Category Archives: Bayramlar

Hanukkah — Yaradan’a Hizmet Etmek

Soru: MÖ 2. yüzyılda, İsrail Devleti’ndeki mevcut bölünme olan Makabiler ve Yunanlaşmış Yahudiler olarak ikiye ayrılan olayların izini sürmek mümkün müdür?

Cevap: Sanmıyorum. İsrail’de ıslah olmak isteyen insanlar olduğunu görmüyorum. Manevi bir soydan geldiğimize kimse inanmıyor.

Makabiler zamanında, bir ideoloji savaşı vardı: İnsanlar nasıl ilerlemeli, Yaradan’a nasıl hizmet etmeli, yani “Komşunu kendin gibi sev” ilkesine ulaşmalı.

Günümüzde bu manevi kuralı başarmak için, bir yöntemi olan var mı? Bunu, herhangi bir partinin veya toplumun herhangi bir bölümünün programında görüyor musunuz? Ama o günlerde vardı.

Rabbi Akiva ve 24.000 öğrencisi ve birçok diğerleri, “Komşunu sev” ilkesinin yerine getirilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Ama egoizmlerine karşı koyamadılar çünkü insanların geri kalanı ters yönde ilerliyordu.

Neden Hanuka’ya Mucize Denir?

Hanuka bayramı özel bir zamandır. Görüyorsunuz ki, dünyamız manevi dünyanın bir yansımasıdır ve çalışmalarımız nedeniyle çeşitli manevi yenilenme ve ıslah sembollerini içerir.

Bu nedenle, yıl boyunca, ruhu inşa etmede, parçalanmış Adam HaRişon’un ortak ruhu olan manevi kabı eski haline getirmede, ilerlememizin sembolleri olarak bu dünyada iyi zamanlar ve özel durumlar yaşıyoruz.

Bu yolda, en bozuk durumdan tamamen ıslah olmuş duruma doğru, önemli noktaları geçiyoruz: Yeni Yıl (Roş HaŞana) olarak adlandırılan ıslahın başlangıcı, ardından parçalanmanın farkına varılması: Kefaret Günü (Yom Kippur) ve saran ışıkla ıslah: Sukot. Bu yoldaki bir sonraki durak, ihsan etme aşaması olan Bina durumuna yükselmeyi simgeleyen Hanuka’dır.

Bu bayramları bu dünyada kutluyoruz, ancak elbette tüm tezahürleri manevi seviyede gerçekleşiyor. Mantık ötesi inanca tam anlamıyla ulaşırsak, buna Hanuka denir ve ihsan etmek için almaya daha da yükselirsek, bu Purimdir.

Her insan ve tüm dünya, Adem’in tek ruhunun kırılmasını ıslah ederek, ıslahlarında bu durumlardan geçmelidir, çünkü bizler o ruhun parçalarıyız.

Hanuka’ya ‘mucize’ denir çünkü yukarıdan yardım almadan, Yaradan’ın gücü olmadan birbirimizle bağ kuramayız. Bu bağ, bir mucize gibi maddesel doğanın üzerinde gerçekleşir.

Maddesel doğa,  sadece ayrılığa, mesafeye, kendi otoritesine çekilen egoizmdir, alma arzusudur. Manevi doğa, tersine, bağ kurma ve kendini iptal etme arzusundadır. Bu nedenle, Hanuka’ya, mucize, Bina’nın gücünü edinmek deniyor.

Mucizeyi, elde etmek uğruna hiçbir şey yapmamış olduğumuz bir şey olarak düşünürdük: Çalışmadım ve birden bire piyangodan bir milyon kazandım – bu bir mucize! Ve o milyonu çalışıp kazanmış olsaydım, bunun bir mucize olduğunu düşünmezdim.

