Category Archives: Birlik

Atlayın Ve Ardınıza Bakmayın

Soru: O’nun zamanında, Baal HaSulam, sanki kapalı bir kapıya dayanmış gibi görünüyor, halkı tehlike konusunda uyarmak için çaba sarf ediyor. Ve o neler olduğunu anlamıştı. O bu çıkmazda nasıl pes etmedi?

Cevap: Bu bir çıkmaz değil. Başarı bizim ellerimizde ve bizim gidecek başka bir yerimiz yok – hareket etmeliyiz, özellikle bu zamanda, tüm dünya krizde iken. Bugün bizler artık özel bir ulusun, İsrail’in hayatta kalması hakkında konuşmuyoruz çünkü çöküş gördüğün her yerin yakınına kadar geldi.

Herkesin artık her şeyin kötü olduğunu gördüğü ancak hiç kimsenin çözümünün olmadığı özel bir durum ortaya çıkmıştır. Bunlar zayıf ve güçlü arasındaki çelişkiler değil veya zengin ve fakir arasındaki ilişki ancak tersine, bir kaç ay içinde en radikal formda ifade edilir hale gelecek küresel bir problemle karşı karşıya kalacağız.

Bu koşullar altında bizler daha ve daha güçlü bir şekilde birlik olmalıyız. Şüphesiz, bu zor olacak. Kızıl Denizi geçmek gibi: suya atlayana kadar hiçbir yere gitmeyeceksin. Fakat atlamak için tüm koşullara sahipsin.

Mahsomu geçmek sorunlu bir çabadır. Ardınıza bakmadan atlamanız gerekmektedir ama bunu yapmayı başarabileceğiniz konuma erişmelisiniz.

14.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Firavun Hangi Boyutlara Gelmek Zorundadır?

Soru: İyi hareket edemediğim ve hislerim tarafından yönlendiriliyor olduğumu bildiğim zaman hata yapmaktan nasıl kaçınabilir ve kendimi durdurabilirim? Ve diğer taraftan,  büyümek için düşmemiz gerekiyor…

Cevap: İşin özü, ‘Haktan yana olan biri binlerce defa düşer ve yükselir.’ Sadece birçok düşüş ve hayal kırıklığı, büyük acı ve hatalara dikkatimizi vermeliyiz ancak bu şekilde nihayetinde son karara ve anlayışa varırız, egoistik doğamızın üzerine yükselmek. Sonunda, egoizmimizin içinde olduğumuz sürece akıl ve duygularımız asla bir araya getiremeyeceğimizi anlarız.

Bugün dünyada tüm ülkelerde gördüğümüz resim budur. Aklen bugün herkes korkunç bir krize giriyor olduğumuzu anlıyor ancak kendimizi durduramıyoruz. Egoizm adamı ileri doğru itiyor, akıldan daha güçlü ve bu yüzden adam egosuna göre hareket etmeye devam ediyor.

Adam kendi başına bir şey yapamıyor. Dünyaya ne kadar seslensek veya uyarsak önemsiz zira hiç kimse bizi işitmeyecek. Ancak bizlerin bunu yapmasındaki amaç herkese Kabala’yı, ıslahın bir metodunun var olduğunu göstermek içindir. Daha sonra gerçeklerle yüzleşildiği zaman, adam her köşede, ekonomide, yetiştirilişinde ve diğer başka her şeyde tökezliyor olduğunu gördüğünde pratikte ikna olacaktır. Ve bundan sonra adam Kabala’nın ıslah hakkında konuştuğunu anlayacaktır. Aksi halde aynı şeyi binlerce defa tekrarlarsınız ve kimse de sizi dinlemez.

