Category Archives: Dost Sevgisi

Arzuları Nasıl Tatmin Edebilirim?

Soru: Dostumun arzularını nasıl tanıyabilirim? Maneviyatta ihsan etmek ve dostumun arzusunu yerine getirmek ne demek?

Cevap: Dostunun arzusu Yaradan’ı ifşa etmektir. Ancak bunu Yaradan’la, hiç değilse minimum seviyede, aynı özelliğe sahip olursa yapabilir.

Maneviyata birlikte çalışarak dostuna Yaradan’ın özelliğini edinmesi için yardım edebilirsin. Böylece seninle onun arasında, ıslah eden ışığı çeken bir eylem oluşacaktır.

Işık, ihsan etme ve sevgi özelliğidir. Birbirinize yakınlaşarak, ışığın özelliğine daha çok benzer hale geliyor, sen ve dostların arasında ihsan etme ve sevgi özelliklerini biriktiriyor olacaksın. Işık aranızda kendini göstermeye başlayacak ve siz bunu Yaradan’ın ifşası olarak hissedip algılayacaksınız. Dostlarınla çalışman gereken yol budur.

http://laitman.com/2016/08/how-can-i-fulfill-desires/

Yaradan’a Yakınlaşmak Nasıl Mümkündür?

Soru: Yaradan’a yakınlaşmak nasıl mümkündür? Bu gücü içimde elde etmek için her gün kendi üzerimde ne tür bir çalışma yapmalıyım?

Cevap: Bunun için, özelliklerini değiştirmek sana bağlı ve böylece onlar Yaradan’ın özelliklerine benzer ve eşit olacaklar.

Kabala Bilgeliği bundan söz eder. Bu Yaradan gibi olmak içim bir metottur.

Bizler özellikle birbirleriyle egoistçe ve birbirini karşılıklı olarak iten ilişkide olan insanlarla yaratılmış bir dünyanın içindeyiz. Aramızda yavaş yavaş bir uyuma ve homojen bağlantıya ulaşacağız ve bunu doğru inşa etmeye çalışarak, Yaradan’ı ifşa etmeye başlayacağız.

http://laitman.com/2016/06/how-is-it-possible-to-get-close-to-the-creator/

Dostlara Nasıl Yardım Etmeli?

(Her Biri Dostuna Yardım Etti Makalesi Hakkında )

Başkalarının yardımı olmadan ilerlemeye muktedir değilim, sadece dostlarla birlik sayesinde manevi dünyanın, aramızdaki bağda ifşa olduğunu keşfedebilirim. Bizim dünyamızda bazen, güçlü, zengin, nazik veya zeki birinin desteğine ihtiyaç duyarım. Aynı şekilde hayatın amacına saygı duyan, benimle eşit ve bana benzeyen bir kişinin de yardımına ihtiyacım vardır.

Bir dostun diğerine nasıl yardım edebileceğini anlamalıyız. Zengin ve fakir, akıllı ve aptal, güçsüz ve güçlü olduğunda mı bu yardım vardır? Bizim dünyamızda insanlar arasında eşitsizlik olduğunda yardıma ihtiyaç duyulur, bu durumda yardım etme fırsatını keşfederiz. Ne var ki, insanlar eşit olursa destek için de yer olmaz. Bizim dünyamızda yardım, tam olan bir insandan eksikliği olan bir insana doğru uzanır. Peki, hepimiz zengin, zeki veya güçlü vs olduğumuzda?? Biri diğerine nasıl yardım edebilir?

Genel konuşursak, başka birine yardım istemek için yönelmekten heyecan duymuyoruz. Utanç, gurur ve kıskançlık hissediyoruz. Bir şeylere ihtiyacımız olduğunu kabul etmek istemiyoruz ve “ayrılık” için çaba sarf ediyoruz.

Herkes için ortak olan bir şey görürüz: RUH. “Kalbinde endişe olan başkası ile konuşsun” denir. Bu, yüksek ruha hissedilen saygıyladır, zenginlik ya da bilgelikle destek olunabileceği için değil…Yükselmiş ruh hali, “iyiliksever geleceğe” duyulan güvenin sonucudur. Ama bir kişi, kendisini kurtarmak zorunda olduğunu ve bunu yalnız yapamayacağını bilirse depresyona düşer.

