Category Archives: Bayramlar

Hanuka Bayramı’nın İçsel Anlamı

Soru: Hanuka Bayramı’nın manevi anlamı nedir?

Cevap: Hanuka, kişinin içindeki “Yunanlıları” yendiğinde, egoizminin üstüne yükselişini sembolize eder. Bunlar, bilgi için özlem duyan ve ona egemen olmak isteyen tüm özelliklerdir.

Nitekim manevi edinim, bilimsel kabul edilmemektedir çünkü o, dünyamızda olduğu gibi krizlerle egonun üstesinden gelmeye dayanmaktadır, onu kullanmayla değil.

Bu nedenle, Hanuka bayramı, Işık ile doludur. İçsel egoistik araçlarımızın üstesinden geldiğimizin zaferini ifade eder.

Soru: Bu, benim içimdeki “Yunanlılar” olarak adlandırılan bilgiye ihtiyaç duymadığım anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, İbrahim’in zamanında başlayarak ve sürekli olarak, insanlığın tamamen farklı bir şekilde gelişmesi gerekiyordu, fiziksel ya da entelektüel değil, ancak manevi olarak hislerimizin bizden gizlenen doğayı hissetmeye başlayacağı bir koşula geliştirmek.

Işığın simgesi olan Hanuka bayramı, gizli doğanın keşfini sembolize eder.

The Inner Meaning Of The Chanukah Holiday

Hanuka, Çocukların Bayramı

Soru: Hanuka neden çocuk bayramı olarak değerlendiriliyor?

Cevap: Çünkü dünyayı algılamaya başlayan bir bebek, aslında sadece küçük bir çocuktur. Biz de öyleyiz, üst dünyayı ifşa ederken, çocuk gibi bir durumda bulunuruz.

Başka bir deyişle, Hanuka’nın manevi bayramına ulaştığımızda koşulumuz, ruhun Katnut (küçüklük) koşulu olarak adlandırılır – “Galgalta ve Eynaim”

Bu yüzden dünyamızda çocuklarla şarkı söyleriz ve jöleli çörekler yeriz (sufganiyot). Genel olarak bayram çok sevinçli, tatlı ve içtendir, çünkü üst dünyayı ifşa etmeye başlıyoruz; manevi edinimde biz hala çocuklarız.

Chanukah, A Children’s Holiday

Hanuka Süresince Neden Çörek Yeriz?

Soru: Hanuka süresince neden çörek (Sufganiyot) yeriz?

Cevap: Öncelikle, onlar yuvarlak oldukları için. Çember tamlığını temsil eder.

Yağ hafif, Işık’tan gelen bir şeydir. Sonuçta, Işık daima fenerin içerisindeydi, fitil üzerinde yanan yağdan yükseliyordu.

Hanuka süresince tatlı çörekler yiyoruz çünkü bu bayram, dünyadaki acıların manevi tatlılığa dönüşmesini simgeliyor. Bu tatlı bir bayramdır.

Why Do We Eat Donuts During Chanukah?

Neden Hanuka Mumları Yakarız?

Soru: Neden Hanuka mumları yakıyoruz?

Cevap: Hanuka, bir insanın ıslaha erişmesini ve egoistik materyal hayatının üzerine yükseliş koşulunu temsil eder ve bu dünyada parlayan bir mum gibidir. Başka bir deyişle, mum bir insanın manevi durumunu simgeler ve kişi muma benzer.

Mumu yakan yağ, egoizmimizi simgeler ve eğer onu doğru kullanırsak, yanarken bize ışık verir. Mumun fitili egoizmi iptal ettiğimizde, egonun üzerine yükselmeyi sembolize eder, ancak onu zıt yönde kullanırız.

Fitil yağa batırılmıştır, azar azar onu emer ve fitil (egoizme karşı direnç) sayesinde yağ yanarken ışık verir. Egoizm büyük bir güçtür ve ışık, onun doğru kullanımı simgeler.

Why Do We Light Chanukah Candles?

Temiz Bir Ev Ve Temiz Bir Kalp

Soru: Pesah Bayramı’ndan önce kişinin evini iyice temizlemesi neden gelenektir?