Dünya, aklın ve duyguların iki kutup gibi asla birlik olamayacağı umutsuzluğuna ve anlayışa gelmeyene kadar bu çözümü kabul etmeyecektir. İnsanlar yeni yanlışlar yapmaya devam edeceklerdir. Ve bu durumlar olduğu sürece hiçbir şey onlara yardımcı olamayacaktır. Tek çözüm ise manevi amaç için duygularımızın ve materyal aklımızın üzerine yükselmektir. Orada aklını ve kalbini orta çizgide birleştirebilirsin ve ancak o zaman başarılı olursun. Bunun sebebi onlar tek bir sarmal içinde beraber çalışmaya başlayacakları içindir. Kalp anlayacak!

Ancak dünyamızda bu asla olmaz ve bizler sürekli seçmek için zorlanırız; ya kalp veya akıl. Biri veya öteki!

Her geçen gün bizler biraz daha krizlerin içine doğru çekiliyoruz. Bugün krizin yeni bir dönemeci başlıyor ve yakında görünür hale gelecektir. Bir darbe, bir darbe daha ve diğeri – ve nihayetinde adam anlayacaktır. Firavun, egomuz, zevk alma arzumuz bizi Yaratan’a daha yakına getirecektir, öyle ki ondan (Firavundan, egomuzdan) kaçmanın ve saklanmanın gerekliliği anlayışına bizi zorlayarak getirir.

Sanki Firavun İsrailoğullarının nihayetinde ondan kaçacağını biliyor. Öyleyse, neden kendisini darbelerin altına bırakmak zorunda kaldı? Zira Firavun bu şekilde yaratıldı – o kendisini darbelere getiriyor. Kişi acı çekiyor ve bu kötülükten kaçmaktan başka hiçbir seçimi yok.

Firavun içimizdeki Yaratan’ın zıt yansımasıdır. Buradaki tek soru: Firavun hangi boyutlara ulaşmalıdır ki karar verip ondan kaçalım? Bu Kabala’nın dağıtımına bağlıdır, insanların anlayışına ve bizlerin bir grup olarak birleşmemize.

08.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati

Dostunuzu İncitmeyin

Soru: Bir kişi ihsan etme niteliğine yaklaştığı zaman, onun bu çalışması grubun içinde nasıl yansır?

Cevap: Kişi sürekli karşılıklı sorumluluğun hissiyatını korumaya çalışır öyle ki dostları hiçbir eksiklik hissetmesinler, karşılıklı ihsan etme niyetini kuvvetlendirsinler, bunu unutmayın ve bir an bile bu yönde çabalarınızdan vazgeçmeyin. Daha sonra, dostları da aynı zamanda onu etkiler ve amacın öneminin hissiyatı ve kalplerin sıcaklığı onların arasında hüküm sürer.

Kişiyi ilgilendiren budur. Dostlar hakkındaki düşünceler kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerden çok daha efektiftir. Korku ve diğer dışsal hesaplamalar ile teşvik edilen kişisel ilerleyiş hakkında endişe kişiye sadece küçük bir ıslah getirecektir. Diğer taraftan eğer kişi yatırımını diğerlerine yapmak yönünde çaba sarf ederse, kesinlikle doğru yolu tutuyor denir.

Grubun bağını, dostların birliğini hedeflemeyen düşünceler, niyetler geçmiş maneviyata yönlenir. Onlar bu durumda Islah Eden Işığı çekmezler. Önemli olan sadece grubun içinde ne yapmaya niyetlendiğinizdir. Dostların birliği, onların geleceği hakkında endişelenirseniz, buna meyve veren manevi çalışma denir ve bunun dışında hiçbir şey çalışmayacaktır.

Kısa bir tanım var. ‘‘Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma’’. Diğer bir ifade ile hayatta dostunu nasıl incitmeyeceğin hakkında düşünmekten başka hiçbir şeye sahip değilsin. Bu senin egoizmin için şimdilik yeterlidir. Kendini her an, her ifşa olan arzunun içinde düzeltmeye çalış, dostunu nasıl incitmeyeceğin hakkında düşün sadece.

