Category Archives: Birlik

Hangi Grubu Seçeyim?

Soru: Maneviyatta ilerlemek için nasıl bir grup seçeyim?

Cevap: Bugün, bir kişinin maneviyatta ilerlemesi için dağıtım yapan bir grup seçmesi gerekir. Günümüzde, sadece geniş çapta dağıtım yapabilen bir grup bizi maneviyata yönlendirebilir. Bu durum yıllar önce bu şekilde ortaya çıktı ancak şimdi tüm gücüyle kendini kanıtlamıştır.

Ne yaptığını bilen, kendilerini çok fazla da önemli olarak görmeyen ve merkezi grubun prensiplerini takip eden bir grubu seçmelisiniz. Eylemlerinin ayrılığa yönelik olmaması önemlidir ve yerleşme zamanı için az vakit geçiren. Daha ziyade mesajımızı yükselten ve dağıtan bir grup.

İşte böyle bir grup seçmelisiniz. Bunun zıttını yapan ve kavga edenlerden kendinizi uzak tutun. İyi bir grup kendi içine düşen değil sadece dışına doğru bakandır.

12.09.2011 Tarihli New York Dersinden

İlk Bölümün Sonu. Sırada Ne Var?

Bizler bağ kurmanın egoistik sisteminin küresel ve entegral inşasını bitirmiş olduğumuz bir noktaya eriştik. Bizler elimizden geldiği kadar mümkün olan tüm her şeyi birbiriyle bağladık, tüm bankalar ve ticaret; tam bütün bir daireye geldik. Açıkçası bu aksiyonlar egoistik motivasyon ve ıstırabın baskısıyla yapılmıştır: Para, onur ve güç için olan arzu.

Bu küresel ve entegral egoistik sistemi bitirdiğimiz anda; sistem kırılmaya başladı. Bu kırılmalar içimizde bir kriz hissiyatı uyandırıyor. Şimdi ise eylemlerimiz Kabala metoduna göre olmalı ve bizler aramızdaki ilişkilerimizi buna ek olarak aynı şekilde dünyaya olan ilişkilerimizi düzeltmeye çalışmalıyız.

Bu muhakemelerin hesabında MAN (dua) yükseltiriz ve Islah Eden Işık ifşa olur. Bu Işık herkesin bireysel egosunun içerisinde dönüşümler yaratır ve kişinin bir diğeri ile olan ilişkisini değiştirir. Işık bu küresel ağ içerisinde bize ifşa olan durumlarla beraber bizi dengenin içine getirir öyle ki Işık için daha uygun hale gelebilelim.

Her seferinde bu ağ kendisini bir diğerine ihsan etmek bağlamında daha küresel ve entegral olarak ifşa edecektir ve her seferinde bizler küresel ağa uyum içinde bizi ıslah edecek olan Yukarıdan gelen bu gücü etkilemek için daha sıkı çalışacağız.

İhsan etme gücü kendisini daima aramızda ifşa edecektir ve her birimiz kendisini onunla dengeye getirmeye emin olmalıdır. İlk önce Yaratan Kendi ucunda ihsan etme gücünü ifşa eder ve kendimizi buna göre değiştirmemiz bize bağlıdır.

Ancak, eğer bu ağın ifşası bizim bağımsız ilerleyişimiz eşliğinde değilse, bunu bir kriz olarak hissederiz.  Koşul, bizlerin bir şeylere bağlı olduğumuz durum olan bir diğerinden kar veya çıkar sağlayamayacağımız noktaya kadar sadece daha kötüleşecektir. Kendimize tahammül edemeyeceğimiz bir noktaya varıncaya kadar sürebilecek ve daha sonra bir çözüm araştırmak için mecbur edileceğiz.

Tüm bütün bunlar Kabalistik bakış açısından açıklanmalıdır zira insanlar kendi problemlerini çözmekte başarılı olamayacaklar. Bu koşulda tek çözüm savaş olur. Bir şeyleri bilmek ve doğru bir şekilde hareket etmek için, küresel ağ ile anlaşma içinde olacak olumlu içsel değişimin en azından minimal bir seviyesini yapmamız gerekmektedir.

