi olmalıdır.

Yetkililerin değişmesini beklemenin ya da bir şeyleri değiştirmeleri için onlara yönelmenin bir anlamı yoktur. Onlar sadece güçleriyle ilgilenirler. Onların değişimi ancak kamuoyunun değişmesiyle gerçekleşecektir.

“İnsanlığın İhtiyaç Duyduğu Gelişimsel Sıçrama” (Linkedin)

İnsanlık, son on yılda şimdiye kadarki en hızlı temposunda gelişti. Bir zamanlar sadece yürümekle mutluyduk; ne zaman ki bu yeterince hızlı olmadı, arabayla seyahat etmeye başladık. Şimdi bu yetersiz ve uzaya seyahat etmek istiyoruz. Önümüzdeki bu yarışlardan herhangi biri gerçekten hayatımızı daha iyi hale getirdi mi? Muhtemelen getirmedi. Tecrübe gösteriyor ki, teknolojik gelişmeler yatırımcılar tarafından her zaman insan aleyhine kullanılmıştır. Akıllı varlıklar olarak insan evriminin bir sonraki aşamasında, gerçekten tatmin edici bir gelişmenin, insanlar arasındaki iletişim kodunda bir değişiklik gerektireceğini anlamak zorundayız.

Doğada sürpriz yoktur, hiçbir şey tesadüfen olmaz; her şey mutlak yasalara tabidir. İnsan ırkının gelişiminde bile, biz onları tanısak da tanımasak da, evrim yasaları ve güçleri iş başındadır. Bu evrimin bir sonucu olarak, duygusal ve zihinsel algılarımız zaman içinde değişir.

20. yüzyılda uzun bir yol kat ettik. Bilim ve teknolojide devrimler, savaşlar ve atılımlar yaşadık. Ardından internet devrimi geldi ve sosyal ağlar büyük bir sesle yayıldı. İnsanlık muazzam şekilde değişti. Fakat birkaç yıl içinde, kurduğumuz yeni sosyal ilişkilerin bize büyük zarar verme potansiyeli olduğu ortaya çıktı.

Sahte haber olgusu günlük hayatımızı işgal etti ve artık kişi dünyanın herhangi bir yerindeki insanlarla anında kavga edilebilir. Herkes her yerde sorun çıkarabilir, öfkeyi kamçılayabilir ve başkalarını gezegeni yakmaya teşvik edebilir.

Geçmişte, ülkelerin nükleer kapasiteleri var ise statükoyu ve sükuneti korumanın herkesin çıkarına olduğu açıktı. Bugün, yanlış bilgilerin yayılması gibi faktörler bir nükleer savaşa yol açabilir ve dünyayı bir anda yok edebilir. Ayrıca, tüm dünya bir ağ, çevrimiçi bağlantılı, bağlı olduğu için yalnızca belirli sınırlı ülkeleri etkileyecek kararlar almak artık mümkün değil.

Bu birbirine bağlı olma, kişisel düzeyde de mevcut. İftira, zorbalık, reddetme, yok etme ve utandırma insanları perişan eder ve insanları uç noktalara iter. Dedelerimiz, altında yaşadığımız strese tanık olup değerlendirebilselerdi, ne yazık ki şimdiki hayatımızın, daha az gelişmiş olduğumuz zamandan daha kötü olduğunu söylerlerdi.

Önümüzde, insani egoist gelişimimizin maksimuma ulaştığının farkına varma görevimiz var ve var olmaya devam etmek için bizi ileriye götürecek yeni bir itici güç geliştirmemiz gerekiyor. İçinde bulunduğumuz durumu ve insanlar arasında uygun bir bağ kurma ihtiyacını hesaba katacak bir genel-toplumsal eğitim sürecine birlikte girmek zorundayız.

Daha sonra insanlığın, toplumun ve doğanın gelişimini tanımlayan yeni bir paradigma belirleyeceğiz. İçimizde yepyeni bir arzuyu, başkalarına iyilik yapma arzusunu uyandıran bir gücü keşfetmek için dar egoizmin (başkalarının zararına bencil yaklaşımın) üzerine nasıl çıkılacağı konusunda yeni rehberlik alacağız.

