Category Archives: Dost

Ruhun Çözünürlüğü (Ayırt Edebilme Gücü)

Kendinizi “Beni endişelendiren nedir?” diye kontrol etmeniz çok önemlidir. Canlı ve iyi olduğum her an endişelerle doluyumdur. Peki, ama ben ne için endişe duyuyorum?

İyi hissetmek için, huzurum, başarılarım için, beni daha mutlu edecek şeyler için, barış ve sükûnet için, güvenlik, beslenme ve ailemin refahı için mi endişe duyuyorum?

Yoksa dostlarım için onların nesi eksik onlar için ne yapılabilir diye bir annenin bebeği için duyduğu gibi bir endişe mi duyuyorum? Vefalı bir dadı gibi grup için endişe duyuyor muyum? Yani endişelerimin amacını hedefini kontrol etmeliyim.

Tüm yaradılış giderek onun içinde fiziksel bir formda ve en aşağılık durumda var olduğumuz bu dünyaya alçaldı. Manevi dünyadan ayrıymış gibi hissediyoruz ki bu gerçekte mümkün olamaz. Ve bu nedenle de bu dünyaya hayali dünya denir.

Pek çok fiziksel nesne ile dolu bir dünyanın içinde var olduğumuzu sanırız. Ancak gerçekte, her şey manevidir, ama biz bunun farkına varıp hissedemeyiz.

İşte bu nedenle her an ne için endişe duyduğumu kontrol etmem çok önemlidir. Manevi dünyaya girmek demek; yiyecek, uyku, sağlık, para ve insanlarla ilişkiler gibi hayatta gerekli ve zorunlu olan şeylerle ilgilenmek ama öte yanda da her zaman bilinçaltımda grubu, Yaradan’ı keşfedeceğim bir yer, Şehina (kutsallık) haline gelmesi için nasıl düzenleyeceğimi dert edinmek demektir.

Grupla ilgilenmeye ve onun için endişe duymaya alışmam ve bundan mutlu olmam gerekir. Eğer endişe duymaktan vaz geçersem o zaman neden dostlarla ilgilenmiyorum diye endişelenirim. Bu bende alışkanlık haline gelmelidir. Bizim dünyamızda alışkanlık ikinci doğamız haline gelir.

Farz edelim ki bana, tanımadığım ve ona karşı hiçbir şey hissetmediğim bir bebek verdiler. Ancak çare yok; bu bebeğe günler boyunca bakmaya ve onun için endişe duymaya mecburum. Onunla ilgilenmeye başlarım ve o benim için önemli biri haline gelir. Sonunda, her an onu düşünmeye başlarım. Grupla ilişkide de bu aynı şeydir. Ancak kararlılık ve düşüncelerimizi sürekli olarak gruba yöneltmek sayesinde mümkün olan bu duruma erişmek zorundayız.

Gruba özen göstermek, ona destek olmak, onun üzerine Işığı çekmek hakkındaki, Yaradan ve Onu memnun etmek hakkındaki tüm bu hoş planlarımdan sonra, kendime Yaradan nerede ve ben bilinçaltımda neredeyim diye sormalıyım. Her zaman tüm bu yaptıklarımı ne için yaptığımı aydınlığa çıkarmalıyım. Bir ödül almak ümidiyle olduğu kesindir, ancak bu beklediğim ödül tam olarak nedir?

Şu anda, kendim için beklediğim ödülü hayal etmeye hazır olmayabilirim. Daha sonra farkına varabilirim ki çabam karşılığında kontrol, saygınlık ve ölümün ve yaşamın ötesine yükselmek, benim için somut ve çok önemli bir şey talep ediyor olabilirim. İşte bu noktada benim için önemli olanın ne olduğunu incelemeliyim: Ödülüm mü yoksa dostlara ve Yaradan’a mutluluk vermek mi?

Ödülden veya hiç değilse ödülün bir bölümünden vaz geçebilir miyim? Ve ödülden vaz geçtiğim zaman onu ün ve saygınlık arayışından başka bir şeyle mi değiştiriyorum?

Yaradan’ı memnun etmek ne demektir? Bunu hangi yolla ve hangi arzuları hissederek yapabilirim? Yaradan’ın benden memnun kaldığını ne yolla hissedeceğim? Arzularımı ve algımı mümkün olduğu kadar parçalara ayırmaya uğraşmam ve bu parçalarla nasıl çalışmam gerektiğini görmem gereklidir. Ne kadar çok parametre (karakteristik özellik) olursa algımı da o kadar çok geliştiririm.