İşte bu yüzden bu koşulları Yukarıdan gözlemleyen Kabalistler, eylemlerimiz için bizlere tavsiye vermelidirler. Bu her zaman bu şekilde oldu, hatta tüm seviyelerde ve tüm zamanlarda peygamberler ve Kabalistlerde bile.

02.09.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, Rabaş’ın Yazıları

İnsan Olmak İçin Bir Talep

Bugün bizler birliğin gücünü edinemezsek eğer ayakta kalamayacağımızı keşfediyor olduğumuz özel bir durumun içinde kendimizi buluyoruz. Fakat aynı zamanda, inceleme yapmalıyız: bu güce neden ihtiyacımız var?

Bu inceleme bu dünyanın seviyesinde hayatlarımızı daha rahat duruma getirmek için mi, öyleyse bizi yöneten bu kötü gücün yerine kendimizi kutsallığın gücüne doğru yönlendirmeli ve mevcut seviyemizle dengeyi kazanmalıyız? Veya ihsan etmenin gücüne yükselmeyi mi istiyoruz öyle ki bu güç bizde hâkim olsun ve bunun içinde ve kendisinde ihsan etmenin yüceliğini ifşa edelim?

Belki de bizler ihsan etmenin gücünü esas olarak bu dünyada barış içinde yaşamak ve almanın gücü ile dengeye gelmek için kullanmayı arzularız. Bu durumda, ihsan etmenin gücünü egoizmin gücüne yardım etmek için kullanmayı isteriz ki buna da almak için ihsan etmek denir. Veya bizler ihsan etmek için mi almayı edinmek istiyoruz?

Soru şudur: Bizler ihsan etmek niteliğini mi yönetmek istiyoruz yoksa egoistik niteliği mi? Bizim bütün özgür seçimimiz bu noktada yatmaktadır. Bu durum  ‘18 kutsanmanın duası’ denen duanın içinde tarif edilmiştir – hangi merhamet için talepte bulunuyorum?

Ben ihsan etmek seviyesine yükselmek ve Yaratan’a haz vermek, mantık ötesi inancı edinmek, tüm arzularımı ihsan etmek için kullanmak ve hatta tüm arzularım ihsan etmek için çalışsın diye ihsan etmek hatırına almak için mi istiyorum? Yoksa bu dünyada sadece daha rahat etmek için mi konuşuyorum?

Tüm fark burada ortaya çıkar: Hayvani seviyede mi yoksa insan seviyesinde mi var olacağım? Bu ikisi arasındaki fark sadece tek bir niteliktir. Hayvani seviyede hayatımızı bedensel bir hayat olarak hissediyor ve dünyayı şimdiki hissettiğimiz şekilde algılıyoruz: Bedenimiz ve bedenimizinde içinde olduğu her şeyi saran dünya.

Bizler bu bedenimizin varoluşu için yaşıyoruz, herkes kendisi için yaşıyor. İşte bu yüzden daha hoş daha rahat ve barışçıl bir varoluşu edinmek için hayatlarımız ile ihsan etmek gücünü dengeye getirmekte istekli davranıyoruz. Yoksa insan seviyesine ve bu alma maddesi üzerinde sonsuz bir varoluşu edinmeye mi yükseliyoruz?

Duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerde madde daha alt seviyelerde sona erer. Dünyamızda başka bir derece yok, insan seviyesi yok bu dünyada. İnsan seviyesi akıl ve kalbi yani arzu ve düşünceyi, analizi içeren bir seviyedir.