Daha doğrusu, dostunun düşüşünü görerek yardımcı olacak tek kişi onun dostudur. “Kişi kendisini hapishaneden kurtaramaz” denir. Hapishane, bizim dünyamız ise, sadece benimle aynı amacı paylaşan bir dost beni bu hapishaneden kurtarabilir ve bana Üst Dünyaya girmem için yardım edebilir.

Daha doğrusu, birinin ruhunu yükseltebilecek (yani ona amaca ulaşmada güven verebilecek ) tek kişi onun dostudur. Bu demektir ki, kişiyi, dostu, bulunduğu koşuldan çıkarıp “geçimini sağlayan” koşuluna yükseltir. Böylece kişi, bir kere daha amacı sanki onun yanındaymış gibi, hayatta daha fazla güven ve bolluk kazanmaya başlar.

Çaresizim çünkü dışarıdan yardım almadan manevi amacıma ulaşamam. Kimseyi zorlayamam ama bana yardımcı olmak isteyen bir dost buldum. O, bilgeliği ve zenginliği ile değil ama ortak amaca ulaşmadaki arzusu ile bana yardım edecek.
Ortaya çıkıyor ki herkes dostuna nasıl yardım edeceğine, dostunun ruhunu nasıl yükselteceğine dikkat etmeli ve bunu düşünmeli çünkü birinin ruhuna saygı duyarak, herkes dostunda “ihtiyaç duyan” ve doldurabileceği bir yer bulabilir.

Bu dostunu eğlendirmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Her bir dostumuzu bu amacın edinilebileceğine dair uyandırmalıyız. Böylece o hayatın ruhu ile dolacak ve onun için bir hapishane olan, günlük hayatın ve bu dünyanın üzerine yükselecek. Birisi böyle bir dosta sahip olduğunda kesin olarak hapishaneden kaçmaya muktedir olduğunu hisseder…

http://laitman.com/2010/09/how-to-help-a-friend/

Ruhun Çözünürlüğü (Ayırt Edebilme Gücü)

Kendinizi “Beni endişelendiren nedir?” diye kontrol etmeniz çok önemlidir. Canlı ve iyi olduğum her an endişelerle doluyumdur. Peki, ama ben ne için endişe duyuyorum?

İyi hissetmek için, huzurum, başarılarım için, beni daha mutlu edecek şeyler için, barış ve sükûnet için, güvenlik, beslenme ve ailemin refahı için mi endişe duyuyorum?

Yoksa dostlarım için onların nesi eksik onlar için ne yapılabilir diye bir annenin bebeği için duyduğu gibi bir endişe mi duyuyorum? Vefalı bir dadı gibi grup için endişe duyuyor muyum? Yani endişelerimin amacını hedefini kontrol etmeliyim.

Tüm yaradılış giderek onun içinde fiziksel bir formda ve en aşağılık durumda var olduğumuz bu dünyaya alçaldı. Manevi dünyadan ayrıymış gibi hissediyoruz ki bu gerçekte mümkün olamaz. Ve bu nedenle de bu dünyaya hayali dünya denir.

Pek çok fiziksel nesne ile dolu bir dünyanın içinde var olduğumuzu sanırız. Ancak gerçekte, her şey manevidir, ama biz bunun farkına varıp hissedemeyiz.

İşte bu nedenle her an ne için endişe duyduğumu kontrol etmem çok önemlidir. Manevi dünyaya girmek demek; yiyecek, uyku, sağlık, para ve insanlarla ilişkiler gibi hayatta gerekli ve zorunlu olan şeylerle ilgilenmek ama öte yanda da her zaman bilinçaltımda grubu, Yaradan’ı keşfedeceğim bir yer, Şehina (kutsallık) haline gelmesi için nasıl düzenleyeceğimi dert edinmek demektir.

Grupla ilgilenmeye ve onun için endişe duymaya alışmam ve bundan mutlu olmam gerekir. Eğer endişe duymaktan vaz geçersem o zaman neden dostlarla ilgilenmiyorum diye endişelenirim. Bu bende alışkanlık haline gelmelidir. Bizim dünyamızda alışkanlık ikinci doğamız haline gelir.

