Category Archives: Birlik

Farklılığın Koruyucu Duvarını Kırmak

Manevi kabımızın kapasitesi eksik çünkü bizler bu iki zıt durumdan korkuyoruz: nefret ve sevgi. Nefretten kaçınıyoruz ve onu hissetmek istemiyoruz. Bedenimizin savunma mekanizması bizim gerçek nefrete gelmemize müsaade etmiyor.

Ve genel anlamda, nefretten korkuyoruz. Daha doğrusu, dost sevgisine ihtiyacımızın olduğu yazılır ancak bizler buna rağmen bundan hemen nefret ettiğimizi keşfederiz. Hatta bunun hakkında düşünmek bile istemeyiz! Bu yüzden içimizde yükselen bu soruları bloke ederiz.

Ve sevgi, ne diye buna ihtiyacım var ki? Onları sevmek ihtiyacını hissetmiyorum. Bunsuz yol alabilirim. Bu iki uç duyguya ulaşmaya kendimi bırakmıyorum. Ve bunu ulaşmak sadece birçok çaba sarf etmekle mümkündür.

Eğer ben bir çocuğa yatırım yapmazsam, o kendi başına sokakta yetişecektir ve ben kendi kendime düşünürüm: ‘İyi, ne olacaksa olsun’ Ve o zaman daha sonra onu hapise attıklarında, bu defa kendi kendime söylenirim: ‘İyi, yapacak bir şey var mı?’ diye.

Ancak eğer ben ona yatırımda bulunursam, gün be gün, önüne talepleri yerleştirerek ve ona olan her şey hakkında kalbimin en derin yerinden onun için endişe edersem, o zaman ben hem sevgi hem de nefretle dolarım. Bu her iki nitelik benim içimde büyük endişeler için bir kapasite yaratır. Her şey benim yaptığım yatırıma bağlıdır.

Eğer bizler yaklaşan kongreye büyük ve genişleyen bir kap ile gelmek istiyorsak ne yapılmalıdır? Bizler ilk önce ülkenin kuzeyindeki dağlarda eksersiz yapmak için gittik ve birbirimizin yardımı olmaksızın dağa tırmanmak hemen hemen imkânsızdı. Bu çok iyi bir pratiktir. Oyunlar ‘çocuksu’ görünse bile aramızdaki beraberliği hissetmek adına bize yardımcı olur. Ancak şimdi, kongreden önce herkes grubun yapıyor olduğunu yapabildiği kadar kendi çabasını nasıl ekleyebileceğini araştırmalıdır.

22.11.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, TES

O, Benim Yapamadığımı Yapacak

Bağ kurmak istediğimiz zaman Yukarıdan bir yardımın eksikliğini hissetmeye başlarız çünkü bunu kendi başımıza yapamayız. Ne bağ kurabiliriz ne de hareketlerimizde senkronize olabiliriz ancak bu ifşa bize bunu bizim için yapabilecek Olan’ın bilgisini verir. Bunu sadece Üst Güç yapabilir!

Ve o zaman Üst Güç için olan ihtiyacı ve O’nun içimizde harekete geçmesi gerektiğini ifşa ederiz. Bu durum manevi dünyada sürekli bu şekilde işler: ben çalışırım, daha ve daha fazla çaba sarf ederim ve en sonunda bir ‘eksi’ ifşa ederim. Ve bu eksi’den eksikliğim olan ‘artı’yı keşfederim.

Ben sürekli bir eksiklik, bir kab, bir arzu ifşa ederim ve buna karşılık olarak benim yapamadığımı yapabilecek olan gücü, Işığı ifşa ederim. Ne kadar çaba sarf ettiğim önemli değil, yapamadım. Böylece bunu yapamadığımın ancak aynı zamanda bunu yapabileni gördüğümün kararına ulaşırım.

