Category Archives: Birlik

Avrupa: Modern Zamanların Babil’i

Bugünün Avrupa’sı, insanlar arasında bölünmenin hüküm sürdüğü antik Babil’de yaşanan ayaklanma dönemini andırıyor.

Tarihte bu dönemi analiz etmek, bugün Eski Kıta’nın neden insanlığın özünü temsil ettiğini ve sosyal dokusunu onarmanın, nasıl dünyanın geri kalanında benzer zorlukları çözmek için önemli bir emsal teşkil ettiğini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Yaklaşık 3 bin 800 yıl önce, Fırat’ın kıyıları ile Dicle nehirleri arasında, günümüz Irak yakınlarındaki bir çöl bölgesinde insanlık, Babil’de büyük klanlarla yaşadı ve birbirlerini önemsiyorlardı. Bu ilişki parçalanıncaya kadar birlikte akraba gibi yaşadılar. Egoist arzu, Babilliler içinde artmıştı: her biri, başkalarının pahasına giderek daha fazla kişisel yarar talep etmeye başladı, bu da kavga ve krizlere yol açtı. Aşırı şişmiş ego onları göklere kadar bir kule inşa etmeye zorladı, her biri evreni fethetmek için hissettikleri gururlu hırsın sembolik bir tezahürüydü.

Başlangıçta tek bir dil konuşuluyordu. Onların ideolojik ayrılıkları zaman içinde birçok dilin gelişimine yol açtı ve iletişim kurmayı bıraktılar. Karşılıklı yaşamları parçalara ayrıldı, dostluk ve tek bir kişiye ait olma hissi ortadan kalktı ve her yöne dağıldılar.

Babil’in manevi liderlerinden biri olan İbrahim, derinleşen sosyal anlaşmazlığın doğasını merak etti. Anlaşmazlığın, insanlığın egoizminin doğal ve kaçınılmaz büyümesinden kaynaklandığını keşfetti: başkalarını kendi çıkarları için kullanmaktan elde edilen haz, yıkılan insan ilişkilerinin kaynağıydı. İbrahim, çeşitli kabileler ve klanlar arasında dolaşarak yeni bir toplum inşa etme ihtiyacı hisseden herkese seslendi.

İnsanlığın geçmiş medeniyetlerinin 70 ulusundan temsilciler topladı ve İbranice “Yaşar-El” den  (Yaradan’a doğru)  gelen, “İsrail” adında yeni bir halk oluşturdu. İsrail halkı çok çeşitliydi. Herkes farklı diller konuşurdu ve çok çeşitli görüşlere ve algılara sahipti, ancak, İbrahim’in çadırında bir araya gelerek farklılıklarının üzerine nasıl yükseleceklerini öğrendiler. O zamanlar İsrail halkı arasındaki ortak payda, farklılıkların üstünde birlik fikriydi.

İbrahim’in öğrettiği bağ yöntemi, bizi bir arada tutan tek bir gücün olmasıydı: sevginin gücü. Onun metoduna göre, anlaşmazlıklarımız aynen kalmaktadır ancak bizler, “sevgi tüm günahları örter” ilkesiyle onların üzerinde yükseliriz. O, büyüyen egoizmin üzerinde,  sağlıklı ve olumlu ilişkiler kurmayı öğretti.

Babil’de uzun yıllar boyunca, görünürde sakin bir halde yaşadık, ancak daha sonra yüzeyin altında sessizce kaynayan ego taşmaya başladı. Üstelik onun döküntüleri bizim zamanımıza kadar devam etmektedir. Bizim egoizmimiz, varoluşun her seviyesinde değişiklik yaparak büyümeye devam etmektedir. Ego, kişisel çıkarları keskinleştirir ve küresel çatışmalara neden olur, devasa göç hareketlerini bir kıtadan diğerine iter, açlık ve yoksulluğa neden olur, ekonomileri çökertir, ilişkileri sabote eder, terör ve protestoları uyandırır.

Bugün, Avrupa kıtası, yukarıda belirtilen tüm değişikliklerin bir kapsamasıdır. Babil krallığı, bugünün Avrupa’sında gelişti. Zengin tarihine, eğitimine, kültürüne ve ileri bilim ve tıbbına rağmen, Avrupalılar, eski günlerin Babillileri gibi kendi içlerinde kalmışlardır – tecrit edilmiş ve yabancılaşmış bir halk. Tek kelimeyle: egoistler.