Aklımızdan ve kalbimizden büyüyen budur, hayvani bedenimizden değil. Bilgi genleri (Reşimot), kırılmadan gelen veri birleşirler: kalplerin, arzuların hepsi tek bir kalpte tek bir adam gibi birleşir ve aynı zamanda tüm niyetlerimiz yani düşüncelerimiz ve aklımız da birleşir. Bu birlik adam görüntüsünü yaratır – madde içinde var olmayan kesin bir varlık, bir beden içinde atom ve moleküllerin katılımıyla birleşmiş bir varlık değil.

Bizler bunu düşüncelerimiz ve arzularımızın tümünün birleşmesiyle kendimiz yaratıyoruz. Yaratan’a ‘benzer’ (Dommeh) anlamına gelen insan derecesi (Adam) denen daha yüksek bir seviyede var olmaya başlamamız işte bu şekildedir. Daha sonra tüm arzularımız ve niyetlerimiz manevi bir kap gibi – içeride bir arzu ve arzunun üzerinde bir perde – hareket ederler.

İnsanoğlu veya AssiyaYetzira ve Beria dünyasının insanı,‘insan öncesi’ (Adam Kadmon) kelimesinin anlamı budur. Ancak bedenimize insan denmez. İnsan dediğimizden geleceği umuyoruz bizleri insan olacak hale getirecek seviyeye ulaştırmasını ümit ediyoruz.

İşte dua bunun için olmalıdır: kalplerimizi yani arzularımızı, düşüncelerimizi ve niyetlerimizi biraya getirmesi için bize yardım etsin öyle ki bunların dışına çıkarak, bağımsız bir bireyin, adamın görüntüsünü tamamlayabilelim.

25.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Alışkanlık Olmuş Egoizmin Ağırlığının Nasıl Üstesinden Gelebilirim

Soru: İçsel çalışmanın bir alışkanlık haline gelmesi gerektiği yazılır. Fakat diğer taraftan da, kişi kendi dünyasını ve tüm geçmiş alışkanlıklarını terk etmesi ve bilinmeyen bir yere girmesi gerekir, Yaratan’ın İbrahim’i gönderdiği gibi veya ‘Kızıl Denizi’ geçmek gibi. Bu yeni yolu nasıl yarabilirim zira hissediyorum ki eğer şimdiki durumumda kalırsam hep aynı yerde kalacağım?

Cevap: Bu çok bilgin bir gözlemdir. Alışkanlık mevcut seviyemizi edinmek için iyidir. Ancak bunun üzerine yükselmek için, kişi kendi toprağını terk etmelidir, İbrahim’in yaptığı gibi. Eski bir alışkanlığı terk etmek yeni bir alışkanlığı edinmeyi arzulamak demektir. Ancak bizler sürekli yeni bir alışkanlık, yeni bir doğa, yeni bir derece ediniyoruz.

Eğer bir şeyler öğrenmek istiyorsak o zaman bir uzmandan örnek almalıyım. O’na (uzmana) göre bu bilim alışkanlık haline gelmelidir, ancak benim için durum böyle değildir. O alışılmış bir anlayışa, edinime ve davranışa sahip oysaki ben değil. Ancak ben de onun gibi aynı hale gelmek istiyorum. İşte bu yüzden daha önce edinmiş olduğum ve halen mevcut alışkanlıklarımı arkamda bırakmak zorundayım. Bu seviyeyi geçtiğimde hemen daha yüksek olan bir şeye bağlanırım.

Hâlbuki maneviyatta bunu yaptığım zaman, Üst Olan’ın dışsal davranışından ziyade içsel davranışına bakmalıyım. Dışsal olarak baktığımda hiçbir şey göremeyeceğim. Ben bir şekilde onun içsel tarafına nasıl bağlanacağımı, onda hangi niteliği ifşa etmem gerektiğini, onun bu seviyesine yükselmek için onu nasıl kullanacağımı ve ondan ne öğreneceğimi incelemeliyim.

Beni yükseltmesi için ondan talepte bulunmalıyım çünkü kırıklıklarım gibi eski alışkanlıklarım tarafından geri tutulmaktayım. Bir taraftan, onlar (alışkanlıklarım) beni bu seviyede destekliyorlar ancak diğer taraftan ise onlar bana yapışmış durumdalar ve daha fazla yükselmeme izin vermiyorlar.