İşte bu yüzden hareketlerimiz sürekli olumsuz yönde çıkar ve ve hayal kırıklığı, yorgunluk ve içimizde sinire sebep olur. Bunun nasıl olabileceğini bütün hayat tecrübemizde anlayamayız. Egomuzda bizler daima farklı şekilde hareket etmeye alışmışızdır: çaba sarf eden kişi kazanır, başarır ve bir ödül alır.

Ve manevi dünya hakkında denir ki: ”Çaba sarf ettim ve buldum” ve demez ki, ”kazandım”, ”yendim” veya çaldım. Bu bir eyleme başlayıp ve bunu bitirdiğim zaman kendi gücümü kullanarak bunu edinemedim anlamına gelir.

Bu durum burada farklı işler. Hiçbirşeyin bana dönmediği ve umutsuzluğa düştüğüm, bunu terk ettiğim ve hiçbir şey istemediğim, tamamen hayal kırıklığına uğradığım zaman çabama şükür ki belli bir sınıra ulaşmışım demektir ve işte o zaman eğer bir milimetre bile ileri gidebilirsem eğer, ifşa ederim ki bunu yapabilecek bir güç var.

Ve bu güç kendisini kasıtlı olarak gizler ta ki mutlak bir umutsuzluk konumuna ulaşana kadar. Baal HaSulam mektubunda yazar: ”Bir kişinin hayatında kendi gücünün sınırına ulaştığı ve orada hiç bir başarıyı görmediği zamandan daha mutlu bir an yoktur” ve sadece o zaman kişi haykırır ve dua yükseltebilir. Kime gitmesi gerektiğini bilecektir – sadece o zaman kişiye ifşa olacaktır.

Daha ötesi, kişi hiç bir seçiminin olmadığını görür: haykırmalı. Ve realitede kişinin haykırmasından daha başka bir şeye ihtiyaç yoktur.

18.11.2011 Tarihli Arava Çölünde Arvut Kongresi, 2. dersinden

Derinizin Dışına Zıplamak

İçinde yaşadığımız gerçek dünyayı hissetmek istiyorsak, hissiyatlarımızı geliştirmeliyiz. O zaman hayvani bedeni duyularımız tarafından tarif edilmiş olan dünyamızın ne kadar sınırlı olduğunu görmeye başlarız. Dünya sizin bu duyularınıza bağlıdır ve bu duyular var olduğu sürece bu dünya bu şekilde var olacaktır. Şöyle ki, bedenimiz kısa ömürlü varoluşun sınırlı bir egoistik arzusudur.

Bir kişi tekrar ve tekrar bu dünyaya geri döner ve duyularını geliştirir. Bütün bunlar onu uyandırmak ve nihayetinde hissiyatlarının insan seviyesine, Yaratana benzer seviyeye geliştirmek içindir öyle ki kendi içinde Yaratanın hissiyatını geliştirsin.

Bu hissiyat aynı zamanda beş duyu vasıtasıyla ortaya çıkar fakat bunlar hep beraber dışında olanı özümseyerek yani vermek, özgecil bir formda olur. Bugün bizler sadece içimizde var olanı algılıyoruz ancak algının manevi organı, form eşitliği kanununa göre dışsal realiteyi kapar.

Bir kişi kendi içsel hissiyatını ayarladığı zaman, kendi egoistik arzusunun zıttı olana yönelik yükselişe geçer ki bu ihsan etmektir. Sadece bu şekilde kişi ihsan etmenin ne olduğunu anlayabilir: ona zıt olan birşey. Kişi yükselirken, kendi dışındakini algılamaya başlar ve böylece dıştaki dünyayı keşfeder.

Dıştaki bu dünyayı hissetmek için ne bana yardımcı olacaktır? Pratikler. Eğer ben diğer insanlarla, gruptaki dostlarımla temas içinde olursam, eğer onları kendi içimde hisseder ve onlarla bağ kurarsam, bu anda birbirimizi uyandırmaya başlarız öyle ki dostu hissetmek onu benden daha önemli olarak görmektir. Böylece, bedenimizin dışındaki hissiyata yakınlaşırız çünkü manevi dünya ” derimizin dışında”dır.

