Category Archives: Birlik

İnsanları Birlikte Çalışmaya Ne Motive Edecek?

Soru: Ekonomistler günümüzde, çalışan motivasyonunun en büyük zorluklardan biri olduğuna işaret ediyor. İşyeri koşulları, ikramiyeler ve maaş artışları artık işe yaramıyor. Son zamanlarda özellikle Koronavirüs döneminde, motivasyonun temeli değişti. Kendi içlerinde motivasyon bulamayanlara ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz?

Cevap: Sanırım yakında öyle bir duruma geleceğiz ki insanlar ıstırap içinde,  aydaki kurtlar gibi ulumaya başlayacaklar. O zaman, mutlak umutsuz durumlarından çıkmak için en ciddi motivasyona, güce ve yeteneğe ihtiyaç duyduklarını anlayacaklar. Onlara bu motivasyonu verebilecek birini aramaya başlayacaklar ve bize gelecekler.

Soru: Araştırmalar, bir astını dinleme becerisine sahip bir patronun, bir çalışanı işyerinde kalmaya motive etme olasılığının, maaşından 13 kat daha fazla olduğunu göstermekte. Bunun bir geleceği var mı sizce? Sonuçta, çoğu kişi için çalışmanın tek nedeni maaş.

Cevap: Hayır. Böyle bir duruma, bir kişi köle gibi çalışma motivasyonuna sahip olmayacak kadar maddi durumundan memnun kaldığında ulaşacağız. Çalışmasında yalnızca yaratıcı bir bileşen aramaya başlayacak. Sanırım buna yakında geleceğiz.

Soru: Sizin görüşünüze göre bir çalışma ekibini motive etmenin en etkili yolu nedir?

Cevap: Bağ kurmak ve özel bir hedefe ulaşma, tam olarak birliğin içindedir; burada, kendisi ve başkalarıyla ilgili devasa çalışma katmanları ortaya çıkar. Kişi, kendisinin ve başkalarının o kadar içsel olasılıklarını açığa çıkarmaya başlayacak ki içinde ve çevresinde ne gibi inanılmaz olayların gerçekleştiğini görecektir.

Soru: Öyleyse ortak çalışma yapan insanlar, birlikte iyi çalıştıkları gerçeğinden enerji mi alacaklar?

Cevap:  Yalnızca bu değil. Birbirleriyle doğru bir şekilde bağlılarsa o zaman kendi aralarında duygusal, manevi, onlara hiçbir meslekte görmeyecekleri bir ödül veren, bir üst koşul bulacaklar. Onlar her şeyi, doğrudan bir takım içinde kendini gerçekleştirme arzusundan algılayacaktır.

İhsan Etme Uğruna Yaşama

Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, geleceğin toplumunda liderlerin kendileri için herkesin hakkından daha fazlasını almayacağının ve tüm iyi girişimleri yok etmeyeceğinin garantisi nerede?

Geleceğin toplumu, hiçbir zorlamanın, yukarıdan diktatörlüğün olmadığı açık bir toplumdur. Herşey sadece dostlar tarafından yönetilir. Bu nedenle Rusya’da olduğu gibi aynı şeyin olması mümkün değildir.

Toplumda meydana gelen süreçleri anlayan ve toplum nezdinde inanılır olan Kabalistler bunun başında olacaktır.

Geleceğin toplumu, herkes için aynı yaşam standardını oluşturmaya çalışacaktır. Orada, birinin çok çalışıp diğerinin tembel olacağına dair hiçbir korku yoktur. Herkes topluma verebildiği kadar çalışacak ve kendisi için doğru rolü bulacaktır.

Böyle bir toplumda, insanları çalışmaya zorlamaya gerek kalmayacaktır çünkü  kişi topluma yatırım yaparak, ruhunun ıslahı için üst dünyaya, gelecek dünyaya yatırım yaptığını görecektir. Bu nedenle, cesaretlendirmeye veya cezalandırmaya ihtiyacı olmayacak – topluma fayda sağlamak için her türlü fırsatı memnuniyetle karşılayacaktır, bunun kişisel olarak kendisine fayda sağlayacağını hissedecektir. Onun için toplumla kendisi arasında bir fark olmayacaktır.

