Category Archives: Çalıştay

Sorularımızın Yanıtlarını Nerede Bulabiliriz?

SORU : Soruların içimdeki yanıtlarını araştırmamı sağlayan mekanizma nedir?

CEVAP: Soruların yanıtlarını asla içimde bulmayacağım, asla. Ben kimim ki “hazır cevaplara” sahip olayım? Ben sadece sorular sorarım ve onlara yanıtlar bulmak yerine dikkatlice direktifleri takip etmeliyim.

Kabala Bilgeliği benim üzerimde üst gücün etkisini ortaya çıkarır. O halde bu bilgeliği kullanmalıyım ve bu sayede üst gücü keşfedebileceğim ve yanıtları bulacağım ama sadece ben bulacağım, başkası değil.

Tek Partzufta Bütünlük ve Eksiklik

Soru: Hangisi Yaradan’a daha fazla memnunluk verir? Dostlarla birlikte gerçekleştirilen bir çalıştay mı yoksa hep beraber Zohar kitabını okumak mı?

Cevap: Çalıştayda, dostlarla birlikte, kabımızı ve aklımızdaki ve kalbimizdeki eksikliklerimizi açıklığa kavuştururuz. Onları uyandırır ve harekete geçiririz bu sayede onları tartışır, hisseder ve farklı yönlere çeviririz. Bu yüzden çalıştay, içsel çalışmamız için iyidir ve faydalıdır. Yarım saatlik bir çalıştay sırasında, kişinin bir çok fikirleri vardır ve kendi içine dalarak bir o yanı bir bu yanı, bilerek ve bilmeyerek düşüncelerinde hareket etmeye çalışır. Çalıştay, kendi içimizi kazıyarak, içimizde olanı, içeride bize her ne olmuşsa onu açığa çıkararak, kabımızın, arzumuzun hazırlanışıdır.

Ancak, Zohar kitabını okurken, bir yandan bir eksiklik hissetmeliyiz, diğer yandan da bir bütünlük hissetmeliyiz. Bu anda Sonsuzluk Işığının kaynağında olmuş oluruz ve onunla olan bağımız sayesinde, bizlerin bir bütün olduğunu hissetmemiz gerekir. Ancak aynı zamanda, bir eksiklikte hissetmemiz gerekir çünkü, Sonsuzluk Işığını doğru bir şekilde kullanmayı başaramamışızdır. Bu da demek oluyor ki, bu iki olguyu aynı zamanda hissetmemiz gereklidir.

Zohar’ın tüm Işığını keşfetmemiz için, tüm safhalardan geçmemiz gerekir: İbur (gebelik başlangıcı), Yenika (emmek), Mohin (olgunluk) ve manevi seviyelerin tüm merdiveni; ancak bundan sonra Zohar’ın ne demekte olduğunu anlayabileceğiz. Zohar’ın yazarları tüm 125 seviyeyi edindiler ve bu yüksek dereceden bu kitabı yazdılar. Bu 125 seviyeden geçip de gelişirken, birinci, ikinci, üçüncü, ellinci ya da yetmişinci seviyeden bu kitabı yazmadılar. Önce, tüm 125 seviyeyi edindiler ve ancak ondan sonra herşeyi bu yüksek seviyeden yazdılar.

125. seviyeden daha aşağıda olan seviyeler hakkında yazdıklarında bile, önce onlara baktılar ve bu 125. seviye yüksekliğinden onlar hakkında yazdılar. Bu tıpkı birinci sınıf öğrencilerine 1+1=2’yi öğreten okul öğretmenleri gibidir. Bunu anladığı yolla, bunu öğrencilerine aktardığı yol arasında büyük bir fark vardır. Öncelikle, 125. seviyeye yükseldiler ve sonrasında daha aşağı seviyeler hakkında yazdılar.

Bu yüzden, saf olmayan güçlere (Klipot) ya da en düşük seviyelere ilişkin makaleler okuduğumuz zaman, bunlar sayesinde de hala Sonsuzluk Işığını almaya devam ederiz. Aslında bu Zohar kitabını yazdıkları yüksekliktir. Bu yüzden, daha alt seviyeden kısa bir paragrafı çalışıyor olmamız fark etmez.

5 Mart 2014’de yayımlandı.

Günlük Kabala Dersinin 4.kısmı, 25 Şubat 2014, Baal HaSulam’ın Yazıları.

