Category Archives: Dua

Yaklaşan Kongre Öncesinde Duam

Kabala bilgeliğini çalışmak ve algılamak, çünkü niteliklerimiz, arzularımız ve içten özlemlerimiz aracılığıyla bağlandığımızda, her birimiz çok büyük yeni güçler hissederiz. Bu güç yalnızca zihinde ya da kalpte değil, ancak meselenin içsel kazanımında, onun içsel hissiyatındadır.

Bu nedenle, özgür olmayı deneyin böylece yolumuzu takip eden herkese bağlanma ihtiyacını hissedeceksiniz. Onların özlemi sizden aktığı sürece dostlarınızı nasıl algıladığınız hiç fark etmez. Sonra onlar sayesinde manevi gelişiminizin bir sonraki seviyesini hissetmeye başlayacaksınız.

Hadi, kongreye bu şekilde hazırlanalım ve başarılı olacağız. Şahsen sürekli onun üzerinde çalışıyorum ve bu yüzden kongreden önce her zaman içsel olarak kafam karışır. Ardından kongre boyunca herkesle bağ kurarım. Böylece yeni seviyemizi görme fırsatı bulurum ve sizler, bunu benimle birlikte görebilirsiniz.

İfşa, inanılmaz harika bir gözlemdir!

My Blessing Before The Upcoming Convention

Herkes için Dua Etmeliyiz

thumbs_laitman_254_02Soru: Zohar Kitabı’nı okurken, herbir kişiye, dostlarımıza ve bütün dünyaya ait tüm problemlerin iyileşmesi için kendimizi doğru bir şekilde nasıl yönlendirebiliriz?

Cevap: Dua etmek, istemek için, bize en yakın olan kişilerin ve aynı zamanda bizden uzak olanların acılarına ortak olmak gereklidir. Ancak hasta olan belli bir kişi için dua etmeyiz bunun yerine belli bir kişinin önümüzde yaşamış olduğu, görmüş olduğumuz problem vasıtasıyla, bu hastalığın genel olarak düzeltilmesi için dua ederiz.

Kişi genel düzeltme için dua etmelidir, çünkü bizim gördüğümüz genel bir problemin önümüzdeki belli bir ifadesidir. Dualar bu şekilde organize edilmelidirler.

Soru: Neden, herkes için dua etmek, kalbime daha yakın olan bir kişi için yapacağım talepten daha pratiktir?

Cevap: Belli bir kişi için yapılan talep, egonuza daha yakındır. Bir yandan, kendinize daha yakın olan tarafından daha çok harekete geçirilirsiniz, fakat diğer yandan da, ihsan etmek için olan arzunun, size yakın ya da uzak birine ihsan ediyor olmasının farkı nedir?

Or Hasadim (Merhamet Işığı)’na sınır yoktur; her yere aynı yoğunlukta genişler. O zaman neden belli bir kişi için dua etmek istiyorsunuz ki?
Biliyoruz ki, herkes birbiri ile bağlantılıdır ve sadece tek bir ruh vardır. O zaman bir kişide ortaya çıkan bir eksiklik, rahatsızlık, genel hastalığın bir sonucudur. Genel hastalığı şifalandırmadan, sadece belli bir insanı iyileştirmek nasıl mümkün olabilir ki? Herkes için dua etmek gereklidir.

Eğer dualarınız ile herkesi düzeltmeye hazırsanız, o zaman hasta olarak gördüğünüz kişi de aynı şekilde iyileşecektir. Aksi takdirde bu işlemez. En nihayetinde, bizler tek bir sistemin, global bir sistemin içindeyiz. Diyelim ki bir kişi grip hastası olmuş, sadece onu iyileştiremezsiniz, daha iyisi, bu salgını dünya üzerinde iyileştirmeniz gerekir çünkü bu genel bir sistemdir.