Bunu yap ve başaracaksın: dostunu incitmeden hareket etmek arzusunda olduğun zaman, ona karşı iyi bir yaklaşım senin içinde aniden ifşa olacaktır.

10.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden ‘Matan Torah’ (Tora’nın Verilmesi)

Bağlayan Link

Tora (Işık), ıslahın metodu, ıslahla ilişkili olan ve olmayan arzuların kaynaşmış olduğu yer olan antik Babil’de ifşa olmuştur. O zamandan buyana, ıslahın metodu insanlığın içinde hep var olmuştur.

Neden bu metodu insanlığın çok küçük bir kısmı öğreniyor? Metot başlangıçta kendine çekilmiş olanlar tarafından, metodun kendileri için olduğu, form eşitliği kanunda hissedenler tarafından emildi. Diğerleri ise “dolambaçlı yolu” aldı.

Buradaki soru herhangi bir halka değil tüm dünyaya verilmesi hakkındadır. Neden herkes bu metodu bulamıyor? Neden arzular, niyetler tüm insanların içinde ıslaha yönlendirilmiyor?

Cevap bulmak için, kabların kırılmasına dönmeli ve neden her şeyin bu şekilde olduğunu görmeliyiz? Bazı kablar almak arzularına ilişkilenirler ve diğerleri daha çok vermek arzularını içinde barındırırlar. Bunlar birbirleriyle karışmış haldedirler ve sonuç itibariyle, diyelim ki kabların yüzde 99’u kendilerinin ıslahını arzulamayı başaramıyorlar. Onlar kendilerini ileriye çekecek olan Yaratan’a doğru yönlenmiş noktayı talep ediyorlar ki bu şekilde, onlar ve ıslah eden Işık arasında bağlantıya gelirler.

Benzer şekilde, kalpteki noktası olan insanlarda aynı zamanda bağlanmaya ihtiyaç duyarlar; Işık’ın çekildiği kitaplar vasıtasıyla. Bir “kitap” Kabala’da ifşa demektir. Kitap, Işık’ı gruba çekmeye yarar, yani birleşmek için ihtiyaç duyulan arzuya. Dolayısıyla, manevi yolda, “adaptör” rolü, hoca, grup ve kitaplar tarafından oynanır. Ancak, hazırlık olmadan insanlar sadece acı ile kurar ve gelişim için şimdi hazır olanlarla bağ kurmaya ihtiyaçları vardır.

Bu emir kabların kırılmasının sonucudur. Buradaki gerçek,  alma kabları kendilerini verme kabları, Bina’nın Işık’ı önünde düzeltemez, onlarla bağ kuramaz yani Malkut’la. Sadece Bina ve Malkut arasındaki bu birleşim onlara yükselme şansı verir.

Bazı verme kabları Atzilut dünyasına, Galgalta ve Eynayim’e (GE) ilişkilenir. Halbuki Beria, Yetzira ve Assiya dünyalarının kabları AHP (Avzen – Hotem – Peh) ile ilişkilenir. Kırıklıktan dolayı GE, AHP’nin içine düşer. Islahlar yaparak bizler tekrar GE’ye yükseliriz ve eğer AHP de GE’ye bağlanmışsa o da yükselir. İlkönce sadece GE kabları yükselir zira İsrail kendisini ıslah eder. Daha sonra aynı şekilde İsrail AHP’yi de ıslah eder.

Bu ıslahın sıralanışıdır. Başlangıçta, AHP için niyetlenir ve amaç onu ıslah etmektir.

Ayrılıktan Birliğe

İnsan toplumu iki parçaya ayrılır. Kalpteki noktası uyanmış olanlar insanlığın çok küçük bir kısmını oluştururlar; bu biziz. İnsanlığın geri kalan kısmının kalpteki noktası yoktur, halen onların içinde çok güçlü egoistik arzular vardır.