Bu alışkanlıklara, bu bağlanmalara karşı beni ileriye doğru çekecek özel bir güç edinmeliyim. Bu alışkanlıklar yer çekimi kuvveti gibidir, yeryüzünden uzaklaşmama izin vermeyen bir ağırlık gibi. Eğer 100 kilo ağırlığındaysam o zaman beni yukarıya çekmek için bu ağırlıktan daha büyük bir kuvvete ihtiyacım vardır. En azından 101 kilo olmalı aksi halde yukarı çıkamayacağım.

Maneviyatta da aynı şey geçerlidir. Üst Olan’dan şimdiki alışkanlık ve kuvvetimden daha büyük bir kuvvet vermesi için talepte bulunmalıyım. Bunlar çok basit mekanik örneklerdir.

Yaratan’dan alışık olduğum benim önceki tüm doğamı iptal etmesini nasıl talep edebileceğim! Bizler kendi eski battaniye ve yastıklarına çok bağlı küçük çocuklar gibiyiz ve hiçbir şey için bunların gitmesine izin vermekte hemfikir olmayız. İşte bu yüzden beni tutacak ve eski sevdiğim alışkanlıklardan beni alıkoyacak ve yeni daha yüksek alışkanlıklar bana kazandıracak bir çevreye ihtiyacım vardır!

Bu sanki içsel bir sesin size ‘kendi toprağından İleri git’ der gibidir – bu Yukarıdan bir uyandırılıştır. Yaratan’ın İbrahim’e dediği buydu. Bizler kendi alışkanlıklarımızın içine batmış durumdayız ve onların içinden çıkmayı dahi düşünemiyoruz. Alışkanlıklarımın içinde, kendimi emin ve daha güvende hissediyorum. Eğer bir kişi kendi alışkanlıklarını terk etmek için herhangi bir ilham hissederse işte bu ona Yukarıdan geliyor demektir.

19.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Şamati

Her Şeyden Önce, Neyi Düzeltmeniz Gerektiğini Hesap Edin

Sadece kişi dostuna yakınlaşmaya çalıştığı ve onun bağ kurmaya çalıştığı zaman kendisinin 613 düzeltilmemiş arzunu ifşa eder. Sadece o zaman kişi kırık ruhunu açmaya başlar ve neyi düzeltmesi gerektiğini anlar.

Arzularımı ‘diğerlerine olan nefretimin üzerine çıkmak’ niyetinde düzelttiğim zaman, kendimi Bina’nın (Hafetz Hesed, merhamet içinde haz almak) seviyesinde düzeltirim ve Hassadim (merhamet) Işığı ile doldurulurum. Bu durum benim kendi egomdan tamamen özgür olduğum anlamına gelir. Daha sonra aşama aşama tekrar bu egoya dostuma hizmet etmek için dönerim, buna 365 arzuyu, AHP’yi ıslah ederek, ‘dostunu kendin gibi sev’ denir.

Bu her iki safha da sadece birbirimizle olan bağlantımızın içinde ifşa olan bu arzularla ilgilidir. Eğer diğerleriyle bağ kurmak arzum yoksa bu demektir ki neyi ıslah etmem gerektiğini henüz ifşa edemedim. Bizlerin genel arzuları yiyecek, cinsellik, aile, para, güç ve bilgi içindir ki bunları ıslah etmeye gerek yok. Bunları nasıl zevk alıyorsan öyle kullan.

Eğer ben bilgi ve güç için çabalıyorsam, bu diğerleriyle bağ kurmak için olan bir arzu değildir. Çalışma almak arzusunun yerine ihsan etmek arzusunu ifşa ederek bu bağlantı içerisinde ilerlemek için çabaladığımda başlar. Daha sonra bunu ne kadar istemediğimi ifşa ederim. Bu arzu eksikliğine ‘kötülük’ denir ve bu bana yaratılış olarak ifşa olur.