Gelişim sürecimizdeki bir sonraki durak, tüm sorunlarımızın kökünün, bugün gelişiminin zirvesine ulaşmış olan egoist doğamızda yattığını anlamak olacaktır. Başkalarıyla iyi geçinmemize izin vermeyen, bir anda patlamamıza ve dokunduğumuz her şeyi yok etmemize neden olan, egoizmimizdir.

Ancak egoizmi aşmayı öğrendiğimizde, tüm insan ırkına tek bir beden gibi davranmaya başlayacağız. Ancak o zaman, teknolojik gelişmelerimizin ve yeniliklerimizin avantajlarından yararlanırken, herkes için nasıl iyi bir yaşam kuracağımızı anlamaya başlayabiliriz. Sonunda, insani gelişimin bir sonraki seviyesi, her birimiz arasındaki tamamlayıcı bağların gelişimine ve beslenmesine dayanmalıdır.

“Şiddet, Öfke ve Nefretle Nasıl Mücadele Edersiniz?” (Quora)

Her ülkede, her ülkenin kültürüne uygun, bağları zenginleştiren eğitimlerle hareket etmeliyiz. Böyle bir eğitim, doğanın ve gerçekliğin yapısını, dünyayı saran genel doğa yasasını ve bu yasaya uymak için geliştirmemiz gereken ilişki türlerini öğretir. Böyle bir eğitimin yaygın olarak uygulanmasıyla, doğa ile dengede, uyumlu bir duruma ulaşacağız.

Çağımız giderek artan bir şekilde insan bilincinde bir yükseltme çağrısı yapıyor: İnsanlığa dışarıdan etki eden bir yasanın olduğunun farkına varılması ve bu yasaya göre insan toplumunun karşılıklı bağımlılığını ve birbirine bağlılığını olumlu bir şekilde gerçekleştirmesi ve bunu yaparak sağlıklı çalışan bir organizmaya benzer hale gelmesi gerekiyor. Bizler, insanlık genelinde böyle bir formu gerçekleştirene kadar, doğanın özgecil gücüne zıt kalacağız, bu nedenle doğaya karşı zıt kaldığımız sürece, sorun ve krizlerin sayısının artmasını da bekleyebiliriz.

Yaşadığımız sorunlar ve krizler doğayla olan dengesizliğimizi yansıtmaktadır. Bağları zenginleştiren eğitim insanlara ulaşana kadar, bu eğitim biçimini geliştirmedikçe ve insan bilincini yükseltmedikçe, kendimizi dünyaya giderek daha fazla acı getirirken bulacağız.  Aksine, bağları zenginleştiren eğitimi başarılı bir şekilde uygularsak, dünyayı daha iyiye doğru değiştirebileceğiz. Özünde, ancak dünyayı doğru bir şekilde eğiterek şiddet ve nefretin gücüne karşı koyabiliriz.

İnsanları İyi Bir İlişkiye Nasıl Getirirsiniz?

Soru: İnsanları iyi ilişkilere sokmak için, günümüzde modern şehirlerde maneviyata benzer bir bağ kurmak mümkün müdür?

Cevap: Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyorum. Ne de olsa insanları eğitmek gerekiyor; onlara modern şehirlerde sahip olduklarını göstermek gerekiyor. Herkes kendi hücresine girer, kapıyı arkasından birkaç kilitle kapatır, kapalı olup olmadığını, komşularının rahatsız edip etmeyeceğini kontrol eder. Ne yazık ki, bir şekilde güvende hissetmemizin tek yolu budur.

Kişi, her şeyden önce, bilinçaltında bunu düşünür. Kıyafetlerimize, evlerimize ve apartmanlarımıza, nasıl davrandığımıza, kişisel araçlarımıza vs. dikkat ederiz. Bütün bunlar, kendimizi koruma ihtiyacımızdan kaynaklanır. Belki bir insan bunu çok fazla hissetmez ama bu böyle! Hırsızlık, şiddet ve herhangi bir şeyin sorunlarının kökü budur.

Ancak, herhangi bir dış koşula bakılmaksızın kişiye güvenlik sağlarsak ve kendini başkalarından soyutlama eğilimi olmazsa, buna karşılık kişi her zaman iletişime, daha da büyük bir yakınlaşmaya hazır olduğunu hissedecektir, o zaman tamamen farklı bir yapıya, mimariye, uzay dağıtım bilimine sahip olacağız.  O zaman her şey farklı olacak.