Ancak, manevi çalışmada çok çaba sarf ederiz, bağ kurmaya çalışırız, birçok eylemde bulunuruz ve sonra manevi ifşa mucizesi ile ödüllendiriliriz. Buna mucize denir, çünkü bu gerçekleşene kadar neye ulaşacağımızı bilmeyiz. Sadece bu gerçekleştiğinde anlarız: “Demek bu manevi dünya; bunun böyle olduğunu düşünmemiştim! Bu hiç hayal ettiğim gibi değil! ” deriz. Bu yüzden buna mucize denir, ancak çok çalışmayı gerektirmektedir.

Hanuka – En Çocuksu Bayram

Soru: İlginçtir ki Hanukkah ve Purim, Tora’da anlatılmayan iki büyük bayramdır. Neden en çocuksu bayramlar olarak kabul ediliyorlar? Purim’de çocuklar karnaval kıyafetleri giyer, Hanukkah’ta şarkılar söyler ve tatlı çörek yerler.

Cevap: Gerçek şu ki, henüz dünyamızda bu koşullara ulaşmadık ve bu nedenle hepsi çocuklarda kişileştirilmiştir. Geleceğe bakan bir çocuk, sanki bize henüz gerçekleşmemiş koşullara ulaşmamız gerektiğini göstermektedir.

Tarihsel olarak, bu koşullar gerçekleşmiştir ama kişinin içinde değil. İçsel olarak, bizler kendimizi Hanukkah bayramına ve ardından Purim bayramına henüz hazırlanmadık.

Soru: Yani bir oyuna benzemektedir. Çocuklar her zaman oyunlarla ilişkilendirilir. Yani burada bu durumu mu oynamalıyız?

Cevap: Evet. Küçük kapların ıslahına, Hanukkah (Hanu-Ko, mola) denir. Bu bir ara koşuldur, ıslahın yarısıdır. Ve ıslahın ikinci yarısı Purim’dir. Henüz her iki koşula da geçmedik – hem İsrail halkı hem de tüm insanlık.

Soru: Hanukkah’ta çörek yemek neden gelenekseldir?

Cevap: Yağ, alma arzusunu ve hamur, yaşamın gücünü sembolize eder. Yağ hamurun içine işlemelidir çünkü hayatın gücü bize undan gelir. O zamandan beri, hamurun yağda kızartılması bir gelenek haline gelmiştir.

Hanukkah— Hanuka Mucizesi ve Maddesel Dünya

Soru: Hanukkah’ta bir mucize olduğu söyleniyor: bir gün yetecek kadar olan yağ sekiz gün boyunca yanmış. Bunun olabildiğini düşünüyor musun?

Cevap: Bu bize bağlıdır. Niteliklerimizin, Yaradan’ın nitelikleriyle eşit olmasını sağlamaya çalışırsak, dünyadaki ışığı sevgi, şefkat ve bağ nitelikleriyle aydınlatmak için yakmaya katılırsak, o zaman böyle bir çaba bizim açımızdan yeterlidir. Bu bizim tarafımızdan, Malhut’tan gelir ve geri kalanı yukarıdan verilir.

Soru: Hanukkah mucizesinin gerçekten maddesel seviyede gerçekleşmiş olabileceğini düşünüyor musunuz?

Cevap: Neden olmasın? Dünyamız genel yasalara uygundur. Onları yerine getirirsek, her şeyi yapabiliriz. Dünyamızda, her geçen gün daha fazla mucize var ama biz onların içinde olduğumuz için, onları fark etmiyoruz. Ve onları dışarıdan görebilseydik, onlar bizim için mucize olurlardı.

Soru: Yani, bu alegorik bir tanımlama değil mi?

Cevap: Elbette. Kesinlikle Tora’da yazılan her şey, bizim dünyamızda olmalı ve olacaktır. İçinde herhangi bir mucize görmüyorum. Örneğin bir Papua’lı bana gelse ve ben anahtara bassam ve ışık yansa, bu doğal olayın karşısında dizlerinin üzerine düşecektir. Bu bir mucize midir değil midir? Bu, onun için bir mucize ama benim için değildir.