Mükemmel olduğu iddia edilebilecek bir kıta ya da ülke yoktur ancak bizler, Avrupa’ya odaklanmaktayız çünkü o insanlığın özünü temsil etmektedir:  38 ülkeye ayrılmış Avrupa’nın çağdaş medeniyeti,  her millet kendi dili, kendine özgü tarzı, kendi bencil karakterine rağmen zayıf bir birlik görünüşü sağlamak için çabalamaktadır.

Bugünün Avrupa’sı, yeni bir dünya düzenini fetheden, yöneten ve dayatan ülkelerin Avrupa’sı değildir. Gittikçe daha fazla Avrupalı, Avrupa’nın belirsiz geleceği hakkındaki sorulardan rahatsızdır. Yabancı kültürlerden, on binlerce göçmeni düzgün bir şekilde özümseyememe ve siyasi liderliğe nüfuz eden aşırılıklar, önümüzdeki yıllarda pek de iyiye işaret etmemektedir. Her şey ellerinde parçalanıyor ve daha da kötüye gidiyor,  hiç kimse gerçek bir çözüm sunmuyor. Ufukta, yeni nesil için parlak bir gelecek sağlayacak bir plan yok.

İnsanlık tarihinin eklenerek artan ümitsizliği yüzünden, aynı gemide birlikte olduğumuzu henüz anlamadık. Ya bir olarak yelken açarız ya da birlikte batarız. Suyun üstünde kalmak ve başarılı olmak için, İbrahim’in bağ kurma yöntemine, sessizce nesilden nesile geçtikten sonra büyüyen ve gelişen ve yalnızca insanlığın onu anlamak için olgunlaştığı zaman ifşa edilmek üzere, kitlelerden gizlenmiş olan Kabala bilgeliğine sahibiz. O zaman geldi, egoizmin zirveye ulaştığı ve onu dengelemek için bir yöntemin herkes tarafından erişilebilir olması gerektiği zaman geldi.

Bulgaristan’da Kasım ayının ortalarında gerçekleşmesi planlanan Dünya Kabala Kongresi, İsrailliler ve onlarca diğer ülkelerin temsilcileriyle birlikte, kıtanın her yerinden yüzlerce Avrupalıyı bir araya getirecek.  Farklı dilleri ve lehçeleri konuşanlar, hayatın her kesiminden, farklı yaşlardan ve çeşitli dünya görüşlerinden erkekler ve kadınlar olacak. Birlikte, farklılıkların üzerinde birliğe doğru,  Avrupalılar arasında ve Avrupa- İsrail ve dünyanın diğer bölgeleri arasındaki bağa doğru – binlerce yıllık ayrılıktan sonra eski uygarlığın yeniden birleşmesine doğru küçük ama önemli bir adım atmak üzereyiz

Amacımız, aramızdaki bağın gücü sayesinde, sıcaklığı yayan ve dünyaya destek veren, bir tek sevgiye dayanan yeni bir kule inşa etmektir. Bu sıcak bağ, yıllar içinde çözülmüş olan bağları yeniden oluşturacaktır. Birleşmiş bir Babil olmaya geri dönelim, ama bu sefer karışıklık olmadan: sadece tek uyumlu bir sesle şarkı söylemek için,  ortak bir arzuyla.

Kongre sona erdikten uzun süre sonra kurduğumuz bağın yararını ve olumlu hissini algılayacağız. Her katılımcı ve grup eve döndükten sonra, görünüşte fiziksel olarak bir kez daha bağ kesilse de hala bir aileye ait olma hissine sahip olacağız. Bizden yayılacak sıcaklık, bize sadece kişisel güvence ve yaşamın müreffeh bir perspektifini sunmakla kalmayacak, ayrıca tüm sorunlara bir çözüm olarak ve daha iyi bir dünyaya giden bir yol olarak farklılıkların üzerinde birliği ön planda tutan bir toplumun olumlu bir örneğini sunacaktır.