Farz edelim ki bana, tanımadığım ve ona karşı hiçbir şey hissetmediğim bir bebek verdiler. Ancak çare yok; bu bebeğe günler boyunca bakmaya ve onun için endişe duymaya mecburum. Onunla ilgilenmeye başlarım ve o benim için önemli biri haline gelir. Sonunda, her an onu düşünmeye başlarım. Grupla ilişkide de bu aynı şeydir. Ancak kararlılık ve düşüncelerimizi sürekli olarak gruba yöneltmek sayesinde mümkün olan bu duruma erişmek zorundayız.

Gruba özen göstermek, ona destek olmak, onun üzerine Işığı çekmek hakkındaki, Yaradan ve Onu memnun etmek hakkındaki tüm bu hoş planlarımdan sonra, kendime Yaradan nerede ve ben bilinçaltımda neredeyim diye sormalıyım. Her zaman tüm bu yaptıklarımı ne için yaptığımı aydınlığa çıkarmalıyım. Bir ödül almak ümidiyle olduğu kesindir, ancak bu beklediğim ödül tam olarak nedir?

Şu anda, kendim için beklediğim ödülü hayal etmeye hazır olmayabilirim. Daha sonra farkına varabilirim ki çabam karşılığında kontrol, saygınlık ve ölümün ve yaşamın ötesine yükselmek, benim için somut ve çok önemli bir şey talep ediyor olabilirim. İşte bu noktada benim için önemli olanın ne olduğunu incelemeliyim: Ödülüm mü yoksa dostlara ve Yaradan’a mutluluk vermek mi?

Ödülden veya hiç değilse ödülün bir bölümünden vaz geçebilir miyim? Ve ödülden vaz geçtiğim zaman onu ün ve saygınlık arayışından başka bir şeyle mi değiştiriyorum?

Yaradan’ı memnun etmek ne demektir? Bunu hangi yolla ve hangi arzuları hissederek yapabilirim? Yaradan’ın benden memnun kaldığını ne yolla hissedeceğim? Arzularımı ve algımı mümkün olduğu kadar parçalara ayırmaya uğraşmam ve bu parçalarla nasıl çalışmam gerektiğini görmem gereklidir. Ne kadar çok parametre (karakteristik özellik) olursa algımı da o kadar çok geliştiririm.

Bu bilgisayar ekranında, ekran çözünürlüğünü belirleyen pikseller gibidir: Bir santimetre karede iki yüz piksel, bin piksel veya on bin piksel olabilir. Ne kadar çok piksel varsa resim de o kadar netleşir.

Aynı şey arzularımızla da olur. Onları sorguladıkça gerçeğe, gerçek algıya daha çok yaklaşırız.

Los Angeles Kongresi, İkinci Gün, 11/1/2014, 4. Dersten alıntı

Karmaşık Bir Soru

Soru: Kişi “Dostunu kendin gibi sev” koşulunun neden gerekli olduğu sorusunu nasıl yanıtlamalıdır?

Cevap: Çünkü, dünya entegre tek parçadır ve herkes arasındaki karşılıklı entegre bütün bağlantı “sevgi” olarak adlandırılır, herkes için karşılıklı sevgi, tıpkı tek vücuttaki hücreler gibi. Bu, “Dostunu, kendin gibi sevmelisin” olarak adlandırılır. Bu demektir ki, tıpkı yaradılışın diğer tüm parçalarının arasında olduğu gibi, kişiler arasında da öyle bir bağlantı olmalıdır.

Doğada, her şey doğru bağlantıdadır ve aralarında bir birlik vardır, sadece insanlar hariç. İnsanlar bu birliği bozmaktadırlar ve cansız, bitkisel, hayvansal seviyelerin doğalarını çarpıtmaktadırlar. İnsanlar kendilerini düzeltmeye başladıkları anda, doğa da otomatik olarak değişmeye başlayacaktır.

Doğa, yükselmeye başlayacaktır çünkü, yaradılışın tüm parçaları birbirlerinin içine eklenmiştir, fakat özellikle Adem yani insan dediğimiz o özel seviyede bu gerçekleşecektir. Bu sayede, “dostunu sev” yaradılışın başlıca kanununu yerine getirmiş olmaktadır, yani tüm parçaları arasındaki bağlantıyı.

