Category Archives: Birlik

Bizim Islahımız Nedir?

Baal HaSulam, “Dünyada Barış”: Nesiller boyunca, dünya yenilikçilerinin zayıflığını anlamanın anahtarı budur. Onlar; insanı düzgün işlemeyen ve tamire ihtiyacı olan bir makine gibi, yani bozuk parçalarını çıkarmak ve onları iyi parçalarla değiştirmek olarak gördüler.

Gerçek şu ki, insanda hiçbir kusur yoktur ve onda hiçbir şeyin değiştirilmesi gerekmez. Her şey ona doğa tarafından verildi, birbirinden çok farklı olumsuz nitelikler ve hatta öldürme, soygun yapma arzusu vb. hepsi ona Yaradan tarafından verildi.

Islah, kişiyi hapse atmak ya da asmak değil, içselliğini düzeltmesi gerektiğini anlayabileceği çerçevelere entegre etmektir, böylece başkalarıyla ilgili en olumsuz dürtülerinin ötesinde başkalarıyla bağ kurma dürtüsü hissedebilir.

Kişinin olumsuz niteliklerini yok etmeden bir sonraki seviyeye yükselmesi ve diğerleriyle ilgili olumsuz dürtüleri yerine olumlu dürtüleri edinmesi gerekir.

Negatif ve pozitif dürtülerini bu şekilde sergilediğinde, aynı alanın negatif ve pozitif kutupları arasında olduğu gibi, aralarındaki manevi durumu hissetmeye başlayacaktır. O zaman üst dünyayı hissetmeye başlayacaktır.

Mutlak Sağlık Noktası

Bir insan için en önemli şey dünya ile birlik duygusunu keşfetmektir çünkü bunu yaparak mutlak dengeyi buluruz. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı, içimizde ve çevremizde hangi güçleri dengelememiz gerektiğini açıkça anlarsak, prensipte bu mutlak sağlık noktasıdır.

Kabala biliminin ilgilendiği şey budur. Kabala, yalnızca iki gücün hüküm sürdüğü bir dünyada var olduğumuzu belirtir: birçok farklı alt güçlere bölünmüş olan alma gücü ve ihsan etme gücü. Eğer dengeye gelmek istiyorsak, o zaman bizim görevimiz bu güçleri öyle bir şekilde dengelemektir ki almak, ihsan etmek ve aynı zamanda mutlak rahatlık içinde olmak mümkün olur.

Soru: Hayatta bir insana vereceğiniz en basit tavsiye nedir?

Cevap: İlk ve en basit tavsiye, bilinen kurallardır: “Nefret ettiğin şeyi, dostuna yapma” ve “Komşunu kendin gibi sev”.

Tek Adam Olarak Onlu

Soru: Farklı onluları birbirleri arasında bağ kurabilme amacına pratik olarak ulaştırmak için onları nasıl bir araya getirebiliriz?

Cevap: Ben şimdilik her onlunun kendi başına çalışmasına izin verirdim. Onlunuzu ayrı kişiliklerin olmadığı, ancak on kişinin birliği aracılığıyla tezahür eden, kendi kişiliğine sahip bir birim olarak hissetmelisiniz. O zaman içinizde ışık yani ortak ihsan etme niteliği, sevgi niteliği ifşa olmaya başlayacaktır. Bu Yaradan’dır!

Dünyamızın üstünde bir üst koşul hissinin nasıl olduğunu göreceksiniz,  yönetim güçleri sistemi tezahür etmeye başlayacak. Yani, bir sonraki seviyeye yükselmeye başlayacaksanız.

Daha sonra, daha da yüksek bir seviyeye yükselmek için yanınızda bir onluya daha ihtiyacınız olacak. Böylece yavaş yavaş piramidin tepesine tırmanacaksınız.