Bizler,  birleşebilen ve bağın önemini tüm olası yollarla yaygınlaştırabilen bu nesildeki ilk öncüler gibi hissedeceğiz. Bağımızın gücü, her Avrupalının kalbine dokunacak, kaybedilen umudu geri getirecek, herkesi bir parçamız olmaya: herkesi kucaklayan sıcak aileye katılmaya davet edecek.

Europe: The Babylon of Modern Times

 

Avrupa: Karanlıktan Işığa

Baal HaSulam, “Ulus”;  Bu nedenle, her ulusun, kendi içinde güçlü bir şekilde birleşmesi şarttır. Böylece ulusun içindeki her birey, bir diğerine içgüdüsel bir sevgiyle bağlanacaktır. …

Bu demek değildir ki, ulustaki her birey, istisnasız böyle yapacak. Bu, bu uyumu hisseden insanların, ulusu var etmeleri demektir. Ulusun mutluluğunun ölçüsü ve devamlılığı, onların niteliğiyle, kalitesiyle ölçülür.

Ulusu destekleyen gücün ölçüsü, ulusu birleştirebilecek olan Üst güce benzemesine bağlıdır. Böyle bir ulus tüm zorlukların üstesinden gelebilecektir; çünkü ıslahlar gerektiren kırılma ve parçalanmaları kendi içlerinde ortaya çıkarırlar.

Bu nedenle, daha çok güçlenerek ve daha fazla birleşerek tüm günahları sevgi ile örtmek için, yolda birçok sorunla karşılaşmamız gerekecek. Sadece bu şekilde mükemmellik ortaya çıkar.

Her seferinde daha daha fazla günah ifşa olur ve zıt koşulu, yani sevgiyi, onların üzerine inşa etmek gerekir; umutsuzluğa kapılmadan ve pes etmeden. Dünya böyle inşa edilir ve bu şekilde ıslaha gelmesi gerekir.

Sorun şu ki, Avrupa ülkeleri bu kadar çok sayıda mülteci varken nasıl birliğe ulaşabilir? Aslında tüm bu mülteciler, Avrupalı ülkelerin tüm farklılıkların üzerinde bağlı olmaları gerektiğini anlamalarına yardımcı olmaktadır. Mülteci dalgasının, Üst güç tarafından gönderilen ve yıkıcı olmayan bir dalga olarak görülmesi gerekir. Bu yıkımdır, ama ıslah amacıyladır.

Elli yıl önce, Avrupa’da böyle bir mülteci durumunu hayal etmek imkansızdı. Avrupalılar kendilerini çok fazla korudular; her milletin, Almanların, Fransızların, İtalyanların bireyselliğini korudular. Uluslar arasındaki sınırlar çok net ve keskindi.

Sonra aniden her şey büyük bir hızla değişmeye başladı. Üst programa göre, herkes içinde bulunduğu kırılmayı ifşa etmelidir. Yabancı güçleri içeri sokmadan, ıslahın gerekli olduğunu keşfetmek nasıl mümkün olabilir? Bu yüzden birkaç milyon insan Avrupa’ya girdi; kültürlerinde, eğitimlerinde, dinlerinde ve davranışlarında yabancı olan insanlar.  Artık belirgin bir zıtlık yoktur.

Sonuç olarak, Avrupalılar yavaş yavaş bir seçenek olmadığını anlamaya başladılar, yapabilecekleri tek şey bağ kurmaktır. Bu bağın nasıl sağlanabileceğini henüz keşfetmekteler. En akut ve uzlaşılamaz olan dini farklılıklar nedeniyle, ne kadar gerçek dışı olabileceği önemli değil; başka bir yol yok.

Avrupalılar, birlik ve bağa ulaşmanın anahtarını bulmanın gerekli olduğunu anlıyor. Ve anahtar, her şeyden önce, Kabala’nın sunduğu ‘tüm günahları sevgiyle örten’ integral (bütüncül) bağ yöntemindedir.

Bu, Üst gücün yardımı ile yerine getirilir. Kendi başımıza birleşemeyiz; yalnızca koşullarımızı yaratırız; böylece bizlerin, yani İsrail’in aracılığıyla, bir bağlantı kanalında olduğu gibi, Üst güç tüm halk kitlelerini etkilemeye başlayacaktır.