İki güç, olumlu ve olumsuz, içimizde hareket eder. Bizler, egolarımız arasında oluşturduğumuz bağ ve kendimizi çalışma ile geliştirerek manevi dünyayı edinmek için olan arzu ve çevreden aldığımız güçler vasıtasıyla ileri doğru hareket ederiz. Bu iki gücün (olumlu ve olumsuz) bağlanması sonucu olan birleşmeye orta çizgi denir.

Geri kalan insanlar Kabala ilminin açıkladığı gibi başka bir alternatiflerinin olmadığını hissederek aşama aşama bizlere bağlanırlar: Onlar egoizmleri de her zaman doyumu talep eder, bu yüzden acı çekecek. İnsan gelişiminin sürecinde adamın egoizmi sürekli büyümüş ve mümkün olduğunca kendisini doldurmaya uğraşmıştır. Bugün, ego doyumu edinmek umudunu kaybetmiş olduğundan, krizle yüzleşmiştir.

Bu durum insanları, kime ve nasıl yakınlaşacaklarını bilmeseler dahi bize yakınlaştırmak için yüreklendirir. Onların yollarını kolaylaştırmak için, Kabala Bilgeliğini dağıtmalı ve krizin düzeltilmesinin metodu olduğunu açıklamalıyız. Bizlere bağlandıklarında, hep birlikte orta çizgide çalışıyor olacağız dolayısıyla sonsuzluk dünyasına ulaşacağız.

Sonuç olarak ne kazanacağız? Bizler mükemmelliğe ve sonsuzluğa erişeceğiz. Realitemizin üzerine, evrenimizin yaratılışının ve tüm dünyamızın noktasının üzerine – Üst realiteye yükseleceğiz.

Bugünlerde birçok insanın içinde kalpteki nokta uyanıyor: zaten milyonlarca insanda uyanmış durumda. Ve henüz kalpteki noktası ifşa olmamış bu insanlar egoizme ek olarak krizi hissediyorlar. Onlar olumlu gücün eksikliğini duyuyorlar, artık o olmadan yaşayamayacaklarını hissediyorlar. Krizi düzeltmek zorunda olduklarını biliyorlar, çözümün birliğin içinde saklı olduğunu hissediyorlar ancak bunu nasıl realize edeceklerini anlamıyorlar.

Küresel ve bütünleşmiş dünyada, her şey birlik olmalı; doğa bize bunu gösteriyor. Bugün, doğa, hepimiz tek bir bütün olduğu yer olan sonsuzluk dünyasına ulaşmamız gerektiğini gösteriyor. İşte kriz tam olarak bu şekilde gizlice bizleri bu yöne işaret eder ve yönlendirir.

Kriz, bu amaca doğru yönlenmesi gereken insanların içinde, kalpteki noktayı ifşa eder, çalışmadan ve gruptan edinebilecekleri olumlu bir güç. Kalpteki noktanın yardımıyla, bu insanlar sonsuzluk dünyasına doğru bağımsız bir şekilde ilerleyebilirler. Ve krizin birleşme gücünü vermediği insanlar ise aşamalı olarak, kalpteki noktası uyanmış insanlardan açıklama alacakları hissiyatın eksikliğini hissedenlerdir, onlara bağlanacak ve amaç için onlarla birlikte hareket edeceklerdir.

İspanya Kongresi, 2. dersten

Sevinç İhsan Etmenin Bir İşaretidir

Dün kab tv’yi seyrederken son Kongremizin kültürel programının yayınını gördüm. Kongreye dünyanın dört bir yerinden katılan grupların farklı dans ve etkinliklerini sahneledikleri yayın vardı. Muazzam bir seyirci ve çok özel bir atmosfer vardı, bu yüzden gözlerimi yayından almam imkânsız hale geldi. Sonuna dek izlemek zorunda kaldım.

Hiçbir hayal kırıklığı ve keyifsiz yüzler görmedim zira herkes bu ortak arzudan etkilenmişti ve tüm salon sevinç, ümit, heyecan ve istekle dolmuştu. Ve hatta orada herhangi özel manevi ifşa yer almamış bile olsa ama basitçe, toplumun bu ruh hali bu yolda herkesi etkilemişti. Bunun parçası olan herkes bu anda mutluluğu ve sevinci hissetmişti.