Hararetli Bir Tartışma

Soru: Eğer grupta pek çok farklı görüş varsa ve herkes öğretmeni farklı duyar ve farklı anlarsa ve temel değerler konusunda bile anlaşmaya varmak zorsa, grup kişiye üst gücün eşsizliğini görmesi için nasıl yardımcı olabilir ki?

Cevap: Herkes Talmud’u duymuştur, ancak herkes bu kitabın Kabalistik bir kitap olduğunu ve kişinin Yaradan’la bir olmaya erişmesi için uyması gereken kuralları tüm ayrıntıları ile açıkladığını bilmez. Bu kitap büyük Kabalistler tarafından yazılmıştır ve kitabın tümü tartışmalar ve karşılıklı konuşmalar biçiminde yazılmıştır. Birisi bir şey söyler ve bir diğeri başka bir şey söyler, on kişi bir odada toplanmış ve sürekli birbirleri ile tartışıyor gibidir.

Ancak, meseleyi bilen kişi hepsinin aynı şeyi konuştuğunu ve hepsinin de manevi erişim sahibi olduğunu anlar. Herbiri kendi doğasını açıklamaktadır. Doğamızda kişinin aynı şeye bakabileceği ve böylece aynı kavramı kendi bireyselliği yoluyla görebileceği en az on ayrı konum vardır. Bu sadece kimin haklı olduğu konusundaki bir tartışma değil ama ortaklaşa bir birlik kurma konusudur, tüm görüşlerin bileşimi konusudur. Böylece, birbirleri ile tartışıyor gibi görünseler bile bu çalışma sonucunda birbirlerine daha çok bağlanırlar. Bu bağla sonuçta birliğe erişirler.

Elbette, grup içinde her zaman kendinizi birbirinizden farklı hissedeceksiniz. Eğer bu izleniminizi yani herkesin birbirinden farklı olduğunu kabullenirseniz, o zaman birbirinizle tartışıyor gibi hissetmeyeceksiniz.  Boş yere “Yüzler farklıdır, fikirler de farlıdır,”  denmemiştir.  Bu konuda yapabileceğimiz bir şey yoktur.

Ancak herkesin aynı biçimde düşünmesi arzu edilen bir şey midir ki? Bu neye yarar ki? Bu durum onları, insan değil ancak birbirinin aynısı olan vidalar veya birbirinin aynı olan taş parçaları yapar. Herkes eşsiz olmalıdır. Gerçekte, daha gelişmiş kişi diğerlerinden daha çok farklıdır. Tüm bu farklılıklarımızın ötesinde bağ kurmalıyız, çünkü gerçekte bu farklılıklarımızı ötesindeki bağımız sayesinde birliğe varabiliriz. Her kişi belli bir niteliği ifade eder ve bu niteliklerin hepsi ortak olarak birbirine dâhil olduğu zaman genel ve ortak bir tek oluştururuz. Bu “bir tek” kendiliğinden oluşmaz; bunu biz kurmak zorundayız. Bu kırılmanın gerekçesidir. Sonsuzluk dünyasında birlik duygusu yoktu. Bu birliği hissedebilecek hiç kimse yoktu. Ancak kırılmadan sonra dünyalar aşağıya indiğinde ve bu dünyaya düştüğünde herkes birbirinden farklı oldu. Bu birbirimizden farklı olmamız olgusu sayesinde ve bu farklarımızın ötesinde bağ kurmamız sayesinde, kendiliğinden var olmayan bu birlik kavramını kurmaya başlarız.

Bu nedenle grup içinde tartışmalar olması doğaldır, doğrudur ve iyidir. Sormamız gereken soru bu tartışmaları, aramızda birliğe erişmek amacıyla nasıl algılamamız ve kullanmamız gerektiğidir. Birliğimiz içinde “Tek” olan üst gücün eşsizliğini keşfederiz.

14/2/2014 Tarihli Günlük Dersin Hazırlık Bölümünden Alınmıştır

Çalıştay Manevi Bir “Partzuf’un” İnşasıdır

Çalıştay aramızdaki bağ ile inşa ettiğimiz bir Partzuf’tur ve özellikle bunun içinde manevi dünyayı hissederiz. Eğer bunu inşa etmezsek hiç bir şey hissetmeyiz. Bu Kabala bilgeliğinin sözünü ettiği (Roş, Toh, Sof, on Sefirot vb) bizim ortak Partzuf’umuzdur.

