Category Archives: Birlik

“Covid – Toplumsal Değişim İçin Bir Katalizör” (Linkedin)

Herkes aşı olmak için acele ederken veya alternatif olarak, aşıların insanlara karşı bir hükümet planı olduğu ilan edilirken, çok önemli bir şeyi görmezden geliyor gibiyiz: ilk başta, virüs neden ortaya çıktı? Bu soruyu cevaplayana kadar, aşılar ne kadar verimli ilan edilse de ondan kurtulamayacağız.

Koronavirüs normal bir virüs gibi görünse de bundan çok daha fazlasıdır. Virüs, düşüncelerimizi ve arzularımızı, insanlar ve ülkeler arasındaki ilişkileri değiştiriyor ve bunu tüm dünyada yapıyor. Covid-19, çok katmanlı bir hastalıktır; bize sadece ellerimizi yıkamamız ve maske takmamız gerektiğini öğretmemeli. Aksine, temel amacı bize hayatlarımızla nasıl ilişki kuracağımızı öğretmektir.

Yani, bize sadece birbirimizle nasıl ilişki kurmamız gerektiğini değil, aynı zamanda bir bütün olarak yaşamla, yaşamın özüyle ve amacıyla nasıl ilişki kurmamız gerektiğini de öğretmelidir! Bu nedenle, Covid öylece çekip gitmeyecektir. Bizi tamamen tüketene kadar, tüm sosyal sistemlerimizi değiştirmeyi kabul edene kadar, görünüşünün ardındaki niyeti görene kadar, yani insan ilişkilerini dönüştürene kadar, mutasyona uğrayacak ve kendini değiştirecektir.

Gerçekten de, SARS-CoV-2, namı diğer “Koronavirüs”, onu gerçekten iyileştirebilecek tek çareyi bulana kadar bizi yıpratacaktır. Bu çarenin biyolojik yeniliklerle hiçbir ilgisi yoktur ve her şeyin duygusal dönüşümlerle ilgisi vardır. SARS-CoV-2 için çare, birbirinizi sevmeyi öğrenmektir, ama gerçekten, içtenlikle olmalı. Kulağa tuhaf gelse de bu çare sadece Covid-19 için değil, Covid dahil tüm rahatsızlıklarımıza da çare olur ve nedeni ortadan kaldırana kadar bu ürünü yani virüsü yok edemeyeceğiz.

Covid’in bizi ilk önce nasıl ayırdığını, bizi nasıl kapattığını ve okullarda, işyerlerinde, rekabetçi spor oyunlarında, endüstride ve birbirimize yardım etmek yerine birbirimizle rekabet ettiğimiz her yerde, zehirli ilişkilerimizi ortadan kaldırmaya nasıl zorladığına dikkat edin. Buna karşı çıkmaya, ekonomiyi yeniden açmaya ve sosyal bağımızı yenilemeye çalıştığımızda, Covid daha da kötüleşti ve daha da genç insanları etkilemeye başladı, akciğerlerden kana ve kandan beyne geçerek daha da kötüleşen sonuçlarla, bir yandan da öncekinden daha da bulaşıcı hale geldi. Covid, aynı zamanda aile üyelerini de ayırdı ve bizi her seviyedeki insanlarla bağımızı yeniden düşünmeye zorlamak için, ayrılık acısını daha da acı verici hale getirdi.

Virüs, tüm bağımızı her seviyede yenileyene kadar durmayacaktır. Birbirimize özenle ve önemle nasıl davranılacağını, insanların kendilerini güvende ve hoş karşılandığını hissedecekleri toplulukların nasıl inşa edileceğini, zayıf ve savunmasızları sömürmeyen toplumların nasıl inşa edileceğini, medyadaki ana sesin dışında düşünen herkesten kaçmak yerine, çeşitliliği nasıl kucaklayabileceğimizi öğrenene kadar, tüm bunları öğrenene kadar, Covid normal bir yaşam sürmemize izin vermeyecektir.