Eğer şimdi, ilk manevi seviyede olsaydık, o zaman olan her şey bizim için bir mucize olurdu.

Yorum: Ama bunların kanun olduğunu söylerseniz, o zaman herhangi bir kişi bunları yineleyebilir. Ve bugün kimsenin bunu yineleyebileceğini sanmıyorum.

Cevabım: Çünkü bizler o seviyede değiliz!

Hanukkah— Menorah Neden Sekiz Mum İçermektedir?

Soru: Menorah nedir? Neden sekiz mum içermektedir?

Cevap: En yüksek nitelikten (Keter) en düşük niteliğe (Malkut), Yaradan’ın niteliğinden yaratılanların niteliğine kadar, en yüksek ve en düşük hariç sekiz safha, sekiz Sefirot vardır.

Bu nedenle Menorah sekiz gün boyunca yanar, yeni doğan sekizinci günde sünnet edilir (Brit Mila) vb.

Soru: Kabalistler,  Menorah’ın bu formda olması gerektiğini nasıl bildiler?

Cevap: Kabalistler, kendi içsel görüşlerine göre hareket ederler. Bunu, içsel niteliklerinin korelasyonundan hissederler. Bu niteliklerin bağlantısı onlara bu formda görünür. Dahası, bu, arzularımıza göre dünyamızın görünme şeklidir. Aslında o mevcut değildir: basitçe, somutlaşmış arzularımız önümüzde kendilerini gösterir.

Soru: Kabala’ya göre, yağ egoist arzudur, fitil perdeyi sembolize eder ve ne zaman bir perde, anti-egoist bir nitelik, egoist arzuyu örten bir güç olduğunda, o zaman ateş belirir. Ateş nedir?

Cevap: Ateş hayatın, bilginin ışığını temsil eder.

Hanukkah — Manevi Tapınak

Soru: Kabala açısından Manevi Tapınak nedir?

Cevap: Manevi Tapınak, bizim ruhumuzdur (her birimizin ve hepimizin birlikte), Yaradan ile form eşitliği için çabalayan, tüm arzularımızın bütünleşmesidir.

Arzularımızı öyle bir şekilde birleştirmeliyiz ki, bağımız içinde, birbirimize ihsan ederek, aramızda dengelenmiş bir duruma ulaşabiliriz. Ve o zaman onun içinde, çabalarımıza göre, Yaradan denen üst gücü, ihsan etme niteliğini ve sevgiyi bulacağız.

Hanukkah – İçimizdeki Yunanlılar ve Romalılar

Soru: İçimizdeki Yunanlılarla Romalılar arasındaki fark nedir?

Cevap: Yunanlılar, bilgi ve felsefeye yönelik egoist düşüncelerdir. Romalılar da bayağı arzularla çalışmaya yönelik egoist eylemlerdir.

Soru: Diyelim ki ünlü olmak, kendimi idolleştirmek istiyorum. Buna, içimdeki Yunanlılar mı deniyor? Islah edilmesi gereken arzular bunlar mı?

Cevap: Hayır. Bizler, manevi seviyede ıslahtan bahsediyoruz. Hem Yunanlılar hem de Romalılar, kişiye gerçekten ihsan etme niteliğini ifşa etmek istediğinde gelen koşullardır. O zaman, egoist arzularıyla savaşmaya ve onları içsel olarak Yunanlılar ve Romalılar olarak ayırmaya başlar.

Başka bir deyişle, birini kendi iyiliğiniz için kullanmak istediğinizde dünyamızın arzuları vardır, ve Yaradan ile ilgili arzular vardır. Yaradan Kendisini insana ifşa ederse ve kişi,  üst güçle olan bağı kendi iyiliği için kullanmak istiyor, o zaman bu arzulara egoist denir: Yunanlılar, Romalılar ve Mısırlılar. Onların ıslah olması gerekir.