Cevap: Kişinin düşünceleri ve kalbi onun evidir, denir. Evin (kişinin kalbinin) diğer insanlar hakkında tüm kötü düşüncelerden temizlenmiş olması gerekir. Buna Pesah temizliği denir.

Diğer insanlar, toplum, akrabalar, komşular ve eşiniz ve genel olarak bütün yaşamınızla ilgili olan tüm arzularınızla ne yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeye ve hayal etmeye çalışın. Onları nasıl düzeltebilir ve geliştirebiliriz ya da en azından onları tüm çöplerinden nasıl temizleriz?

Hamursuz (Pesah) bayramı bir geçiş ya da sadece kendinizi sevme bencil koşulundan, çok az bile olsa başkalarını düşündüğünüz, komşunuzu sevmeye geçiş anlamına gelir.

Soru: Ve neden her şeyi çamaşır suyu ile temizlemek bir gelenektir?

Cevap: Ne yazık ki “Islah eden Işık”tan başka, sizi içten temizleyebilecek hiçbir temizlik maddesi yoktur. Eğer duyar, öğrenir ve içimizde yerine getirmek zorunda olduğumuz ıslahatlar hakkında, kurtulmamız gereken arzularımız hakkında konuşursak, bu yavaş yavaş bizi temizler.

Işığın gücü, bizim temizlenebilmemiz için yegâne araçtır. Ancak, bu sadece kendimizi düzeltme arzumuz kadar çalışır. Ve bunu arzulamak için, herkesle birlik kurduktan sonra, bizi nelerin beklediği konusunda okumamız gerekir.

Sonra tüm talihsizlikler ve sorunlardan kurtuluruz, kötülük ve zarar vermenin olmadığı ve orada sadece sınırsız iyiliğin var olduğu bir gelişim seviyesine yükseliriz.

Kişinin Mısır’dan çıktıktan sonra nasıl hissettiği şöyledir: Kızıl Denizi geçerken bir doğadan bir diğerine gidiyoruz; alma doğasından, ihsan doğasına, bu bayrama Pesah (geçiş) denmesinin nedeni budur.

Bu, bir bilgisayarın içindeki programı tamamen değiştirmeye benzer. Aynı şekilde, biz de tüm yaşam paradigmamızı, dünyaya bakış açımızı değiştirecek olan iç programımızı değiştirmek zorundayız. Tamamen farklı gözlüklerle dünyaya bakmaya başlarız.

Bu, diğer insanlarla doğru bağın bizi iyiliğe nasıl getirdiğini ve bu ifşanın bizi nasıl değiştirdiğini görmemizi sağlar. Mısır’dan çıkışın anlamı budur.

Soru: Ve biz Mısır’dan çıktığımız zaman neredeyiz?

Cevap: Yeni ilişkilerin, birliğin ve ihsan etmenin içine çıkarız. Birleşme yoluyla ve beraber olarak, düşmanlarımızdan kurtulduk ve sürgünden özgürlüğe çıktık.

Soru: Yani şu anda benim kalbim kirli, sadece kendini seviyor ve sadece kendisini önemsiyor. Ama eğer onu temizler ve başkalarını önemsemeye başlarsam, çevremde farklı bir dünya mı göreceğim?

Cevap: Evet, bu Mısır sınırlarının ötesine bir dünya olacak. Birbirimizle olan bağlantımız sayesinde, ihsan etme niteliğiyle, bütünleyici gözlükler sayesinde göreceğimiz bir dünya olacak. Bu gözlük sayesinde, bizi bir araya bağlayan ağı görmeye başlarız.

Bu dünyaya, üst dünya denir çünkü hepimizi kontrol eden ağı, herkesi etkileyen gücü ifşa ederiz. Geçmişimizi, bugünü ve geleceği anlamaya başlar ve gerçekten zamanın üzerine yükseliriz. Ayrıca tüm eylemlerimizin sonucunun ne olacağını biliriz.

Soru: Bu, normal hayatımızı günbegün nasıl etkiler?