Bunun yerine, günümüzde nerede olursak olalım kendimiz için minimum bir ortamı güvenli hale getirme eğilimindeyiz: takside, metroda, nerede olduğu önemli değil, ama yine de diğerlerinin arasında olduğumu hissediyorum. Burası benim yerim, burası benim güvenliğim, bu benim hayatım, benim hücrem.

Bu nedenle, insanları daha dostça bağlar için eğitmemiz gerekiyor ve buna dayanarak, kendilerini güvende hissettikleri ölçüde sınırlarını genişletecekler ve şehirlerin, apartmanların ve diğer her şeyin görünümünü değiştirecekler.

Toplumun Desteği Olmadığında

Soru: Bir insanı basitçe nasıl iyi olacak şekilde yetiştirebilirsiniz? Okulda bize etik ve ahlakı aşılamaya çalıştılar ama bunun işe yaramadığını görüyoruz.

Cevap: Toplumun desteğini almadıkları için sosyal ve eğitim sistemlerimiz çalışmıyor. Toplum daha açık hale geldikçe, insanlar birbirinden uzaklaşır. Çok canlı bir örnek olarak Çin’i ele alalım. Tüm dünyadan farklı, kendi yasalarına göre yaşayan kapalı bir toplumdu.

Şimdi Çin toplumu açılıyor, yayılmaya başlıyor. Bağ yok. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar uzun süre birlikte kalamazlar. Dahası, çok çeşitli, çok yönlü bir insan topluluğudur.

Duygularınıza göre çok farklı, kavranılamaz ve anlaşılmaz olan çok sayıda insanla kendinizi ilişkilendiremezsiniz. Milyonlarca olduğunda, bu imkansızdır.

Sadece Güçlü Bir Arzuya İhtiyacımız Var

Soru: 150 ila 200 yıl önce, bir şeyi ciddi olarak öğrenmenin tek yolu, öğretmeninizin veya ustanızın yaptığının aynısını yapmaktı. Bugün tamamen farklı eğitim biçimleri var. Yüz milyonlarca insan çeşitli şekillerde çeşitli şeyler öğreniyor.

Bu seçenek çeşitliliği arasında neyi öğreneceğimizi ve kimden öğreneceğimizi nasıl doğru bir şekilde bulabiliriz? Nasıl kafamız karışmaz?

Cevap: Kabala’da, Kabalistik bir öğretmenin kim olduğu, bir öğrencinin ne olması gerektiği ve bir öğretmenden ne öğrenmek istediği konusunda çok net tanımlar vardır.

Ancak bu, modern gençlik ve modern insanlar için pek uygun değildir. İsteyen gelir, sorar, öğrenir. Ve geri kalanı hala ilgilenmeyecektir.

Kişinin güçlü bir bulma arzusuna sahip olması yeterlidir ve bu arzu onu hocaya yönlendirecektir.Hareketsiz kalmasına izin vermeyecek, kesinlikle hedefe ulaşması için onu zorlayacaktır.

Soru: Arzumu nasıl artırabilirim?

Cevap: Doğru bir çevrenin yardımıyla. Bir insan böyle bir çevre bulursa, o zaman arzusunu gerçekleştirme fırsatına sahip olur.

“Çocuklarımızla İletişim Labirentinde Gezinmek” (Linkedin)

Çocuklarımızla özellikle küçükken iletişim kurarken yaklaşımımız ne olmalıdır? Onları hayata en iyi şekilde hazırlamak için onlarla ne tür ilişkiler kurmalıyız? Görünüşe göre “yetişkin-eşit-genç” diye doğru kullanırsak çocuklarımızı hayata hazırlamada çok işe yarayan bir formül var.

Ebeveynler olarak, ana hedefimiz, çocuğumuzun kişiliğini hayata hazır, kendine güvenen ve çocuğumuzun üstlenmeyi seçebileceği her türlü görevi yerine getirme becerisine sahip ve başarısızlıkları yapıcı ve olumlu bir şekilde ele alabilecek şekilde “inşa etmektir”.  Bunu başarmak için çocuklarımızla üç farklı bakış açısıyla ilişki kurmayı öğrenmeliyiz: yetişkin olarak, eşit olarak, genç olarak. Her bakış açısının rolü ve onu kullanmak için doğru zamanı vardır. İşin püf noktası, hangilerinin ne zaman kullanılacağını ve nasıl doğru kullanılacağını bilmektir.