Hanuka — Birleşmeye Çabalamak

Soru:  IV. Antiochus liderliğindeki Yunanlılar, MÖ 2. yüz yılda Tapınağı ele geçirdiler. Yahudiler arasında, Seleukos Rumlarını destekleyen Yunanlaşmış Yahudiler ve Makabiler önderliğindeki Ortodoks Yahudiler olarak bir bölünme vardı. Makabiler, ayaklanmaya önderlik ettiler ve yakalanan ve saygısızlık eden Selevkosları Tapınak’tan kovdu. Makabiler, Tapınağa girdiklerinde Menorah mumlarının saf yağının ancak bir gün dayanabileceğini gördüler. Ama bir mucize oldu, yağ sekiz gün boyunca yandı.

Bunlar, 2000 yıldan daha önce meydana gelen tarihi olaylardır. Kabala açısından ne anlama geliyorlar?

Cevap: Mısır’dan ayrıldıktan sonra, İsrail  halkı çölde 40 yıllık yolculuk boyunca gelişen bağ kurma yöntemini ( karşılıklı garanti, Arvut ) aldı. Musa’nın karısının babası Jethro’dan alınan yönteme göre giderek daha fazla birleştiler. Jethro bir Yahudi değildi, kızı da değildi, ama Tora’nın dediği gibi, onlara tamamen katıldı.

Tora terimi “ışık” ( Ohr ) kelimesinden gelir. Bir insanın yukarıdan aldığı Tora’nın ışığı, insanları bir araya getirmek ve onları tek bir bütün haline getirmek için gereklidir.

Egoist olarak birbirlerine uzak, zıt olmalarına ve her biri diğerine hükmetmek istemesine rağmen, doğru çevre ve üst ışığın yardımıyla, herkes kendini topluma boyun eğdirebilir ve tüm insanların birbirleriyle birleşmek için toplumun merkezine yönlendirdiğinden emin olabilir.

Yahudilerin çölde 40 yıl boyunca yaptığı şey buydu. Birlik koşuluna geldikten sonra çöl, onlar için İsrail Ülkesi denilen güzel kokulu bir ülkeye dönüştü. “Land – Eretz “, “arzu – Ratzon ” kelimesinden gelir. Yani arzuları çiçek açmaya ve meyve vermeye başladı.

Aralarındaki bağdan gelen çabalarının sonucunu temsil eden Tapınağı inşa ettiler. Tapınak, maddeselleitirilmiş bir şey, taş ve tahta değil, arzularının bağı anlamına gelir.

Böylece yaşadılar, savaştılar, uzlaştılar ve sürekli olarak yeni bağ koşullarını seçtiler. Değişiyorlardı çünkü içlerinde sürekli yeni egoist arzular ortaya çıkıyordu. Bu nedenle birleşmek ve böylece ilerlemek için, Tora denen üst ışığı giderek daha fazla çekmek zorunda kaldılar.

Ama buna tutunamadılar ve bir süre Nebukadnetsar zamanının, Babil sürgünü denen egoizmin köleliğine düştüler. Ve sonra, Kraliçe Ester’in yardımıyla sürgünden çıktılar ve yeniden İsrail Toprağında yaşamaya başladılar yani Yaradan’la birleşme ve bağ kurma arzusunda.

Böylece, Yaradan’a ulaştıkları ortak bir kapta birleşerek İkinci Tapınağı inşa etme koşuluna ulaşana kadar, ilerlediler. Ama bu da uzun sürmedi çünkü bir kez daha aralarında kocaman, yırtıcı bir egoizm vardı.  Ortak kap, Yaradan’ı ifşa etmemize izin veren birbirimizi sevme niyetleri ve karşılıklı arzular kırıldı, İkinci Tapınak bu şekilde yıkıldı.