22 Haziran 2014’de yayımlandı

Sochi Konferansından 6/9/14, Ders 1

Işığa Doğru İlerlemek

Soru: Zohar Kitabı’nda Çadırdan Tapınağın (Tabernacle) kuruluşu sırasında dünyaya armağan olarak sevgi, adalet, huzur ve birlik verilmişti denir.

Cevap: Çadırdan Tapınak (Tabernacle), birbirlerini tamamlayan iki karşıt güç arasındaki ilişkiye ait İlahi bir imtiyazdır.

Dünyamızda sadece nefret, çekişme, ihtilaf ve anlaşmazlık vardır. Bunlar birikip arttıkça, bir savaşa dönüşürler ve her şey bir süre için sessizleşir. Ama huzur ve sükûnet, sadece nefret ve rekabetin sonraki seviyesine geçiş dönemidir.

Maalesef, tarihimiz boyunca insanların diplomasi, etik, yasalar vb. için kendi aralarında farklı çerçeveler kurmak için o kadar uğraşmalarına rağmen, birbirinden nefretini gördüğümüz için, İlahi imtiyaz insan için bilinir değildir.

Geçmişte, bugün olmayan belirli normlar ve davranış kodları vardı. Hiç kimse hiçbir şeyden utanmazdı, hiç kimse diğerlerinden utanmazdı ve rekabet doğal bir şeydi.

Geçmişte, insan ilk sıradaydı, para değil. Esas değerler kişinin kültürel ihtiyaçları ve algısı idi. Kişi bu şekilde yetiştirilirdi.

Ancak bugün, herşey para ile ölçülüyor. Genç insanlar meslek seçerken kendi yatkınlıklarına değil, ne kadar kazandırdığına bakıyorlar.

Biz basit bir şekilde iki karşıt güç arasındaki zıtlığın sonraki basamağına çıkıyoruz ve şimdi çok önemli ve özel bir duruma ilerlemek zorundayız; bu durumda iken nefret, haset, rekabet, ihtilaf, çatışma ve anlaşmazlık içinde yaşayamıyor olacağız.

Bugün herkes direncin herkes arasında hissedildiğine hemfikirdir ve herkes direnci belirli bireyler arasında hissediyor, ama bu kimseyi telaşlandırmıyor, “Ne olmuş? Ben böyleyim ve diğerleri ile bu şekilde bağ kurarım.” Bu çok iyi bir durumdur çünkü gerçeğin ortaya çıktığı yer burasıdır.

Bu nasıl yaşadığımızdır ve bu bizim doğamızdır. İnsanlığın bir kısmı açlıktan ölürken, diğer kısmının yiyeceğini çöpe attığını gördüğümüzde kriz her yerdedir, ama insanlar, “İnsanların açlıktan ölüyorsa ne olmuş, umrumuzda değil” diyerek bunu soğukkanlılıkla görmezden gelir. Merhamet hissetmeyiz bunun yerine herkese karşı rekabet ve nefret hissederiz.

Bu yüzden rekabetin katlanılmaz olduğu bir duruma erişmek zorundayız çünkü aksi durumda iki karşıt güç birbirine o kadar çok yaklaşacak ki, aralarında çıkacak kıvılcımlar bizi yakacak ve bizi varoluşumuzun sonuna taşıyacak.

Bu tehditi doğrudan hissetmek zorundayız, tüm insanlıkla ilgili olarak değil, ama kendimizle ilgili olarak, çünkü biz hiç kimseyi önemsemeyiz, sadece kendimizi önemseriz.

Bu duygu iç “Benimize” ulaştığında, insanlar şu gerçeği anlayacak ve kabul edecek: buradan bir çıkış yolu olması gerekir çünkü doğada bu durumdan çıkmak için bize izin veren bir bölünme noktası bulunmaktadır. Sonra, bizim büyük egoist arzumuz sayesinde, karşıt hal için yolu aramaya ve içimizden talep etmeye başlayacağız. Ve onu bulacağız çünkü kendi aramızda böyle bir direnç yaratmak için bir yöntemimiz varsa, karşılıklı nefret için yaptıklarımızı, sevgiye, adalete, karşılıklı anlayışa ve eşitliğe değiştirebiliriz.