Bu bilgisayar ekranında, ekran çözünürlüğünü belirleyen pikseller gibidir: Bir santimetre karede iki yüz piksel, bin piksel veya on bin piksel olabilir. Ne kadar çok piksel varsa resim de o kadar netleşir.

Aynı şey arzularımızla da olur. Onları sorguladıkça gerçeğe, gerçek algıya daha çok yaklaşırız.

Los Angeles Kongresi, İkinci Gün, 11/1/2014, 4. Dersten alıntı

Prens ve Yoksul Fare

Soru: Ben zaten herkesten alçak olduğumu hissedersem, dostlarıma kendimi nasıl iptal edebilirim?

Cevap: Herkesten daha düşük olduğunu hissetmek kusurlu olduğunu hissetmek anlamına gelmez, daha ziyade, bu herkesin dâhil edilmesi ve en büyük Nefeş Işığını onlardan almak için fırsattır.

Eğer küçüksem, küçük ya da büyük bir sistemin içine dâhil olabilirim. Bu görünüşte basit bir eylem olan benim kendi iptal seviyeme bağlıdır. Eğer kendimi küçük bir sistemin önünde iptal edersem, ben bir fare ailesinde doğan küçük bir fare gibiyimdir; fakat kendimi büyük bir sistemin içinde büyük egom ile iptal edersem, kralın sarayında küçük bir prens gibiyimdir. Bu benim hangi egonun üstünde kendimi iptal ettiğime bağlıdır.

Sonuç olarak, küçük olmak küçük bir şey değildir. Bununla beraber sadece küçük olan ilk seviyeden Işığı alır-Nefeş Işığını, Nefeş Işığı sınırsızdır.

Küçük olmak iyidir! Bu ilerlemek için en iyi zamandır. Küçük olan ilerler.

12/10/12 Tarihli Günlük Kabala Dersi 1.Kısım, Rabaş’ın Yazıları

İfşa’nın Basit Kanunu

Her şey çok basit: Yaradan aramızdaki bağda ifşa olur. Bu yüzden tüm gün boyunca aramızdaki bağın neresinde çalışabileceğimi aramalıyım. Onlar, kimin arasında, hangi arzuların arasında gergin olmalıdır? Herkesle nasıl ve ne ile bağ kurmalıyım? Yapmam gereken çalışma nedir?

Denir ki Yaradan aramızdaki bağda ifşa olur. Eğer on kişi varsa bu yeterlidir. Bizler sadece bağ kurmalıyız ve O, ifşa olacaktır. Ancak bağa yönelik pratik adım atmalı mıyım? Bizler sadece bağ hakkında konuşuyoruz ve Yaradan ifşa olmuyor. Öyleyse ne yapmalıyız? Yaradan ifşa olana dek devam etmeliyiz.

Bu bir kanundur! Bağ için O’na olan uyumlu doğru ihtiyaç yükselir yükselmez O kesinlikle ifşa olacaktır ve ifşanın ilk seviyesi için yeterlidir yani Nefeş de Nefeş. Veya zıt ilişkiden görüşmeyi açacağız, zıt Nefeş de Nefeş, öyleyse zıttan ifşa olmuş ve bağ kurmak için meydana gelmiş bir arzunun göstergesine sahip oluruz ve işte o zaman Yaradan’ın bizi düzelteceği haykırışı yaparız.

Bu haykırış otomatik olarak gelir zira bir aksiyon diğer aksiyonun önünü açar. Öyleyse haykırdığımız zaman, Yaradan, aramızdaki bağı düzeltecek ve ifşa olacaktır. Kırık kısım, on kişinin ayrılığının en bayağı formunun içerisinde bize ifşa olacaktır. Daha sonra gitgide daha ince kırıklığı keşfedeceğiz.

İlk önce kırıklığı kendi içindeki en ilkel formunda keşfederiz: Birbirlerine bağlanmak ve dişli çarklar gibi olmak yerine birbirlerini dişleriyle parçalara ayırmaya çalışan zıt formda, egoizmin on büyük kısmı. O zaman ıslah ve daha bayağı şekilde bağlanmak için talepte bulunuruz ve böylece Nefeş de Nefeş Işığı ifşa olur. Bu bile Yaradan’ın yaratılana ifşasıdır.