Aynı zamanda sizin ardınızda diğer onlulara bağlı başka onlular olsun diye, dağıtımla meşgul olmanız gerektiğini hissedeceksiniz. Ancak bu sadece aranızdaki bağa ulaştıktan sonra olur.

Yemek Sırasında Sessizlik

Soru: Sessizlik unsuru Kabalistik yemeklerde sıklıkla kullanılır. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Anlam sessizlikte değil, niyettedir. Manevi yolda dostlarınızla yemek yerken, amaca doğru nasıl birlikte çabalayacağınıza, nasıl birleşeceğinize, şimdi ve sonra Yaradan ile bu bağdan ne kadar daha büyük bir bağ geliştirmek istediğinize dair çok güçlü içsel niyetleri derinlemesine araştırırsınız.

Bu nedenle, insanların sessizce oturmaları çok önemlidir.

Not: Kabalistik melodiler de yemeklerde sıklıkla kullanılır.

Cevap: Evet, İnsanların birlikte söylediği, genellikle sözsüz belirli melodiler vardır.

Tüm bu unsurlar, manevi kaynağa, Yaradan’a olan ortak içsel bağa yükseltmek için, onların içsel olarak bir araya gelmelerine yardımcı olur.

“İnsanların Kan Dökülmeyen Bir Dünya Yaratmayı Düşünmeleri Mümkün Mü?” (Quora)

İnsan toplumunda, siyasette, ekonomide ve diğer alanlarda kan dökülmeden değişiklikler, yalnızca bir ilke aracılığıyla mümkündür: Modern bencil siyaseti dengelemek için, insanların bakış açısını, kamuoyunu yavaş yavaş değiştirmeliyiz. Başkalarına fayda sağlamayı kişisel çıkardan üstün tuttuğumuz özgecil bir kamuoyu oluşumu sayesinde, gücün bize karşı davranış biçimini egoistten özgeciliğe çevireceğiz.

Başkalarına fayda sağlamayı kişisel çıkardan daha öncelikli hale getirme ihtiyacına ilişkin bilginin yayılmasının bir sonucu olarak, yetkililer görüşlerini ve yönlerini değiştireceklerdir.Zor olacak ama kamuoyu böyle harikalar yapabilecek kapasitededir.Sonunda, her şey kitlelerin bilgisine bağlıdır.Bu nedenle bir yönetim değişikliğinden önce dünyada böylesi bir tutumun yaygınlaştırılması, hazırlanması ve eğitimi olmalıdır.

Yetkililerin değişmesini beklemenin ya da bir şeyleri değiştirmeleri için onlara yönelmenin bir anlamı yoktur. Onlar sadece güçleriyle ilgilenirler. Onların değişimi ancak kamuoyunun değişmesiyle gerçekleşecektir.

Ortak Bir Bütünün Parçası Olmak

Kabala’da bireysel gelişim yoktur. Kişi kolektifin organize bir parçası haline gelirse, Kabala yardımcı olur.

Gerçek şu ki, egoizmimiz çalışmayı bırakır. Öyle hallerden geçer ki bizi kendi dışına iter.

Bizler bireysel egoist yolu çoktan tamamladık ve insanlığın ne kadar ileri gideceğini bilmediğini görüyoruz. Ancak Kabala, bir sonraki gelişim seviyesinin bireysel memnuniyet, elde etme veya kendiniz için bir tür uygun yer bulma seviyesi olmadığını, kolektif düşünce ve arzulara ulaştığınız durum olduğunu söylüyor.

Tüm kararlar sadece grupta, onluda verilir. On kişi, Yaradan olarak adlandırılan doğanın ortak bütünsel gücünü aniden keşfettikleri özel bir düşünce arzusu ve özlemiyle birbirlerine bağlanırlar. Bu, herkes kendi egoizminin üzerine çıktığında ve diğerleriyle sanki onun bir parçasıymışlar gibi bağ kurduğunda, onların doğru bağı vasıtasıyla ifşa olur.