Bu onların rızasını gerektirmez; aniden farklı bir şekilde konuşmaya ve davranmaya başlayacaklar. Dün kökten dinci olmaları, hangi dine inandıkları, nasıl düşündükleri ve dünyanın yetmiş milletinden hangisine ait oldukları önemli değildir. Hepsi tek bir ulus gibi olacaklar.

Asıl mesele, Avrupa’nın sorunlar yaşadığı ve bir çözüm bulmamız gerektiğidir. Bu nedenle, özellikle Bulgaristan’daki Avrupa Kongresi öncesinde, Avrupa’daki ve dünyadaki bütün Kabalistik grupları birleştirmek çok önemlidir. Bu şekilde, Avrupa’ya bağ ve birliğin ışığını getirebiliriz.

Avrupa, karanlıkla, çaresizlik duygusuyla, ümitsizlikle ve bir çıkış yolunun yokluğuyla giderek daha fazla etkilenmektedir. Ancak, aniden çelişkilerin nasıl yumuşadığını, fikirlerin, düşüncelerin ve arzuların nasıl değiştiğini göreceğiz. Sonuçta, her şey düşüncede kararlaştırılır ve düşünceler aniden yenilenir.

Bu kadar kökten dinci ve milliyetçilerin, onlardan biraz farklı olan biriyle konuşmak istememiş olanların bile, aniden bu kadar değişmesi nasıl mümkün olabilir? Ancak, Üst ışık her şeyi değiştirebilir. Şimdi karanlığı koyulaştırdığı için onu ıslah edecek. Bizim için en önemli şey bunun için iletken bir kanal olmaktır, bizim işimiz budur.

Europe: From Darkness To Light

 

Kılıç ve Kalkan: Arzular Üzerinde Çalışma

Soru: Kalkan ve kılıç, sağ ve sol çizgiler için bir benzetme midir? Öyleyse, ihsan etmek nedir ve almak nedir?

Cevap: Kalkan temelde arzularınızla çalışmanın kısıtlamasıdır. Kılıç, egoist arzularınızı özgecil olanlara dönüştürdüğünüz, düşmanlarınıza bununla vurduğunuz zamandır. Yani, onları yenersiniz, onları ele geçirirsiniz, böylece onlar almak için çalışmak yerine ihsan etmek için çalışırlar.

Soru: Onlu da  kalkan ve kılıcı edinir mi?

Cevap: Tabii ki. Bu, onları edinmeden önce kişilerin onluda toplanması gerektiği anlamına gelir. Ondan önce, kimseye ayrı olarak hiçbir şey verilmez.

Kabala tek bir kişi hakkında değil, bir vücut olarak bir araya gelen on kişi hakkında konuşur. Aksi takdirde, kendilerini birbirlerine karşı iptal edemezler ve bir şekilde Yaradan gibi olmaya başlarlar.

Shield And Sword: Work On Desires

 

Işık ile Bağ

İnsan gelişiminde iki basamak vardır: en yüksek ve en düşük. Üstelik bizler (BİZ) yüksek olanı temsil etmekteyiz çünkü kalpteki noktaya sahibiz. Gelişim için endişeleniriz; onun önemini hisseder ve anlarız; umursarız; kayıtsız değilizdir; kendimizle ilgili bilmediğimiz, Işık ile bir bağa sahibizdir.

Öte yandan, insanlığın Işık ile doğrudan bir bağı yoktur ve insanlar medeniyetimiz çerçevesinde yaşamakta ve yiyecek, cinsellik, aile, para, onur, güç ve bilgi için ortak ihtiyaçlara dikkat ederler. Başka hiçbir şeye ihtiyaçları yoktur.

Ancak, günümüzde özel bir durum vardır: Dünya krizin içine girmektedir.  Neredeyse herkes bunu hissetmekte ve hiçbir şey yapamamaktadır. Burada bu krize, içimizde beliren, aile kurumunu sarsan, çocukların eğitimini yok eden, insanlar arasındaki ilişkilerde empatiden bizi yoksun bırakan ve bizi zayıflatan, Işığın sürekli yaklaşımının neden olduğunu anlamalıyız. Genel olarak krizin birçok yönü, bizi eski refah ve eski umutların “parmaklarımızın arasından su gibi kayıp gittiği” bir noktaya getiriyor. Bu oluyor çünkü gittikçe daha fazla ifşa olan Işık ile bağlantılı olarak, bizler bağ içine giremiyoruz.