Bu çevrenin etkisinin gücüdür ve ilerlemek için her an eksikliğini yaşadığımız tek şey budur. Yolda, ihsan etmenin ifşasının dışında talep edebileceğimiz başka bir şey yoktur, yani beni sadece ihsan etmeye, diğerleriyle bağ kurmaya bağlayacak ıslah ve başka bir talep yok, kendisi için (Hafetz Hesed (Merhamet niteliği))  herhangi bir şey arzulamayan Bina gibi.

Yaratan bizlerin O’na benzer hale gelmemizi istiyor: ihsan etmek için ihsan etmek ve daha sonra ihsan etmek için almak. İşte bu yüzden bizim ilerleyişimiz daima ”bilgi üstünde” olur, yani bizler ihsan etme niteliğinin yanı sıra hissiyatlarımızda beliren başka bir nitelik veya doyum için talepte bulunamayız. Daha ötesi, ihsan etme fırsatının bana verilip verilmeyeceği hakkında kaygı bile duymam. İçimde sürekli daha ve daha gelişen ihsan etmek için olan arzunun yanı sıra Yaratan’dan herhangi bir şey beklemem.

Dünya bu yaklaşımı henüz anlamıyor ve bizler de bu yaklaşımı bunun buradaki özünü işitmeye ve anlamaya aşama aşama yakınlaşabileceğiz. Tüm insanlık ıslahın bu sürecine girmiş bulunmaktadır ve bizler şunu anlamalıyız ki artık geri dönüş yok. Tarihi durduramayız. Tüm dünya bu yeni niteliğin – dünyayı yönetmeye başlayacak olan ihsan etme niteliği – doğrultusunda çok hızlı bir gelişimden geçiyor.

İşte bu yüzden Kabalistler manevi yolda amaca doğru bizi destekleyecek ve bize güç, arzu ve sevinç verecek bir çevrenin organize edilmesinin dışında başka diğer ifadelere sahip olmadığımızı söylerler. Bunun tümünü Yaratan’dan ve özellikle kendimizden alamayız, bunu ancak çevre verir.

İşte bu yüzden dağıtımımız Kongrelerdeki arzu, istek veren kültürel programlar gibi olayları vurgulamalıdır. Bu demektir ki ” iyiye bağlanmak” ki bizim seçimimizin parolasıdır. Bu tür,  birliği, sevinci aktaran programlar, daha ötesi her kişiye verilecek olan bu yaşamın gücüdür.

Kurtuluş İçin Umut

Soru: Zohar kitabını okurken niyeti tutmak veya aramızdaki bağı düşünmek ve metni kavramak neden bu kadar zor? Ne yapmalıyız?

Cevap: Eğer bir kişi kendisini çok ciddi bir hastalığın içerisinde bulmuş ve ona ” yarım saatliğine bu metni oku ve hastalığından nasıl kurtulacağını ifşa edeceksin” denmiş olsaydı, o zaman bu kişi için bu yarım saatin nasıl geçebileceğini hayal edebiliyor musunuz? Bu kişi için bu metne yoğunlaşmak zor mu olacaktı? Kişi, bu metnin içine girmek için, kendi ihtiyacı olanı anlamak için, orada bulabileceği şey için, ne tür bir şifa orada var ve nasıl ona gelecek, tüm bunları anlamak için, ne biçim baskı ve umut hissedecekti.

Her şey çevreye bağlıdır ki çevre Zohar metinine olan bu içsel yaklaşımı ”ısıtır”. Tüm diğer Kabalistik metinler, metinlerin kendi etkilerine bağlı olarak daha az bir çaba ile yararlı hale gelirler çünkü onları okurken aklı ve duyguları bağlayabiliriz ve bir şekilde onları kendimize bağlarız.