Bedenimin dışına nasıl zıplayabilirim? Grubun yardımıyla. Onlar da hayvani bedenlerinin dışında realiteyi hissetmek isteyen özel insanlardır. Bu realiteye ”sonsuz dünya” denir zira maddesel varoluş ve beş bedeni duyu tarafından sınırlı değildir. Öyleyse, bu arkadaşları yüceltmeliyim zira sonsuzluğu edinmeme onlar yardımcı olurlar. Şükür onlara ki bedenimden bağımsız hissiyatları geliştirebilir ve şimdiki ”kendimin” üzerine yükselebilirim. İşte grup budur.

İşte bu yüzden kolektif ruh parçalanmıştır. Çok sayıda bireysel ruhlar, dünyamızdaki bir çok beden bize kendimiz tarafından sonsuz, manevi duyuyu geliştirmek için olanak sağlar. Kabala Bilgeliğinin amacı bize sadece bu konuda yardımcı olmak içindir.

Dolayısıyla yeni bir bedeni, ruhun bedenini ediniriz. Onunda aynı zamanda beş duyusu vardır: Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin ve Malhut. Diğer bir ifade ile, o, beş Aviut (bayağılık) seviyesi ile alma arzusudur. O, biz kendi gerçek hayatımızı, ihsan etmek seviyesinde, sonu gelmeyen, sonsuz bir hayatı yaşayalım diye bu bedenin içindedir ve bu dünya gibi bölünmüş duyularımızın içinde hayal ettiğimiz bir yaşam.

Şimdiki fiziksel realite kişinin içinde yavaş yavaş ”çözülür”. Maddesel bedeni öldüğünde yok olmaz zira o bu hissiyatın üzerine yükselir. Manevi realitede yükselirken, bu dünya algımızdan yok olur. Bu dünya başlangıçtan hayalimizin içine yerleştirilmiştir öyle bu dünya temelinde gerçek dünyayı keşfedebilelim.

20.11.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, ”Arvut (Ortak Garantörlük)”

Gücün Kaynağı

Soru: Yeni bir seviyeye yükselmek için ihtiyacım olan hayatın göstergesi için yorgun olunur mu? Bu yorgunluk hissiyatı nereden geliyor?

Cevap: Yorgunluk amacın öneminin eksikliğinden gelir. Bu senin gruptan yeteri kadar olumlu uyarıcı alan olmadığın gerçeği yüzündendir. Eğer almış olsaydın aydınlatırdın.

Kendi her üyesini yükseltmek grubun görevidir. Zira grup herkesi kapsar, hepiniz tek bir ortak arzu ve istek üzerine hep beraber çalışmalısınız. O zaman herkes ilerlemek için güç alacaktır. Yaratılışın amacını edinmek için birbirimize güç vererek hep beraber bağlandığımız zaman buna karşılıklı garanti denir.

30.10.2011 Tarihli Kabala’nın Kökleri adlı dersten

Yol, Kızıl Deniz Vasıtasıyladır

Soru: İfşayı edinmek için eksikliğimiz nedir? Manevi dünyanın kapısına anahtarı yerleştirmek için neden başarılı olamıyoruz?

Cevap: Herbirimizin içindeki egonun kabuğunun içinde örtünmüş bir nokta vardır. Bu kabuk sadece ortak yardım vasıtasıyla kırılabilir. Hiç kimse tek başına bunu başaramaz. Buna ek olarak herkes bu durumun diğerlerinde gerçekleşmesi konusunda emin olmalıdır.

Hiçbirimiz kendi kabuğunu kıracak veya kendi kalpteki noktasını özgür bırakacak güce sahip değiliz. Karşılıklı çabalarımızın büyük olmasına ihtiyaç yoktur ancak bu çabalar nitelikli olmalıdır. Şimdiye kadar bu niteliğe ulaşmadınız.