Bütün işimiz budur. Bize bir kafa ve bilgi verilmesinin nedeni budur, böylece karanlıkta bir köstebek gibi ilerlemeyeceğiz, Işık’ın yolu boyunca önümüzdeki hedefi görerek ilerleyeceğiz.

Yayım tarihi: 19 Mayıs

Düzeltmenin Direkt ve Dolaylı Davranışları

Eğer kendimin dışında negatif şeyler görürsem, bu, kendimi düzeltmem gerektiği ve sonrasında kötü ya da negatif olan hiçbirşey görmeyeceğim anlamına gelmektedir. Problemleri olan bir arkadaşım, kendimi düzeltmem sonrasında bana çok başarılı bir kişi olarak görünmeye başlayacaktır.

Baal HaSulam, “Yaradanın Yüzü’nün Gizliliği ve İfşası” isimli makalesinde şunu demektedir: Bizler arkadaşlarımızı kaybeden, hasta, başarısız v.b. olarak görürüz. Fakat, kendimizi düzelttiğimiz andan itibaren, onları sağlıklı, zengin ve başarılı olarak görmeye başlarız. Bu, aslında benim kendimi düzeltmem gerektiği anlamına gelmektedir.

Fakat, onların sağlıklı, zengin ve başarılı hale gelmelerine yardım etmek için başka bir yol daha vardır. Arkadaşlara yaklaşarak bu konuları düzeltirim ve kendimi direkt olarak onların içinde düzelterek sonrasında onların başarılı olduklarını görürüm.

Doğru düzeltme yaklaşımı aslında benim kendi içsel düzeltmemdir. Arkadaşları düzelterek ve bu sayede onların başarılı olduklarını görmek dolaylıdır, alternatif bir düzeltmedir, direkt bir düzeltme şekli değildir.

Direkt düzeltme, Yaradan ile olan ilişkimi düzeltmem ve tüm dünyanın onarıldığını ve düzeltildiğini görmemdir. Tüm dünya benim kabımdır ve eğer kabıma ait eksiklikleri tanımlayabilirsem o zaman bu, problemin benim içimde olduğu anlamına gelir çünkü, herşey, zaten düzeltilmiş konumundadır.

Dünya, parçalanmaya (ruhların parçalanmasına atıf) uğramamıştır. Parçalanan tek kişi benim. Bozulmaları tanımlayan parça, parçalanmaya uğramış olandır. Bunun dışındaki herşey bir bütündür. İhtiyacım olan tekşey kendimi düzeltmemdir ve sonrasında tüm dünyanın Cennet Bahçesi’nde, Ein Sof (sonsuzluk) dünyasında olduğunu göreceğim.

Ancak bizlere kendimizi düzeltmemiz için, kolay bir yol verilmiştir: karşılıklı birbirimizi kapsama ve içerme. Dünyaya gelirim ve dünyada bölünmeye uğramış parçaları alarak, onları MAN olarak, dua olarak,  yükselterek dünyayı düzeltmeye yardım ederim. Dünya alçakta olan seviyedir, ben orta seviyeyim ve Yaradan üst seviyedir, bu da benim erdemlilerin işlerini yerine getirdiğim anlamına gelir. Ancak, bu direkt bir düzeltme şekli değil ve karşılıklı, ortak kapsama ve içerme ile sürekli yerine getirilen hareketler ile dolaylı bir düzeltmedir.

Soru: Anlaşılan o ki, düzeltmenin sonucunu ancak öncesinde kendimi içsel olarak düzeltmem sonrasında görebilirim.

Yanıt: Elbette ki öyle! Aksi takdirde, nasıl “Görüyorum ve anlıyorum” diyebilirsin ki? Eğer kendini düzeltmezsen, asıl düzeltilmeyi de göremezsin. Tek soru ise şudur: Direkt olarak Yaradan’a doğru mu çalışacağım yoksa alternatif dolaylı şekilde mi çalışacağım?

19 Mart 2014’de yayımlandı

Günlük Kabala Dersine Hazırlıktan 16 / 03 / 2014

Sonsuz Sevgi Garantisini Nerede Bulabilirsiniz?