On kişi kendisini birbirine karşı eğdiği (iptal ettiği) ve bir konuyu tartıştığı zaman aralarında bir bağ oluştururlar. Problemi bu bağlantının içine dâhil ettiklerinde, bu problemin üstüne yükselirler ve bu durumdayken çözümü manevi seviyede bulurlar. Akıllı olmakla değil ama özellikle kurulan bu bağlantıyla doğru karar gelecektir.

Gerçekte henüz bu duruma erişemedik, çünkü gruplarda kişiler arasındaki bağlantı hala doğru bağlantı değil. Ben bir soru soruyorum siz bu sorunun ötesinde bağ kurmak yerine sorunun derinine iniyorsunuz. Bağ kurmanın sorunun kendisinden daha önemli olduğunu görmelisiniz.

Cevabı aklınızla bulmak istiyorsunuz. Ancak doğru olan cevabı aranızdaki bağda bulmanız. Bu nedenle soruya dikkatinizi vermeyin. Eğer doğru bağı kurarsanız, cevabı uzun boylu araştırma veya felsefe yapmadan bulacaksınız.

Kurallar Herkes İçin Aynıdır

Soru: İnsanlığın %99’u için yaptığımız çalıştaylar, bizim çalıştaylarımızın kuralları ile aynı mıdır?

Cevap: Mutlak surette. Tüm seviyede kurallar aynıdır, sadece tanımlar seçilerek yapılmalıdır öyle ki insanlar yabancılık çekmesinler. Yasalar tüm dünyalarda aynıdır, bizim dünyamız buna dâhil. Ve her şey göz önüne alınır, aramızdaki bağlar aynıdır. Sadece Işık, Kab, MAN, MAD vb. sözlerden bahsetmiyoruz. Burada sözleri günlük hayatımızdan seçiyoruz: bağ, sevgi, uzaklaşma, yakınsaklık.

Kabala Bilgeliği bir sır olarak kalmıştı ve ifşa olmamıştı ta ki insanların buna ihtiyacı başlayana dek. Ve nihayetinde ihtiyaç ortaya çıkınca ve dünyada integral, küresel bütünsüzlük ve kırıklık görünmüş olduğundan, hemen Kabala Bilgeliği ifşa oldu ve şimdi bunu tüm dünyaya herkese anlatmalıyız fakat dünyamızın alışkın terimleri ile yapmalıyız.

 

Stockholm Kongresinden ‘‘Joy In Unıty’’ 31.08.2013, Ders 4

Eşeği Dairenin Dışında Bırak

Soru: Dostlara sadece gülmemek ve gerçek anlamda onlara ihsan etmek ve içsel olarak vermek, yardım edebilmek için hangi içsel aksiyonu yerine getirmeliyim? Kongrede sadece güzel vakit geçirmek ve daha sonra eve dönmek istemiyorum. Bu içsel aksiyonu yaratmak ve yerine getirmek istiyorum, öyleyse bunu nasıl yapabilirim?

Cevap: Çalıştaylarımız olacak ve bu çalıştaylarda diğerini dinlemeye çalış ve senin etrafında kurulan daireyi hisset. Herkes bir diğerinin önünde kendisini alçaltmalı böylece onlardan alabilir. Aynı zamanda, herkes bir diğerine ekleyebilir, onlara verebilir. Dairenin içinde dairedeki tüm katılımcılar tarafından paylaşılacak özel bir gücün ortaya çıkmasını istemelisin.

Hiç birimizin kendi başına duyusu veya aklı yok zira kendi aklımız ve kalbimiz hayvana, eşeğe aittir, bunu dairenin dışında bırakın. Dairenin içindeki aslında ruhlardır bedenler değildir. Önünde fiziksel kişileri görmezsin sadece onların Yaratanı ifşa etmek için bağ kurma özlemini görürsün. Bu alıştırmanın anlamı bunun içindir.

Eğer doğru bir şekilde bağ kurmayı başarırsak seni bedeninin dışına çeken daha önce hiç hissetmediğimiz belli bir yakınlığı hissetmeye başlayacağız. Edinmemiz gereken deneyim budur.

10.05.2013 Tarihli New Jersey Kongresinin 1. Dersinden

Doğanın Bütünselliği İle Birlikte Ahenk İçinde Olan İnsan

Soru:  Bütünsellik çalıştayları esnasında insanlar, özellikle aydınlatıcı ve analiz eden süreçlere alışık olanlar, yeni hissiyatlar ediniyorlar. Onlar bunun nereden geldiğine dair, bu olayın ne olduğuna dair vs. sormaya başlarlar. Bu hissettiklerini onlara nasıl anlatabiliriz ?