Kapının eşiğinin önünde tökezlemeye devam ediyoruz: ”Klipat Emori” diye adlandırılan kabuğa ulaştık, buna dokunmaya çalışıyoruz ve bu kabuk bizi uzağa itiyor. Bunu göremiyoruz, dokunamıyoruz veya kıramıyoruz çünkü bu ancak tüm gücümüzü birleştirmemiz neticesi ile mümkündür. Oysa ki bizler bunu beceremiyoruz. Bizler tamamen farklı şeyler hakkında düşünüyoruz, başarının bizlerin ortak egomuza karşı olan birliğimize bağlı olduğunu henüz realize etmedik. Kalpteki noktalarımızı, arzularımızı birleştirmemize ihtiyacımız vardır ki bu egoyu kıralım.

Bu ortak düşmanın önünde bir kez bağlanmaya başlarsak, bağlantımız bu egoyu kırmak için üst güce olan eksikliğimizin anlayışına bizi getirecektir. Diğer bir ifade ile, ”İsrail (Yaratana direkt olan arzu), Işık ve Yaratan birdir” denkleminin üçüncü faktörüne ihtiyacımız var. Ve daha sonra O’ndan talep edeceğiz ve AB-SAG ıslah ışığını çekeceğiz ki bu ışık bu kabuğu kıracak ve iyi ve kötü arzuların her ikisini de bizler için aydınlatacak. Işık herşeyi bizler için açığa kavuşturacak öyle ki artık egomuzla hemfikir olmayı devam ettirmeyeceğiz ve her neye değerse değsin artık onun üzerine yükselmeyi isteyeceğiz.

O zaman mantık ötesi inançla çalışabileceğiz zira artık daha fazla bu egoistik aklın içinde kalmayı istemeyeceğiz. Ancak tüm bunların hepsi bizlerin bu genel egoizmi kırmak için güçlerimizi birleştirmeye çalışmamız koşulunda gerçekleşir.

Sina Dağı karşılıklı nefretimizin, muazzam egoizmimizin dağıdır. Bizler sürekli Tora’da tarif edilen bazı özel durumların açıklanmasıyla karşılıklı egoizmimizi ifşa ederiz. Altın buzağı (Tora’da adı geçen altından buzağı yapacaklar durumu) her kişinin kalbinden çeken altınla yapılır. Kadınlar bir put yapmak için size kendilerinin tüm altın takılarını vermekten mutludurlar. Ve aynı zamanda bu egoizmi kırabilmek için olan güç de ortak olmalıdır (katılmalı).

Şimdi bizler, ancak hep beraber bu Kabuğu kırabileceğimizin ve kendimizi üst güce dahil edebilmenin nihai kararını veremiyoruz. Herşeyin çabanın niteliğine bağlı olmasına rağmen içsel ciddiyete ihtiyacımız vardır.

Zaten dünya çığlık atıyor ve onları tehdit eden bir çok koşul vasıtasıyla ilerlemiş durumda ve bizim hedefimiz onların önünden gitmek, onları nihai denizden (Kızıl Deniz) geçirmek.

09.10.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, Rabaş’ın Yazıları

Hangi Grubu Seçeyim?

Soru: Maneviyatta ilerlemek için nasıl bir grup seçeyim?

Cevap: Bugün, bir kişinin maneviyatta ilerlemesi için dağıtım yapan bir grup seçmesi gerekir. Günümüzde, sadece geniş çapta dağıtım yapabilen bir grup bizi maneviyata yönlendirebilir. Bu durum yıllar önce bu şekilde ortaya çıktı ancak şimdi tüm gücüyle kendini kanıtlamıştır.

Ne yaptığını bilen, kendilerini çok fazla da önemli olarak görmeyen ve merkezi grubun prensiplerini takip eden bir grubu seçmelisiniz. Eylemlerinin ayrılığa yönelik olmaması önemlidir ve yerleşme zamanı için az vakit geçiren. Daha ziyade mesajımızı yükselten ve dağıtan bir grup.