Cevap: Kişi ona neler olduğunu ve o belli bir şekilde hareket ederse neler olacağını bilir. Gözlerinin açılması diye adlandırılan, tüm nedenleri ve sonuçları görmeye başlar. O artık karanlık ve belirsizlik koşulunun içinde değildir.

Soru: Ve birbirimizle olan ilişkilerimizi nasıl etkiler?

Cevap: Kendi niyetlerimizi ve başkalarının niyetlerini anlarız, böylece ilişkilerimiz hiç kötü duygular ve yanlış anlaşmalar olmadan, kesinlikle şeffaf hale gelir.

A Clean Home And A Clean Heart

Günlük Kalp İçi Temizliği

Soru : Pesah’ı kutlamak ve onun koşullarını gözlemlemek niçin önemlidir ?

Cevap : Bu yahudi bayramı, tarihteki belli bir günü anmak için değildir. Aksine, her bir günde sizin bütünüyle yeniden Mısır’dan çıkıyormuşsunuz gibi hissetmeniz gerekir.

Sürgünden çıkmak, bir daha hiç gerçekleşmeyecek olan kadim bir olay değildir. Her bir günde sizin iyilik bağları sayesinde gitgide daha fazla bağ kurarak, bencilliğinizin üzerine yükselmeniz gerekir.

Pesah süresince bizim kutladığımız şey, bizim böyle bir fırsatımızın olduğu gerçeğidir. İsrail dışındaki hiçbir ulusun kendi bencilliği üzerine yükselebilme, birleşebilme ve kendi tabiatımızın üzerine nasıl yükselebileceğimizi gerçekten hissedebilmeye başlama fırsatı yoktur.

Soru : O zaman bayramlar bu tarz şeylerin hatırlatıcısı mıdır ?

Cevap : Bayramlar bizim gün başından gün sonuna kadar çalışmamızı gerektiren bir programdır. Bunun hepsi kişinin hangi seviyede olduğuna bağlıdır. Bizler her zaman Pesah, Sukot, Şavuot, Tu Bişvat, 9. Av olarak adlandırılan ve bunun gibi özel içsel seviyelerden geçeriz.

Soru : Nesilden nesile geçen, babaların oğullarına Mısır köleliğinden çıkışı anlattıkları Pesah yemek ziyafeti geleneği niçin vardır ?

Cevap : Çünkü bizim öğrenmemiz gerekir-ve diğerlerine öğretmemiz-Mısır’dan çıkışa ilişkin düzen hakkında veya bencilliğimizin üzerine nasıl yükseleceğimize ve diğerleri ile birleşeceğimize ilişkin düzeni, eninde sonunda karşılıklı garantörlüğü başarmayı ve Sina Dağı (karşılıklı nefret dağı) etrafında birliği.. Babanın oğluna diğerleri ile doğru şekilde birleşebilmeyi öğretmesi gerekir.

Hem baba hem de oğul (benim dünkü seviyem ve benim bugünkü seviyem) her gün benim içimdedir. Her şey kişinin içinde ve ulusun içinde gerçekleşir.

Soru : Günümüzde bulunan modern, bu dünyada kendisi ve cep telefonu dışındakini göremeyen bir kişiye ne anlatırdınız ? İnsanlar arasındaki bağ, değişik tarzdaki ilişkiler hakkında ne söylerdiniz ? Nasıl bir yeni yaşamı ona vadederdiniz ?

Cevap : Bu evrensel bir ahenk, insanlar arasında mükemmel şekilde koordine edilmiş, birbirine yakın örgü ağları ile bağlanmış futbol takımına veya hatta mafyaya benzer şekilde.. Bu bağ kişinin her zaman öz güven içinde, mutlu hissetmesini sağlar; kişiye iyi bir birlik hissiyatını ve diğerlerinin arzuları içinde karşılıklı dahil etmeyi mümkün kılar. Kişi öyle büyük çaptaki bir birliğe ulaşabilir ki, içinden diğerlerinin bildiği her şeyi bilebilecek hale gelecektir.