Covid’in neden burada olduğunu bilmek ve ihtarlarına uymak, salgından kurtulmamızın tek yoludur. Onun yakalamasından kaçmak için bir sağa bir sola kaçmaya çalıştığımız sürece, virüs sadece durum üzerindeki mutlak gücünü artıracaktır. Teslim olup, birbirimize değer vermemiz gerektiğini kabul eder etmez, bizi hemen bırakacaktır.

“Ulusal Sınırların Geleceği Nedir?” (Quora)

Gelecekte sınırlar, milletler veya ülkeler olmayacak.

Hepimiz, herkesin anlayabileceği bir dille, tüm dünyayı kapsayan bir ulusun üyeleri haline geleceğiz.

Ayrıca dinler, inançlar ve gelenekler önemlerini yitirecek ve süreç içinde kaybolacaktır.

Diğer bir deyişle, sonunda, doğanın bütünleyici yasalarıyla denge içinde, tek bir bütün olarak birbirine bağlılığımızı ve karşılıklı bağımlılığımızı anlayacağız.

Her türlü coğrafi ve ideolojik sınırları değiştirmek tüm insanlar arasında iyi ve olumlu bir tutum olacaktır.

Bu son koşula geçiş, egolarımızı bir dereceye kadar kabul etmedikçe iyi bir yaşama ulaşamayacağımızı anlayarak gerçekleşecektir.

Şimdiki gerçekliğimizde, böyle bir resim ütopik ve gerçekçi görünmese de ve her birey, grup ve ulus yalnızca kendisinden ve kendi vatandaşlarından sorumlu olsa da, doğa yasaları, bu tür bir bağ içinde bulunan karşılıklı önemseme tutumlarıyla, mutlak bir bağ koşuluna doğru ilerlememiz gerektiğini şart koşar.

Bu tür bir bağ, nesiller boyunca geliştirdiğimiz, sınırlar, cinsiyet, ırk veya dil olsun, dünyamızda sahip olduğumuz her sınırın üzerinde var olur.

Kısacası, doğa bu süreci zorunlu kıldığından, hiçbir şey birbirimizle bütünleşmemizi engelleyemez.

Tek Bir Aile Gibi

Soru: İnsan tarih boyunca gelişti ve bir noktada hayatın anlamı hakkında düşünmek için zamanı oldu. Doğanın gizli güçlerini anlama arzusu, 3.800 yıl önce eski Babil halkının içinde uyandı.

Birincil kaynaklar, daha önce tüm insanlığın tek bir aileye benzediğini söylüyor, ancak yazılanlardan hayatın on binlerce yıldır zaten var olduğunu ve insanların birbirlerini öldürdüğünü anlıyoruz. “Tek bir aile gibi” ne demek, net değil?

Cevap: Gerçek şu ki, Babilliler arasındaki dostane ilişkiler belirli bir tarihsel gelişmeden kaynaklanıyordu. O günlerde Babilliler, Dicle ve Fırat arasında, Mezopotamya’da dış koşullardan ayrıcalıklı bir yaşam sürüyordu. Su bolluğu ve nehirlerin taşması, iyi bir hasada katkıda bulunuyordu.

İnsanlar balık, sarımsak, fırınlanmış arpa ekmeği, inek ve koyun yetiştirdiler. Doğa onlara o kadar cömert davrandı ki onun meyvelerini birbirlerinden geri kazanmak zorunda değillerdi. Bu nedenle, birbirleriyle göreceli bir denge içinde yaşadılar.

Tora, “tüm dünyada tek bir dil ve tek bir lehçe olduğunu” söyler. Bu, insanların birbirlerini anladıkları anlamına gelir. Bu, dil ile ilgili değildir. Sahip olduklarından daha fazlasına ihtiyaçları yoktu.

Bir yandan doğa onlara yardım etti ve küçük bir çaba karşılığında onlara her şeyi verdi. Öte yandan, doğadan gereğinden fazlasını alacak kadar bencil de değillerdi. Doğru, güzel, doğal bir varoluştu. Kabala’da buna sıfır egoizm seviyesi denir.