İşte böyle bir grup seçmelisiniz. Bunun zıttını yapan ve kavga edenlerden kendinizi uzak tutun. İyi bir grup kendi içine düşen değil sadece dışına doğru bakandır.

12.09.2011 Tarihli New York Dersinden

İlk Bölümün Sonu. Sırada Ne Var?

Bizler bağ kurmanın egoistik sisteminin küresel ve entegral inşasını bitirmiş olduğumuz bir noktaya eriştik. Bizler elimizden geldiği kadar mümkün olan tüm her şeyi birbiriyle bağladık, tüm bankalar ve ticaret; tam bütün bir daireye geldik. Açıkçası bu aksiyonlar egoistik motivasyon ve ıstırabın baskısıyla yapılmıştır: Para, onur ve güç için olan arzu.

Bu küresel ve entegral egoistik sistemi bitirdiğimiz anda; sistem kırılmaya başladı. Bu kırılmalar içimizde bir kriz hissiyatı uyandırıyor. Şimdi ise eylemlerimiz Kabala metoduna göre olmalı ve bizler aramızdaki ilişkilerimizi buna ek olarak aynı şekilde dünyaya olan ilişkilerimizi düzeltmeye çalışmalıyız.

Bu muhakemelerin hesabında MAN (dua) yükseltiriz ve Islah Eden Işık ifşa olur. Bu Işık herkesin bireysel egosunun içerisinde dönüşümler yaratır ve kişinin bir diğeri ile olan ilişkisini değiştirir. Işık bu küresel ağ içerisinde bize ifşa olan durumlarla beraber bizi dengenin içine getirir öyle ki Işık için daha uygun hale gelebilelim.

Her seferinde bu ağ kendisini bir diğerine ihsan etmek bağlamında daha küresel ve entegral olarak ifşa edecektir ve her seferinde bizler küresel ağa uyum içinde bizi ıslah edecek olan Yukarıdan gelen bu gücü etkilemek için daha sıkı çalışacağız.

İhsan etme gücü kendisini daima aramızda ifşa edecektir ve her birimiz kendisini onunla dengeye getirmeye emin olmalıdır. İlk önce Yaratan Kendi ucunda ihsan etme gücünü ifşa eder ve kendimizi buna göre değiştirmemiz bize bağlıdır.

Ancak, eğer bu ağın ifşası bizim bağımsız ilerleyişimiz eşliğinde değilse, bunu bir kriz olarak hissederiz.  Koşul, bizlerin bir şeylere bağlı olduğumuz durum olan bir diğerinden kar veya çıkar sağlayamayacağımız noktaya kadar sadece daha kötüleşecektir. Kendimize tahammül edemeyeceğimiz bir noktaya varıncaya kadar sürebilecek ve daha sonra bir çözüm araştırmak için mecbur edileceğiz.

Tüm bütün bunlar Kabalistik bakış açısından açıklanmalıdır zira insanlar kendi problemlerini çözmekte başarılı olamayacaklar. Bu koşulda tek çözüm savaş olur. Bir şeyleri bilmek ve doğru bir şekilde hareket etmek için, küresel ağ ile anlaşma içinde olacak olumlu içsel değişimin en azından minimal bir seviyesini yapmamız gerekmektedir.

İşte bu yüzden bu koşulları Yukarıdan gözlemleyen Kabalistler, eylemlerimiz için bizlere tavsiye vermelidirler. Bu her zaman bu şekilde oldu, hatta tüm seviyelerde ve tüm zamanlarda peygamberler ve Kabalistlerde bile.

02.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, Rabaş’ın Yazıları

İnsan Olmak İçin Bir Talep

Bugün bizler birliğin gücünü edinemezsek eğer ayakta kalamayacağımızı keşfediyor olduğumuz özel bir durumun içinde kendimizi buluyoruz. Fakat aynı zamanda, inceleme yapmalıyız: bu güce neden ihtiyacımız var?