Bu yüzden insanlara ulaşmak ve neden kendilerini kötü hissettiklerini açıklamak için bir sebebimiz var. Baal HaSulam bu konuda, insanlara ulaşmak ve onlara durumu nasıl düzelteceklerini, krizle nasıl başa çıkacaklarını söylemek için “önderler krallığı” olmalıyız, diye yazar. Sonuçta bunun çıkışı, integral eğitim (∫) yöntemiyle birlik (Σ) içindedir.

Eğer birleşirsek, kriz yok olacaktır çünkü birliğimizin içinde Işığı ifşa etmeye başlayacağız. Şu anda biz ona uygun değiliz biziz; o daha da gizlenmiştir ve sonuç olarak, büyüyen karanlığı hissediyoruz. Eğer Işığa uygun hale gelirsek, o zaman onu asıl niteliğinde tezahür ettiririz, hayatı iyilikle aydınlatırız, bu da aramızdaki tüm bağları inşa eder ve bizi tamamlar.

Bunun için sadece iki basit fırsatımız vardır:

  • Ya birleşmek, Işığa benzer olmak, böylece o bizim içimizde ifşa olur;
  • Ya da birleşmemek, o zaman yine de ifşa olacaktır, ancak onun zamanında, o ve bizim aramızda artan uzaklaşmanın sebep olduğu acı ve ıstırabın yolunda.

Bununla birlikte, insanlığın kendisi, ıslah metodunu anlayamaz veya bir şey hissedemez çünkü en önemli şeye, kalpteki noktaya sahip değildir.  Bu nedenle bu bize bağlıdır: kalpteki noktadan dolayı, Işık ile bir bağa sahibiz. Bu yüzden kesinlikle o ve insanlığın tümü arasında bir bağlantı hattı olmak zorundayız.

Dahası Adem’den bugüne kadar geçen tüm nesiller boyunca, Kabalistler sadece belirli grupları yarattılarsa da, günümüzde bu yeterli değildir. Geçmişte, grubun manevi gücü Işığı ifşa etmek için yeterliydi. Grupların yalnızca birkaç erkekten veya düzinelerce, yüzlerce veya binlerce kişiden oluştuğu çeşitli zamanlar olmuştur. Ancak, küçük gruplarımızı diğer herkesle birleştirmek zorundayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bizler, grubumuz, tüm insanlığı hesaba katmazsak Işık ile bağı edinemeyiz. Çok büyük bir arzumuz var, ancak henüz onu fark edemiyoruz. Yıllar geçiyor ve bizler görünüşe bakılırsa “yararsız” gibiyiz. Gruplarımızda, kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan bir köpek gibiyiz. Çok fazla çaba var ve çok az etki var.

Neden? Çünkü biz ihtiyaç, eksiklik duygusu yoksunuyuz. Işığa ulaşabileceğimiz o büyük eksiye sahip değiliz. Ve ne kadar büyük bir gayretle çalışıyor olursak olalım, buna sahip olmayacağız.

Bu yüzden gruplar yıllarca “havanda su dövüyorlar”. Tüm insanlığın onlara bağlı olmaları gerekir, birdenbire milyarlarca insan değil, ancak bu yönde çalışmaya başlamak gereklidir. “Kitlelere gitmeleri” ve onları bize bağlamaları gerekiyor.

O zaman karşılık olarak büyük bir arzu ve büyük bir ihtiyaç elde edeceğiz. Evet, bu sıradan ihtiyaçlara dayanan, sadece basit bir  “dünyasal” doğal ihtiyaçtır; ancak bunu manevi bir dürtüye dönüştürürüz ve manevi tatmin için Yaradan’a talep ederiz. Onların arzularını yükseltir ve isteriz: “Bize Işık ver! Bize birlik ver!” Bu manevi arzu, yanıt olarak bizi etkileyen Işığı uyandırır, içimizde ifşa olur ve onu insanlara getiririz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Böylece, bu Işık tüm sorunları çözer. Dünyamızda insanlar arasındaki bağdan başka hiçbir eksikliğimiz yok. Doğru karşılıklı bağ sayesinde her şeyi düzeltebileceğiz. Tek şey, aramızdaki ilişkileri doğru bir şekilde inşa etmektir.