Bireyselliğin üzerinde yükselerek ve kendi aralarında tek bir ortak bütün inşa ederek, onun içinde, yeni bir algılayıcıda, yeni bir duyguda, doğanın bu ortak gücünü, form eşitliği yasasına göre hissetmeye başlarlar.

Üçüncü Tapınak—Son Islah

Soru: Tapınağın yıkılması, nefes almak ve nefes vermek gibi kaçınılmaz bir süreç midir? Sadece nefes almak imkansızdır.

Cevap: Sadece nefes almak ve nefes vermek değildir. İsrail halkı Mısır sürgünündeydi, o durumdan yükseldiler, bağ koşuluna ulaştılar, Birinci Tapınağı inşa ettiler ve onun içinde kusurlar bulduktan sonra oradan düştüler.

İkinci Tapınak inşa edildi ve o da yıkıldı. Ama şimdi, Birinci ve İkinci Tapınakların yıkılmasından ve tüm sürgünlerden çıktıktan sonra, son, üçüncü sürgündeyken, onlar en büyük egoist arzulara  ulaşıyorlar.

Soru: Bu tüm insanlığın birliği midir?

Cevap: Bu henüz birlik değil, tüm insanlıkta var olan gerçek egoizm anlayışıdır. Ne de olsa, önceki bağlardan yola çıkarak, artık birbirleriyle ilişkilerinde nasıl kötü bir egoist koşul içinde olduklarını anlayabilirler.

Soru: Peki, tüm insanlık birleştiğinde Üçüncü Tapınak inşa edilecek mi? Ve gelişim programına göre de çökecek mi?

Cevap: Hayır, bu aşamada son ıslah gerçekleştirilir.

Gerçek şu ki, şimdi Üçüncü Tapınağın gelişiminde var yaşamaktayız. Bu, tüm insanlığın dünyevi düzeydeki başarısızlığını fark etmeye başlaması ve eksik olan tek şeyin aralarındaki bağ olduğunu hissetmesiyle karakterize edilir.

Ek olarak, insanlığın, birliğin yani karşılıklı nefretten ve hayattaki başarı eksikliğinden kurtuluşun İsrail adlı bir grubun elinde olduğunu ortaya koymaya başlamasıdır. Sadece onlar bağ kurma metodolojisine ve geçmiş koşulların tüm bilgi kayıtlarına sahipler. Tüm bu tarihsel koşullardan geçmiş ve bu nedenle bugün tüm insanlığa bağ kurma metodolojisini ve pratiğini sunabilen bir deney grubudur.

Geçmişte defalarca bölünme ve birlik koşulu içinde olan bu grup, bugün birliğe ulaşırsa, o zaman tüm insanlık onun peşinden koşacak, bu birliğe de katılacak ve dünya egoizmden daha yüksek bir seviyeye, yani kendi egoist doğasından tam kurtuluşa ulaşacaktır.

“Dünyanın Sonu (Bildiğimiz Gibi)” (Linkedin)

Parmağınızı dünya haritasının herhangi bir yerine koyarsanız, eşi benzeri görülmemiş doğal afetlerin yaşandığını göreceksiniz. Doğa gezegende hasara yol açıyor ve insanlar “Dünyanın sonu mu?” diye sormaya başlıyorlar. Memnuniyetle, evet öyle. Bu, bildiğimiz dünyanın sonu ve yeni ve çok daha iyi bir dünyanın başlangıcıdır. Yaşadığımız karışıklıklar doğum sancılarıdır ve yaratılışın zirvesi olan bizler, doğumu hızlandırabilir ve kolaylaştırabilir veya zor ve acı verici hale getirebiliriz.