Bu inceleme bu dünyanın seviyesinde hayatlarımızı daha rahat duruma getirmek için mi, öyleyse bizi yöneten bu kötü gücün yerine kendimizi kutsallığın gücüne doğru yönlendirmeli ve mevcut seviyemizle dengeyi kazanmalıyız? Veya ihsan etmenin gücüne yükselmeyi mi istiyoruz öyle ki bu güç bizde hâkim olsun ve bunun içinde ve kendisinde ihsan etmenin yüceliğini ifşa edelim?

Belki de bizler ihsan etmenin gücünü esas olarak bu dünyada barış içinde yaşamak ve almanın gücü ile dengeye gelmek için kullanmayı arzularız. Bu durumda, ihsan etmenin gücünü egoizmin gücüne yardım etmek için kullanmayı isteriz ki buna da almak için ihsan etmek denir. Veya bizler ihsan etmek için mi almayı edinmek istiyoruz?

Soru şudur: Bizler ihsan etmek niteliğini mi yönetmek istiyoruz yoksa egoistik niteliği mi? Bizim bütün özgür seçimimiz bu noktada yatmaktadır. Bu durum  ‘18 kutsanmanın duası’ denen duanın içinde tarif edilmiştir – hangi merhamet için talepte bulunuyorum?

Ben ihsan etmek seviyesine yükselmek ve Yaratan’a haz vermek, mantık ötesi inancı edinmek, tüm arzularımı ihsan etmek için kullanmak ve hatta tüm arzularım ihsan etmek için çalışsın diye ihsan etmek hatırına almak için mi istiyorum? Yoksa bu dünyada sadece daha rahat etmek için mi konuşuyorum?

Tüm fark burada ortaya çıkar: Hayvani seviyede mi yoksa insan seviyesinde mi var olacağım? Bu ikisi arasındaki fark sadece tek bir niteliktir. Hayvani seviyede hayatımızı bedensel bir hayat olarak hissediyor ve dünyayı şimdiki hissettiğimiz şekilde algılıyoruz: Bedenimiz ve bedenimizinde içinde olduğu her şeyi saran dünya.

Bizler bu bedenimizin varoluşu için yaşıyoruz, herkes kendisi için yaşıyor. İşte bu yüzden daha hoş daha rahat ve barışçıl bir varoluşu edinmek için hayatlarımız ile ihsan etmek gücünü dengeye getirmekte istekli davranıyoruz. Yoksa insan seviyesine ve bu alma maddesi üzerinde sonsuz bir varoluşu edinmeye mi yükseliyoruz?

Duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerde madde daha alt seviyelerde sona erer. Dünyamızda başka bir derece yok, insan seviyesi yok bu dünyada. İnsan seviyesi akıl ve kalbi yani arzu ve düşünceyi, analizi içeren bir seviyedir.

Aklımızdan ve kalbimizden büyüyen budur, hayvani bedenimizden değil. Bilgi genleri (Reşimot), kırılmadan gelen veri birleşirler: kalplerin, arzuların hepsi tek bir kalpte tek bir adam gibi birleşir ve aynı zamanda tüm niyetlerimiz yani düşüncelerimiz ve aklımız da birleşir. Bu birlik adam görüntüsünü yaratır – madde içinde var olmayan kesin bir varlık, bir beden içinde atom ve moleküllerin katılımıyla birleşmiş bir varlık değil.

Bizler bunu düşüncelerimiz ve arzularımızın tümünün birleşmesiyle kendimiz yaratıyoruz. Yaratan’a ‘benzer’ (Dommeh) anlamına gelen insan derecesi (Adam) denen daha yüksek bir seviyede var olmaya başlamamız işte bu şekildedir. Daha sonra tüm arzularımız ve niyetlerimiz manevi bir kap gibi – içeride bir arzu ve arzunun üzerinde bir perde – hareket ederler.