Cevap:  Bunlar bir ortak, gerçekten var olan bütünsel doğanın hissiyatlarıdır. Bizler bunun içinde varız fakat şu anda yalnızca kendi kendini yiyen kanserli bölümüz. Bizler egomuzun üzerine yükseldikçe, bütünselliği, birleşmeyi ve karşılıklı bağımlılığı hissetmeye başlarız. Bunun ne kadar verimli ve iyi olduğunu hisseder ve bunun ne kadar sağlığı, duygularımızı ve ailedeki, işyerindeki ve her yerdeki karşılıklı ilişkilerimizi etkilediğini görürüz.

Bizler, insanlar, doğadaki eşsiz yaratılmış haline geldik. Buna karşı, doğanın geri kalanı-durağan (cansız), bitkisel ve hayvansal olanlar-bütünselleşmiş bir plan ile bağıntılıdır ve doğal, içgüdüsel, istemeyerek şekilde katılım sağlarlar; bizlere özgür seçim verilmiştir.

Bizler diğerleri gibi olamayız. Bizler bir ego ile gelişiriz, bunu dönüştürmek, üzerine yükselmek  için ve bağımsızca onun ile işbirliği yaparak, hatta onu kontrol etmek için bile bütünsel anlayış ve hissiyata giriş yaparız.

Aynı zamanda, bizler doğamız sebebiyle bir zıtlaşmaya girmeyiz. Bir yandan, bizler insanın doğanın yarattığı taç olduğunu söyleriz ve bu nedenle bizler itaat etmeliyizdir. Diğer yandan ise, insan kendi doğasının üzerine yükselebilir. Kişi doğanın sahibi olabilir ve kendisini doğanın hükümdarı olarak hissedebilir.

Bu demektir ki, insanlığın yüzleştiği ve cevaplaması gereken tüm sorular, bizlerin tüm doğa ile dengede iken bulunan bütünsel bağ seviyesine yükseldiğimiz için gelmiştir. İçimizde hissetmeye başladığımız bu dengeyi, bizler huzur, gevşeme, bilincin ve hissiyatın genişlemesi  olarak algılamaya başlarız.

2.4.2013 tarihli Bütünsel Eğitim sohbetinden

Üst Işığı Çekmeye Hazır Olun

Soru: Novosibirisk Kongresinde Üst Işığı çekmek için en etkili aksiyon nedir?

Cevap: Kongrede en etkili etkinlikler çalıştaylardır. Her çalıştaydan önce bir ders veya konuşma olacak. Belli bir başlık hakkında konuşacağız ve daha sonra bu başlık altında çalıştay yapacağız ve sonra sorular ve cevaplar. Ana ‘paket’ bu, günde iki kez. Böylece tam üç gün boyunca altı ders yapacağız.

Ek olarak, çok etkili diğer etkinliklerimizde olacak. Bunlardan en önemlisi dostların toplantısıdır, sabah dersinden 15 – 30 dakika önce ‘kalplerimizi ısıtmak’  için gereklidir. Daha sonra yemekler olacak, konuşmaların olacağı toplantılar olacak, grup sunumları vb. Genel olarak kongre yeteri kadar etkinlik içerecektir. Ancak dostlar toplantısı ve çalıştaylar anahtar olacaktır.

En önemli şey bununla bağ kurmanızdır ve ben de bunun içinde olacağım. Hep beraber, Üst Işığı çekeceğiz. Haydi, öyleyse hazırlanın!

25.11.2012 Tarihli Sanal Dersten

Manevi Dünyaya Girmeden Önceki Son Oyun

Soru: Çalıştayda yer alırken, halen bunun ciddi olmadığı hissiyatına sahibim. Egom için çok net ki tüm bunların hepsi bir oyun. Bu oyunun içerisinde gerçek anlamda nasıl yer alabilirim?