Çünkü hepimiz tek bir sistemin içerisindeyiz, hiçbir sınırlama olmadan bütün dünyanın hissiyatı aramızda akabilir. Bilim adamları, bir modem gibi beynimizin, bizleri havada bulunan ortak bir bilgi deposuna bağladığını ifşa ediyorlar.

Soru : Niçin günümüzdeki çocuklar o kadar mutlu değiller ?

Cevap : Bu böyledir, çünkü onlar bencilliklerini doyuramayacak kadar büyük bir seviyeye ulaşmışlardır. Geçmişte, bir ailenin şayet tek bir odası bulunuyorduysa, bu onları mutlu etmeye yeterdi. Fakat günümüzde her bir kişinin kendi başına ayrı bir konuta ve ayrı bir vasıtayı kullanmaya ilişkin gereksinimi vardır. Bizler hep kendimizi izole ediyoruz ve her bir kişi de kendi içinde kapalı halde olur.

Kimse kendisini mutlu hissetmez ve bunun sebebi de bizim izole olmamızdır. Mutluluk, yalnızca enerjinin, gücün ve sıcaklığın birbirimiz ile bağın içerisinde akabildiği sürece hissedilebilir.

Yalnızlık, Mısır köleliğidir ve bunun dışına çıkma zahmetine değerdir.

Köle Özgür Olan Birisini Anlayamaz

Soru: Pesah, Mısır’dan, kölelikten göç, neden yeniden doğumu andırır? Hikâye Musa’nın doğum hikâyesi ile başlar ve doğum sırasındaki kasılmalara benzeyen Mısır felaketleri ile biter. Bundan sonra, sanki yeni bir dünyaya doğmuş gibi, son denizi geçerler.

Cevap: Yeni hayat ana rahmine düşmüş ve Mısır denilen dev bir kabın içinde pişmiştir. Bizim algı ve sezgilerimiz, bencil doğamızı anlama ve bununla başa çıkma çabalarımızın dışında biçimlenir.

Sonunda, bencilliğimize direnmekten aciz olduğumuzu, kaçmaktan yani bencilliğin üstüne yükselmekten başka hiçbir seçeneğimiz olmadığının farkına varırız. Bu niteliksel değişiklikler gerektirir: Tüm alışkanlıklarımızın, ilişki biçimlerimizin ve Babil’de edindiğimiz yetiştiriliş tarzımızın tamamen değiştirilmesini gerektirir.

İbrahim’in metodunu kullanarak birlik olmaya başladığımızda, hayata dair, yeni alışkanlıklar, birbirimize karşı yeni bir tutum ve her şeyin birliğin gözlüklerinden algılandığı, yeni bir bakış açısı kazanırız. Bu yeni bir doğuma işaret eder, çünkü ben, kendine, ailesine, ulusuna, dünyaya ve tüm hayata birliğimiz aracılığıyla bakan yeni bir kişiye dönüşürüm.

Daha sonra eğer önceki benle İbrahim metoduna göre yetiştirilmeden ve başkaları ile birlik olmadan önceki benle karşılaşsaydım, zaman biz birbirini anlamayan iki farklı insan olurduk: Bunlardan biri köle ve diğeri ise bencil doğasından bağımsız, özgür bir insan. Çünkü bu edinilen yeni bir doğadır; nefretin doğası yerine sevginin doğası.

 

Son Deniz – Yam Suf

SORU: Son Deniz (Kızıl Deniz) neyi temsil eder?

CEVAP: Son Deniz (İbranicede Yam Suf) ego ve egodan kurtuluş arasında bir sınırdır. O henüz özgecilik, sevgi ve ihsan etme  değildir ama egodan çıkıştır.

Egoizm ve özgecilik arasındaki sınır hattında, sudan bir set durur. Su iki niteliğe sahiptir; bir yandan sözde Gevurot’un niteliği olan değişmez yasalar, sert güçler ve diğer yandan merhamet ve sevgi güçlerine…

Bu iki gücü bir araya getiren su, Mısır’ı yani egoistik dünyayı bölen sınır hattını ve özgecil dünyayı temsil eder. Bu nedenle suyun Mısır’ı koruyan sert güçlerini temsil eden ve ondan çıkmaya izin vermeyen bölümünü  geçmek gereklidir.