Sadece tek bir yerde eksiklik, kusur olamaz, her ne kadar bizlere sadece tek bir hasar görmüş parçayı görüyoruz gibi gelse de. Hasar sadece bir kişi de olamaz, tüm sistemde vardır. Ve sadece sizin için bu bir arkadaşınızdaki kusur olarak karşınıza çıkmaktadır. Toplumun genelini iyi bakmanız ona göz kulak olmanız gereklidir ve görmüş olduğunuz belli bazı problemler sadece genel probleme ait olan yansımalardır. İzole edilmiş bir parça hiçbir formda varolamaz, ne bende ne de bir başkasında. Eğer ben eksik bir parça görüyorsam bu, sistem genel olarak hasta olduğu anlamına gelir.

Bunu dünyamızda da görürüz. Eğer toplumun ya da devletlerin sadece belli bir parçasını düzeltmek istersek, o zaman hiçbir şey bize yardımcı olmayacaktır çünkü bu doğru bir yaklaşım değildir.

Günlük Kabala Dersinin 3.kısmı , 17/06/2014, Zohar

Malhut’tan Bina’ya Uzanan Bir Zincir

Soru: Duamızı nasıl oluşturmalıyız? Üsttekilere, atalara, gruba yardım için bir talepten başlamalı ve kendimizden sadece duanın sonunda mı bahsetmeliyiz?

Cevap: Duamızı tam olarak bu biçimde şekillendirmemiz lazım ve bunu öğrenmeliyiz. Fakat şimdilik, grubun merkezinden geldiği sürece Yaradan’a istediğiniz her biçimde dönebilirsiniz. Kolektif talebimizi giderek daha düzgün biçimde şekillendireceğiz.

Dua basit bir talep değildir. Kendinizi birçok aşamadan kurulu giderek daha hassas bir tutum içine koymak zorunda kalırsınız. Her talep bir uçta sizi bağlayan adaptörlerin, bağlantıların bütün bir zinciridir ve daha sonra talebinizi bir çok kez işler ve sizi bir üst seviyeye adapte eder.

Bu sistem bir bütündür. Dua sadece kelimeler değildir fakat iki kabın düzenidir (bir harf bir kap olduğu için), bir yanda sizle ve diğer bir yanda Yaradan’la uyumludur. Sizinle ilgilenen Bina’daki ZAT‘dan başlayarak, kabuğun dünyalarının sisteminden yükseltirken katıldığınız Malhut’a kadar bu zinciri inşa etmek zorundasınız.

Bunu yapmak için, 22 harflik (İbranice) alfabesini ve “MNTZPCH”ın son beş harfini kullanmanız gerekir, bu sayede doğru bir biçimde düzenlenmiş harflerden oluşan manasına gelen manevi kaplar formunda olan duanız, Yaradan’ı, Bina’daki ZAT’ı edinirsiniz.

Bunu nasıl yapacağımızı bilmeyiz ancak tecrübeyle duamızı oluştururuz. Tapınak döneminde yaşamış olan Kabalistler bizim için Siddur’u (dualar kitabı) hazırladı. Tapınak zamanı Kutsal kapların var olduğu, Malhut ve Bina’nın birbirine bağlı olduğu bir zamandı. Ev Malhut’dur ve Tapınak ise Bina’dır.

O zamanın yüce Kabalistleri büyük Knesset’i (meclis) oluşturdular, bu onların tek bir kapta bağlandıkları ve büyük bir manevi edinim, yücelik, seviyesinde oldukları manasına gelir. Bize Siddur’u hazırlayanlalar onlardır.

Biz bu duaları bir gün edineceğiz ancak Kabalistler onları bizim için önceden yazdılar. Onları anlasak da anlamsak da, onları ifade edersek, bu şekilde düşünerek bile ilerleyebiliriz. Eğer duaları doğru biçimde okursak, bu talepleri manevi bir yolla algılıyoruz demektir, onların içerisinde büyük şeyler görebiliriz.