O sırada Rabbi Akiva, Yahudileri birleşmeye çağırdı ve “kişi komşusunu kendisi gibi sevmeli” diye haykırdı ama artık onu duyamıyorlardı. Bu, İsrail halkının şu an içinde bulunduğu durumdur, bir yandan birleşmenin gerekli olduğunu anlayan, diğer yandan kendilerini birleşmeye zorlayamayan insanlar.

Bazı Hanuka Sembolleri ve Anlamları Nelerdir?

Mum, Yağ ve Fitil

Mumların, üç koşul sağlanana kadar yanamayacağı bilinmelidir 1) yağın yerleştirildiği kap olan mum; 2) yağ; 3) fitil (yağı aleve çeken dokuma bir ip (mum veya kandil içinde)). Bu üçü bir araya geldiğinde onların ışıklarının tadını çıkarabiliriz. – Rav Baruch Shalom HaLevi Ashlag (Rabaş), Çeşitli Notlar. 5. Madde, “Erdemler Gibi Olan Günahların Anlamı”

Geleneksel olarak yağı ve fitili içeren bir kase veya kap olan, ve ışığı yaratmak için yağ ve fitil ile tam bir yapı oluşturan mumun manevi önemi nedir?

Manevi önemi, bu yapıyı, fiziksel nesnelerin kendi manevi olgularına ve süreçlerine işaret ettiği, dalların dili aracılığıyla algıladığımızda anlaşılabilir.

Hal böyle olunca, bu yapı -mum, yağ ve fitil- ıslah edilmiş bir manevi kabın, üç izlenimini yani ihsan etme niyetiyle ıslah edilmiş bir haz alma arzusunu temsil eder. Bu yapıdan ortaya çıkan ışık, manevi kabın neticesidir: alma arzusunun üzerinde ihsan etme niyeti.

Manevi kabın yaratılmasında mum, yağ ve fitil eşit derecede gereklidir. Yani, yağ kendi başına yanamaz ve fitil de kendi başına aydınlatamaz. Ancak fitili yukarı kaldıran yağı emen fitil yanabilir.

Bu mum-yağ-fitil yapısının manevi önemi, bunların birbirine zıt olarak konumlandırılmış üç nitelik olmasıdır: alma, ihsan etme ve aralarındaki bağ. Kendi içimizde ve dışımızda herhangi bir niteliği yakamayız, ancak bir nitelik diğerini yani fitil yağı emdiğinde, o zaman yakılabilir.

Manevi olarak fitil, başkalarıyla olumlu bir şekilde bağ kurmanın manevi çalışmasını reddeden, egoist muhakememizi temsil eder.

Yağ, kendi içinde kullanamayacağımız veya aydınlatamayacağımız, ihsan etmenin (Kabala bilgeliğinde “Or Hohma”, “Bilgeliğin Işığı” olarak adlandırılır) manevi niteliğidir.

Bununla birlikte, fitilimizdeki (alma arzusu) yağı (ihsan etme niteliğini) emdiğimizde, onu aydınlatabiliriz, yani bu alma arzusu dünyası ile manevi ihsan etme dünyası arasında bir bağ kurabiliriz.

İbranice’de, ” ‘Petilla’ (fitil) kelimesi “Petaltol” (sarma) kelimesinden ve “Pesulah” (kusurlu) kelimesinden gelir, çünkü bu tür düşünceleri düşünmek kusurludur ” (Rabaş, “Erdemler Gibi Olan Günahların Anlamı”). Başka bir deyişle, yalnızca kişisel çıkar için olan egoist düşüncelerimiz- bizi ebedi manevi tatmin duygusundan ayırdığı için “kusurlu” olarak kabul edilirler- onları öncelikle manevi ihsan etme niteliklerine ve yağın temsil ettiği pozitif bağa değer veren bir çevreye soktuğumuzda, bir fitil formunu alır.