Ortaya çıkan dünya dengeli, sakin ve içindeki tüm yaratılanlar birbirini destekliyor. “En güçlünün hayatta kalması”nın slogan olduğu ve zayıfların acımasızca sömürüldüğü şu anda yaşadığımız dünyanın tam tersi.  Mevcut dünya öyle değil çünkü doğası gereği kayıtsız. Doğa ise doğası gereği dengelidir. Öte yandan, bizler doğamız gereği ve son derece benciliz ve piramidin tepesinde olduğumuz için her şeyin nasıl çalıştığını biz belirleriz. Özüne kadar bencil olduğumuz için dünyanın geri kalanının da aynı şekilde işlemesine neden oluyoruz ve bunun sonuçları açıkça korkunç oluyor.

İçimizdeki olumsuz taraf ezici bir şekilde baskın olduğu için hiçbir şeyi, hatta kendi çocuklarımızın geleceğini bile düşünmeden hareket ediyoruz. Biz doyumsuzuz ve hiçbir mantıklı açıklama bizi elimizden gelen her şeyi yemeyi bırakmaya ikna edemez ve bu süreçte başkalarını ne kadar aşağılarsak kendimiz hakkında o kadar iyi hissederiz. Bu tıpkı Tora’da yazdığı gibidir (Yaratılış 6:5), “İnsanın kötülüğü büyüktür… ve gün boyu kalbinin düşüncelerinin tüm yarattıkları, yalnızca kötüdür.”

Daha da kötüsü, Tora’nın 17. yüzyıldaki kapsamlı bir yorumu olan Kli Yakar, bu ayet hakkında şöyle yazar: “’Yüreğinin düşüncelerinin tüm yarattıkları, gün boyu yalnızca kötüdür’ bu, gün boyunca [insanın] arzusunun doyumsuz olduğu anlamına gelir. Gün içinde memnun olduğu gün bir saat yoktur. Aksine, her saat arzusuna daha çok şey katar.” Artık kim olduğumuzu gördüğümüze göre, etrafımızdaki dünyanın altüst olmamasını bekleyebilir miyiz?

Yüzyılı aşkın bir süredir kaynakların, hayvanların ve insanların çılgınca sömürülmesinden sonra, bildiğimiz dünyanın sonuna geldik.

Bundan sonra, antropolog Brian Hare ve araştırma bilimcisi Vanessa Woods’un en son kitaplarına verdikleri başlık gibi, sloganı “en uygun olanın hayatta kalması” değil, “en dostça olanın hayatta kalması” olan bir toplum, dengeli ve tüm sakinlerini önemseyen yeni bir dünya inşa etmeye mecbur kalacağız.

Sonunda doğanın geri kalanı gibi, dengeli ve şefkatli olmamız gerektiğinin farkına vardığımızda, işlerin başından beri böyle olduğunu anlayacağız. Örneğin Hare ve Woods, kitaplarında Darwin’in en uygun olanın hayatta kalmasına açıkça vurgu yapmasının, bulgularının yanlış yorumlanması olduğunu belirtmişlerdir. Darwin’in İnsanın Türeyişi’nden bir alıntıda, Darwin’in yazısına yeni bir bakış açısı getiriyorlar: “En cana yakın/duygudaş üyelerin en fazla olduğu topluluklar, en iyi şekilde gelişecek ve en fazla sayıda çocuğu yetiştirecektir.”

İşlerin gerçekten nasıl yürüdüğünü görme konusundaki isteksizliğimizi, tek yönetici olmaya çalışan egomuza atfedebiliriz, ama bugün, bu özlem almaya gücümüzün yetmediği bir ayrıcalıktır. Kötü niyetli davranışlarımızı daha fazla uzatırsak, doğa kırılacak ve bedelini hepimiz ödeyeceğiz. Sadece doğal afetler bize zarar vermekle kalmayacak, aynı zamanda kendimizi ülkelerin nükleer silahları birbirlerine karşı kullandığı bir üçüncü dünya savaşının içinde bulana kadar hayatımızın her alanında saldırganlık ve düşmanlık artacaktır.

