Category Archives: Din

Peygamberler – Manevi Fütüristler

Soru: Peygamberler kimdi?

Cevap: Peygamber, geleceğin manevi kâhinidir (fütürist). Bir insanı hayvanca durumundan en ilahi hale getirme adımlarını keşfetmiş ve manevi seviyelerde nasıl yükselmesi gerektiğini açıklayan insanlara peygamberler deniyordu.

Madde içinde ne olacağını hiç tahmin etmemişlerdi. Örneğin, Zohar Kitabı 2.000 yıl önce bir mağarada yazılmıştır. Ancak mağara ile ya da o zamanla hiçbir ilgisi yoktur.

İçinde yazan şu ki, bizim zamanımızda manevi yükseliş koşuluna erişmeliyiz; Dünya yüzeyinde ne olacağı hakkında konuşmaz. O, Peygamberleri ilgilendirmiyordu, çünkü Kabala bilgeliği açısından madde yoktur. Bu esasen bize yalnızca öznel duygularımızda verilen bir şeydir.

Yorum: Baal HaSulam, “Son Nesil” adlı kitabında, üçüncü ve dördüncü dünya savaşlarının olasılığı hakkında yazmış.

Yanıtım: Kitaptaki ruh konusundan söz etmemiştir, ama insanlar doğru bir şekilde ilerlemeye başlamazlarsa, insanlığın dünyamızdaki her türlü potansiyel sorunla, ruhu ıslah etmek için nasıl bir yol izleyeceğinden söz etmiştir. Ancak bu bir tahmin değildir!

Söz ettiği şey, doğanın gelişimi için iki bilimsel yol bulunduğudur. Bu 6000 yıl önce bile söylendi. Esas olarak, gelişim aşamaları, Kabala bilgeliğinde Adem’den günümüze kadar ve daha sonra İbrahim tarafından Yaratılış Kitabı’nda (Sefer Yetzira) açıklanmıştır. O zamandan beri her şey oluyor. Burada yeni bir şey yok, çünkü doğanın yasaları sabit ve gözlerimizin önünde gerçekleşiyor.

Prophets – Spiritual Futurists

Modern Dünyada Din

Soru: Çoğu insan dinlerinden dolayı hayal kırıklığına uğrarsa, dünya daha kötü bir yer olur mu? İnsanların karşılıklı imha ve kargaşasına ne engel olur?

Cevap: Hayır, dinlerin ortadan kaybolmasına gerek yok! Kesinlikle hayır! İnsanın bunu anlama şeklinde, din anlamında, inanç için yer vardır, her yerde insanlar tüm yaratılışı ifşa edene kadar; Yaradan’ı tamamen ve bütünüyle ifşa edene kadar.

Kabala bilgeliği hiç bir dini rahatsız etmez!

Eğer insan dini yarattıysa, bu onun için gereklidir. Bütün dinler Kabala bilgeliğinden kaynaklanır ki bu “dostunu kendin gibi sev” prensibine dayanır.

Kabala bilgeliği, kişinin bu prensibi yerine getirmesinin yönlendirilmesine çalışırken, dinler yalnızca diğerlerinin sevgisinden bahseder, ancak maalesef insanlar arasındaki bölünmeye neden olurlar.

Religion In The Modern World

Kabala ve Din arasındaki fark nedir?

Kabala ve din arasında bir ilişki yoktur. İnsanların bir Kabala metni almış olduklarından dolayı  din ortaya çıktı. Fakat nasıl doğru şekilde okumak ve anlamak gerektiğini bilmiyorlar.

Kural olarak, dindar bir adam, Tora’yı veya üst dünyaları edinmiş Kabalistler tarafından yazılmış herhangi bir kitabı açtığında bunları bizim fiziksel dünyamızın maddi suretine göre, örneğin anladığı terimlere göre yorumlar.

Örnek olarak, atalarının yolculuğunda, o bunu yer küredeki yolculuğu olarak algılar; kendi içindeki egoizmin değişik seviyelerindeyken bunu algılamaz. Kişi öldürmeyi, yenmeyi, zaferleri, diğer olayları ve Tora’da yazan hadiseleri, dünyamızdaki türlü çeşit macera olarak tahlil eder. Kişi sanki bir küçük çocukmuş gibi, siz ona daha yüksek şeylerden bahsederken, onun sizin anlattıklarınızı kendi etrafındaki olayları algılayış seviyesinde idrak edebildiği yerdedir.