Kabalistler taleplerini iki yolla ifade ederler: birincisi, harflerin sıralaması manasına gelen kelimelerle ve diğer bir yol ise basitçe dolgusu olan harfler, semboller biçiminde. Her kelimenin formu, özel bir safhada, özel bir Reşimo (izlenim) ile birlikte On Sefirot manasına gelen tüm bir HaVaYaH’tır; ve duaları yazmalarının nedeni budur.

Benim işim Işık için gerekli her şeye, gruba, Rav’a, kitaplara, dağıtıma bağlanmaktır. Başka bir yol yoktur ve bunlar yeterlidir.

Yaradan yakarışlarımıza neden cevap vermez?

Tüm yaratılışı, tüm realiteyi resmeden üst kuvvete dönmek için O’nunla grubun merkezi yoluyla konuşmak dışında başka bir yolumuz yoktur. O’na kendi başıma dönemem ve yakarışım O’na ulaşmaz. Asırlardır insanların Yaradan’a yakardığını görürüz ancak talep ettikleri şey ne olursa olsun, hiçbir şey gerçekleşmez, hiç bir cevap veya tepki yoktur.

Yaradan O’nunla doğru biçimde konuşmadığımız için bize cevap vermez. Yaradan sabit bir sistemdir, doğanın değişmez kanunu. Bu dünyanın kanunları gibidir. Herkes onunca kattan düştüğümüz zaman ağlayıp, yakınmanın kişiyi düşmekten ve kazadan kurtarmayacağını bilir.

Aynı şey Yaradan ile birlikte meydana gelir. İyi ve nazik gözükmeye çalışan biri gibi bizi affedeceğini, bize merhamet edeceğini, bize cömertliğini göstereceğini umut ederek O’na insanlara ait olan zaafları atfetmeye çalışırız, ancak bu olamaz! Yaradan doğanın genel kanunudur ve doğanın merhameti yoktur.

Eğer doğayla, Yaradan’la nasıl bir ilişkide olacağımızı bilmesek, hiç bir şey bize yardım etmez, şimdiye kadar olan şey de budur. Kabala, bununla beraber, bize nasıl davranmamız gerektiğini öğretir. Ve daha sonra bu kanunların çerçevesi içinde nasıl yöneteceğimizi ve onları nasıl kullanacağımızı bilebiliriz.

Bu yüzden kendiniz ve dostlarınız için üzülmemelisiniz tam tersine genel kuralı korumak ve doğru biçimde kullanmak niyetinde olduğumuzu anlamalıyız. Ancak bunu yapmak için, kendimizi bu kanuna adapte etmeliyiz. İsteyelim veya istemeyelim, ilerde istemek zorunda kalacağız.

Kişisel ve Ortak Kurtuluşumuz

Sadece kendimiz için dua etme dürtüsünden, egoistik olarak taleplerde bulunmaktan, geçmişimizden dolayı mutlu olmamaktan ve yaşadıklarımızdan dolayı kendimizi suçlamaktan nasıl kurtularak özgürleşebiliriz? Herşeyden ötesi, bunu yaparken aslında Yaradan’ı suçlamış oluyoruz.

Geçmişte başımıza gelmiş olan herşey gerçekleşmesi gereken şeylerdi, Yaradan bunların olmasını sağladı. Ve bu yüzden aslında geçmişimizle mutsuz olduğumuzda bizleri bu koşulların içine koymuş olduğundan dolayı O’nu suçlamış oluyoruz.

Sadece gruba konsantre olduğumuz zaman, bu konsantrasyon, geçmişimize, şu anda yaşamakta olduklarımıza dair doğru olmayan yaklaşımımızdan, kendimiz için dua etmemizden,  özgürleşmemiz konusunda bizlere yardımcı olur.