Daha sonra, öncelikle ihsan etme ve pozitif bağa değer veren bir ortama katılarak egoist doğamızdaki kusurlara karşı çıkarak, manevi ışıkla aydınlanabilen bir yapı       – manevi bir kap- yaratırız.

Tamamlanmamış ve kusurlu egoist doğamızın üzerinde, birbirimize olan pozitif bağımız mucizevî bir alev yaratır- bu, ihsan etmenin manevi ışığının egoist doğamız üzerinde az da olsa açığa çıkarabileceği koşulları belirler.

Kabala bilgeliğinde bu eyleme “Yaradan’ın ifşası” denir. Kusurlu egoist muhakememizin (karşılığında kişisel fayda görmeden herhangi bir hareket yapmayı reddeden) üstünde ihsan etme niyetiyle, olumlu bağ kurma çabalarımız, nihayetinde Yaradan tarafından yakılan yani içinde Yaradan’ı-saf ihsan etme niteliğini keşfettiğimiz mum (manevi kap) haline gelir.

Sevgiye, vermeye ve pozitif bağa egoist arayışlardan daha çok öncelik veren bir ortama ne kadar çok katılırsak, fitilin biçimi kusurlu olsa da yani doğamız gereği her birimiz kişisel çıkarımızı için egoist olarak hesaplar yapsak bile, fitilin içindeki yağı o kadar emeriz.

Bu yüzden manevi bir çevreye gireriz çünkü evrenin sırlarını keşfetmek, mutlak bilgi düzeyine ve gerçekliğin farkındalığına ulaşmak ve ruhumuzun ebedi uyumundan daha azını hissetmek istemiyoruz. Başka bir deyişle, egomuz bizi, manevi iyiliğin ne olduğuna dair kendi vizyonlarıyla manevi bir arayışa götürür, bu da yolculuğumuzun başlangıcında sadece egoist bir resim olabilir.

Fakat kendimizi gerçekten manevi bir çevrenin içinde bulursak -birbirini pozitif bağlı, sevgi, ihsan etme, ilgi, destek ve cesaretlendirmeye değer veren insanlar, kitaplar ve öğretmenler arasında- o zaman egomuz kendini bir ikilemde bulur: çevre, maneviyatın yalnızca başkalarına ihsan edildiğine dair sürekli bir örnek sunarken, o kendisi için maneviyat almak ister.

Egonun şikâyetlerine rağmen bağımızda ne kadar ilerlersek, fitilimiz yağı o kadar çok emer ve bu süreç, alevin ortaya çıkması için gerekli tüm koşulları yerine getirerek içimizde yeterli yağı emene kadar devam eder: bu, Yaradan’ın yaratılanların içinde ifşa olmasıdır, “Hanukkah” adı verilen yeni bir manevi koşuldur, sevginin, ihsan etmenin ve pozitif bağın giderek daha uyumlu koşullarına doğru manevi yolculuğumuzdaki ilk duraktır.

Durmamalıyız!

Hanukkah özel bir bayramdır, yani yaratılan varlığın Malkut’tan Bina seviyesine yükselmesi demektir. Yani, kendi iyiliği için haz alma arzusuna bir sınırlama getirir ve üst ışık tarafından ıslah edilir ve ihsan etme uğruna yönelik niyeti edinir. İhsan etme uğruna ihsan etmek, Bina seviyesidir.

Hanukkah, Yunanlılara karşı kazanılan zaferin bir kutlamasıdır. “Yunan”, kişiyi bilginin üstüne değil de bilginin içine çeken gücün adıdır. Bu güç, Yaradan’a yakınlaşmaya çabalayan bir kişi bazı ihsan etme özelliklerini edindiğinde yani Bina seviyesine ulaşmak istediğinde ortaya çıkar.

Kişi ıslahı için çok çaba sarf eder, gruba, onluya, çalışmalara yatırım yapar ve ihsan etmenin ne olduğunu hissetmeye başlar. Ve işte bu zamanda, ihsan etmenin karşıtı güçler kişide uyanır: kişiyi yeniden egoizme çeken ayrılığın güçleri.