“Yetişkin” bakış açısıyla başlayalım. Burada baskın ebeveyn figürü olarak kendimizi çocuğun üzerine yerleştiririz. Kuralları koyar, gerektiğinde baskı uygularız. “Eşit” bakış açısıyla, tepeden inme bir tonla değil, eşit olarak konuştuğumuzda çocuğun bizi çok daha dikkatli dinlediğini keşfedeceğiz. İşte bu çocuklara arkadaş, oyun arkadaşı ve hatta sırdaş olarak davrandığımız zamandır. “Genç” bakış açısını ele aldığımızda, çocuğun bizi yönlendirmesi ve rehberlik etmesi için “olgun yetişkin” olma pratiği yapmasına izin veririz.

Üçünü birleştirmek, çocukların insan ilişkilerinin karmaşıklığını daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Değişen koşullara uyum sağlama ve kendilerini uyarlama becerilerini geliştirmelerine, öğretmenleri, arkadaşları ve daha sonraki yaşamlarında, ortakları ve iş arkadaşlarıyla nasıl ilişki kuracaklarını bilmelerine yardımcı olur.

Şimdi üç bakış açısını ana hatlarıyla belirttiğimize göre, her biri hakkında bazı bilgiler ekleyelim. “Genç” bakış açısını ele alırken, ebeveyn otoritemizi kaybetmeden bunu nasıl yapacağımızı bilmemiz gerekir. Bunu yapmak için, çocuğa her insanın güçlü ve zayıf yönleri olduğunu, her şeyi bilemeyeceğimizi ve her şeyi yapabileceğimizi kelimelerle ve örneklerle açıklamamız gerekir. Örneğin olimpiyat şampiyonu olsanız bile tüm spor dallarında olimpiyat şampiyonu olamazsınız. Çocuklar her şeyde mükemmel olmamanın sorun olmadığını öğrendiğinde, bu onların genç omuzlarından büyük bir yükü kaldırır ve bulundukları yerde mutlu olmalarına, gerçekten ilgilerini çeken şeylerin peşinden gitmelerine ve sonunda bu konularda başarılı olmalarına olanak tanır. Aynı zamanda, her şeyi bilmedikleri veya her şeyi anlamadıkları için güvensiz olmayacaklardır.

“Eşit” bakış açısıyla ilgili olarak, çocuğun bizim her zaman onun yararına çalıştığımızı hissetmesi önemlidir. Çocuklar ne olursa olsun, onlara kızsak ya da talepkar olsak bile, onların çıkarları için çalıştığımız için, bizim baskımız onların başarması imkansız olmasa bile daha zor olanı başarmalarına yardımcı olduğunu bilmelidir. Onları kınamak ve onlara baskı yapmak zorunda olmamızın bize acı verdiğini açıkça söylemek ve bunun neden onların iyiliği için olduğunu açıklamak iyi bir fikirdir.

Eğer çocuk açıklamamızı kabul etmezse, bu şekilde olmak zorunda olduğumuz için ne kadar üzgün olduğumuzu, çocukla birlikte canımızı yaktığımızı göstermeliyiz. fakat yine de yapmalıyız çünkü bu çocuk için en iyi şeydir ve ebeveynler olarak, çocuklarımızın başarılı yetişkinler olmalarına en çok yardımcı olacak en iyi eğitimi aldıklarını görmeliyiz. Hatta bazen talebimizin çok zor olduğunu, halledebileceklerinden emin olmadığımızı, ancak yaparlarsa çok büyük fayda sağlayacaklarını ve onlara yeni kapılar açacağını bile kabul edebiliriz. Bu durumda, çocuğa kendini bağımsız olarak inşa etmesi için alan bırakmalıyız.