Bu, doğru niyete sahip olabilmemiz için kendimize getirebileceğimiz tek yoldur. Ve bu şekilde, bizler bu ağın içerisindeyken, sisteme yakın bir şekilde kalmış olur ve bu ağı ters yönde çekmemiş oluruz. Herkes için dua etmeye konsantre olduğumuz  ve sürekli olarak bu koşulda kaldığımız zaman, bu bizleri kişisel olarak kurtarır ve tüm sistemin bizim sayemizde ilerlemesine yardımcı olur.

Sabahleyin gözümüzü açar açmaz ve akabinde her zaman için nasıl böyle bir arzuya sahip olabiliriz? Sadece bu! Aksi takdirde, diğer düşüncelerimiz, arzularımızdaki ve aklımızdaki hareketler negatif olacaktır ve bizleri amaçtan uzaklaştıracaktır.

Eğer bu şekilde gelişirsek, kesinlikle inişlerimiz ve negatif dürtülerimiz olacaktır, fakat sadece bu şekilde onları daha büyük bir ileri hareketle doldurabilirim. Başka bir deyişle, eğer sürekli olarak diğerleri için dua ederek gelişirsem onları da geliştirerek, sonrasında tüm negatif dürtüler sadece daha ileri gelişimime doğru yönlendirilecek  ve gitmem gereken bu yönü ve nasıl hareket etmem gerektiğini anlayacağım.

Bu benim hareketimin tarzını ve şeklini belirleyecektir. Sonrasında Yaradan bana yardım edecektir: biraz sola, biraz sağa, başkası hakkında düşün, şunu bunu iste, v.b. Eğer doğru bir şekilde gelişirsem o zaman O’nun talimatlarını kesinlikle hissetmeye başlayacağım.

Dünya Zohar Kongresi Haftasından  “İntegral Eğitim Kongresi” Üçüncü Gün 4/2/14, Çalıştay 5

17 Şubat 2014’de yayımlandı.

İki Paralel Dünyada Yaşamak

Soru: Her şeyin buna bağlı olduğunu bilmemize rağmen neden ıslah için talepte bulunmak bu kadar zor? Bu kişiye talep etmesi için sanki çok doğal görünüyor.

Cevap: Evet, talep etmek doğal fakat burada kesin olarak şunu ortaya çıkarmamız gerekiyor: talep etmek için neye ihtiyacımız var, nasıl talep ederiz ve bize cevabı verecek olan kimdir? Dua sadece bir haykırış değildir ve duayı kelimelere dökersek, bu kelimeler kalbin içinden doğmalıdır, bir kitaptan değil.

Eğer bir insan kendisini kötü hissederse, güzel kelimeler seçmez. Problemimiz duanın kalplerimizin derinliğinden gelmiyor olmasıdır.

Sadece çevre bizi böylesi bir duaya yönlendirebilir; eğer çevre bunu isterse sen talep edersin. Neden hepimizin bunu istiyor olduğumuz ve birbirimizi etkilemeye çalışıyor olduğumuz bize görünüyor, fakat bir şeyler işlemiyor? Buradaki esas şey arzunun derinliğine eksikliğimiz var ki gerçek bunun içindedir. Benim için önemli olan şeyi netleştirmenin eksikliği var ve ikincil olarak bizi durduran iki arzu arasındaki kafa karışıklığı: maddesel ve manevi.

Bizler dünyevi ve manevi tamamen birbirinden ayrı iki görünümü birbirine karıştırmadan rol yapmayı öğrenmeliyiz! İşte bu dünya, egoistik, aynı zamanda bu dünyada yaşamaya zorlanıyorum. Ve ihsan etmenin bir dünyası var ve ben bunun içinde yaşayabilmeyi istiyorum. Duamı belirleyen budur.

Halen bizler bunları birbirinden ayırdedemiyoruz, bununla beraber son kongreden beri birçok süreci bunun içinde görebiliyoruz.

21.12.2010 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Nasıl İstemeliyim ki İsteğim Gerçekleşsin?