Islah olmuş toplumun amacı “komşunu kendin gibi sevmektir” .

Geleceğin dünyasında para olmayacaktır, peki o zaman kişinin topluma ne kadar çaba harcadığını nasıl ölçebiliriz? Bunu nasıl kontrol edebiliriz? Kendimizi, bizi birbirimize bağlayan ortak bir sistemin içinde hissedeceğimiz bir duruma ulaşacağız ve bunun içinde her birimizin ne kadar yatırım yaptığını göreceğiz. Ve buna göre, toplumla birlikte yükselmek için herkesin topluma daha fazla dahil olmasına yardımcı olacağız.

Yavaş yavaş, aramızdaki Şehina adı verilen, bağ sistemi hepimize ifşa olacak ve onu cennete yükseltmemiz gerekecek.

Böyle bir toplum, tamamen ihsan etme üzerine inşa edilecek ve onun içinde alım, sadece yaşayabilmek ve ihsan edebilmek için var olacaktır. Kişi ihsan etme fırsatını ödül olarak algılayacaktır.

Egoizmin Gelecekteki Değişimlere Hazırlanması

Soru: İnsanlığın adil koşullara ve kanun önünde eşitliğe ulaşması neden bu kadar uzun zaman aldı? Ayrıca, bu manevi  eşitlik olmasa da, bunda hala biraz ilerleme görüyor musunuz?

Cevap: Evet, biraz ilerleme görüyorum. İnsanlığın şu anki duruma gelmesi çok uzun zaman aldı çünkü egoizm ile çalışıyoruz. Gelişiminin alt aşamalarında, egoizm gerçekten aşılmazdır. Onu gelecekteki değişikliklere hazırlamak binlerce yıl aldı.

Henüz bu değişiklikleri hissetmiyoruz, ancak yakında kendilerini göstermeye başlayacaklar. İnsan gelişiminin farklı aşamalarında, farklı tarihsel aşamalarda kendimizi bu değişimlere nasıl hazırladığımızı göreceğiz. Onların üstesinden gelebiliriz.

Her şeyin zaman içinde bu şekilde dağıtılmış olması, yalnızca doğanın kiminle uğraştığını anladığını ve her şeyi kendi içsel gelişim yasasına göre nasıl yapacağını bildiğini gösterir.

Egoizmi, yavaş yavaş etik, ahlaki ve nihayetinde manevi değişikliklere duyulan ihtiyacın farkındalığına getirmek gerekir.

İshak’ın Kuyuları

Kabala bilgeliğini yıllarca çalıştıktan sonra,  kişinin birdenbire tüm maneviyat arzusunu, tüm motivasyonunu, daha önce sahip olduğu tüm dürtüyü kaybettiğini keşfettiği ve nereden güç alacağını bilmediği bir olgu vardır. Kişi Yaradan’dan ona maneviyat özlemi için güç vermesini isteyecek güce bile sahip değildir.

Ve bundan başka, kişi haz alma arzusunun üstesinden gelme ve onu ihsan etme uğruna kullanma gücüne sahip olmaya özen göstermelidir. Bu nedenle çalışma, birbiri ardına değişen iki aşamada ilerler.

Bazen onu aşmak ve ihsan etme eylemlerini gerçekleştirmek için haz alma arzumla savaşırım. Ve bazen maneviyat arzusu için savaşırım çünkü kaybolur, maneviyatla ilgili olarak ölmüş gibi olurum ve yardım istemek veya almak istemem.

Bu iki koşulda da çalışmak zorundayız ve buna İshak’ın kuyularının kazılması denir. Toprak olarak adlandırılan haz alma arzusunun içinde, eksiklik hissiyatının, maneviyata ulaşma arzusunun sembolleri olan bu kuyular kazılmalıdır, ardından bu kuyular suyla,  Tora’nın sularıyla, Hasadim ışığıyla doldurulacaktır.