Tora (Işık), dönüşünde, ”cennetlerde” mükemmel, saf, edinilmeyendir. ”Saf” (Tmima) ne anlama gelir? Hiç kimsenin dokunamadığı. Bu Üst Işıktır. Bizler sadece onun bizlerin içinde ortaya çıkacak olan sonucu için bekliyoruz.

Sadece grup bana Zohar’ı okumaya olan yaklaşımı verir böylece ben tutkuyla bundan bir sonuç almayı isteyeceğim. Aksi halde bu gerçekleşmez.

Zohar’ı okumaya başladığımız zaman bizler zaten böylesi bir süreçten geçmeye başlıyoruz. İlk bir kaç ay boyunca insanlar bu ortak heyecanın her insanı etkilemesinden ve her insanın saran aydınlanmadan çabasına göre hissetmiş olmasından, kendi üzerinde Zohar’ın gücünü hissetmesinden dolayı çok arzuluydular.

Şimdi ise bu ilham azaldı çünkü başlangıçta biz bunu yukarıdan aldık, oysa şimdi bunu bizim kendimizin geliştirmesi gerekiyor. Doğa’da hiç bir şey kendiliğinden olmaz. Sizler başlangıç uyandırılması aldınız ve daha sonra bu sizden alındı bu yüzden sizin kendinizin buna eklemesi lazım, öyle ki yukarıdan olan ilhamın boşalmış yerini kendi çabanızla doldurmanız için.

Eğer bizler buna kendimiz eklemezsek daha sonra Zohar okuduğumuz 45 dakika boyunca ıslah için niyeti tutamayız. Eğer bir kişiyi uyandıramazsak, onun içinde içsel titreşimler uyaramazsak böylece o sadece kurtuluşun anlamıyla yüz yüze gelen hasta bir insan gibi hissedecektir, tek fırsat iyileştirmek ve hastalıktan korumaktır, elbette ki onun için niyeti tutmak ve metni kavramak zordur. İşin özü, o bizi suçlar çünkü biz bunun hayati zorunluluğunu hissetmesi için ona izin vermeyiz, yani amacın önemi.

Hep Beraber Mahsom’u Geçmek

Soru: Önümüzdeki kongrede Mahsom’u geçebilirmiyiz?

Cevap: Bu hepimizin arzuladığı ve ümit ettiği şeydir! ”Mahsom” bu dünya ile manevi dünya arasındaki bariyerdir, şöyle ki, adamın içinde egoistik niyetin ihsan etmek niyeti ile yer değiştirmesidir. Aralarındaki geçit, sınır çizgisi, delinmez bölücü, ”Mahsom” (bariyer) olarak adlandırılır.

Hepimiz eşsiz bir zamanda yaşıyoruz. Bizim neslimize kadar, herkes bu bariyeri, ”Mahsom” u, bireysel olarak geçti, kişinin içsel çabaları birikerek, yeterli bir ölçü toplanıncaya dek, ”bardak taşar” ve kişi için aniden yeni bir koşul ifşa olmuş hale gelir.

Bugün bizler önümüzde çok ve daha fazla bilinçli küresel bir dünyadayız. Ve bizim Kabalistik grubumuz geçmişteki on Kabalistin bir araya toplandığı gibi sadece bir avuç insan değil; şimdi tüm dünyada milyonlarca dostumuz var.

Bu yüzden, ben Mahsom’u geçme zamanımızın Tora’da tanımlandığı gibi: ”Tam bir ulus olarak” veya hep beraber, yeni bir çağda yaşıyor olduğumuzu düşünüyorum. Ümit ediyorum ki bu ifşa tüm dünya grubuna gerçekleşir veya en azından bizimle birlikte sürekli çalışma içinde bulunan bir kısma ifşa olur. Şöyle ki, kalabalığın içinden seçilmiş çok az insana olmayacak, ancak hepimiz hep beraber.