Soru: Dua ne demektir?

Cevap : Duadan, kalpte çalışmak diye bahsedilir. Peki duaya neden çalışmak denir? Ne istediğimi bilmiyor muyum? Hayır, kendimi doğru şekilde dengelemek için ne istediğimi ve istemenin ne olduğunu bilmiyorum ki işte tüm çalışma alanımız da tam burasıdır.

Pekala bu bir eksiklikse, bu konuda ne yapabilirim? Bir bebek sebebini bilmeden ağlar; zira sadece kötü hissetmektedir. Farklı Reşimotları (anımsamaları) açığa çıkaran bir kişi, ihsan etmeyi ve almayı deneyimlemektedir ve artık kendisini neyin iyi ya da neyin kötü hissettirdiğini bilmektedir. Böylece özel bir eksikliğe işaret etmektedir. Bu sadece bir eksiklik değildir; bir şekil içermez fakat aynı zamanda değişik tasvirlerin ve sezgilerin yer aldığı bir eksiklik halidir.

O halde ne yapmamız gerekiyor? Sadece bir bebek gibi yakarmak yetmez fakat aynı zamanda istediğinin tam olarak ne olduğunu öğrenmen gerekiyor. Farz edelim ki hiç sevmediğim bir dostumu sevmek istiyorum. İlk önce bunun için bir eksiklik hissetmek zorundayım. Şöyle denir: “Arzunu O’nunki gibi yap” tamam ama bunun için hiçbir arzuya sahip değilsem bunu nasıl yapabilirim?

Değişik eylemler uygula ve bu eylemler vasıtasıyla onu ne derecede istemediğini anlayacaksın. Ancak bu eylemleri hayata geçirdiğinde güçlerine yatırım yapmış olursun ve bu güçler sana gerçekten istemen gereken şeylerden dolayı istemediğin acıyı getirir.

Örneğin bir ev satın almak istiyorum ama bunu yapmak için kendimi yıpratmak zorunda kalıyorum; bunun için işe gitmek, kendime zahmet vermek zorundayım. Bunun için hiçbir gücüm ve arzum yok ancak bir ev satın almak istiyorum. Bu hatadır. Kişi, arzusunu yönlendirmelidir ki arzu amaçla bağlantıya geçebilsin.

O halde dua nedir? Dua, sadece şu an sahip olduğum bir istek değildir; daha sonra yaşayacağım isteklerimi dengelediğim eylemlerin sırasıdır. Eksikliğimi her an daha üst bir aşamaya yönlendiririm ve düzeltirim öyle ki duam doğru ve mümkün olarak daha kesin ve daha keskin şekilde yönlendirilecektir.

Dua, Malhut, bir eksiklik diye tanımlanır ve bunun hakkında devamlı endişe etmem gerekir. Doğru eksikliğin keşfi dışında endişe etmem gereken başka hiçbir şey yoktur. Ve denir ki: “O sadece tüm gün boyunca dua etmiş olsaydı.” Bu dibe düşmüş veya Siddur’dan  (dua kitabından) okuyan kişinin duasıyla aynı değildir. Hayır. Bir dua, Malhut hakkında “Ben bir duayım” denmesi olarak içsel bir arınma gerçekleştiği esnada olandır. Bu, kişinin şunu söylemesi anlamına gelmektedir: “Bu benim duam, bu benim eksikliğim” Ve bu herhangi bir yerde yazılmış ya da duyduğum veya bana öğretilen bir şey değildir.

Yani “Ben bir duayım” demek değişik dışsal izlenimlerden arınmam ve “kendimin” doğru içsel temizliği demektir. Bu Malhut’tur. Bu şekilde bir duada olan kişiye, arınmış bir eksiklik içerdiğinden dolayı Yukarı’dan cevap gelir.

(19 Kasım 2012 günlü günlük Kabala Dersi’nin ikinci bölümünden, Zohar)