Kuyu kazarım çünkü maneviyat arzusunu, Yaradan’a ulaşma ve O’nunla birleşme arzusunu, ihsan etme ihtiyacını edinmek isterim. Önümde basit bir toprak var ve onu manevi bir alana dönüştürmek isterim. Bu nedenle, egoist arzu içinde eylemler yaparım, bu dünyadan cennete, manevi dünyaya ulaşmak için onu ortaya çıkarmak ve içinde boşluklar açmak isterim. Bu, İshak’ın çalışmasıdır.

Haz alma arzumu, onu ihsan etme eylemleri için, dost sevgisi için ve onlar aracılığıyla Yaradan sevgisi için, nasıl kullanacağımı anlamak amacıyla kazarım. Bu arzudan ihsan etme, sevgi, birlik arzusunu çıkarmak isterim. Bundan başka materyalimiz yok ve o, ıslaha gelmiş olmalıdır.

Öncelikle, ihsan etme uğruna arzumla çalışma arzumda, haz alma arzumda bir delik kazarım. Ve sonra bu delik suyla dolar ve kuyu olur, bu da ortak bir arzuyla, toprakla uygun bir şekilde çalışmamı sağlar.

Bir ev inşa etmek istiyorsak, önce temel için bir çukur açmamız gerekir. Ve aynı şey maneviyatta da olur; toprağı kazmalısınız yani kalbi ve oradaki tüm tozu temizlemelisiniz. Bu, arzularınızdan tüm egoist niyetleri çıkarmak anlamına gelir. Ve sonra bu yerde inşa etmeye başlayabilir yani ihsan etme uğruna olan arzuya niyet ekleyebilir ve bir bina inşa edebilirsiniz. Kalp hiç doldurulma olmadan boş kaldığında, inşa etme zamanı gelir.

İnsan, arzusundan, kendi iyiliği için olan niyetini çıkarmalıdır. Yaradan, sanki inşaat kazıkları çakıyormuş gibi, arzumuza kasıtlı olarak egoist niyetler yerleştirdi. Bizim de kuyu yapmak için onları dışarı çekip kalan delikleri suyla doldurmamız gerekir. Bereketli topraklar elde edeceğiz ve üzerine inşa edeceğiz.

Arzu, haz alma arzusu olarak kalır ve bizim işimiz, içindeki egoist niyeti, ihsan etmekle değiştirmektir. İhsan etme uğruna bir niyet varsa, o zaman kişi zaten arzuyu kullanabilir ve ondan binaları, ihsan etme basamaklarını, Yaradan’a benzer formlarımızı inşa edilebilir.

Egoist niyeti arzudan ayırmak, ancak grup vasıtasıyla, dostlarla birleşerek mümkündür. Tek başına niyeti değiştirmek ve hatta buna yaklaşmak bile imkansızdır.

Birleşiriz ve ortak arzumuzu birlikte kazarız, sütunlar üzerine bir ev inşa etmek gibi, kuyular kazılır, betonla doldurulur ve bu sütunların üzerine bir ev dikilir.

Tüm niyetlerimizin egoist olduğunu, kendi iyiliğimiz için olduğunu görürüz. Ve bu yüzden onları topraktan, arzularımızdan çıkarmak ve onların yerine ihsan etme uğruna olan niyetleri koymak isteriz.

Tora’da kuyularla ilgili birçok hikaye vardır. İbrahim’in çölde Beer Sheva yakınlarındaki kuyuları nasıl açtığını, ardından İshak’ın kuyularını anlatır. Gelecekteki gelinle buluşma da kuyuda gerçekleşir. Kahraman, kötüleri kuyudan uzaklaştırır, içinden ağır bir taş çıkarır ve herkese su verir.

Bu, ihsan etme uğruna edinilmiş niyetler nedeniyle kuyuyu tıkayan bir taşı (taştan kalp)hareket ettirebilen bir kişiyi sembolize eder ve sonra herkes kuyudaki suyun tadını çıkarabilir.

Dolayısıyla, Tora, tek çizgide ve üç çizgide çalışmaktan, farklı manevi seviyelerden bahseder, ama bu her zaman suyla dolu bir kuyu vasıtasıyla olur.