Babilliler arasında normal bir ailede olduğu gibi, tam bir anlayış vardı. Sonra aniden bir egoizm artması oldu ve hemen sınıflara ayrılmak istediler: zenginler, yoksullar, güçlüler vb. Böylece aralarında her türlü alametler belirdi.

Eşitliğe Nerede Sahip Olmalıyız?

Hepimiz doğa tarafından farklı yaratılmışız; bu farklılıkları etkisiz hale getirmeye, silmeye veya yok etmeye veya onları kötü, gereksiz veya tamamen yararsız olarak görmeye gerek yoktur. Aksine, aramızdaki tüm farklılıkları olabildiğince vurgulamalı ve onları daha belirgin hale getirmeliyiz.

Eşitlik nerede olmalıdır? Her insanın her an, mümkün olduğu kadar çok şey yapıp tüm topluma fayda sağladığından emin olunmalıdır.

Yorum: Ama burada bile eşit değiliz. Siz daha fazlasını yapabilirsiniz, ben daha azını yapabilirim.

Benim Cevabım: Ama ben her şeyi kendi gücüm dahilinde yaparsam ve siz her şeyi kendi gücünüzle yaparsanız, o zaman eşsiz yeteneklerimize göre eşit oluruz. Siz bu şekilde yaratıldınız, ben böyle yaratıldım. Bu yüzden elimden geldiği kadarını yapıyorum ve siz de yapabildiğiniz kadarını yapıyorsunuz. Biri akıllıdır, diğeri güçlüdür.

Soru: Bunu kim belirleyebilir?

Cevap: Hiç kimse yapamaz. Bizlere doğayı doğru bir şekilde anlamamız öğretilmelidir. O zaman bir kişiyi topluma katkısına göre değil; çünkü bazıları farklı nicelik ve nitelikte daha fazlasını yapabilir ve diğerleri daha az yapabilir, ancak kendine özgü koşullara göre ve kendini ne kadar verdiğine göre değerlendireceğiz.

Yorum: Bununla birlikte, kişi eşit fırsatlara sahip olmalıdır. Yetiştirilme tarzı ile ilgili konuşuyorsunuz, ama herkes aynı değil.

Benim Cevabım: Bu başka bir meseledir. Herkese, aynı değil ama uygun bir eğitim ve yetiştirilme sağlamalıyız.

Doğa açısından bakıldığında, kişiye toplumda doğru gelişim için ihtiyaç duyduğu en uygun imkânlar sağlanmalıdır, böylece toplum, kişiden kendi yararına verebileceğini azami ölçüde alır. Fırsat eşitliği budur.

Soru: Peki toplum için neyin iyi olduğunu kim belirler?

Cevap: Toplumun kendisi ve eğitim sistemi. Her şey eğitime bağlıdır. İnsanları, toplum için elinden gelen her şeyi yapma ihtiyacını hissetmeye zorlayacak şekilde olmalıdır. İdeal olarak, toplumun tüm üyeleri böyle hissettiğinde, o zaman onların eşitliğinden söz edebiliriz.

 

Birlik Şovenizme Yol Açtığında

Soru: Kardeşlik ilkesi nedir?

Cevap: Bu ilkeye uymak bize en iyi koşulu sağlar. Birbirimizi düşünürsek, birbirimizi desteklersek ve herkes birbirini önemserse, hiçbirimiz kötü hissetmeyiz.

Yorum: Aşırı birliğin ırkçılığa, şovenizme, köktenciliğe ve dini fanatizme yol açtığı söyleniyor.

Cevabım: Hayır. Bu, bir grup insanı alıp onlara daha dikkatli davranmaya başlarsam olur, çünkü başkalarına yönelik belirli bir hedefimiz vardır. Başkalarına karşı!