Tam olarak bu arzu, ihsan etmek niteliğini ifşa etmeye çalıştığım zaman diğer dostumla olan bağlantıyı bir itilme olarak hissederim, işte buna egoizmin kötülüğü denir. Bu durum ıslah edilmeli ve iyiye dönüştürülmelidir. Benim bu durumda sıkı bir şekilde yaptığım hareket ise ‘Kötü eğilimi Ben yarattım ve şifa olsun diye Tora’yı (Işığı) yarattım’ sözünde açıklanmıştır çünkü Tora’daki Işık ıslah eder ve ben bu formülü adım adım realize ederim.

15.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinden, Sevgi Gününden alıntılardan seçilmiştir.

Atlayın Ve Ardınıza Bakmayın

Soru: O’nun zamanında, Baal HaSulam, sanki kapalı bir kapıya dayanmış gibi görünüyor, halkı tehlike konusunda uyarmak için çaba sarf ediyor. Ve o neler olduğunu anlamıştı. O bu çıkmazda nasıl pes etmedi?

Cevap: Bu bir çıkmaz değil. Başarı bizim ellerimizde ve bizim gidecek başka bir yerimiz yok – hareket etmeliyiz, özellikle bu zamanda, tüm dünya krizde iken. Bugün bizler artık özel bir ulusun, İsrail’in hayatta kalması hakkında konuşmuyoruz çünkü çöküş gördüğün her yerin yakınına kadar geldi.

Herkesin artık her şeyin kötü olduğunu gördüğü ancak hiç kimsenin çözümünün olmadığı özel bir durum ortaya çıkmıştır. Bunlar zayıf ve güçlü arasındaki çelişkiler değil veya zengin ve fakir arasındaki ilişki ancak tersine, bir kaç ay içinde en radikal formda ifade edilir hale gelecek küresel bir problemle karşı karşıya kalacağız.

Bu koşullar altında bizler daha ve daha güçlü bir şekilde birlik olmalıyız. Şüphesiz, bu zor olacak. Kızıl Denizi geçmek gibi: suya atlayana kadar hiçbir yere gitmeyeceksin. Fakat atlamak için tüm koşullara sahipsin.

Mahsomu geçmek sorunlu bir çabadır. Ardınıza bakmadan atlamanız gerekmektedir ama bunu yapmayı başarabileceğiniz konuma erişmelisiniz.

14.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden, ‘Ulus’

Firavun Hangi Boyutlara Gelmek Zorundadır?

Soru: İyi hareket edemediğim ve hislerim tarafından yönlendiriliyor olduğumu bildiğim zaman hata yapmaktan nasıl kaçınabilir ve kendimi durdurabilirim? Ve diğer taraftan,  büyümek için düşmemiz gerekiyor…

Cevap: İşin özü, ‘Haktan yana olan biri binlerce defa düşer ve yükselir.’ Sadece birçok düşüş ve hayal kırıklığı, büyük acı ve hatalara dikkatimizi vermeliyiz ancak bu şekilde nihayetinde son karara ve anlayışa varırız, egoistik doğamızın üzerine yükselmek. Sonunda, egoizmimizin içinde olduğumuz sürece akıl ve duygularımız asla bir araya getiremeyeceğimizi anlarız.

Bugün dünyada tüm ülkelerde gördüğümüz resim budur. Aklen bugün herkes korkunç bir krize giriyor olduğumuzu anlıyor ancak kendimizi durduramıyoruz. Egoizm adamı ileri doğru itiyor, akıldan daha güçlü ve bu yüzden adam egosuna göre hareket etmeye devam ediyor.