Tüm bunlardan sonra, süreç öylesine ilerlemiş safhalara ulaştı ki Kabala gizliliğin dışına çıkmış ve herkese açık hale gelmiştir. Kabala,  daha önceki zamanlar gibi sadece bazı izole gruplara değil, bizim grubumuz gibi daha geniş dünya çapında bir gruba dönüşüm getirmelidir.

Dünya’ya Birliğin Gücünü Nasıl Anlatabiliriz?

Soru: Birleşmiş Milletlerde (UN) Kabalistik metodu nasıl anlatabiliriz?

Cevap: Politikacılar ve farklı dinleri temsil eden dinsel aktivistlerle buluştuğum zaman, onlara eğitim hakkında doğru çevrenin ifadesi ile anlatırım. İnsanlar birbirleriyle doğru şekilde birlik olduğu zaman, onlar kendi çevreleri içerisinde birliğin ek bir gücünü keşfedecekler. Bu güç doğanın kendisi içerisinde kök salmıştır ve herkesi etkiler.

Bir grup insan gerçekten birlik olursa, her insan diğerleriyle bağ kurarsa, o zaman birliğin gücü, yani üst güç tam anlamıyla onların arasında doğar. Onların arasına yerleşir ve bir yer edinir, kendi varlığını. Bu, her dostun desteklendiği, grubun ortak birleşik gücünün ifade edildiği şekildir.

Kabala’da biz bunu ”birleşmiş” olarak addederiz. Bu, birliğimizin içerisinde açığa çıkan doğanın içindeki tek bir güce addedilir. Biz buna ”Yaratan” diyebiliriz veya değil, ancak bir yol veya diğeri, bu, algıladığımız ve birlikte çalıştığımız doğanın gerçek gücü.

Bu, bana belirlenmiş kurallara göre gelir ve benimle çalışır. O’na yakın hale gelmeme bağlı olarak onu ifşa ederim ve onu ifşa ettiğim zaman, onu değişen niteliklerim vasıtasıyla algılamaya ve etkilemeye başlarım. ”Yaratan” sabit bir kanundur ve ben onu HAVAYAH‘ın yapısına göre nasıl etkileyeceğimi bildiğim zaman, bunu hiç bir probleme gerek kalmaksızın yapabilirim, diğer güçleri etkilediğim gibi.

Buradaki tek fark bunun kolektif evrensel bir güç olduğudur. Ve işte bu yüzden gizlidir. Çünkü bizler henüz birlik değiliz. İşte bu yüzden bizler Yaratan’ı edinemiyoruz. Yaratan birliğin içerisinde ifşa olur, fakat biz şimdiye dek asla herhangi bir şeyi bu şekilde hissetmedik. Bizler birbirimizle bağ kurarsak, bizler tam anlamıyla doğanın aslını ortaya çıkarırız, diğer her şey sökülür, türer ve ondan yaratılmış hale gelir.

Bana göre Yaratan bu güç, çünkü her şey O’ndan gelir. Daha ötesi, ”Yaratan” (Gel gör)  : ”gel ve gör” (Gel – Gör) demektir. O’nunla bağ kuruyorum ve daha sonra O’nu görüyorum ve O’nu, aksiyonun, tüm hissiyatımın içinde ifşa ediyorum.

Doğal olarak, hemen şimdi bu açıklamalar canlılığını yitirir. Biz birleşmediğimiz sürece onlar duyularda ortaya çıkmaz, sen O’nu bu birliğin içinde ifşa edeceksin. Formül basit.

Yaratan’ın ifşası, bizlerin egoizm ve yabancılaşmamızın merkezkaç kuvvetiyle beraber 125 dereceye bölünmüştür. Bu yabancılaşma kuvveti 5 büyük dereceye bölünmüştür ve her bir derecede başka 5 dereceye bölünmüştür ve bunlarda aynı zamanda 5 başka dereceye bölünmüştür. Bu toplamda karşılıklı reddedilişin125 derecesidir. Ancak ben yakınlaştığım zaman, bu reddedilişi birliğe çevirdiğim zaman, 125 dereceyi yükselerek ta ki mutlak birleşmeye ulaşıncaya dek Yaratan’ı ifşa ederim – birliğin kuvvetinin bütün, mutlak ifşası.