Kendimizi özel bireyler gibi hissetmeye başlarız. Bize güç veren egoist bir duygudur. Ve burada elbette amacın ötesine geçeriz. Ancak bu artık basit bir egoizm değil, şovenizmdir.

Soru: Yani birisine karşı birleşmek egoist doğamıza aykırı değil mi?

Cevap: Evet. Bu durumda, sadece ortağa ihtiyacım vardır. Onları bulurum, birbirimizi gözetiriz,  güçlü, sıkı sıkıya bağlı bir ekibizdir ve sadece herkesi alt ederiz.

Soru: Belki de tüm dünyalıların birine karşı, örneğin uzaylılara karşı toplanmasını sağlayacak bir şey bulabilir miyiz? Sanki bir tür tehlike içindeymişiz gibi. Ve o zaman tüm dünyalılar birleşirdi.

Cevap: Her ülke bir tür rakip ortaya atar. Ve bu gerçekten insanları birleştirir. Bu, politikacılar tarafından kullanılmaktadır. Neden tüm gelişmiş ülkeler genellikle muhalefettir? Bu onların birleşmesine yardımcı olur, insanları, kaynakları harekete geçirir ve kitlelerde ek güç sergiler.

“Birçok İsyan, Tek Suçlu” (Linkedin)

 

ABD Başkanı Joe Biden, seçim kampanyası sırasında söz Koronavirüse geldiğinde, “Herhangi bir yerdeki enfeksiyon, her yerde enfeksiyondur” dedi. Bu sadece Koronavirüs için geçerli değil. Yakın zamana kadar Amerika’da yaşanan isyanlara bakın; Rusya’ya geçmiş görünüyorlar. Fransa’da başlayan diğer isyanlar da Hollanda’ya kaydı. Myanmar’da bir darbe oldu; Avrupa’daki diğer ülkelerde ve başka yerlerde hükümetler sallanıyor; ve küresel istikrarsızlık dünyayı ele geçirmiş gibi görünüyor.

Bunda bir rastlantı yok. Küreselleşmenin öncelikle ülkeler arasında ekonomik ve ticari bağlar demek olduğunu düşündük ama yanılıyorduk. Tüm dünya aynı düşüncelerden, aynı eğilimlerden ve aynı zihniyetlerden etkilenir. Herhangi bir yerde sorun olduğunda, her yerde sorun vardır! Yeni normal budur.

Bizler kendimizi hala ayrı bireyler, ayrı toplumlar ve ayrı ülkeler olarak düşünüyoruz, ancak biz bunların hiçbiri değiliz. Hepimiz bağlıyız. Avustralya’da bir kişinin ne düşündüğü, Alaska’da yaşasalar bile dünyadaki tüm diğer insanları etkiliyor. İnternetin fikirleri yaymanın ve insanları isyana kışkırtmanın bir yolu olduğunu düşünüyoruz, ancak bundan çok daha derin: En temel arzularımız ortak bir kaynaktan, bizim egomuzdan çıkar ve şimdi bu arzular birbirleriyle olan bağlarını göstermeye başlıyor. Bundan sonra, hiçbir münferit sıkıntılar, münferit zaferler olmayacak; biz istesek de istemesek de her şey tüm insanlık tarafından paylaşılmış olacak. Kelimenin tam anlamıyla hep birlikte yükseleceğimiz ya da hep birlikte düşeceğimiz, önümüzdeki aylarda ve yıllarda giderek daha net hale gelecektir. Tüm isyanların ve tüm sorunların tek bir suçlusu var – bizim egomuz. Bu bağlı, ortak kök ortaya çıktı ve artık onu daha fazla gizleyemeyeceğiz veya görmezden gelemeyeceğiz. Bu nedenle, bugün, kişinin kendi çıkarını düşünmesi sadece katlanabileceğimiz bir lüks değil, gerçeklikten kopmak ve düpedüz aptallıktır.

Bu arzuların birleşmesi çok ciddi ve derin bir sebepten dolayı gerçekleşiyor. Aynı arzuya sahip olmak, dünyanın her yerindeki insanların davranış ve ifadelerinde gördüğümüz gibi, aynı düşüncelere sahip olmak demektir. Başka bir deyişle, bu insanları bir araya getirir. Onlar bu yakınlığı benimserlerse mutlu olurlar ve toplum zenginleşir. Reddederlerse acı çekerler, çünkü bu bağ herhangi bir şekilde ortaya çıkar ve bizi istenmeyen bir gerçekliğe getirir.

Dünya bize ihtiyacımız olandan çok daha fazlasını sağlar. Kendimizi tek, küresel bir aile olarak düşünürsek, sadece temel düzeyde değil, barınmadan sağlık hizmetlerine ve eğitime kadar, eğlence ve dinlence için bile, hayatımızın her alanında herhangi bir eksikliğin olmadığını görebiliriz.

Değişimlerin hızı sadece artacak ve bizim buna uyum sağlamamızı talep ediyor. Topluma karşı tavrımızı değiştirmezsek ve dünyanın her yerinde ortaya çıkan yakınlık ve karşılıklılığı kucaklamazsak, bir nehirde hızlanan akıntıya karşı yüzdüğümüzü hissedeceğiz. Bir seçeneğimiz var – aşağıya doğru yüzmek ve yolculuğun tadını çıkarmak ya da akıntıya karşı yüzmek, kendimizi tüketmek, nehir tarafından uzaklaştırılmak ve sonunda boğulmak.

“COVID 19 Pandemisinden Sonra Dünya Nasıl Değişecek?” (Quora)

Bizler, birbirine bağlılığımızın ve karşılıklı bağımlılığımızın muazzam boyutunu anlamaya başladığımız büyük bir geçiş döneminin ortasındayız.

Ayrıca, kendimizi de dünyamızı yok ederken buluyoruz. Bunun nedeni ise birbirine bağlı ve birbirine bağımlı sistemlerin önemli bir yönü, tüm parçalarının sistemin yararına hareket etmesi durumunda, sistemin uyumlu bir şekilde çalışması ve parçalarının tüm sistemin sağlığını ve canlılığını deneyimlemesidir. Aksine, eğer parçaları bütüne fayda sağlamaktan ziyade kendi yararına öncelik veriyorsa, o zaman sistemin çöküşüne neden olurlar.

Son egoist eğilim, 2021’de insan toplumunun genel tutumunu ve davranışını tanımladığından, bildiğimiz şekliyle dünyanın parçalanmasını bekleyebiliriz. Bir yandan, finansal ve endüstriyel mekanizmalarımızın artan zayıflığını göreceğiz ve öte yandan, doğal afetlerin bizi gittikçe daha fazla sarsmasını bekleyebiliriz çünkü doğa, temelde bize birbirimizle olan ilişkimize göre tepki verir.

Olumlu, sağlıklı ve dengeli bir hayat yaşamak için, çaresizliğimize uyanana kadar olumsuz bir sarmaldan aşağı doğru ilerlemeye devam edeceğiz. Bu noktada, yaşama şeklimizi değiştirmek için büyük bir ihtiyaç geliştireceğiz. O zaman, nasıl birbirine bağlı ve birbirine bağımlı sistemin işlevinin bir parçası olduğumuza, onun amacının ne olduğuna, sistemdeki rolümüzün ne olduğuna, sistemin doğasının ve insan doğasının ne olduğuna, bunlar arasında nasıl denge kurabileceğine, bu sistemde neden ve nasıl ayrıldığımıza ve daha yakın olmak için birbirimize karşı tavırlarımızda ne yapabileceğimize dair güncellenmiş açıklamalara artan bir ihtiyaç duyacağız.  Başka bir deyişle, birbirimizle olan bağlarımızda bir iyileştirme yapmamız gerekecek ve bu iyileşme kendi başına gerçekleşemeyecek. Bu, bizleri  birbiriyle bağlı ve birbirine bağımlı bir gerçeklikte olumlu bağa, uyuma ve mutluluğa yönlendirebilecek yeni bir metod gerektirecektir.

“İnsanlar Neden İnançlarında Radikalleşme Eğilimindedir?” (Quora)

Bu bir sorundur, ki bizler doğanın bizden ne istediğini öğrenme gerekliliğini anlayamıyoruz, bu da tüm dünyanın başlıca dinlerinin temelinde yer alan aynı yasadır: “Komşunu kendin gibi sev” (Levililer 19:18).

Bizler tüm farklılıklarımızın, bölünmelerimizin, reddedişlerimizin ve birbirimize olan nefretimizin ötesinde sevgiye ulaşma gerekliliğinde eşitiz, çünkü “sevgi tüm günahları örter” (Özdeyişler 10:12). Ancak, başkaları pahasına haz almayı isteyerek, doğanın olumlu bir şekilde bağlanma talebini reddeden egoist insan doğamız, bizi birbirimize karşı konumlandırır ve bu tüm radikalleşmenin temel nedenidir.

İnsan egosu her kişinin ve grubun içinde işler. Bu, her birimizin kendimizi ve ait olduğumuz grupları diğerlerinden daha iyi olarak görmemize neden olur, inançlarını aşırılıklara götürmeye istekli radikallerde artışa yol açar. Nihayetinde ego, dünyamızı yok etmeye hizmet eder ve radikalleşme onun doğal sonuçlarından biridir.

Tüm bölünmemizin, nefretimizin ve radikalleşmemizin arkasındaki temel nedenin insan egosu olduğunu anladığımızda, o zaman egonun üzerine nasıl yükseleceğimize odaklanmak akıllıca olur. O zaman kendimizi herhangi bir yönelime bağlamaya gerek kalmaz, doğanın temelini oluşturan tek bir eğilime bağlanırız: İnsan egosunun üzerine çıkma, tüm farklılıkların üzerinde başkalarıyla birleşme ve ayrıca bunu yapmak için metodu öğretme ve paylaşma ihtiyacı.

Kabala’da Bireysellik İçin Yer Yoktur

Soru: Bir yandan her şeyin bir insanın içinde olduğu söyleniyor, diğer yandan da siz, başka insanlarla çalışmaya başlamam gerektiğini söylüyorsunuz. Çalışmak, meditasyon yapmak ve dua etmek benim için yeterli değil mi? Yine de başkalarıyla iletişime geçmem mi gerekiyor?

Cevap: Bir kişinin tek başına Yaradan’ın ifşasına ulaşması imkânsızdır. Kişi, bunun yalnızca bir grupta başarıldığını ve başka yolu olmadığını anlamalıdır. Bireyselliğin, münzevinin, Kabala’da yeri yoktur.

Diğer insanlarla bir şekilde birleşmeye çalışarak, “Mısır’a girmeye” (egoizm) başlarsınız. Birlikte, birbirinizle bağ içinde, Yaradan’a benzer olacak niteliklerde toplanmaya çalışan onluyu geliştirirsiniz.

Benzerlik yasasına göre, siz ve Yaradan’ın nitelikleri arasında var olan şeyi, karşılıklı ihsan etme, sevgi, bağ, birlik niteliklerini, Yaradan’ı kendi içinizde hissetmeye başlayacaksınız.

 

Kabala’da Kadının Görevi

Soru: Günümüzde, Kabala’da bir kadının ana görevi nedir?

Cevap: Erkeklerle aynıdır: egoizminin üzerine çıkmak, başkalarıyla birleşmek ve Yaradan’a ulaşmak.

Soru: Bir kadın, kendisiyle Kabala çalışan diğer kadınlarla birleşmeli midir?

Cevap: Evet buna değer. Eğer ciddi bir öğretmen tarafından yönlendirilen ciddi bir grup varsa o zaman buna değer. Bu tek başına çok zordur. Ya da internet üzerinden çalışabilirsiniz.