Adam kendi başına bir şey yapamıyor. Dünyaya ne kadar seslensek veya uyarsak önemsiz zira hiç kimse bizi işitmeyecek. Ancak bizlerin bunu yapmasındaki amaç herkese Kabala’yı, ıslahın bir metodunun var olduğunu göstermek içindir. Daha sonra gerçeklerle yüzleşildiği zaman, adam her köşede, ekonomide, yetiştirilişinde ve diğer başka her şeyde tökezliyor olduğunu gördüğünde pratikte ikna olacaktır. Ve bundan sonra adam Kabala’nın ıslah hakkında konuştuğunu anlayacaktır. Aksi halde aynı şeyi binlerce defa tekrarlarsınız ve kimse de sizi dinlemez.

Dünya, aklın ve duyguların iki kutup gibi asla birlik olamayacağı umutsuzluğuna ve anlayışa gelmeyene kadar bu çözümü kabul etmeyecektir. İnsanlar yeni yanlışlar yapmaya devam edeceklerdir. Ve bu durumlar olduğu sürece hiçbir şey onlara yardımcı olamayacaktır. Tek çözüm ise manevi amaç için duygularımızın ve materyal aklımızın üzerine yükselmektir. Orada aklını ve kalbini orta çizgide birleştirebilirsin ve ancak o zaman başarılı olursun. Bunun sebebi onlar tek bir sarmal içinde beraber çalışmaya başlayacakları içindir. Kalp anlayacak!

Ancak dünyamızda bu asla olmaz ve bizler sürekli seçmek için zorlanırız; ya kalp veya akıl. Biri veya öteki!

Her geçen gün bizler biraz daha krizlerin içine doğru çekiliyoruz. Bugün krizin yeni bir dönemeci başlıyor ve yakında görünür hale gelecektir. Bir darbe, bir darbe daha ve diğeri – ve nihayetinde adam anlayacaktır. Firavun, egomuz, zevk alma arzumuz bizi Yaratan’a daha yakına getirecektir, öyle ki ondan (Firavundan, egomuzdan) kaçmanın ve saklanmanın gerekliliği anlayışına bizi zorlayarak getirir.

Sanki Firavun İsrailoğullarının nihayetinde ondan kaçacağını biliyor. Öyleyse, neden kendisini darbelerin altına bırakmak zorunda kaldı? Zira Firavun bu şekilde yaratıldı – o kendisini darbelere getiriyor. Kişi acı çekiyor ve bu kötülükten kaçmaktan başka hiçbir seçimi yok.

Firavun içimizdeki Yaratan’ın zıt yansımasıdır. Buradaki tek soru: Firavun hangi boyutlara ulaşmalıdır ki karar verip ondan kaçalım? Bu Kabala’nın dağıtımına bağlıdır, insanların anlayışına ve bizlerin bir grup olarak birleşmemize.

08.08.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati

Dostunuzu İncitmeyin

Soru: Bir kişi ihsan etme niteliğine yaklaştığı zaman, onun bu çalışması grubun içinde nasıl yansır?

Cevap: Kişi sürekli karşılıklı sorumluluğun hissiyatını korumaya çalışır öyle ki dostları hiçbir eksiklik hissetmesinler, karşılıklı ihsan etme niyetini kuvvetlendirsinler, bunu unutmayın ve bir an bile bu yönde çabalarınızdan vazgeçmeyin. Daha sonra, dostları da aynı zamanda onu etkiler ve amacın öneminin hissiyatı ve kalplerin sıcaklığı onların arasında hüküm sürer.

Kişiyi ilgilendiren budur. Dostlar hakkındaki düşünceler kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerden çok daha efektiftir. Korku ve diğer dışsal hesaplamalar ile teşvik edilen kişisel ilerleyiş hakkında endişe kişiye sadece küçük bir ıslah getirecektir. Diğer taraftan eğer kişi yatırımını diğerlerine yapmak yönünde çaba sarf ederse, kesinlikle doğru yolu tutuyor denir.

Grubun bağını, dostların birliğini hedeflemeyen düşünceler, niyetler geçmiş maneviyata yönlenir. Onlar bu durumda Islah Eden Işığı çekmezler. Önemli olan sadece grubun içinde ne yapmaya niyetlendiğinizdir. Dostların birliği, onların geleceği hakkında endişelenirseniz, buna meyve veren manevi çalışma denir ve bunun dışında hiçbir şey çalışmayacaktır.