Sorun aslında manevi dünyanın ve bizim fiziksel dünyamızın anlatımı için yalnızca bir dilin olmasıdır. Bu nedenle, bizim fiziksel dünyamız seviyesindeki bir kişi, her şeyi harfi harfine algılar ve bu da dinin kaynağıdır. Fakat manevi seviyede olan bir kişi bunu doğru şekilde yorumlar. Nitekim onun için bu Kabala’dır, üst dünyalar ve Yaradan ile birbirine tesir etme anlamına gelir.

Soru: Dindar bir kişi Kabala ile kendisini nasıl ilişkilendirir?

Cevap:  Denir ki, her insan kendi seviyesinden her şeyi sorgular. Yani kişi kendi bozuk algı derecesine göre bunu yapar. İşte burada büyük bir sorun oluşur.  

Kabalistler sıradan dindar kişilerin, kendilerinin dar ve sınırlı algıları içinde Tora’yı yanlış şekilde  yorumladıklarını anlarlar. Fakat onlar kendilerinin basit inanç seviyelerini bu şekilde tutmaya ihtiyaçları vardır. Onlar Tora’yı bu şekilde, kendi usulleriyle, ta ki ıslahları gelene kadar çalışmalılar.

Dindar kişiler Kabala’yı maddi seviyeye bağlarlar ve Kabalistler’in bunu farklı şekilde (daha yüksek bir seviyede) anladıklarını, bir çocuğun yetişkini anlayamaması gibi, fark etmezler. Bu nedenle,  Kabalistler’e kızarlar ve Kabala’nın zararlı bir şey olduğunu ve kişiyi dinden uzaklaştırdığına inanırlar. Kabala gerçekten bir insanı dinden alıkoyar, çünkü Kabala kişiye gerçek sükuneti ve evrimin doğru gayesini gösterir.

Hakikat şudur ki, dindar bir kişi emirleri bencilce bir şekilde uygular; yalnızca bu fiziksel dünyadaki iyi yaşam için ve bir sonraki dünyadaki cennet için. Bunun birlik ve ”dostunu kendin gibi sev” kuralları ile bir ilişkisi yoktur.

Bir Kabalist ”dostunu sev” koşulunu yerine getirir, çünkü bu onun bütün yaşamının temelidir. Burada da Yaradan’ı ifşa eder ve ihsan etmeye, sevgiye erişir.

Bu nedenle, Kabala’nın ve dinin tamamıyla farklı gayeleri vardır. Değişik yöntemler ve Tora’ya farklı bakış açısı. Bu derin zıtlaşma birbirlerini ayırır ve karşılıklı iten zıt taraflar haline getirir. Umut edelim ki, er ya da geç dindar kimseler, dinden Kabala’ya derece derece dönüşümün önemini anlarlar.

22.10.2014 tarihli, Kabtv’den ”kısa hikayeler” 

Din Dokuz Ülkede Etkinliğini Yitirebilir

Görüş (Jason Palmer, Bilim ve Teknoloji Muhabiri, BBC Haber) : ”Dokuz ülkenin sayım verileri kullanılarak sonucu ortaya çıkan çalışmada araştırmacılar dinin etkinliğini yitirdiğinden bahsediyorlar. Çalışma, dini inançlarına sahip çıkan kişilerdeki düşüşün, sabit şekilde yükseldiği ortaya çıktı. ”

”Ekibin matematiksel modeli, dindar muhataplar sayısı ile bunların arkasındaki sosyal niyetlerin karşılıklı etkileşimini tespit eder.” Dallas, Amerika’daki toplantıda Amerika Fizik Cemiyeti, sonuç olarak, dinin o ülkelerde tümüyle ortadan kalkacağı raporunu verdi.