Bu durum, bağlanmanın 1/125’nin anının yeterliğinde olacağımız bağlanmanın çok bayağı bir formudur. Daha sonra aynı süreç tekrarlanır ancak çözünürlüğü daha yüksektir. Yine aynı on Sefirot ancak daha ve daha fazla bireysel parçaları keşfederek onların daha derinine ineriz.

Asıl önemli olan şey ilk on Sefirot’u keşfetmektir, ilk seviyeyi çünkü manevi formu aldığın ve doğduğun durum budur. Daha sonra bu formun içerisinde gelişmeye başlarsın. En zor kısım ilk seviyenin üzerine yükselmektir.

05.10.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Zohar Kitabına Önsöz

Egoizmin Denizinde Boğulanlar İçin Can Yeleği

Soru: Son zamanlarda maneviyat için arzu ve ilgimin hepsini kaybettim. Gruptan çok uzaklaştım ancak grup beni unutmadı ve sürekli bir sevgi ile benim için endişelenmeyi sürdürdü. İşte bu yüzden, her şey bir yana, Roma’daki kongreye gelme kararı aldım ve muazzam bir çaba burada sarf ettim. Ve şimdi burada, bir kez daha beni kollarımdan tutan dostlarımın önünde utanç hissediyorum ve dostlarımın arasında deneyimlediğim sevginin yeni gücü ile bu iki günün üstesinden gelebildim. Ancak kongre sonrası tekrar gruptan bu kadar uzak kalmamak için ne yapmam gerekir? Bundan çok korkuyorum.

Cevap: Tecrübe ettiğin durumlar için üzüldüm. Ancak her şeyin tek bir kaynaktan geldiğini kabul etmek için başka yol yok ve bizler iyi ve kötü şeylere de şükür etmeliyiz. Seni tekrar geri getirebilen arkadaşlarının bu yoğun çabasına şükür ediyorum. Umarım bu günden itibaren hepiniz sadece iyilik ve merhamet, sevgi ve içtenlik görürsünüz.

Ancak halen ne olduğu önemli değil; tüm gücünüzle gruba tutunmalısınız çünkü grup boğulmakta olanlara doğru, denize atılan can yeleği gibidir. Bu can yeleğini kapmaktan başka şansımız yok.

Ve inanın bana, yine de siz tüm ülkenin gruba sanki can yeleği gibi tutunduğunu göreceksiniz. Böylelikle güçleneceksiniz, birbirinize yardım edin ve devam edin. İnşallah başarırsınız!

30.09.2012 Tarihli İtalya Kongresinin 5. Yemeğindeki Konuşmadan

Kıskançlık Bir Kusur Değildir

Soru: Kabalistler, kişinin bu dünyayı terk edip, manevi dünyaya adım atması konusunda kıskançlığın yardımcı bir özellik olduğunu atfeder. Tabii, neden diğerlerini kıskanmalıyım ki? Sonuçta, herkes özeldir ve her birimiz kendi yolunda ilerler. Niçin diğerinin eşsiz oluşu beni kıskandırmalıdır ve  neden yolumda ilerlerken buna müsaade etmeliyim ?

Cevap: Kıskançlığımı, nefsimi, bana saygı duyulması için oluşan arzumu bilerek uyandırdım. Bu, diğerlerinin başarılarını kıskananlar veya saygı arayan sıradan insanlar konusu değildir. Bu dünyada bizler  her türlü anlamsız ve saçma şeylere karşı kıskançlık duyarız. Ben ise aksine yaşam için gerekli temel olanı dikkate alıp, diğer şeylerle ilgilenmem. Temel gereksinimlerimi karşıladıktan sonra, kendimi manevi çalışma için inşa eder, kıskançlık gibi konuları da araç olarak kullanırım.

Nitekim başka türlü ilerleme sağlamak için başka bir şeyim olmaz. Kıskançlık, nefis ve saygı üç bencilce yaklaşım olup, içimde bu özellikler bulunmadan nasıl çalışmamı yaparım? Bu özelliklerin konusu beni bu dünyadan dışarıya çıkaracaktır; bu BYA dünyalarını terk edip, Atsilut (O’nun yeri, gelişimin başlangıç yeri)  dünyasına geçmek gibidir.