Suyla yani Hasadim ışığıyla dolu bir kuyu, canlandırıcı suyla dolu bir kuyuya dönüşür. Hasadim ışığı, dünyaya güç verebilir ve ekinleri yetiştirebilir.

Kuyu kazmak demek, basitçe toprak denen bozuk bir arzu içinde, ihsan etme niyetini almak demektir. Kuyunun olması gereken bir yer bulmalıyız. Eksikliği hissedin ve yerdeki bu oluk, su ile, Bina’nın özellikleri ile yani kendimiz için değil ihsan etme uğruna çalışma özlemlerimizle dolmaya başlayana kadar toprağı kazmaya başlayın.

Verme niyeti, haz alma arzusunun içindeki tüm bu boşluğu doldurduğunda, o zaman bu suyu toprağı sulamak ve ekinleri yeniden canlandırmak, hayvanlara (eşekler, develer veya insanlara) su vermek ve yavaş yavaş ıslahlara gelmek için kullanabiliriz. Kuyu kazmak, manevi çalışmanın başlangıcıdır.

“Bugün Alışveriş Merkezinde, Yarın Morgda” (Linkedin)

Korona inkarcıları her ülkede bol miktarda bulunmakta. Onları, devletin başlattığı tecritlere karşı gösteri yaparken, maskesiz dolaşırken, dikkatsizlikleri ve başkalarına bulaştırarak, başkalarına verebilecekleri zarara kayıtsız kalmalarıyla övünürken ve sanki 2019’daymış gibi halka açık yerlerde yoğunlaşırken görebilirsiniz. Peki ya çeyrek milyondan fazla Amerikalı ölürse ve sayısız başkası, kimsenin açıklayamayacağı, iyileştiremeyeceği veya ne kadar süreceğini söyleyemeyeceği korona sonrası komplikasyonlardan muzdarip olursa ne olur? Peki ya benim “ifade özgürlüğüm” başka birinin hayatını tehlikeye atarsa? Özgür bir ülkede, istediğimi yapmakta özgürüm, doğru mu?

Yanlış. Başkalarına zarar vermediği sürece, istediğimizi yapmakta özgürüz. Covid-19 söz konusu olduğunda, toplum içinde sorumsuz davranış bu kategoriye girmez; bu diğer insanların sağlığını ve muhtemelen hayatlarını tehlikeye atar.

Salgını kontrol altına almak isteyen yetkililere bir fikir önermek istiyorum: Bir kampanya başlatın ve buna “Bugün Alışveriş Merkezinde, Yarın Morgda” adını verin. Halka açık yerlerdeki insanların, nasıl eğlendiklerine ve birbirleriyle nasıl dikkatsizce takıldıklarına, güvenlik önlemlerini nasıl göz ardı ettiklerine, maske takmadıkları, gerekli mesafeyi korumadıkları ve temastan kaçınmadıklarına dair güvenlik kamerası görüntülerini alın. İki hafta sonra, bu verileri gözden geçirin ve yeni teyit edilmiş Covid vakalarının kayıtlarıyla karşılaştırma yapın. Eminim sonuçlar, kişisel verileri koruyan tüm gizlilik yasalarına rağmen, Covid’in çok gerçek olduğuna ve insanların eylemlerinin sonuçlarına katlandığına dair yeterli kanıt gösterecektir.

Düşüncesiz davranışlardan intikam alma niyeti olmadan ama basitçe tehlikenin gerçek olduğunu kanıtlamak için. Bu hareket, duygusuz gibi görünse de bu kadar çok insanın inkar etmeye çalıştığı gerçeği ortaya çıkararak, sayısız hayatı kurtarabilir: Covid gerçek ve işte burada!

İnsanlar gerçekten bir sorun olduğunu, 270.000 küsur Covid ölümünün artık bizimle olmayan gerçek insanlar olduğunu anladıklarında, durumu çözmenin yollarını düşünmeye daha açık olacaklar. Bu, karşılıklı sorumluluktan, dayanışmadan, karşılıklı bağımlılıktan ve ta ki kendilerine ya da sevdikleri birine, dikkatsiz bir kişi tarafından virüs bulaştığından dolayı karşılıklı bağımlılık yüzlerine vurana kadar, insanlara çok önemsiz görünen tüm o güzel ve gerçek fikirlerden bahsetmeye başlamamız gereken zamandır.