Kısa bir tanım var. ‘‘Kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma’’. Diğer bir ifade ile hayatta dostunu nasıl incitmeyeceğin hakkında düşünmekten başka hiçbir şeye sahip değilsin. Bu senin egoizmin için şimdilik yeterlidir. Kendini her an, her ifşa olan arzunun içinde düzeltmeye çalış, dostunu nasıl incitmeyeceğin hakkında düşün sadece.

Bunu yap ve başaracaksın: dostunu incitmeden hareket etmek arzusunda olduğun zaman, ona karşı iyi bir yaklaşım senin içinde aniden ifşa olacaktır.

10.07.2011 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 5. bölümünden ‘Matan Torah’ (Tora’nın Verilmesi)

Bağlayan Link

Tora (Işık), ıslahın metodu, ıslahla ilişkili olan ve olmayan arzuların kaynaşmış olduğu yer olan antik Babil’de ifşa olmuştur. O zamandan buyana, ıslahın metodu insanlığın içinde hep var olmuştur.

Neden bu metodu insanlığın çok küçük bir kısmı öğreniyor? Metot başlangıçta kendine çekilmiş olanlar tarafından, metodun kendileri için olduğu, form eşitliği kanunda hissedenler tarafından emildi. Diğerleri ise “dolambaçlı yolu” aldı.

Buradaki soru herhangi bir halka değil tüm dünyaya verilmesi hakkındadır. Neden herkes bu metodu bulamıyor? Neden arzular, niyetler tüm insanların içinde ıslaha yönlendirilmiyor?

Cevap bulmak için, kabların kırılmasına dönmeli ve neden her şeyin bu şekilde olduğunu görmeliyiz? Bazı kablar almak arzularına ilişkilenirler ve diğerleri daha çok vermek arzularını içinde barındırırlar. Bunlar birbirleriyle karışmış haldedirler ve sonuç itibariyle, diyelim ki kabların yüzde 99’u kendilerinin ıslahını arzulamayı başaramıyorlar. Onlar kendilerini ileriye çekecek olan Yaratan’a doğru yönlenmiş noktayı talep ediyorlar ki bu şekilde, onlar ve ıslah eden Işık arasında bağlantıya gelirler.

Benzer şekilde, kalpteki noktası olan insanlarda aynı zamanda bağlanmaya ihtiyaç duyarlar; Işık’ın çekildiği kitaplar vasıtasıyla. Bir “kitap” Kabala’da ifşa demektir. Kitap, Işık’ı gruba çekmeye yarar, yani birleşmek için ihtiyaç duyulan arzuya. Dolayısıyla, manevi yolda, “adaptör” rolü, hoca, grup ve kitaplar tarafından oynanır. Ancak, hazırlık olmadan insanlar sadece acı ile kurar ve gelişim için şimdi hazır olanlarla bağ kurmaya ihtiyaçları vardır.

Bu emir kabların kırılmasının sonucudur. Buradaki gerçek,  alma kabları kendilerini verme kabları, Bina’nın Işık’ı önünde düzeltemez, onlarla bağ kuramaz yani Malkut’la. Sadece Bina ve Malkut arasındaki bu birleşim onlara yükselme şansı verir.

Bazı verme kabları Atzilut dünyasına, Galgalta ve Eynayim’e (GE) ilişkilenir. Halbuki Beria, Yetzira ve Assiya dünyalarının kabları AHP (Avzen – Hotem – Peh) ile ilişkilenir. Kırıklıktan dolayı GE, AHP’nin içine düşer. Islahlar yaparak bizler tekrar GE’ye yükseliriz ve eğer AHP de GE’ye bağlanmışsa o da yükselir. İlkönce sadece GE kabları yükselir zira İsrail kendisini ıslah eder. Daha sonra aynı şekilde İsrail AHP’yi de ıslah eder.