İnsanoğlu veya AssiyaYetzira ve Beria dünyasının insanı,‘insan öncesi’ (Adam Kadmon) kelimesinin anlamı budur. Ancak bedenimize insan denmez. İnsan dediğimizden geleceği umuyoruz bizleri insan olacak hale getirecek seviyeye ulaştırmasını ümit ediyoruz.

İşte dua bunun için olmalıdır: kalplerimizi yani arzularımızı, düşüncelerimizi ve niyetlerimizi biraya getirmesi için bize yardım etsin öyle ki bunların dışına çıkarak, bağımsız bir bireyin, adamın görüntüsünü tamamlayabilelim.

25.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Alışkanlık Olmuş Egoizmin Ağırlığının Nasıl Üstesinden Gelebilirim

Soru: İçsel çalışmanın bir alışkanlık haline gelmesi gerektiği yazılır. Fakat diğer taraftan da, kişi kendi dünyasını ve tüm geçmiş alışkanlıklarını terk etmesi ve bilinmeyen bir yere girmesi gerekir, Yaratan’ın İbrahim’i gönderdiği gibi veya ‘Kızıl Denizi’ geçmek gibi. Bu yeni yolu nasıl yarabilirim zira hissediyorum ki eğer şimdiki durumumda kalırsam hep aynı yerde kalacağım?

Cevap: Bu çok bilgin bir gözlemdir. Alışkanlık mevcut seviyemizi edinmek için iyidir. Ancak bunun üzerine yükselmek için, kişi kendi toprağını terk etmelidir, İbrahim’in yaptığı gibi. Eski bir alışkanlığı terk etmek yeni bir alışkanlığı edinmeyi arzulamak demektir. Ancak bizler sürekli yeni bir alışkanlık, yeni bir doğa, yeni bir derece ediniyoruz.

Eğer bir şeyler öğrenmek istiyorsak o zaman bir uzmandan örnek almalıyım. O’na (uzmana) göre bu bilim alışkanlık haline gelmelidir, ancak benim için durum böyle değildir. O alışılmış bir anlayışa, edinime ve davranışa sahip oysaki ben değil. Ancak ben de onun gibi aynı hale gelmek istiyorum. İşte bu yüzden daha önce edinmiş olduğum ve halen mevcut alışkanlıklarımı arkamda bırakmak zorundayım. Bu seviyeyi geçtiğimde hemen daha yüksek olan bir şeye bağlanırım.

Hâlbuki maneviyatta bunu yaptığım zaman, Üst Olan’ın dışsal davranışından ziyade içsel davranışına bakmalıyım. Dışsal olarak baktığımda hiçbir şey göremeyeceğim. Ben bir şekilde onun içsel tarafına nasıl bağlanacağımı, onda hangi niteliği ifşa etmem gerektiğini, onun bu seviyesine yükselmek için onu nasıl kullanacağımı ve ondan ne öğreneceğimi incelemeliyim.

Beni yükseltmesi için ondan talepte bulunmalıyım çünkü kırıklıklarım gibi eski alışkanlıklarım tarafından geri tutulmaktayım. Bir taraftan, onlar (alışkanlıklarım) beni bu seviyede destekliyorlar ancak diğer taraftan ise onlar bana yapışmış durumdalar ve daha fazla yükselmeme izin vermiyorlar.

Bu alışkanlıklara, bu bağlanmalara karşı beni ileriye doğru çekecek özel bir güç edinmeliyim. Bu alışkanlıklar yer çekimi kuvveti gibidir, yeryüzünden uzaklaşmama izin vermeyen bir ağırlık gibi. Eğer 100 kilo ağırlığındaysam o zaman beni yukarıya çekmek için bu ağırlıktan daha büyük bir kuvvete ihtiyacım vardır. En azından 101 kilo olmalı aksi halde yukarı çıkamayacağım.