Connection With The Light

 

Dünyanın Geleceği, 15 Yıl İlerisi

Soru: Bundan 15 yıl sonra dünyanın gelecekteki gelişimini nasıl görüyorsunuz? Ön plana ne çıkacak? Bunda İsrail’in rolü nedir?

Cevap:  Arzu edilen gelişim yolu, İsrail halkının farkındalığıdır, tüm dünyadaki gruplarımızla birlikte ve sözde ilerici insanlıkla en önemli şeyin birleşmek olduğunu ve dünyaya bir birlik örneği göstermektir.

En azından biraz birbirimizle birleşmeyi başardığımızda, üst ışık içimizden geçecek ve insanlığın her seviyesinde hissedilecektir. İnsanlar, gerçek yaşamın ve yeni bir varoluş seviyesine çıkarak bir sonraki gelişim aşamasına geçme ihtimalinin, birliğin içinde olduğunu hissedecekler.

Bu maddesel dünyada var olarak, aynı zamanda daha yüksek maddeye, daha yüksek varoluşa, beynimizin çalışmadığı alanlara, onu kontrol eden komutlara nüfuz etmeye başlayacağız.

Umuyorum ki önümüzdeki yıllarda bunu hissetmeye başlayacağız. Bu kapımızda fakat bu bilgi ve duyumları uyarlamaya ne kadar hazır olacağımız, bize bağlıdır.

The Future Of The World, 15 Years Ahead

 

Geleceğimizi Belirleyen Tek Etmen

Soru: Tek sistemdeki binlerce etmenden, hangi üç etmen geleceğimizi belirler?

Cevap: Sadece tek bir etmen geleceğimizi belirler: insanların kendi aralarındaki bağları. Doğa bizden başka hiçbir şey istemez.

Gerçek şu ki, bizler belli bir sisteme kilitlendik ve onu dengeye getirmeliyiz. Ona ne kadar yaklaşırsak o kadar rahat ve dengede hissedeceğiz. Her birimiz bu sistemi karşılıklı olmaya getirmekle ilgilenmeliyiz.

Birbirimizi yok etme hakkımız olmadığını anlamamız gerekiyor çünkü bu, sistemi o kadar çok bozabiliriz ki son dereceye geri dönüp, aynı şeyi tekrar etmek zorunda kalacağız. Bizim için karşılıklı yıkımlardan, savaşlardan vb.den daha problemli bir şey yoktur.

Dolayısıyla geleceğimizi belirleyen tek faktör, aramızdaki doğru bağa ulaşmaktır.

Elbette buna eğitim, yetiştirme, onlu dediğimiz – insanlar arasındaki bağı hızlı bir şekilde doğru bir sistemde gerçekleştirebildiğimiz küçük grupların yaratılması gibi birçok yardımcı faktör eklenmiştir.

Tek bir amaç vardır: aramızdaki bağlantı ağının kendimizden daha önemli hale geldiği yerde, tek bir sistemde birleşmek, birbirimizi karşılıklı olarak tamamlamak.

Bu sistemde, Yaradan ifşa olur – sadece bağda, başka hiçbir yerde değil.

Bu sistem, içinde tam bağı hissedebildiğimiz şekilde düzenlendiğinde, o zaman bizim tarafımızdan yaratılan bu karşılıklı bağ, Yaradan olarak adlandırılacaktır.

The Only Factor That Determines Our Future

 

Bağdan Gelen Haz

Soru: Dünyada bağ kurmaktan haz duyan birçok insan var. Bu gruplar ile bir grup Kabalist arasındaki fark nedir?

Cevap: Gerçekten de, dünyada çeşitli bağ kurma yöntemleriyle meşgul olan ve bundan büyük haz alan birçok gruplar var. İnsanlar karaoke yapar, birlikte dans eder, şarkı söyler vb. Birlikte nasıl eğlendiklerini görmek çok etkileyicidir.

Kabalistik bir insan grubunu, bağ kuran ve bu bağdan haz alan, diğer gruplardan nasıl ayırt edebiliriz?