Tüm doğanın tek bir temel kuralı olduğunun farkına varmalı ve ona göre davranmaya başlamalıyız: Tüm yaratılanlar tek bir sistemdir, tek bir varlıktır. Tıpkı bir organın hasta olması ama vücudun geri kalanının sağlıklı olması gibi bir durum olmadığı gibi, bir kişinin hasta olması ve insanlığın geri kalanının sağlıklı olması diye bir şey de yoktur. Herhangi bir yerde bir hastalık, her yerde hastalıktır. Bunu hissetmememiz, bunun doğru olmadığı anlamına gelmez; bu, duyularımızın kusurlu olduğu, yabancılaşmadan/ötekileştirmeden hasta olduğumuz ve geri kalan hastalıklarımızı iyileştirmek için, önce yabancılaşma durumunu iyileştirmemiz gerektiği anlamına gelir.

Bunun üzerinde birlikte çalışırsak realiteyi değiştirebiliriz. Birbirimizi hissetmeyi, bağlılığımızı ve karşılıklı bağımlılığımızı hissetmeyi öğrenebiliriz. Karşılıklı sorumluluk ve dayanışmanın faydalarını keşfedebiliriz, ancak bunu yapmak için önce ortak bir taahhütte bulunmalıyız. Karantina ve yalnızlıktan bıktığımızda, kendimizi anlamsız gururumuzdan iyileştirebileceğiz ve bağ kurmaya başlayabileceğiz. Yabancılaşmadan dolayı hastalandığımızda, yabancılaşmanın bizim gerçek hastalığımız olduğunu göreceğiz.

“Pfizer COVID-19 Aşısının, % 90’ın Üzerinde Etkili Olduğuyla İlgili Haberler Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?” (Quora)

Pfizer’in Koronavirüse karşı aşısının, vakaların yüzde 90’ında etkili olduğunu açıklaması birçok insana umut verdi, ancak bir iyimserlik haricinde bu aşıdan, ortaya çıkan virüse karşı uzun süreli bir tedavi göremiyorum.

Çeşitli uzmanlardan edindiğim izlenimim, Koronavirüse karşı etkili bir tedavinin dört ila beş yıl daha alacağı yönünde. Dahası, 40 yılı aşkın bir süredir Kabala bilgeliğini çalışmaktan gelen, doğanın amacı ve planı hakkındaki anlayışıma göre, dünyanın bir tedaviye hazır olması, bizim olumlu bir şekilde bağ kurmaya hazır olmamıza bağlıdır.

Doğa gittikçe daha büyük bağlantı durumlarına evrilir ve olumlu olarak yönlendirildiğimiz bağlantıyı anladığımızda, hayatı mükemmel ve uyumlu olarak deneyimleyeceğiz.

Eğer güdülerimizi birbiriyle bağlı ve birbirine bağımlı olarak, doğa yasalarıyla uyumlu bir şekilde bağlarsak, o zaman sağlığı tam anlamıyla, yani bireysel, sosyal, küresel ve ekolojik ölçeklerde dengede içinde yaşayacağız. Bununla birlikte, olumlu bağımızı hesaba katmazsak ve bölücü dürtülerin bizi birbirimizden ayırmasına izin verirsek, birbirimiz hakkında kötü düşünürsek, o zaman virüsler bizi enfekte etmeye devam edecektir.

Şu anda, örneğin, çoğu insan, kendi kendine hizmet etme güdüleriyle, yani bunu yaparak kendi sağlıklarını korumak için maskeler takıyor. Bununla birlikte, bu salgın sırasında maskeler, kılık değiştirmiş bir doğa egzersizidir. Aslında maskeler, maske takanların çevresindeki diğer insanları, maske takanların kendilerinden çok daha fazla korurlar. Bu nedenle, maske takmayı karşılıklı değerlendirme egzersizi olarak ele almak akıllıca olacaktır: diğer insanları korumak ve onlara değer vermek için maske takmak. Bununla birlikte, başkalarını düşünmeden bile, pandemiye katlanıp, toplumla fiziksel olarak karşılaştığımızda maskeler taktıkça, doğa bize en azından bilinçsizce de olsa, başkalarına karşı kendimize bir duyarlılık katmanı ekleme yönünde daha fazla alışkanlık kazandırır.