Manevi şekilde çalışma yapmak istersem, diğerlerinin çalışmalarına bakar ve onların önünde kendimi sıfırlarım. Daha sonra onları neslin en yüceleri olarak görürüm: Onlar daha mesafe sarfederek ilerlemişlerdir, onlar ıslahın son haline erişmişlerdir ve ben onları kıskanırım. Eğer kıskanmaz isem, gücüm olmaz ve ilerleyemem. Egoma karşı ilerleme sağlamak için tüm kuvveti kazanırım. Doğru ilerleme doğru niyet ile yani maddenin üzerine takınmış olduğu formu Işık bana sunar, nitekim yükselmeye çalıştığım konu ise başlı başına benim kendi egomdur.

Soru: Doğru niyetimi, kıskançlık özelliğinden nasıl koruyabilirim?

Cevap: Kıskançlık, nefis ve saygı arzusunun derecesine göre niyet inşa olur. Kıskançlık duygusunu, Yaradan’ı kıskanmaya, Yaradan’a saygı duymak için saygı arzusuna, O’nunla bir olma dürtüsü oluşacak şekildeki nefsinize dönüştürürsünüz. Böyle olmaz ise, neyin ıslahını yaparsınız ki? Ne inşa edersiniz ki, bulutlar arasında havalı bir şato mu ?

Soru: Fakat hala, kıskançlık  hissi duyarsam, onun ateşi beni tüketir.

Cevap: Hayır, kıskançlık hissinin uyanmasına izin veriniz, nefsiniz, saygı duyulması için arzunuzun belli sınırına kadar. Bu sınır aşıldıktan sonra, sizin için bunun önemi kalmadığı zaman, bunu anlamanız için ”çalışma sahasını” belirlemelisiniz. Herşey kontrol altında olmalıdır; nitekim böyle olmayacaksa, başlamamalısınız.

Kısaca, deneyiniz. Kıskançlık durumuna düşeceksiniz diye korkmayınız. Bunun üzerinde çalışınız. Dostlarınızı kıskanırsanız şanslısınız; bu iyidir. Sonuçta, ilerleme sağlayabilmek için başka kuvvetimiz yoktur. Eğer ben çevre olmaksızın yaşasaydım, hayvan gibi olurdum. Diğer yandan, eğer toplum devamlı dostlarımı bana örnek göstererek bendeki noksanlıkları ortaya çıkarır, beni  kışkırtır ve teşvik ederse, bu benim yaşamda ilerleme sağlamama yardımcı olur. Benim yalnızca iyi örnekler sunan, kıskanmamı sağlayacak, özel bir çevreye ihtiyacım vardır.

12.9.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 4. Bölümü’nden, ”Dünyada Barış”
Bu makale Dr Laitman’ın blogunda 16 Eylül 2012 tarihinde, saat 12:03’te yayınlanmıştır.

Her Kim Dostu İçin İsterse İlk Önce Kendisi Alır

Soru: “Her kim dostu için isterse ilk önce kendisi alır” sözünün özü nedir? Bu konu benim için çok kafa karıştırıcı zira Yaradan’dan arzumun değişmesi için yapacağım talep, halen kendi yararıma bir dua çünkü bu durumda biliyorum ki ben diğerlerinden önce alacağım. Burada bir şeyler beni gerçekten rahatsız ediyor?

Cevap: Bu demektir ki sen daha henüz tam olarak dostun için dua etmiyorsun. “Her kim dostu için dua ederse ilk önce kendisi alır” sözü dua edenin kendisini hiç düşünmediğini ve de ilk önce alanın kendisi olacağına konsantre olmadığını ifade eder.  Evet, o diğerlerinden önce alır zira Işık onun vasıtasıyla dostlarına iletilir. Başka nasıl olabilir ki?

Basitçe o, kendisi için hiçbir düşüncesinin olmadığı sadece dostu için dua ettiği bir seviyeye yükselir. Burada kişinin “kendisi” hakkında hiçbir düşüncesi olmadığı gibi kendi kişisel koşulunu yükseltmesi için duası da yoktur. Tüm isteği dostunun yakarışını doldurmaktır. Hiçbir şekilde kendisi için bir arzusu yoktur.