”Allah” ve ”doğa” Gemetria’ya göre aynı anlama gelirler. Burada mistisizm yok. Gel (Bo) ve Gör (Re) – Yaratan’dır (Bore).

Özellikle yurtdışında değişik forumlarda farklı aktivistlerle konuştuğum zaman aynı şeyleri söylüyorum. Bu aynen konuşmak için bazen farklı kelimeleri kullanmaya benzer.

Birleşmek İçin Dürtü

Bugün İnsanlık birleşmeye çalışıyor. İnsanlar içgüdüsel olarak anladılar ki birlik olmak tek başına olmaktan daha iyidir. Farklı ülkeler kendilerini güçlendirecek ve daha başarılı yapacak bir birliğe girmek için anlaşmalar üstüne anlaşmalar yapmaya çalışıyorlar. Ancak bunu yapmakta başarılı oluyorlar mı? En sonunda görüyoruz ki bu durum çatışmalara ve hatta savaşlara götürüyor. Problem olduğu yerde halen duruyor: Nasıl birlik olacağımızı bilmiyoruz.

Halbuki güçlendirmek için olan dürtü insanlığa zaten uzun yıllardır doğal olarak nüfuz etmiştir. Bu, halkların ve insanların içselliğinde olan ortaklıktır: Ben kendimi korurum ve yinede bununla beraber diğerleriyle birleşmenin buna değer olduğunu görürüm. Hep beraber tekeli yaratacak ve diğer bir başkasından daha güçlü hale geleceğiz.

Bu dürtü henüz zayıflamadı ve zamanla bizlere çok büyük problemler getirecek ve öyle ki doğanın kendisi bizleri birleşmeye zorlayacak. Bize şu an ifşa olan ise tek bir, küresel, bütün bir entegre olmak için kaynaşmak, tamamen birbirini tamamlamak, mükemmel, bütün ve tüm parçalarının birbirine bağlı olduğu ”yuvarlak dünyayı” kabul etmek zorunda olduğumuzdur.

Eğer doğa bu yolla meydan okumayı devreye koyarsa o zaman bizler şimdi insan toplumunu nasıl inşa etmeliyiz? Tüm bunlardan sonra, egoizm problemi sadece insan toplumu içinde yoğunlaşır. Egoizmin birliğe karşı çalıştığı tek yer budur. Sonuç olarak, birleşmeye kabiliyetimizin olmadığını keşfederiz.

Yaratan neden bizi birbirimizden farklı ve benzemeyen yaparak, bu engeli önümüze koydu? Eğer bizler aynı olsaydık, bu durumda herşey net olacaktı. Her kişi belli bir miktar verir ve belli bir miktar alır ve sorun çözülmüş olurdu.

Ancak bizler farklıyız ve bu yüzden hiçbir bireysel çıkara bağlanmaksızın egoizmin üzerine yükselmeli ve ihsan etmek niyetini etkin hale getirmeliyiz. Sadece bu koşulda insan diğerleriyle tamamiyle bağ kurabilecektir. O zaman kişi ihsan etmek için ihsan etmeye ulaşacaktır ve daha sonra – ihsan etmek için almak. Herkes yalnızca bu yolda yer alırsa aramızdaki mükemmel birlik su yüzüne çıkacaktır.

İşte bu yüzden bizler aynı yaratılmadık: Çünkü aksi halde bizler problemi materyal, hayvansal seviyede çözecek ve bir karınca yuvasındaki karıncalara benzer eşitliğe gelecektik.

12.05.2011 tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. bölümünden. ”Barış”

Toplam 13 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.« İlk...89101112...Son »