Rabaş “İnsanın Genel Yapısı”: “Şimdi Yaradan Sevgisi hakkında konuşalım. Öncelikle kişi bilmelidir ki sevgi eylemlerle elde edilir, yani kişi dostuna hediye  verir ve verdiği her hediye bir ok ve kurşun gibi dostunun kalbinde bir oyuk açar. Dostunun kalbi taştan bile olsa, yine her bir kurşun bu kayada delik oluşturur ve bunlar dostunun kalbinde bir boşluk yaratır. İşte daha sonrada hediyeleri veren kişin sevgisi o boşluğu doldurur.

Sevginin sıcaklığı, diğer dostun sevgisini çeker ve onun kıvılcımları ile birleşerek, her ikisinin de üstünü bir şal gibi örter, ikisinide içine alır. Bu demektir ki, aralarında oluşan bu sevgi her ikisinide çevreleyip sarar ve tek bir bütün haline getirir, çünkü İkisinide örten tek bir şaldır. Böylelikle birbirlerine pasifize olurlar.

Eğer iki kişi karşılıklı sevgiyi hissedebiliyorsa, her biri  bir diğerinin tamamlayıcısı olur. Herbiri diğeri ile bütünleşir ve daha sonra aralarında bu oluşan sevgiyi ifşa eden bir üçüncü, yani Yaradan belirir.

Tek taraflı sevgi uzun süre devam edemeyebilir. İkisi farklı seviyelerde olsa bile, böyle bir sevginin hissedilmesi için  iki taraf gerekir.  Biri diğerinden daha yüksek bir seviyedeyse yukardakinin aşağıya inmesi zor olmasına rağmen, yüksekte olan dostunun seviyesine inerek ona özel bir seviye (Ruhsal Partzuf) yaratır ve dostunun sevgiyle dolması için ona yardım eder. Böylelikle her seferinde dostunun bir üst seviyeye yükselmesine yardımcı olur.

Günlük Sabah Dersi, 1. bölüm, 19/03/2013, Rabash’ın Yazıları

Bir İhsan Gülümsemesi

Soru: Ben şayet kişinin ruhunu yükseltirsem, Işığı bir dostuma geçirir miyim yoksa onu yalnızca iyi mi hissettiririm?

 Cevap: Bu sizin niyetinize bağlıdır. Şayet bunu Yaradan ile bir olmaya erişmek için yapıyorsanız, yani ihsan etme niteliği ile; ve bu şekilde ilerleme sağlaması için dostunuza amacın yüceliğini ihsan ederseniz, işte o zaman ihsan etme niteliği ile birlikte siz de  ilerleme sağlarsınız. Siz eğer ilerleme sağlaması için birisine yardım ediyorsanız, bu demektir ki, sizin vasıtanız ile ona Işık geçer.

Sizin artık dostunuzun size geriye ihsan etmesi konusunda endişe duymanız gerekmez; nitekim siz Yaradan’ı edinmek amacı için ihsan ederek zaten bağ kurdunuz. Siz dostunuza yardım ettiniz ve bu da zaten ihsan etmektir. Bunu yaparsanız, Yaradan’dan gelen, ıslah eden Işık  sizin içinizden, daha önceden bağ kurmuş olduğunuz kimseye doğru geçer. Nitekim siz zaten ihsan etme hareketini uyguluyorsunuzdur ve bu sizin yapmanız gerekenin hepsidir. Sonucu hissetmek için yalnızca birkaç hareketi şu şekilde uygulamanız gerekir : aslında ihsan etme gücünü elde ettiğinize dair hissetmek.

Anlaşılıyor ki, herhangi bir zamanda herkes için Işığı dilediğim kadar çekebilirim fakat kendim için Işığı çekemem! Işığı kendiniz için çekemezsiniz çünkü bu yalnızca ihsan etme hareketleriniz sonucunda gelir. Eğitmen, grup ve insanlara ilişkin ihsan etme hareketlerini uygulamazsanız, Işığı çekemezsiniz. Işığı bencilce çekebilmek mümkün müdür ?

Sizler şayet beraber çalışma yapar ve karşılıklı ihsan etmeye gelebilirseniz, o zaman Işığı çekebilirsiniz. Yalnızca kendinizi düşünürseniz, Işığı çekemezsiniz. O zaman bu çalışma yalnızca bilgeliği edinmek için olup, Işık çalışması yani ıslah eden Işığı çekmek için yapılan çalışma olmaz.