Gerçek şu ki, sıradan grupların amacı kendilerinden haz almaktır. Fakat Kabalistik gruplarda bağın amacı, Yaradan’a memnuniyet getirmektir ve buna istekli oldukları sürece, Yaradan’ın seviyesine yükselirler.

Pleasure From Connection

 

İnanması Zor Ama Olacak

Dünyanın herhangi bir parçası mükemmel çalışmıyorsa, bu, bende bir hata olduğunu gösteren bir işarettir. Son ıslah, içinde şu anda yaşadığımız dünyada pratikte uygulanmalıdır. İhsan etme niyeti, doğru dağıtım, iyi ilişkiler – tüm bunların burada gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Herkes, diğer herkesi tamamlamakla ilgilenecek. Bu onların çalışması, en büyük arzusu olacaktır. Niyet, eylemle birleştirilmelidir. Sevgi, kişiye rehberlik edecek ve kişinin arzusunun, Yaradan’ın arzusu gibi olması için zorlayacaktır.

Buna inanmak zor ama olacak. Yaratılış programına göre, üst Işık tüm dünyalardan en alçak noktaya kadar inmeli ve tüm yaratılışı sonsuzluk dünyasına dönüştürmelidir. Islah olmamış ve ihsan etmeye dönmemiş tek bir parça bile bırakılamaz. Peygamberlerin yazdığı gibi: “Kurt kuzu ile yaşayacak…”, işte böyle olacak. İki zıt, barış içinde birlikte var olacak.

Tüm manevi dünyalar ve maddesel dünya tam ıslaha ulaşacaktır. Yani, tüm insanlarla böyle karşılıklı bir bağa ulaşmalıyım ki, Yaradan aramızda ifşa olacak ve İsrail içindeki birlikten, diğer tüm uluslara bağ yayılacaktır. Ve böyle bir bağ, tüm insanlıktan, tüm hayvanlara, daha sonra da bitkilere ve nihayet cansız doğaya yayılacaktır.

Her şey daha sonra dengelenmiş olacaktır. Şu anda, doğanın her seviyesi insanlığın etkisi nedeniyle dengede değildir. Dünya, herkesin herkesi tamamladığı ve birbirine dahil olduğu tam ıslaha, tam uyuma ulaşacaktır. Bundan şu sonuç çıkar ki insanlarla bütünleşen, en küçük parçacık, minik bir böcek bile olsa tüm dünyaları içerir.

En düşük nokta, tüm yaratılışın merkezi, tüm dünyalardan inişin son sınırı olan bu dünyanın ucu olarak adlandırılır. Islahın sonunda, bu dünya Atzilut dünyası ile aynı derecede önem kazanır. Ancak, şu anda gördüğümüz hayali maddesel formlardan; bitkiler, ağaçlar ve hayvanlardan söz etmiyoruz. Onların arkalarındaki güçlerden, kavramlardan bahsediyoruz. Bütün bu kavramlar, ihsan etme seviyesine yükseltilecektir.

Bizler hayali bir dünyada yaşamaktayız çünkü manevi güçler bize bu şekilde ifşa olmaktadır. Bu nedenle, fiziksel biçimleri düzeltmemize gerek yoktur, ancak manevi Kelim’i ıslah ettiğimizde, bu dünya değişir ve onun tüm parçaları birbirine nüfuz eder, birleşir. Gerçekten, kurt kuzunun yanında huzur içinde yaşayacak ve her şey bir bütün, tek bir HaVaYaH olarak birleştirilecek.

It Is Hard To Believe, But It Will Happen

 

Genel Sistemin İdraki

Soru: Adem’in ortak ruhunda, herkes kendi rolüne ve parçaya sahiptir. Yaradan’ın ediniminin küçük bir derecesine ulaşmanın kaderim olduğunu varsayalım. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Tek bir bütünü oluşturan organizmanın hücresi olduğunuz için büyük veya küçük bir edinime sahip olup olmadığınız önemli değil.

Bu nedenle, tüm organizmayı hücrenizden hissedersiniz, öyle ki sistemin tüm faaliyetleri, tüm çalışmaları ve tüm planları, sizin tarafınızdan bu sisteme hangi ölçüde girdiğinize göre algılanır/idrak edilir.

Böyle bir durumda, tüm sistemi edinirsiniz. Bir şey elde edemediğinize dair bir hissiyatınız kalmaz. Tamamen bilgiyle dolu hissedersiniz.