Bununla birlikte, genel olarak, Pfizer aşısının, kısa umut dalgası ve birçok insana getirdiği rahatlama duygusu açısından olumlu olduğuna inanıyorum. Yine de aynı şekilde, birbirimize karşı tutumumuzu geliştirmenin hayatımızı iyileştireceğini söyleyecek sağlık uzmanlarına ihtiyacımız yok.

Koronavirüs salgını, doğanın bizimle iletişim kurma şeklidir. Bireysel köşelerimizde kendimizi kapatırsak ve bölücü dürtülerimizin üzerine çıkmak ve birbirimize uyumlu bir şekilde bağlanmak için hiçbir hamle yapmazsak, doğanın buna göre tepki vermesini bekleyebiliriz.

Bu nedenle, doğanın nihayetinde bizden ne istediğini ve birbirimize karşı tutumumuzu nasıl geliştirebileceğimizi düşünmek akıllıca olacaktır. İnsan toplumuna, içimizden gelen bölünme ve kutuplaşmanın üzerinde olumlu bir birlik ruhu aşılayarak, pandeminin sonunu ve doğayla denge içinde sağlıklı, mutlu, kendinden emin, güvenli ve uyumlu bir şekilde gerçekten nasıl yaşayacağımızı keşfedeceğimiz, yeni bir başlangıç göreceğiz.

Benzersiz İptal Seviyesi

Soru: Diyelim ki ben sağlık bakanıyım ve siz de maliye bakanısınız. Ülkenin, karantina için kapatılıp kapatılmayacağına bir saat içinde karar vermemiz gerekiyor. Farklı görüşlere sahip olacağımız nettir. Öyleyse, siz kendi fikrinizi,  ben de benim fikrimi iptal etmeli miyiz?

Cevap: Hayır. Hiçbirimiz kendi fikrini iptal edemez. Hiçbir faydası olmayacaktır. Burada tamamen farklı bir karar alma sistemi oluşturmamız gerekiyor, ancak kesinlikle bakanların kabinelerinden değil.

Egoist fikirlerinin üzerine çıkmak isteyen bir grup oluşturmalıyız. O veya başka bir egoistin tarafını tutmak değil, sadece kendi üzerlerine çıkmak. Bu ancak her birimiz diğerlerinin önünde kendimizi feshettiğimizde mümkündür.

Bunun için Onlu (Minyan) yeterlidir. Onludaki herkes diğerlerine karşı kendini feshetmeye başlarsa, o zaman toplumu hissedebiliriz, kendimizi feshettiğimizin ne anlama geldiğini hissedebiliriz.

Bu iptal noktası, Bina (yeni bilginin derecesi) derecesinin temeli olan, manevi gelişimimizin başlangıç noktası olacaktır. Bununla başlamalıyız.

Soru: Bu, birbirimizi kabul edip ortada bir şey bulsak bile hiçbir yere varamayacağımız anlamına mı geliyor? Çözüm farklı bir seviyede mi yatıyor?

Cevap: Evet. Ne yazık ki bu seviye hala belirsizdir çünkü gerçekten özel ve benzersizdir.

Yorum: Kavranması imkansız olan duygulardan bahsediyorsunuz.

Cevabım: Bu durumda, insanlık gözlerini kapatmadan ve bunu, zaten bu duyguya sahip olan insanlardan almadan önce biraz daha acı çekmek zorunda kalacak.

Hedefe Doğru, Arzu Edilen Yol

Soru: Istırabı haz olarak deneyimlemeye nasıl başlıyorsunuz? Yaramaz çocuklar gibi davranmaktan kaçınmak için tam olarak ne yapabiliriz?