Bu durumda kişi gerçekten diğerlerinden önce alır çünkü o dostlarına Işık’ı aktarır. Bu materyali kavramalıyız. Ruhlarımız Beria, Yetzira ve Assiya dünyalarındadır. Bizlerin birçok soru ve talepleri vardır. Eğer biz bunları Assiya dünyasının Malhut’una yükseltirsek o zaman Malhut da onları daha yükseğe, Atzilut dünyasının Zer Anpin’ine yükseltir; her kim MAN yükseltirse sanki “aşağıda” olan dostları için bir talebe gelir. O zaman, Yukarıdan Işık’ı ilk alan o olur. Işık ilk onun vasıtasıyla akar ve daha sonra Malhut vasıtasıyla diğer ruhlara iletilir.

Soru: Öyleyse, böyle bir arzuyu edinmek için ilk önce Yaradan’a başvurmalıyım ve O’ndan bana bunu vermesini talep etmeliyim ki tamemen egomdan özgür olabileyim; kendi hakkımda bencilliğimin hiçbir damlası olmaksızın, doğru mu?

Cevap: Kesinlikle, bu durum da bir sonraki duaya ön ayak olan dua olur. Aksi halde, bu durum bir sonraki egoistik halkadan başka bir şey olmaz.

18.08.2012 Tarihli Kharkov Kongresi ‘‘Uniting to Ascend’’, Ders 5

Dostum Yaratan’ın Bir Temsilcisidir

Soru: Bir çalıştay esnasında nasıl çalışırız, bir diğerini nasıl dinleriz?

Cevap: Dostum anlayabileceğim veya anlayamayacağım bir şeyler söyleyebilir. Benim çok yüce veya salakça olarak düşündüğüm şeyler söyleyebilir. Her ne durum olursa olsun, ben şimdi onu Yaratan’ın bir temsilcisinin tecellisi olarak algılarım. Yaradan beni onun vasıtasıyla etkiler.

Eğer ben dostumun davranışı, tavrı tarafından bir itilme hissedersem onun sözlerinin veya herhangi başka bir şeyinin gerçek anlamı, benim onu algılayamadığım veya istemediğimdir. Ve işte bu muhteşem bir eksersizdir! Bunun üzerine yükselmem gerekir! Eğer o Yaratan’ın temsilcisi ise, zira “O’ndan başkası yok”, özellikle böylesi bir olayı paylaştığımızda, o zaman dostumu yüceltmeliyim ve bana sunulan her şeyin temsilcisi olan onun vasıtasıyla manevi özü idrak etmeye çalışırım ki bunların tümü bana bu şekilde sunulur ve aynı zamanda kendisini de bu yolla sunar. Her şeyi mutlak kutsallık, mutlak ihsan etme, mutlak manevi nitelikte algılayacağım bir durumda kendi üzerime yükselmeliyim – içimde hissettiğime, sahip olmadığım gerçeğe rağmen.

İçimde bu iki niteliğin ortaya çıkması çok iyi bir durumdur: Dostumda gördüğüm her şeyi hiç bir surette dikkate almadığım zaman dostuma karşı göstermiş olduğum egoistik yaklaşımım ve diğer bakımdan, tam zıttı, dostuma Yaradan’ın temsilcisi olarak mantık ötesi davrandığım zaman çünkü dünyada kötü, fena, kusurlu olabilecek birinden hiçbir şey gelmeyecektir. Ve eğer bu içimde var olursa, o zaman o benimdir; ona kendimin gibi bakarım.

İşte bu yüzden, eğer bu iki durumu kendi içimde fark edebilirsem o zaman belli bir manevi çalışma yapmışımdır. En üst ve en düşük tüm kritik koşulları birbiriyle ilişkili olarak beraber tutmalıyız ve ortak bir kaba sahip olacağız – Malhut ki temeldedir ve sadece hoş olmayan şeyleri kapsar – ve bu içimizde daha net kötüyü görmeye başlayacağız ve Keter’e doğru bunun üzerine yükselebileceğiz. O zaman bunlar arasında öylesine bir mesafe ve gerilime ulaşacağız ki Saran Işık İç Işığa dönecek ve oraya yansıyacaktır. Ve bizler ilk manevi seviyeyi edineceğiz.

Bu ne yapar? Bizleri birbirimizle bağlayan Atzilut dünyasının Malhut’una doğru MAN yükseltiriz ve orada kendimizi yeni doğumlar olarak ilk kez için tesis ederiz. Ve bir kişi tek başına doğmaz ancak en az on kişi olarak doğar.

Toplam 2 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12