Bunun hakkında  “Yunanlılar bana saldırdı.” diye yazılıdır. İçimde egoist arzular uyanır ve onlara bir içsel savaş ilan etmem ve kişinin ihsan etmek ve bağ kurmak için mantık ötesi inançla gitmemesi gerektiği düşünceleriyle savaşmam gerekir. Onlar beni bu dünyada kalmaya, mümkün olduğunca ona yerleşmeye ve tadını çıkarmaya ikna ederler.

Bu, Yaradan’a ihsan etmeye yükselmeye çağıran Makabilerin yaklaşımına karşıt olarak “Yunanlılar” ın yaklaşımıdır. Bu iki görüş arasında, kişinin içinde olan bir savaş vardır. Bir yandan Yaradan’ı ve ruhumu ifşa etmek isterim. Ama öte yandan, hayat beni içine çeker, beni kendi zevklerinden haz almaya ve maneviyatı düşünmemeye teşvik eder.

Hanukkah’ın simgelediği ve karanlıkta gerçekleşen bu savaştır. Kişi, Yunanlıların gücü altına girdiğini yani tamamen haz alma arzusunun gücü altında girdiğini hisseder ve kişinin onu yenme şansı yoktur. Kişi, Yaradan tarafından bu şekilde yaratılmıştır.

Ve o zaman kişi, kendi içinde en azından Yaradan’la bir tür bağ arar ve bir parçacık bulur, ona tutunur ve kurtuluş için dua eder. Ve Yaradan kişiyle birleştiğinde ve onu egoizminden çıkarmaya başladığında, O, kişi için bir mum yakıyor gibi gelir. Bu şekilde kişi yavaş yavaş karanlıktan aydınlığa çıkmaktadır.

Yaradan ile bağlantısının minicik bir mumunu yakar ve o daha küçük olamaz. Fakat kişinin yaktığı mum Yaradan ile bağlantılı olduğu ve Yaradan ebedi olduğu için bu mum yanar ve yanar ve içindeki yağ yanıp yok olmaz. Kişi bu şekilde kendi egoist niyetinden çıkar ve ihsan etme niyetine,  Hanukkah’ya,  Bina seviyesine, ihsan etme uğruna ihsan etmeye ulaşır.

Yaradan’la daha önce ulaşılamayan bağa ulaştığımız “Mantık Ötesi Birlik” adlı sanal kongremiz sona erdi. Bu bağı sürdürelim ve onu yok etmemeye çalışalım. O zaman, bu ufacık bağın, bu ince mumun içinde, ıslahın sonuna kadar ihsan etme uğruna almaya ulaşana kadar, nasıl her zamankinden daha güçlü bir ateş yaktığımızı hissetmeye başlayacağız.

Hanukkah sadece yolun ortasıdır. Yolun yarısında olduğumuzu ve sadece, kongrede ulaştığımız bağı korumamız ve onu daha da geliştirmemiz gerektiğini anlayalım.

Durmamalıyız. Durmak ölüm demektir! Yalnızca her zaman devam edin. Durma yerine ulaştık ve egoizmimize yenilenmiş bir güçle saldırmak ve daha da büyük birliği sağlamak için, kendimizi yeni bir yolla, yeniden inşa etmemiz gerekiyor.

Herkes, egoizminin üzerine çıkma gücüne sahip olduğunu hissetmelidir. Ve şimdi egoizmimizin ve dostlarımızın egoizminin üzerinde birleşmeye başlayabiliriz, hem benim hem de onun tüm günahlarını sevgiyle örtebilir ve bir bağ kurabiliriz.

Haydi, bu yasayı uygulamaya başlayalım: “Sevgi tüm günahları örter.” Bu, kongre sonrasındaki çalışmamızdır. İyi şanslar!