Cevap: Gerçek şu ki herhangi bir ıstırap hissettiğimde ve Yaradan’ın, bana bu yolla, doğru bir şekilde rehberlik ettiğini anlamaya başladığımda, onlara derhal şükrederim ve onları ıstırap olarak değil, yol gösterici güçler olarak hissederim. Ve sonra ıstırap kaybolur. Hatta, ağrıdan kurtulmak amacıyla bir operasyon için tıpkı bir doktora ödeme yaptığımız gibi, bir şekilde acı çekmek isteyebilirim.

Ancak arzu edilen yol, birbirimizle bağ kurmamız ve olumsuz nitelikleri ve ilişkileri olumlu olanlara dönüştürmeye çalışmamızdır. Bu, bizi her şeyden çok hedefe götüren ve tüm ıstırapları kesinlikle ortadan kaldıran çok daha kolay ve hızlı bir yoldur.

Eğer grupta birbirimizle doğru bir şekilde etkileşime girersek, o zaman tüm ıstıraplar kaybolur ya da olumlu hislere, hatta hazza dönüşür.

Islahın Nesli

Virüs için güvenilir bir çare vardır: bağ kurmak. Bu tüm sorunlardan bir cankurtarandır çünkü kesinlikle küresel ve bütünleyici olan doğaya benzer hale geliriz. Bu şekilde bağlanırsak, hayatımızın tüm sistemlerini doğru bir şekilde ayarlayacak olan doğanın ortak gücüne daha bağlı hale geliriz.

Doğada hepimizi kontrol eden genel bir yasa vardır. Bu yasaya yakınlaşmak ve onunla doğru etkileşime girmek için bağ kurmalıyız. Tıpkı cansız maddelerin, bitkilerin ve hayvanların tek bir ortak yaşamda birbirine bağlı olması gibi, insanların da bağ kurması gerekir.

Öyleyse neden doğada birinin diğerini yok ettiğini görüyoruz? Bunun nedeni biz insanların birbirimize egoist davranmamızdır ve egoizmimiz doğanın: cansız, bitkisel ve hayvansal diğer tüm seviyelerini etkiler. Eğer egoist arzumuzu ıslah, kurt kuzunun yanında huzur içinde yaşar ve doğada hiç kimse diğerine saldırmaz.

Doğa ile uyum içinde olmanın faydasını göreceğimiz herkes için aşikardır. Bizim neslimizde, bu uyum tüm insanlık tarafından sağlanmalıdır ve bu nedenle, buna ıslahın nesli denir.

Toplumun En Küçük Öğesi Onludur

Soru: İletişimin var olması için, bilgi alma ve iletme, kodlama ve kod çözme kuralları gereklidir. Bu kurallar, yani verme ve alma yasaları nelerdir? Kişi bunu öğrenebilir mi?

Cevap: Evet, insanlar bu konuda eğitilmelidir. İletişim becerileri çok önemlidir. Onların yokluğunun, bizleri nasıl birbirimizi yanlış anlamaya, inzivaya götürdüğünü görüyoruz. İletişim pratik olarak her şeydir.

Gerçek şu ki, bizler başlangıçtan egoistler olarak yaratıldık, egoizmimizle barış içinde yaşayabileceğimize ve hiç kimseye ihtiyacımız olmadığına inanıyoruz. Ve birine ihtiyacımız olursa, o sadece bir dereceye kadar tahammül edebileceğim ve kullanabileceğim biridir. Ama bu kesinlikle yanlıştır. İnsanlara toplumun en küçük biriminin aile değil on kişi olduğunu anlatmak gerekir. Aile hayvansal seviyede bir birimdir. Ve bir sosyal birim, ruhen size yakın olan, hayatta ortak bir amacı olan ve onu somutlaştıran on kişidir. Bu koşullar içinde, kişi mutlak sonsuz durumlara kadar gelişebilir.

Soru: Bu on bir ömür boyu değişebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Yani “on” ile içsel bir terimi kastediyorsunuz,  on kişi diye, kişi sayısını değil?

Cevap: On kişi aynı zamanda on farklı bireysel arzu kombinasyonunu içeren fiziksel bir niceliktir. Kabala’da bunlara kalpteki noktalar denir.