“Yetişkin” bakış açısıyla ilgili olarak, burada kararları ebeveyn(ler) verir. Onlar bazen bazı şeyleri kabul etmemiz gerektiğini açıklamak zorundalar. Bu çocuk için kolay olmayabilir ama harika bir örnektir çünkü büyüdüğümüzde yasalara uymak, bulunduğumuz okul veya üniversitenin, işyerinin, patronların vb. kurallarına uymak zorundayız. Çocuklar, bazen anlamasalar veya kabul etmeseler de kurallara uymaya alışkın değillerse, içinde yaşadıkları toplumla baş etmede sorun yaşayabilirler.

İşte gerçek hayattan ve günlük bir durumu bir çileden bir büyüme deneyimine dönüştürmek için üç bakış açısını nasıl kullanabileceğimiz bir örnek. Küçük çocukların sabahları giyinmeleri, yıkanmaları ve okula hazırlanmaları genellikle uzun zaman alır. Bu, çok fazla stres ve baskı yaratabilir ve hoş olmayan durumlara yol açabilir. Bununla başa çıkmanın ilk yolu, çocukla birlikte sabah rutininin tüm aşamalarını gerçek zamanlı olarak değil, boş zamanınızda, tamamen rahatlamışken gözden geçirmektir. Her sabah adım adım ne yaptığınızı hayal ediyorsunuz ve çocukla birlikte her aşamanın (banyo, kahvaltı, giyinme vb.) ne anlama geldiğini öğreniyorsunuz. Çocukla işbirliği içinde her eylem için gerçekçi bir zaman sınırı belirlersiniz ve çocuk artık pasif olmak ve kalkmak zorunda kalmak yerine zamanı tutma “pratiği” yapacaktır. Bu şekilde, tüm süreç biraz oyun haline gelir.

Bir veya iki gün sonra, çocuk rutini ezbere öğrendiğinde, “genç” bakış açısını alırsınız ve çocuk yetişkin olur. Şimdi, zamanında geldiğini görme, onu bekletmediğinizden emin olma sırası çocuktadır.

Bu şekilde, hayattaki her durum, özellikle daha zorlu olanlar, kişisel gelişime ve çocuklarımızı mutlu, kendine güvenen ve çevrelerindeki insanlarla başarılı iletişim kurabilen yeni beceriler öğrenmeye götüren bir öğrenme deneyimi haline gelebilir.

“Eğitim Sistemimizde Ne Eksik?” (Quora)

Eğitim, çevremizden aldığımız şeydir.

Eğitimimizi ve kültürümüzü toplumdan ve ebeveynlerimizden aldığımız örnekle alırız. Okullar eğitim vermez, sadece ticaret yapar. İçsel kültürümüz olan eğitim, bilgiyle değil, hayata ve dünyaya karşı tutumumuzda mükemmelliğe ulaştığımızda, doğru içsel gelişimimiz tarafından belirlenir.

Bu nedenle, gerçekten olumlu eğitim, genel doğa yasasının hepimizden ne talep ettiği hakkında bilgi öğretmek anlamına gelir – uyumlu bir şekilde bağ kurmak ve nasıl ki bir insan vücudundaki hücre ve organların her biri tüm vücudun yararı için çalışıyorsa, benzer şekilde birbirleriyle ilgilenmek.

Günümüzde, bir günden diğerine, dünya çapında nasıl giderek daha fazla birbirine bağımlı hale geldiğimizi keşfediyoruz. Bu nedenle toplum, bir bütün olarak insanlığı önemsemenin hayatın en yüksek değeri olduğunu göstererek, bu tür bir karşılıklı bağımlılığın dengeli ve olumlu bir şekilde nasıl gerçekleştirilebileceğine dair örnekler sunmalıdır. Bunu yaparak, giderek birbirine bağımlı bir dünyada uyumlu bir şekilde yaşamak için neslimizi güvenilir bir şekilde eğiteceğiz ve böylece gelecek nesillerimiz hayatlarından gerçekten keyif alabilecekler.

Dünyayı karşılıklı düşüncenin, sorumluluğun ve sevginin kurtaracağının bilgisini dünyaya getireceksek, o zaman bütün bir sistemin olumlu parçaları olmak için kendimizi açmaktan ve o sistemin sağladığı meyvelerin tadını çıkarmaktan mutluluk duyacağız. Bunu yaparak, bir organizmadaki kanserli hücreler gibi değil, insanlığın vücudundaki sağlıklı hücreler gibi olduğumuzu keşfedeceğiz.