Maneviyatta da aynı şey geçerlidir. Üst Olan’dan şimdiki alışkanlık ve kuvvetimden daha büyük bir kuvvet vermesi için talepte bulunmalıyım. Bunlar çok basit mekanik örneklerdir.

Yaratan’dan alışık olduğum benim önceki tüm doğamı iptal etmesini nasıl talep edebileceğim! Bizler kendi eski battaniye ve yastıklarına çok bağlı küçük çocuklar gibiyiz ve hiçbir şey için bunların gitmesine izin vermekte hemfikir olmayız. İşte bu yüzden beni tutacak ve eski sevdiğim alışkanlıklardan beni alıkoyacak ve yeni daha yüksek alışkanlıklar bana kazandıracak bir çevreye ihtiyacım vardır!

Bu sanki içsel bir sesin size ‘kendi toprağından İleri git’ der gibidir – bu Yukarıdan bir uyandırılıştır. Yaratan’ın İbrahim’e dediği buydu. Bizler kendi alışkanlıklarımızın içine batmış durumdayız ve onların içinden çıkmayı dahi düşünemiyoruz. Alışkanlıklarımın içinde, kendimi emin ve daha güvende hissediyorum. Eğer bir kişi kendi alışkanlıklarını terk etmek için herhangi bir ilham hissederse işte bu ona Yukarıdan geliyor demektir.

19.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Her Şeyden Önce, Neyi Düzeltmeniz Gerektiğini Hesap Edin

Sadece kişi dostuna yakınlaşmaya çalıştığı ve onun bağ kurmaya çalıştığı zaman kendisinin 613 düzeltilmemiş arzunu ifşa eder. Sadece o zaman kişi kırık ruhunu açmaya başlar ve neyi düzeltmesi gerektiğini anlar.

Arzularımı ‘diğerlerine olan nefretimin üzerine çıkmak’ niyetinde düzelttiğim zaman, kendimi Bina’nın (Hafetz Hesed, merhamet içinde haz almak) seviyesinde düzeltirim ve Hassadim (merhamet) Işığı ile doldurulurum. Bu durum benim kendi egomdan tamamen özgür olduğum anlamına gelir. Daha sonra aşama aşama tekrar bu egoya dostuma hizmet etmek için dönerim, buna 365 arzuyu, AHP’yi ıslah ederek, ‘dostunu kendin gibi sev’ denir.

Bu her iki safha da sadece birbirimizle olan bağlantımızın içinde ifşa olan bu arzularla ilgilidir. Eğer diğerleriyle bağ kurmak arzum yoksa bu demektir ki neyi ıslah etmem gerektiğini henüz ifşa edemedim. Bizlerin genel arzuları yiyecek, cinsellik, aile, para, güç ve bilgi içindir ki bunları ıslah etmeye gerek yok. Bunları nasıl zevk alıyorsan öyle kullan.

Eğer ben bilgi ve güç için çabalıyorsam, bu diğerleriyle bağ kurmak için olan bir arzu değildir. Çalışma almak arzusunun yerine ihsan etmek arzusunu ifşa ederek bu bağlantı içerisinde ilerlemek için çabaladığımda başlar. Daha sonra bunu ne kadar istemediğimi ifşa ederim. Bu arzu eksikliğine ‘kötülük’ denir ve bu bana yaratılış olarak ifşa olur.

Tam olarak bu arzu, ihsan etmek niteliğini ifşa etmeye çalıştığım zaman diğer dostumla olan bağlantıyı bir itilme olarak hissederim, işte buna egoizmin kötülüğü denir. Bu durum ıslah edilmeli ve iyiye dönüştürülmelidir. Benim bu durumda sıkı bir şekilde yaptığım hareket ise ‘Kötü eğilimi Ben yarattım ve şifa olsun diye Tora’yı (Işığı) yarattım’ sözünde açıklanmıştır çünkü Tora’daki Işık ıslah eder ve ben bu formülü adım adım realize ederim.

15.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, Sevgi Gününden alıntılardan seçilmiştir.