Tabii ki, bu olursa, birbirimize karşı davranışlarımızı değiştirmekten başka seçeneğimiz olmadığını öğrenmemiz gerekecek. Ama bunu gerçekten yanmadan önce öğrenemez miyiz?

“Afrikalılar Amerika’ya Köle Olarak Veya Başka Bir Şekilde Getirilmeseydi Dünya Nasıl Farklı Olurdu?” (Quora)

Dünya, tamamen farklı görünen ve hissettiren Amerika dışında, neredeyse aynı olurdu. Amerika daha çok Fransa, Almanya ve İngiltere gibi bir Batı Avrupa ülkesine benzerdi.

Bir yandan Amerika bugün olduğundan daha kapalı olurdu. Öte yandan, doğanın belirli bir plana göre geliştiğini ve dünyayı bir denge durumuna getirdiğini anlamamız gerekir. Bu nedenle tarihi sübjektif bir tarzda tartışmanın bir anlamı yoktur çünkü yaşadığımız gelişme mutlaktır. Dün olanların olması gerektiğini ve başka bir şekilde olamayacağını söylemeliyiz. Ayrıca, geçmişten asla pişmanlık duymamalıyız, ama buna karşılık her zaman bugünü ve geleceği göz önünde bulundurarak düşünmeli ve hareket etmeliyiz.

Belirli bir tarihsel olay akışından pişmanlık duymak, hayata sağlıksız, etkisiz ve zararlı bir yaklaşımdır. Neden? Bunun nedeni, tarihin gelişimi değiştirilemezdir ve olan her şey çok özel bir amaç içindi – bizi doğa ile son bir denge durumuna yönlendirmek. Bu nedenle, şu andan itibaren kendimizi “Ben kendim için değilsem,  kim benim için?” şeklinde ayarlarsak ve geçmişle ilgili olarak “O’ndan başkası yok” yani doğa her şeyi tam da gerektiği gibi yapmıştır dersek,  çok daha iyi oluruz. Geliştiğimiz yolu bu noktaya kadar değiştiremeyiz ve bu yüzden ona odaklanmamalıyız.

Bu nedenle geçmişe dair pişmanlık duyacağımız bir şey yok. Böyle bir yaklaşımla geçmişe bakarsak, böyle yaparak tuz direğine dönüşen ve bununla hiçbir şey elde etmemiş olan Lut’un karısı gibi oluruz.

Bu nedenle geleceğimize odaklanmalıyız. İnsanlık için olumlu bir gelecek neye benzer? Kendimiz ve doğa için olumlu bir gelecek inşa etmeye odaklanırsak, ancak doğa yasalarını anlayarak, doğanın nasıl çalıştığını bilerek ve bu yasalara riayet ederek sonuca varacağız, o zaman herkes için çok daha iyi bir geleceği gerçekleştirme yolunda olacağız.

“Karantina Zamanında İnsan İlişkileri” (Linkedin)

Son gönderilerimden birine bir açıklama; bir yandan Covid-19’un evde kalmamız ve birbirimizden kopmamız için geldiğini söylüyorum.  Öte yandan, bize doğaya nasıl yakın olacağımızı öğretmek için geldiğini söylüyorum. Ama bizler sosyal varlıklar olduğumuz için insanın doğası başkalarıyla bağ kurmak olduğundan, burada bariz bir çelişki var çünkü evde kilitliyseniz bağ kuramazsınız.

“Git Sevgilim” adlı bir Yahudi şiirinde bir satırda şöyle yazıyor: “İşin sonu ilk düşüncededir.” Bu, bir şey yaptığınızda, onu başarmak için çalışmaya başlamadan önce elde etmek istediğiniz nihai sonucu düşünmeniz gerektiği anlamına gelir. Aksi takdirde, yanlış yola gideceğiniz kesindir.