Cognition Of The General System

Mantık Ötesi İnanca Nasıl Ulaşırsınız?

Mantık ötesi inanç nedir? Mantık içinde; bizim anlayışımıza göre, bu dünyadaki bir insanın aklına göre, kişinin egoizmi anlamlarına gelir. Buna göre, kişi “benim aklıma göre” olarak adlandırılan şekilde anlar, hisseder, karar verir ve hareket eder. Ancak, aklımın ötesindeki, yukarıda olanın aklıdır ve bu, aklımı Yaradan’ın aklıyla değiştirmem gerektiği anlamına gelir.

Ancak, ben Yaradan’ın aklını bilmem; bu bana onlum vasıtasıyla ulaşır. Eğer ona bağlıysam, o zaman yavaş yavaş kendimi iptal edip dostlarla bütünleşerek, aklımı onlarınkiyle değiştiririm. Bu sadece bir şeyin başka bir şeyle basit bir değişimi değildir, aksi takdirde bir melek yani manevi bir hayvan olurum. Bu eylemi mantığımın ötesinde, aklımı işleterek ve onun üzerine yükselerek gerçekleştiririm. Yani, iki seviyede birden bulunurum ve aralarındaki farkta, manevi bir kişinin anlayışını bulurum.

Hiçbir şey yok edilmez ve hiçbir şey kişinin duyularından kaybolmaz. Bunun yerine, kişi, Yaradan’ın başka bir ek doğasını edinir ve sonra da mantık ötesi inancı elde eder. Bunun ötesinde kişinin mantığı ve inancı vardır ve bunların arasında varlık bulur. Yaradan haz alma arzumuzu boşuna yaratmadı. Bu her zaman bize eşlik eden, “Karanlık, ışık olarak parlayacak”’ sözünün temelidir. Egoizmimin, aklımın karanlığı, onun üstünde olan aklı destekler. Bu, aralarındaki çelişkiden, yaratılan varlıkların düşük seviyede olma arka planı üzerine, Yaradan’ın yüceliğini edinmemdir.

Kendimizi iptal etmeyiz veya kendimizde hiçbir şey kaybetmeyiz. Sıkıca iki ayak üzerinde dururken, orta çizgiyi inşa ederiz ve ancak bu şekilde kendimizi Yaradan’a benzer bir insan, Adem, olarak konumlandırırız. Bu yaratılan varlıktaki her şey, tabii kişinin kendi kararına göre, Yaradan’dan alınır.

Yaradan, bana beni O’na bağlayan bir bağdaştırıcı verir- bu onludur. Bu bağdaştırıcı çok karmaşıktır, ama başka seçenek yoktur, kaç yıl sürdüğü önemli değildir, onu bağlamalı ve kullanmalıyım. Kendimi iptal etmeliyim, yoksa gruba bağlanamam, çünkü fişim prizine uymaz. Yaradan dostların içerisindedir ve O, ben O’nu aralarında ifşa etmeye başlayana kadar onlarla gittikçe daha fazla bağ kurmama yardım eder. Yaradan’la, dostlar sayesinde çalışmaya başlarım, çünkü onlar benim ruhumdur ve Yaradan bu ruhu dolduran Işıktır.

Önemli olan çevre ile bütünleşmektir. Ben o zaman, sadece üst seviyeden değil, tamamen yeni bir nitelikten fikirler, arzular ve düşünceler almaya başlarım. Grubun içinde mantık ötesi inanç vardır – bu dünyanın insanına özgü olmayan, yeni bir algı.

Bu nedenle, tüm deneyimlerimizi geride bırakarak, kendimizi iptal etmek ve gruba girmek dışında hiçbir seçenek yoktur. Birçok yaşam tecrübesi ve bilgisine sahip bir yetişkinden bahsediyoruz, ancak gruba göre sıfır olan kendisinden bir embriyo yapar. Kişi ondan bilgi almaya başladığında ve büyümeye başladığında, o zaman kişinin önceki nitelikleri, düşünceleri ve eski benliğinin arzuları temelinde, kişi mantık ötesi inancı inşa eder. Biri diğeri olmadan olamaz.

How Do You Reach Faith Above Reason?