Cevap: Kendi cevabını ara ve kendini daha iyi anlamak ve incelemek için çaba sarf et. Benden hiçbir ipucu vermemi beklemeyin; cevap sadece çabalarınızın sonucunda gelecektir. Böylece yapmış olduğunuz aksiyonlarla neyi netleştirmeniz gerektiğini aşama aşama bilmeye başlayacaksınız. Yer aldığın her aksiyonda, daha akıllı olacaksın, söylendiği gibi: ‘‘Tecrübeliden daha akıllısı yoktur’’

Nihayetinde baş dönmesi ciddi bir hal alacaktır. Daha sonra bunun bir oyun olmadığını gerçek bir eğitim olduğunu fark edeceksiniz.

Diyelim ki önemli bir maratona hazırlanıyorsun, antrenmanlardasın, niyetin olimpiyat oyunlarına katılmak. Bu esnada ülkemizde olimpiyat oyunları öncesi yarışmalar düzenledik. Bunlar gerçek oyunlar değil sadece olimpiyatlar öncesi oyunlar. Ancak bu oyunlardan geçmezsem, hiçbir yere gidemeyeceğim! Bu oyunlarda iyi bir sonuç alamazsam, olimpiyatlara katılamayacağım.

Bu açık değil ancak şimdi yapıyor olduğumuz gibi yine de bir örnektir. Bizim için aslında oyun ve performans aynı şeylerdir! Gerçek doyuma yaklaştığımız zaman, basit bir oyun olarak düşünmüş olduğumuz şeyi aniden görürüz ki gerçekmiş.

Bu oyunla Islah Eden Işık’ı çekeriz. Buna Lo Lişma’dan (O’nun adına olmayan) Lişma’ya (O’nun adı için) ulaşırız denir. Lo Lişma, “Işık’ı hak etmiyorum” demektir ancak yine de oyunun içindeki katılımıma teşekkür geliyor. Bu katılım sadece benim gerçek katılımım değildir ancak buradaki gerçek şu ki bunun ciddi olduğunu hissetmemdir.

Aksiyonlarım Işık’ı çeker ve ben elimden geldiğince her şeyi ciddi bir şekilde yaparım öyle ki Işık beni etkilesin. Aksi halde Işık işlemeyecektir.

Soru: Öyleyse bu oyunun içerisindeki katılımımda beni ciddi olmaktan durduran şeylere karşı savaşmalı mıyım?

Cevap: Bu senin gerçek kötü eğilimindir ki kafanı karıştırır: ‘‘Boş ver, takma kafaya, ne çabası, bu sadece bir oyun’’ der. Gerçek yılanın saklandığı yer burasıdır – ne kadar sinsice hareket ettiğini gör.

Bu oyunda hepinize içtenlikle zafer diliyorum!

11.10.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirotun Çalışılması

Yoğun Bir Sorgulama

Soru: Kendi durumlarımı nasıl idare edebilirim? Otomatik olarak mı gelişir yoksa ben onları uyandırabilir miyim?

Cevap: Ben durumlarımı dostlarımla bir daire içerisinde oturup aramızdaki bağlantılarla ilgili farklı problemleri ve seçenekleri tartışırken idare ederim: Ego bizlere ne zaman yardımcı olur ve bizi ne zaman rahatsız eder? Bizler ihsan etme ve sevgi niteliğini, bağı, karşılıklı garantiyi vs. nasıl çekebiliriz?

Biz bu sorunları tartıştığımız zaman,  ‘‘dostumu dinlemek istemiyorum; fakat dinlemek zorundayım’’, ‘‘O benden daha alçak ya da yüksektir’’, ‘‘Onun cevabıyla aynı fikirdeyim ya da değilimdir vs.’’ gibi gayri ihtiyari farklı zıt koşulların içinde olurum. Onunla ben neden aynı fikirdeyim?  Çünkü onu seviyor olabilirim; ama bir başkasını sevmiyor olabilirim bu yüzden onu dinlemek ve hatta onun söylemek zorunda olduklarını duymak istemem.

Öyle ki egoizmin ve özgeciliğin üstesinden geldiğim her seviyenin her yerinde sadece süreç değil, konunun kendisi,  sözler, etkileşimler  vardır. Sonunda içimdeki bu iki zıt niteliğin yoğun arınmasının bir ifşası vardır.

Dahası, ben bütün dostlarımla tartışma içindeyken, ilk olarak kendi özniteliklerime yoğunlaşırım, sonra onları emerek kendimi genişletirim. Böylece, bir kişi birçok açıdan iki zıt güç arasında entegrasyonu ve iletişimi geliştirir.

23/9/12 Tarihli Kabala’nın Temelleri adlı Sanal Dersten alıntı

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12