Aynı şey Covid ve insanlığın bununla nasıl başa çıkması gerektiği için de geçerlidir. İnsanların sosyal varlıklar olduğu çok doğrudur. Ayrıca, insanlığın tüm amacı, hem bireylere hem de insan toplumuna fayda sağlayacak şekilde bağ kurmaktır. Ancak bu hedefe ulaşmak için, bu faydaları sağlayacak şekilde nasıl bağ kuracağımızı bilmemiz gerekir. Yanlış bağ kurarsak kendimize, insan toplumuna ve tüm gezegenimize zarar veririz.

Şu anda, yanlış bir şekilde bağ kurduğumuza şüphe yok. Dünyadaki insan ilişkilerinin hızlı bir taraması; ülkeler arasında ve ülkeler içinde düşmanlığın, istismarın, yaygın öldürme ve cinayetlerin, finansal sömürünün, askeri silahlanma yarışının, nükleer silah elde etme hırslarının, ırkla ilgili sosyal gerilimlerin, depresyonun, baskının, saldırganlığın ve akla gelebilecek her türlü kötülüğün korkutucu bir resmini ortaya koyuyor. İnsan toplumu zalimlikle doludur.

Şimdiye kadar doğa, tabiri caizse, “her şeyi kendimiz halletmemize” izin verdi. Ancak geçtiğimiz birkaç on yıl içinde, ya değişmek istemediğimiz ya da değiştirilemeyeceğimiz ve birbirimizi yok etme çabalarımızda ana gezegenimizi yok edeceğimiz ortaya çıktı.

Peki, çocukları kavga etmeyi bırakmadığında ve her şeyi kendi başlarına çözemediğinde ebeveynler ne yapar? Onları ayrı odalarına gönderirler. Açıkçası, ebeveynler sevgili çocuklarının iyi geçinip, en iyi arkadaş olduklarını görmekten başka bir şey istemezler. Ancak çocukları arasında barış sağlamak için tüm çabaları başarısız olursa, çocukları tamamen ayırarak savaşı durdurmak zorunda kalırlar. Daha sonra, kavga durduğunda, ebeveynler ve çocuklar sakince ilişkilerini inceleyebilir ve daha olumlu bir bağ kurmaya başlayabilirler. Ancak, bağ kurmalarına izin verildiğinde bile, çocuklar bir kez daha yaramazlık yaparlarsa odalarına geri gönderilebileceklerini her zaman hatırlamalıdırlar.

Doğa bizimle o ebeveynler gibi ilgileniyor. Artık doğal afetler veya diğer yerel krizler yoluyla bizi yerel olarak “cezalandırmakla” yetinmemektedir. Bize insanlığın başkalarına ve doğaya yönelik düşmanca operasyonlarını durduran küresel bir darbe gönderdi. Örnekteki sevgi dolu ebeveynler gibi, fikir bizi birbirimizden tamamen koparmak değildir. Aksine, fikir birbirimizle nasıl olumlu bir şekilde bağ kuracağımızı öğrenmemize izin vermektir, her seferinde bir adım.

Olumlu bir şekilde bağ kurmayı istemeye başlar başlamaz, doğa olumlu yanıt verecektir. O, bir insan gibi değil, daha çok belirli uyaranlara tepki veren bir makine gibi çalışır. Ona benzer işleyen her şey doğanın olumlu tepkisini uyandırır ve ona aykırı çalışan her şey olumsuz bir tepki uyandırır.

Doğa uyumlu ve dengeli bir sistem olarak işlev gördüğü için, bir önceki yazımda da yazdığım gibi, dengeli ve uyumlu bir insan toplumu inşa edersek, doğa bize herhangi bir kısıtlama veya sınırlama getirmeyecektir. Fakat birbirimize zorbalık etmekte ısrar edersek, doğa hepimizden daha büyük bir zorbadır. Hepimiz için doğanın derslerini, gücünü gösterdikten sonra değil daha erken öğrenmeyi umuyorum.