”Araştırmacı ekip neredeyse bir yüzyıl eskisine ulaşan sayım verilerini şu ülkeler için baz alıp dini inançlarını sorguladı: Avustralya, Avusturya, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, İrlanda, Hollanda, Yeni Zelanda ve İsviçre. ”

”Modern laik demokrasilerin büyük bir çoğunluğunda halklar, kendilerini dini inançsız olarak özdeşleştiriyor… Ekip sonra doğrusal olmayan dinamikler modellerini uyguladı ve dinsiz kategorisinde olan sosyal ağırlıklı ve faydacı değerdeki üyelere göre de parametrelerini ayarladı. ”

”İnternette yayınlanan bir çalışmada, bu parametrelerin tüm araştırma yapılan ülkelerde birbirine benzer olduğu ve ortaya çıkan araştırmada, tümünün bir benzer davranışlar matematiği içinde olduğu iddiasındadır.”

Ve tüm ülkelerde ortaya çıkan belirtiler dinin etkinliğini yitirdiği yönündedir…

”Şüphesiz ki, bu modern toplumun ağ yapısında, toplumdaki her kişinin diğerlerinden aynı şekilde etkilendiğine inanmıyoruz” diye konuştu Dr. Wiener.

”Buna rağmen, BBC Haber’e bunun ortaya atılan sonuç olduğunu düşündüğünü söyledi.

”İlginç olan oldukça basit bir modelin verileri kaydettiği ve eğer o basit fikirler doğru ise, bunun nereye doğru gideceğini de ortaya atmasıdır. ”

”Şüphesiz ki, her bir birey için geçerli olanlar çok daha karmaşıktır fakat bunların çoğu ortalama alınarak içine dahil olur.”

Dr. Laitman’ın yorumu: İçimizde devamlı büyüyen bencilliğin dinamik sürecinde olduğumuz için, kişi sürekli kendi kendine hangi davranışının daha fazla kazanç sağlayacağını sorar. Eğer kişinin bencillik duygusuna göre kişi kendine kazanç sağlamazsa o zaman bu kazanç getirmeyen davranış reddedilir. Dolayısıyla, bizler hep yeni icraatlar, amaçlar, çevreler vs. seçeriz.

Bir zamanlar bencilliğimiz bizlere dini getirdi fakat bugün bencilliğimizi artırarak sınırların dışına taşırdı. Bugün ise bizleri gerçeklerden uzak şekilde inançlardan da uzaklaştırdı. Bir kanıta ihtiyaç vardır ve o kanıt yoksa kendisine belirgin şekilde fayda sağlamayan ortamda kendi kendine itaat edip duramaz ve yok olur.  Özünde bugün bile her din bilhassa şu veya bu milletin kültürüdür veya geleneğidir fakat bu inanç değildir.

Dr. Laitman’ın blogunda 21 Mart 2012, 13:16’da yayınlandı.

Milkshake İçin ve Kabala Çalışın

Aldığım bir soru: Maddi davranışların maneviyat ile hiç bir ilgisi olmadığını anlıyorum, ama bir perde elde edilene kadar davranışlarımız egodan gelir ve maddi dünyada yer alır. Eğer yeni yemek yemiş olmama ve onunla beslenmeye ihtiyacım olmamasına rağmen milkshake arzularsam, sonrasında bu arzuya karşı koymalı mıyım ve kendimi bu zevkten esirgemeli miyim? Yoksa milkshake almalı mıyım çünkü bu sadece maddesel bir davranış ve nasıl olsa bir şey değiştirmez? Ya da milkshake içmeli ve Yaratan’dan ötürü aldığımı mı farz etmeliyim? Ben bu maddi dünyada karşıma çıkan ego arzuları ile nasıl başa çıkabileceğimle ilgili yol gösterimi arıyorum. Farz ediyor muyuz? Onu yapana kadar numara mı yapıyoruz?


Cevabım:
Din ve getirdikleri sana farz etmeyi öğretiyor, ama Kabala sana sadece bir tek şey yapmanı söylüyor, gerçek Kabalistik kaynakları çalışarak Üst Işık’ı çekmeni. Ne de olsa, Işık seni yarattı, arzuların ve düşüncelerin ile beraber (aklın ve kalbin), ve bundan dolayı sadece O seni ıslah edebilir. Hayatında sonuçlar almak için, sürekli ilgili olman gereken en önemli şey sadece bir tane – amacın önemi ve amaçtan uzak düşünceler ile nasıl başa çıkacağını bulmayı denemeye çalışma. Sonrasında geri kalan her şey sana yardımcı olan geçici araçlar haline gelecek. Bu yüzden milkshake’ini iç ve Kabala çalış!