Yani ne zaman bir dosta gülümsediğinizde, o zaman ihsan etme hareketinde bulunuyorsunuz anlamına gelir. Kimse sizi devamlı ihsan etme hareketinizden alıkoymuyor ve bunu her dakika yapabilmeniz için size fırsat sunuluyor! Fakat burada verilen şart hapiste olduğunuzu anlamak, egonuz ile kilitlenmiş olduğunuz ve Yaradan ile ancak ”İsrail’(Yaşar [doğru] ve El [Allah] kelimelerinden oluşur.Yaratan’a Doğru olan her hangi bir kişiye İsrail denir.) haline geldiğinizde bağ kurabileceğinizdir. Bunun anlamı, diğerleri üzerinde işlevinizi sürdürerek, onlara nitekim ıslah etme gücünü geçireceğinizdir. İsrail, tüm yaratılmış olanları Yaradan’a  doğru ittirenler anlamına gelir.

04.06.2013 tarihli Kabala dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın  yazıları  

Kaçınılmaz Yol

Baal HaSulam, ‘‘Yaradan sevgisi ve Yaratılan Sevgisi’’: ‘‘dostunu kendin gibi sev’’ koşulundan hemen sonraki safha yapışmadır.

Dost sevgisi emri bizi Yaradan sevgisi seviyesine getirir. Tüm fırsatların, durumların ve sahip olduğumuz her şeyin içindeki en sağlam yoldur. Bilmiyorduk veya hareket edemiyorduk gibi farklı özürler üreterek bundan kaçmak imkânsızdır zira herkes ihtiyacı kadar olanı alır.

‘‘dostunu kendin gibi sev’’ ıslahı diğer tüm ıslahları kapsar ve en nefret edilendir çünkü doğamızın zıttıdır, bunun bizim tek temelimiz olduğunu anlamaktan başka bir seçimimiz yoktur. Bu ıslaha olan ihtiyacımızı keşfetmediğimiz sürece bizi amaca yöneltecek yolu alamayız.

Soru: Diğerlerine iyi davranmakla Üst Olana nasıl memnuniyet getirebiliriz?

Cevap: İşin özü ikisi de aynı şey. Düşün ki tüm yaratılanlar, bütün insanlar ‘‘Yaradan’ın oğulları’’. Kaynaklarda yazılanlar budur. Böylece sen oğluna iyilik yapınca kesinlikle babaya da memnuniyet veriyorsun.

Yaradan Yunus Peygambere 250 bin nüfuslu Ninova şehrini kendi günahları içinde bırakıp terk edemeyeceğini söyledi. Mesaj çok açık: ‘‘Eğer sen onlara sevgi ile davranır ve onları kurtarırsan Bana memnuniyet vereceksin’’

Yaradan’ın bizden memnuniyet alacağı bir kabı yoktur bu yüzden bu şu demektir ki tüm realite aramızda yayılmıştır her birimizin ve Yaradan’ın arasında. Ve bu realite de ilk önce diğerler insanlar gelir.

Bundan dolayı ıslahın metodunun dağıtımı ve tüm dünya hakkında endişelenmek, onların üzerinde odaklanmamız gerektiğini ve bize izin verilmiş olunan aksiyonlar içerisinde en kıymetli olan aksiyon olduğunu gösterir. Dünya ile bunu nasıl ilişkilendirmemizi bilmemiz için şüphesiz ki önce kendimizi ıslah etmeliyiz.

Hesaplama şu şekildedir: ‘‘Ben her şeyi Yaradan’a memnuniyet getirmek için yapmalıyım. Bu arzuyu dünya hakkında endişe duyarak veya daha kesin olarak, insanlar hakkında endişelenerek ifade ederim. Doğanın duran, bitkisel ve hayvansal seviyeleri de aynı zamanda kendi ıslahları ile birleşeceklerdir. İnsanların sorunlarına merhem olmak için, kendimi düzeltmeliyim ve bu yüzden kendimi düzeltmekle işe başlamalıyım.’’

02.06.2013 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları