Category Archives: Bayramlar

İyi ve Kötü Birleştiğinde

Soru: Bu, hırsız Haman’ı Mordehay’ın saf niteliğinden ayırt edemeyecek hale gelene kadar Purim’de şarap içmek emri nedir?

Cevap: Islahın sonunda o kadar çok ışık (şarapla simgelenir) almış oluruz ki kötü nerededir ve iyi nerededir belirleyemeyiz çünkü artık aralarında hiçbir fark olmaz. Bunlar hem artı hem de eksinin yayıldığı tek bir üst kök ediniminde birleşir. Orada pratikte hiçbir şey yoktur, sadece bize karşı nazik bir tavır vardır.

Kişi, her türden kötü ve iyi olayları bir bütün olarak görme yetisini kazanır. Bugün bile Kabala bize her şeye aynı şekilde davranmamızı tavsiye ediyor: Her şeyde sadece “İyi ve İyilik yapan” vardır “O’ndan Başkası Yoktur”.

Her şeye Yaradan’dan gelen iyi bir şeymiş gibi davrandığımızda, her seferinde O’na daha da yakınlaşırız.

Soru: Islah mertebesine ulaşan bir insan, her şeyi, en korkunç olayları bile kendi içinde haklı çıkarabilir mi?

Cevap: Onları haklı çıkarmalıdır çünkü hepsi Yaradan’dan gelir ve O’ndan gelmeyen hiçbir şey yoktur. Ve O mutlak şefkattir.

Bunu anlamıyor ve haklı çıkaramıyorsak, bu sadece bizim ıslağımızın eksikliği anlamına gelir.

Islah Yolunu Seçmek

Purim, “Pur” (kader veya talih) kelimesinden gelir.

Yani talih, insanlığı iyi, mutlak, son ve zorunlu bir safhaya kimin götüreceğini belirler gibi bir rol oynar.  Veya insanlık bunu bilinçli olarak kendisi yapacak ve o zaman yolu kısa, rahat ve gelişmiş insanlığa uygun olacaktır. Veya doğanın gücü, korkunç koşullar ve savaşlar sebebiyle korkunç darbelerin yolu olacaktır bu yol. Ya biz iyi gücü çekeriz ve o bizi geliştirir ya da kötü güç doğada otomatik olarak etki eder, yazıldığı gibi: “Kötü eğilimi ben yarattım; Tora’yı da şifası olarak yarattım”; bizi sürekli zorlar ve yine de ileriye taşır.

Son Islah Tüm İnsanlığın Bütünleşmesidir

Soru: Purim koşulu, son ıslahı simgeler. Bu ne anlama gelir?

Cevap: Önce Yaradan’ın bozduğunu düzeltmemiz gerekir. O, açıkça şunu belirtti: “Kötü eğilimi ben yarattım ve sen onu iyi bir sona ulaştırmalısın.”

Kötü eğilim, yaratılışın her unsurunda farklı formlarda olan egoizmimizdir ve bizler, insanlık, halk ve her şeyden önce İsrail halkı, onu zıt forma dönüştürmeliyiz: Özgecilik, ihsan etme özelliği ve sevgi, bağlantının, yakınlaşmanın ve birleşmenin özelliğidir.

Dolayısıyla tüm yaratılış sisteminin tamamen parçalanmış ve yıkılmış durumdan, birleşme yönüne doğru ilerlediği anlaşılabilir. Üstelik bu birleşme, daha yüksek bir gücün, Yaradan’ın etkisi altında gerçekleşir.

Eğer Yaradan’ın,  yakınlaşmak ve birliğimizi geliştirmek için belirlediği hızı korursak, kendimizi iyi ve rahat hissederiz. Hatta bu hızı artırabilir ve dedikleri gibi arabanın önünde koşabiliriz.

Dayanamazsak ve geride kalırsak, o zaman araba bizi sürükler ve biz de onun arkasından zavallı, mutsuz, bozulmuş bir insanlığı sürükleriz.

Soru: Yaradan derken, doğayı ve tüm evrim sürecini mi kastediyorsunuz?

Cevap: Elbette. Bunlar eski halk hikâyeleri değil. Tüm insanlığın sürekli entegrasyonu, insanlar arasındaki yakınlaşma, doğanın bizden istediği budur.

Bu nedenle, Purim bayramı, Yaradan tarafından yaratılan tüm bu egoizmin, bu parçalanmanın son ıslahını sembolize eder.

Maddi Olaylar ve Manevi Kökler

Yorum: Büyük Kabalist ARİ, gelecekte Purim hariç tüm bayramların iptal edileceğini yazmış.

Cevabım: Bütün bayramlar, saf egoizmden tamamen sevgi dolu özgeciliğe doğru, ıslah yolunda ara manevi koşullardan bahseder ve bu nedenle son koşul iptal edilmeyecektir. Bu Purim’dir.

Soru: İnsanlar “Ester Parşömeni”ni nasıl yazdılar?

Cevap: Onlar manevi olarak bu koşulun içindeydiler.

Yorum:  Ama parşömen bir çocuk hikayesi gibi yazılmış.

Cevabım: Sadece bize öyle geliyor.

Soru: Biraz derinlik olduğu açık ama basit bir gözle bakarsanız ziyafetin yüz seksen gün sürdüğünü söylüyor. Bu nasıl olabilir?

Cevap: Neden olmasın? Bütün gün masada oturmadılar. Tüm bağımlı devletlerin liderleri toplandı, birlikte tartıştılar, bir şeyler çalıştılar, dansları izlediler, ava gittiler ve akşam yemeği yediler. Bütün bunlara ziyafet denir.

Bütün bunların arkasında manevi koşullar vardır, bu yüzden böyle tarif ettiler.

Soru: Dünyamızın olaylarını temel mi aldılar?

Cevap: Evet. Gerçek şu ki, dünyamızdaki herhangi bir olayın kökü manevi dünyadadır. Böylece özel olayları anlatırken köklerine dikkat çekmişlerdir. Bugün de böyle yapıyorlar. Bu nedenle, bunun böyle olduğunu ve böyle olması gerektiğini biliyoruz.

Pesah – Dünyanın Özgürlük Kutlaması

Soru: Pesah kutlaması. Yahudi halkının Mısır köleliğinden nasıl çıktığını anlatır. Aslında Kabalistler için farklı görünür. Bizler egoizme sahibiz- doğamız ve bizler burada bu egoizmden nasıl çıktığımız hakkında konuşuyoruz.

Şimdi bunun bir Yahudi bayramı değil, özellikle dünyada yaşanan olaylar göz önüne alındığında, bir dünya bayramı olduğunu hissediyorum.

Pesah dünya için ne anlama geliyor? Onun hakkında ne hissediyorsunuz?

Cevap: Dünya kötü hissediyor. Ama bunun sebebini bilmiyor. Kendini kötü hissetmesinin tedavisini de bilmiyor. Bir çocuk gibi, kendini kötü hissediyor ve hepsi bu kadar. Konu hakkında kötülüğün farkına varılması yani acının nedeni yok.

Acı çekmenin nedeni, egoizmin, bazen biraz donup sonra aniden bir sarsıntıyla büyüyen büyük, ani artıştır.

Soru: Öyleyse, dünyanın artık Mısır köleliğinin içinde, egoizmin köleliği altındaymış gibi hissettiğini söyleyebilir misiniz?

Cevap: Bu sadece insanların nasıl hissettiğine bağlıdır. Onlar sadece kendilerini kötü hissediyorlar.

Soru: Yani Pesah kutlaması sonunda insanlığa ulaştı mı?

Cevap: Buna kutlama demenin pek doğru olduğunu düşünmüyorum. Dünya, egoizmimizin tüm ıstırabının nedeni olduğunu düşünmüyor.

Bu gerekli! Egoist doğamıza, birbirimize nasıl davrandığımıza yakından bakmaya başlarsak, o zaman tüm dünyamızın kötü olduğu sonucuna varabiliriz çünkü çok egoistiz çünkü birbirimize kötülük diliyoruz, zıtlık içindeyiz, çelişki içindeyiz, birbirimizle çatışma içindeyiz: içsel, dışsal vb. Bize rehberlik eden, bizi eğen ve bizi iten bu egoist gücün köleliğindeyiz.

Doğamızın kötülüğünü anlamak en önemli şeydir. Çünkü bundan sonra, ondan nasıl kurtulacağımızı zaten anlayabiliriz.

Soru: Bir kişinin bunu hissetmeye başladığını varsayarsak, düşünceleri nelerdir? Bundan nasıl kurtulur? “Ondan kurtulmak istiyorum! Egoist olmak istemiyorum! ” diyerek, içsel haykırış dışında. Başka neye ihtiyacım var?

Cevap: Hiçbir şey! Sadece doğanın bizi değiştirmesini talep edin. Başka bir şey değil. Fazladan çaba sarf etmemize gerek yok, çünkü gerçekten yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Egoizmin içindeysek, girişimlerimizden ve eylemlerimizden herhangi biri yine de egoist olacaktır ve bununla sadece kendimizi kandıracağız.

Yapabileceğimiz şey, bir araya gelmek, durumumuzu tartışmak, bunun sadece korkunç olduğu ve doğamızı bizi yalnız bırakmaya, egoizmin egemenliğine girmek istemediğimize ikna edemediğimiz sürece ondan kendi başımıza kurtulmamızın bir yolu olmadığı sonucuna varmaktır. Bu yabancı iradeyi, bu üst gücü bizden uzaklaştırın ki, her birimize komuta etmesin ve bizi birbirimizle çarpıştırmasın!

Soru: O zaman kişi, Firavun yönetimi altında olduğu hissine kapılacak mı?

Cevap: Evet. Doğanın kötü gücünün köleliğinde. Sonra bu hikayeyi doğru bir şekilde anlamaya başlayacak. Ona doğru bir şekilde davranmaya başlayacak, aslında bu kötü doğa, pozitif bir güç olan Yaradan tarafından özellikle yaratılmıştır. Sonra bizzat O’na yöneliriz ki, bu kötü doğayı bizden uzaklaştırsın.

Yaradan’ı, bizi birbirimize karşı iten ve bize huzur vermeyen bu kötü egoist gücü bizden uzaklaştırmaya ikna edersek, o zaman bu, herkesin birbirine bağlı olduğu, herkesin birbirine doğru bir şekilde, sevgiyle, farkındalıkla, tek bir sistem olduğumuz anlayışıyla davranmaya başladığı, gerçekten küresel bir kutlama olacak.

Soru: “Halkın kölelikten çıkışı” denilen nedir? Halk- tüm dünya mı?

Cevap: Kesinlikle tüm dünya.

Soru: Onlara liderlik eden lider kim? Tora, Moşe-Musa diyor- bu nedir?

Cevap: Bu, “Moşeh” kelimesinden geliyor- dışarı çekmek. İnsanları egoizmlerinden çıkaran bir güçtür. Bu güç yukarıdan gelir. İçinde bulunduğumuz kötülüğün farkındalığının gücü ve içinde olabileceğimiz iyiliğin gücü.

Soru: İnsanlığın bu güce ulaşması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Herkes haykırışlarını, istediklerini hissetmelidir. Daha fazlasına gerek yok. Herhangi bir insanı, lideri, kurtarıcıyı, mesihi vb. takip etmeye gerek yoktur. Hiçbir şeye gerek yok.

Soru: O halde özgürlük nedir? Sonuçta, bu bir özgürlük kutlamasıdır.

Cevap: Egoizmden bağımsızlık, her zaman kötülüğün etkisi altında olduğunuz gerçeğinden bağımsızlık ve sizi başkalarına kötü olmaya iten içsel kötülüğünüzdür. Bunların hepsi bir kurtuluş kutlamasıdır. Bu bahar şenliğidir.

Acı çekmemizin nedeni sadece egoizmdir. Başka bir şey yok. Dünyada sadece iki güç vardır: olumlu ve olumsuz.

Soru: Neden bu noktaya gelemiyoruz?

Cevap: İstemiyoruz, sırf ona yaklaşmamak için ellerimizi ayaklarımızı yukarı kaldırıyoruz çünkü hepimiz egoistiz. Sadece egoizmin içinde kendimi ve tüm dünyayı hissediyorum. Bu niteliğin dışında dünyayı nasıl hissedeceğimi hayal edemiyorum.

Soru: Prensip olarak, Kabala bilgeliği sadece bundan mı bahsediyor- kim olduğumuz, doğamızı nasıl hissedeceğimiz ve ondan nasıl kurtulacağımız?

Cevap: Evet.

Soru: İnsanların bunu yapmaya başlaması nasıl sağlanabilir?

Cevap: İstemiyorsak, bunu yapmaya zorlanacağız. Ama her şey yoluna girecek.

Pesah Bayramı’nın Yol Gösterici Işığı

Görünüşe göre Tora’da maceralar ve büyük yolculuklar hakkında yazılmıştır: Eski Babil’den bugün İsrail’in bulunduğu Kenan topraklarına, oradan Sina çölüne, çölden Mısır’a ve içinde geçen tüm olaylarla birlikte uzun yıllar orada yaşayış ve sonra Mısır’dan kaçıp Kızıldeniz’i geçiş.

Bütün bunları, coğrafi yerlerden ve tarihi olaylardan yavaş yavaş ayırarak, bir insanın içinde meydana gelen durumlar olarak onun içine yerleştirmeliyiz.

Herkes kendi içinde, Mısır, çöl, Firavun ve Musa olarak adlandırılan nitelikleri – hikayenin tüm ayrıntılarını ve karakterlerini tasvir etmelidir. Bu hikaye, kişinin içinde ve onludaki ilişkilerin içinde ortaya çıkmalıdır.

Bunu onlu içinde hayal etmek daha zordur, çünkü maneviyata daha yakındır. Bu süreci içimizdeki hisler içinde inşa etmeliyiz ki böylece herkes, Tora’nın cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerine atıfta bulunan tüm isimlerin nasıl bir kişinin hislerine, düşüncelerine, içsel süreçlerine ve başkalarıyla olan bağlarına yansıması olduğunu hissedebilsin.

Kişi yavaş yavaş Pesah ışığının onun üzerinde nasıl çalıştığını, yani bir grupta çalışırken, ama şimdiye kadar her şeyi egoist bir şekilde yaparken, fiziksel durumundan geçiş ışığını hissetmeye başlar. İhsan etme niyetinin ne olduğunu bilmez, çünkü ikinci bir doğa elde edene kadar onu açıklamak ve tasvir etmek imkansızdır.

Pesah hikâyesi Firavun için zorlu çalışmanın getirdiği çaresizliği anlattığı gibi, kişi de egoizminin kontrolünden çıkıp komşusuna sevgiyle bir şeyler yapmaktan ümidini keser. Kendi içinde böyle güçleri, eğilimleri ve arzuları bulmaz.

Aniden içinde bir şeyin uyandığını hisseder ve özgecil ihsan etmek denen, bir kişide gerçekten böyle bir niteliğin olabileceğini anlamaya başlar.

Çünkü onu etkileyen ve ona yeni bir nitelik aktaran özel bir aydınlatma vardır. Özlememiz gereken değişiklik budur. Elbette, bu yalnızca kişinin çabasından değil, sadece yukarıdan gelen ışıktan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle tüm çalışmamız, bağımızı kurarken yaptığımız tüm açıklamalarla ilgili olarak, onluda doğru bir şekilde organize edilmesi gereken bir dua, bir taleptir.

Mısır’dan göçün tüm süreci on Sefirot içinde, onluda gerçekleşir. Bu nedenle her şeyin, duanın gücüyle elde edildiği giderek daha açık hale gelir ve tüm çabalarımızı sadece buna yönlendirmeliyiz: Birlikte dua etmek, böylece herkes dostunu hisseder ve ona yardım etmeye hazır olur.

Sonra üst güce yakarışımızda bağ kurarız, bağ gücünün aramızda ortak bir nokta bulmamıza yardım etmesini isteriz, böylece herkes kendisinden çıktığını ve üst Malhut denilen, ortak arzuya dahil olduğunu hisseder.

Eğer kişi sadece kendi içindeyse, alt dünyadadır. Ortak arzuya yükselirse, kendisini zaten üst dünyanın Malhut’unda bulur. Kişi böylelikle Pesah’ın ikinci aşamasına yani “geçiş” e girerek Mısır’dan çıkışa doğru bir adım atar. Kişi zaten Firavun’un değil, Yaradan’ın kendisine hükmetmesini istemektedir, böylece Yaradan kişinin içinde hüküm sürer. Bu nedenle, üst otoriteyi, Firavun’dan üst güce değiştirmek için, özel bir geçiş yaşayacaktır.

Kişi, egoizmine ne kadar bağımlı ve bağlı olduğunun giderek daha fazla farkına varır, bilinçli veya bilinçsiz olarak sürekli kendi çıkarına hareket etmektedir. Şimdi, Yaradan’ın yararına ve onlunun yararına nasıl hareket edebileceği hakkında giderek daha fazla düşünmeye başlar. Bu zaten Mısır’dan çıkışa yakın olduğu ve Pesah ışıklarının kişi üzerinde çalıştığı anlamına gelir.

Pesah’ta Neyi Kutlarız?

Soru: Manevi çalışmada “Mısırlılar” ve “İsrailliler” kimlerdir?

Cevap: Tora, insandan, tüm dünyayı içeren bir nesne olarak bahseder. Her şey bir insanın içindedir.

İçimizdeki Mısırlılar egoist güçlerdir; İsrailliler özgecil güçler veya özgecil olmak isteyen ama Mısırlılar (egoizm) tarafından yönetilen güçlerdir.

Firavun, kendimizi içinde bulduğumuz tam egoizmi temsil eder.

Yaradan, Firavun’u, Musa’yı ve diğer herkesi yöneten üst güçtür. Görevi, tüm yaratılışı O’nun gibi, özgecil hale getirmektir. Ancak bu, egoizmin kötü olduğu ve bundan çıkış yolu olduğunun farkında olmayı gerektirir.

Musa, Yaradan’ın bir parçası olan, insanın içinde bulunan ve onu en yüksek manevi niteliklerin ifşasına ve anlaşılmasına doğru ileriye çeken bir güçtür.

Kişi, hangi arzularının egoist, hangilerinin özgecil, hangilerinin Yaradan ile bağ aradığını ve hangilerinin Firavun’a tutunduğunu hissettiğinde, bu güçler arasında etkileşimler meydana gelir.

Böylece onları ayıklar ve yaptığı çalışmalar sonucunda kendisine hangi sesin konuştuğunu, tamamen Firavun’un egemenliği altında olduğunu anlar. Kişi nereye dönerse dönsün, Firavun içinde gizlenir.

Tüm dünyevi egoistik arzularının üzerinde, zaten ihsan etme ve dost sevgisi uğruna çalıştığını düşünür, ama yine de onları sürekli olarak içinde ortaya çıkarmaya devam eder. Sonunda sadece umutsuzluğa kapılmakla kalmaz, Firavun’un her şeye yüzde yüz sahip olduğuna ikna olur.

Fakat aynı zamanda içinde Musa adlı özel bir nokta belirir ve Firavun’a karşı çıkar. Onunla bir kavgaya girer ve egoizmimizin üstesinden gelmek zorunda olduğu on Mısır vebasına mahkûm olur. Böylece insan, egosundan kurtulabileceğini anlamaya başlar. Ama nasıl? Henüz net değildir.

Bu hisle, bir yandan kurtuluşun nasıl gerçekleşeceğinin açık ve net olmadığı karanlık bir geceye girer, ancak diğer yandan bunu tutkuyla arzu eder. Bu geceye Pesah Bayramı’nda kutladığımız Mısır’dan çıkış gecesi denir.

“Tüm İnsanlık Adına Pesah Bayramı Yapmak İçin Ne Gerekiyor?” (Linkedin)

Önümüzdeki hafta sonu Pesah başlıyor. Yahudi gerekliliği gibi görünen bu bayram, aslında içinde tüm insanlık için bir mesaj ve bir öngörü barındırıyor. Musa’nın, Firavun’un ve Mısır’dan göçün hikayesinin birkaç epik filme ilham vermiş olması tesadüf değildir; kölelikten kurtulmanın evrensel mesajı her insanda yumuşak bir noktaya dokunur: Özgürlük arzusu.

Hikayeden en iyi şekilde yararlanmak için bizi neyin veya kimin köleleştirdiğini ve nasıl kurtulabileceğimizi anlamamız gerekir. Bayramın adı “Pesah (Geçiş)” tesadüf değildir. Kölelikten özgürlüğe geçişi temsil eder. Ve büyük zalim, Firavun, egomuzdan başkası değildir.

Adı İbranice “moşe” [çeken] kelimesinden gelen Musa, bizi Firavun’un elinden çeken ve bizi kendi kaderimizin efendisi yapan güçtür. Mısır’ın hikayesi gerçekten evrenseldir, çünkü egodan kurtuluş her bir bireyle ilgilidir. Bir noktada, her birimiz egonun acımasız bir efendi haline geldiğini hissedecek ve ondan kaçmak isteyeceğiz. Bu, kişinin Musa’yı takip ederek Mısır’dan çıktığı ve kendine işkence yapan Firavun’dan- egodan, özgür bir kişi olduğu zamandır.

Bugünler, Covid-19 günleri, herkes için zor günlerdir. Covid bizi köleleştirmese de, bizi kesinlikle kısıtlanmış hissettirdi. İnsanların ruhları üzerindeki artan baskı, eve kilitlenmelerin ekonomik bedeli, artan acı ve keder, virüsün gelişine kadar sahip olduğumuz partiyi mahvediyor. Virüs gelene kadar Firavun’a aşıktık. O, yani egomuz, bize medeniyet, ilerleme, refah ve başardığımız her şeyi verdi.

Ancak Firavun aynı kalmaz. Hayattaki her şey gibi o da zamanla değişir. Egomuz büyüyor ve gelişiyor ve bu süreçte giderek daha zorlu hale geliyor. Dün harika olan bugün tamamen yetersiz kalıyor. Yavaş yavaş, giderek daha fazla memnuniyetsiz hissetmeye başlıyoruz. Ne kadar çok sahip olursak, o kadar mutlu olacak şekilde,  tam tersi olması gerekmez miydi? Kimin kendi isteklerini yerine getirmemizi talep ettiğini düşünürsek değil: Egomuzun.

Egomuz doyumsuzdur; onu ne kadar çok beslerseniz, açlığı o kadar büyür. Ve açlığı ne kadar büyürse, o kadar talepkar hale gelir. Sonunda, kendinizi yalnızca bir şeylere sahip olana kadar ödüllendirici görünen tatminlerin peşinde kilitlenmiş olarak bulursunuz. İstediğinizi elde ettiğinizde, patronunuz fısıldar: “Bana daha fazlasını getir ‼! Bana daha iyisini getir ‼!” Sonra, siz “Yeter!” dediğinizde kaçamayacağınızı anlarsınız; egonuzun kölesisinizdir ve ne kadar çok direnirseniz, o sizi daha çok üzer. Bu, Firavun’un sizi sömürdüğünü, ancak ona hizmet ettiğiniz sürece size iyi davrandığını anladığınız zamandır. Ama bırakmak istediğiniz an, onun gerçek yüzünü ortaya çıkarırsınız. Bu, Mısır’daki köleliğin başladığı zamandır.

Henüz orada değiliz, ama yaklaşıyoruz. Zaten kendimizi kötü hissediyoruz, ama henüz kötü hislerimizin sebebinin bir virüs ya da başka bir felaket olmadığını, egomuz olan Firavun olduğunu anlamadık. Bunu kavradığımızda, egonun köleliğinden, Mısır’dan göçümüzün başlangıcı olacak.

Şimdilik, hayatlarımızda hoşlanmadığımız her şeyi incelemek ve kendimize bunlardan, gerçekte kimin acı çektiğini sormak yeterlidir. Kendimizle egomuz arasında bir boşluk yaratmaya başlarsak, işi kimin talep ettiğini, ödülü kimin aldığını ve bedelini kimin ödediğini görebiliriz.

 

Pesah- Islahın Başlangıcının Bayramı

Islahın başlangıcını simgeleyen Pesah bayramına yaklaşıyoruz. Her şey Mısır’dan çıkışla başlar ve ardından Tora’nın verilmesi gerçekleşir.

Islahlar, yalnızca Mısır sürgününden geçmiş bir kişi için mümkündür. Yaradılış, Bilgi Ağacının günahı ve ruhun parçalanmasıyla başlar ve ardından ıslah süreci başlar.

Bu nedenle, her şeyden önce kötülüğün farkına varmamız, ruhun şimdi bir araya getirmemiz gereken birçok parçaya bölündüğü Bilgi Ağacı’ndaki parçalanmadan sonra kendimizi bulduğumuz durumu netleştirmemiz gerektiği açıktır. Ve bu, şimdiye kadar aramızda hüküm süren egoist alma arzusuna rağmendir.

Böylece, eski haline getirmekte olduğumuz ruha, ifşa olan tüm kötü eğilimi, yani bir zamanlar ruhu dolduran ve her parçanın diğerlerinden ayrılmasına neden olan ışığın gücünü ekleriz. Onları tekrar birbirine bağladığımızda, ruhu dolduran ve şimdi ona düşman olan ışığın gücüne karşı çalışarak, Yaradan’ın niteliklerine ve ıslah olmuş yaratılışın niteliklerine ulaşırız.

Bununla birlikte, tüm bunlar şu anda içinde bulunduğumuz durumun kötülüğünün farkına varılmasıyla, aramızda hüküm süren egoizmin ifşasıyla başlar: reddetme, nefret, yanlış anlama ve herkesin ne ölçüde yalnızca kendi içine dalmış olduğu ve oradan çıkamadığını açıklığa kavuşturmak. Bütün bunlar, Yaradan çalışması yolundaki ilk ve gerekli aşamadır.

Pesah ile ilgili tüm yazıları, sadece ayrılığımız ve bağımızla ilgili olarak algılamamız gerekir.  Birbirimizden uzaklaştığımızda kötü güçler yükselir ve içimizdeki sürgün hissini ortaya çıkarır.

O zaman hemen bağ ve ıslah hakkında konuşabiliriz ve kefaret başlar. Yani her şeyi, sürgün ve kurtuluşun, birbirimizden uzaklaşıp yakınlaşmanın, parçalanmanın ifşası ve onun ıslahı ışığında görmemiz gerekiyor.

“Mısır’dan Çıkış Ve Pandemiden Çıkış” (Linkedin)

Pesah gecesi, geleneksel olarak herkes sevdikleriyle birlikte şenlikli bir masada oturur ve özgürlük, kölelik ve belaların acıları ve kurtuluş arzusu hakkında bir şeyler okur. ABD’de ve dünyadaki çoğu toplulukta art arda ikinci bir yıl boyunca pek çok kişi, salgın henüz geride kalmadığı için sanal olarak kutlama yapacak. Öyleyse kendimize “Ma nishtana?” (Ne değişti?) diye sorduğumuzda; bu geceyi diğerlerinden farklı kılan şeyin içsel bir yansıması olarak, neden hala acı verici durumlara katlandığımızı ve onlardan bir kez ve sonsuza kadar nasıl kurtulabileceğimizi incelememiz gerekebilir.

Geçmek, İbranice “Pesah” kelimesinden pasaj, geçiş anlamına gelir. Pozitif sosyal bağlantı için yeni bir arzu ortaya çıktığında, Firavun’un egemenliğinden, egoizmimizden, başkalarının kendi iyiliğimiz için sömürülmesinden, sevgi ve ihsan etme durumuna geçişi sembolize eder. Bu arzuya “moşe” (çeken) kelimesinden gelen “Musa” denir, çünkü İsrail’i sürgünden yani onu kontrol eden egodan çeken odur. Aslında Pesah bayramı, bölünmenin yoğunlaştığı dönemin sonunda, başkaları için tamamen farklı bir düşünme yaklaşımına yol açana kadar, birbirleriyle etkileşime giren çelişkili güçlerin içsel bir sürecini anlatır.

COVID-19 salgını, böylesine eleştirel bir şekilde düşündürücü bir dönem başlattı. Kendimize bakmamız ve birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu ve arzu edilen karşılıklı önemseme durumuna ne kadar zıt olduğumuzu keşfetmemiz için bir ayna gibi belirdi. Bu, gidecek hiçbir yerimizin olmadığını gösterir, bu yüzden oturup bize yakın olanlarla – fiziksel bir yakınlıkta olmasalar bile – ve toplum içinde ilişkilerimizi geliştirmekten başka bir şey yapmamamız daha iyi olur.

Bu neden bu kadar önemli? Bu çok önemlidir çünkü her sorunun temel nedeni, başkalarını tamamen göz ardı ederek, yalnızca kendimiz için haz alan egoist arzumuzdur. Ve başkalarını önemsiyorsam, sadece benimle ilgili olduğu ölçüde onlara bağlıyımdır. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, bu kadar uzun bir sürenin ardından, pandemiden kurtulmak için gerekli koşulları oluşturamadık.

Geleneksel Seder sofrasında okuduğumuz Haggadah, Firavun’un “kölesiydik” ve tek başımıza kaçamadık, ifadesini içerir. Bugün, aramızdaki anlaşmazlıkları ateşleyen ve doğanın her seviyesinde denge eksikliği yaratan, hastalıklara, umutsuzluğa ve ıstıraplara neden olan kötü eğilimimizin köleleştirilmiş haliyiz. Böyle bir durumdan kurtuluş, Mısır’dan gerçek çıkış, egoist arzularımızın kontrolünden çıkıştır.

Ne zaman özgür kalacağız? Nefretten kurtulduğumuzda ve sağlığımızın ve iyi geleceğimizin aramızdaki olumlu ilişkilere bağlı olduğunu hissetmeye başladığımızda. Başkalarının iyiliğini düşünmeye, onları kucaklamaya ve onlara fayda sağlamayı arzulamaya başladığımızda. Üst güçten, Yaradan’dan, bizi güçlü ama şefkatli bir el ile Mısır’dan çekmesini, modern toplumdaki bölücülük, umursamazlık ve soğukluk durumundan sevgi, sıcaklık ve işbirliği durumuna geçmemizi istersek, bu hedefe ulaşmak mümkündür.

Hepinize mutlu bir Pesah diliyorum!