Bu ıslahın sıralanışıdır. Başlangıçta, AHP için niyetlenir ve amaç onu ıslah etmektir.

Ayrılıktan Birliğe

İnsan toplumu iki parçaya ayrılır. Kalpteki noktası uyanmış olanlar insanlığın çok küçük bir kısmını oluştururlar; bu biziz. İnsanlığın geri kalan kısmının kalpteki noktası yoktur, halen onların içinde çok güçlü egoistik arzular vardır.

İki güç, olumlu ve olumsuz, içimizde hareket eder. Bizler, egolarımız arasında oluşturduğumuz bağ ve kendimizi çalışma ile geliştirerek manevi dünyayı edinmek için olan arzu ve çevreden aldığımız güçler vasıtasıyla ileri doğru hareket ederiz. Bu iki gücün (olumlu ve olumsuz) bağlanması sonucu olan birleşmeye orta çizgi denir.

Geri kalan insanlar Kabala ilminin açıkladığı gibi başka bir alternatiflerinin olmadığını hissederek aşama aşama bizlere bağlanırlar: Onlar egoizmleri de her zaman doyumu talep eder, bu yüzden acı çekecek. İnsan gelişiminin sürecinde adamın egoizmi sürekli büyümüş ve mümkün olduğunca kendisini doldurmaya uğraşmıştır. Bugün, ego doyumu edinmek umudunu kaybetmiş olduğundan, krizle yüzleşmiştir.

Bu durum insanları, kime ve nasıl yakınlaşacaklarını bilmeseler dahi bize yakınlaştırmak için yüreklendirir. Onların yollarını kolaylaştırmak için, Kabala Bilgeliğini dağıtmalı ve krizin düzeltilmesinin metodu olduğunu açıklamalıyız. Bizlere bağlandıklarında, hep birlikte orta çizgide çalışıyor olacağız dolayısıyla sonsuzluk dünyasına ulaşacağız.

Sonuç olarak ne kazanacağız? Bizler mükemmelliğe ve sonsuzluğa erişeceğiz. Realitemizin üzerine, evrenimizin yaratılışının ve tüm dünyamızın noktasının üzerine – Üst realiteye yükseleceğiz.

Bugünlerde birçok insanın içinde kalpteki nokta uyanıyor: zaten milyonlarca insanda uyanmış durumda. Ve henüz kalpteki noktası ifşa olmamış bu insanlar egoizme ek olarak krizi hissediyorlar. Onlar olumlu gücün eksikliğini duyuyorlar, artık o olmadan yaşayamayacaklarını hissediyorlar. Krizi düzeltmek zorunda olduklarını biliyorlar, çözümün birliğin içinde saklı olduğunu hissediyorlar ancak bunu nasıl realize edeceklerini anlamıyorlar.

Küresel ve bütünleşmiş dünyada, her şey birlik olmalı; doğa bize bunu gösteriyor. Bugün, doğa, hepimiz tek bir bütün olduğu yer olan sonsuzluk dünyasına ulaşmamız gerektiğini gösteriyor. İşte kriz tam olarak bu şekilde gizlice bizleri bu yöne işaret eder ve yönlendirir.

Kriz, bu amaca doğru yönlenmesi gereken insanların içinde, kalpteki noktayı ifşa eder, çalışmadan ve gruptan edinebilecekleri olumlu bir güç. Kalpteki noktanın yardımıyla, bu insanlar sonsuzluk dünyasına doğru bağımsız bir şekilde ilerleyebilirler. Ve krizin birleşme gücünü vermediği insanlar ise aşamalı olarak, kalpteki noktası uyanmış insanlardan açıklama alacakları hissiyatın eksikliğini hissedenlerdir, onlara bağlanacak ve amaç için onlarla birlikte hareket edeceklerdir.

İspanya Kongresi, 2. dersten

Toplam 14 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.« İlk...89101112...Son »