Bir kişi bu sudan duvarı geçerse, amniotik sıvının (cenini çevreleyen zarın sıvısı)  içine girer ve kendisini bir cenin gibi annesinin rahminde geliştirmeye başlar. Ancak ondan kurtulmaya muktedir olması için egodan çok fazla nefret etmesi gerekir. Ve sonra sular ayrılır…

http://laitman.com/2016/04/the-final-sea-yam-suf/

Pesah: Mayalı Ekmek Satışı

Soru: Pesah öncesi mayalı ekmek satışı ne anlama gelir? Bugün, birinin internet üzerinden bir form doldurarak iki saniyede hamur satması mümkün.

Cevap: Mayalı ekmek satışı, sadece bir süre için satıyorum ve sonra geri alıyorum anlamına gelir. Bunu sadece, egomdan, başkalarına zarar vermek için kullandığım “kötü eğilimimden” çıkmak için yaparım.

Sonra onu, başkalarının iyiliği için kullanacağım. Böylece bu, sadece belli bir süre için, yedi gün için yapılan bir satıştır. Eski değerlerden kurtulmak, dünyaya karşı kötü tutumumdan sadece kendi tutumumdan kurtulmak ve bundan kurtulduğum zaman da tüm arzularımı, dünyaya karşı iyi bir tutum içinde olmak için kullanırım. Bu nedenle yedi gün sonra bu hamura geri dönerim.

Her şeyden önce eski, daha önceki ilişkilerimizden kurtulmamız gerekir. Hadi hep birlikte “iyi çocuklar” olmak için bir karar alalım. Mısır’dan göç hikâyesindeki gibi varlığımızı tehdit eden bir dünyanın içindeyiz, ama eğer bizler egomuzun üzerine çıkabilir ve İsrail’in gerçek topraklarına, tamamen iyi olan bir koşula ulaşabiliriz.

Soru: Siz bir iyimser misiniz?

Cevap: Evet, bu hiç şüphesiz gerçekleşecek. Tek soru, bizler bunun için ne bedel ödemek zorundayız? Bunu hızlı ve güzel bir yoldan ya da uzun ve acı dolu bir yoldan elde edebiliriz. Ancak, her halükarda buna geleceğiz.

Biz Köle miyiz?

Soru: Mısır’dan çıkışın hikâyesi, Pesach Haggadah, “Biz Mısırda köleydik…” sözleriyle başlar.

Cevap: Biz hala köleyiz ama bunu farkında değiliz. Biz kendimizi “İsrail topraklarında” yaşayan özgür bir ulus olarak düşünüyoruz ancak bu “İsrail toprağı” değildir. Bu henüz Mısır bile değildir. “Mısır”ın anlamı, Firavun’un üzerimizdeki otoritesini kabul etmek demektir. Ancak, biz farklı düşünüyoruz.

Bakın neler oluyor! Egomuz İsrail halkı ile ne tür bir oyun oynuyor! Sonu gelmeyen tartışmaların, kavgaların içine batmışız. Her türlü problemin içine tamamen dalmışız. Hükümetimiz ve bütün ülkeler sayısız parçalara bölünmüş. Neredeyse bir iç savaş ile karşı karşıyayız!

Pesah’tan çok uzaktayız! Biz hala Mısır’lı köleliğin yedi “açlık yılının” en derin ve en karanlığının içindeyiz. Biz egonun bizi yönettiğinin, bizimle oynadığının ve bizi birbirime düşürdüğünün farkında değiliz.

Pesah, kölelikten kaçmaya, egoizmin gücünden çıkmaya, birbirimizi “yeme” koşulundan “İsrail’in çocukları çabalamaktan haykırdı…” koşuluna yükseltmeye karar vermek hakkındadır.

Soru: Biz bugün köleler miyiz?

Cevap: Hayır, değiliz, “köle,” kişi köleliğini hisseder, kötü doğasını ve ona olan bağımlılığı fark eder anlamına gelmektedir. Biz komşumuzdan nefret ettiğimizi ve onunla tartışmaya ve kavga etmeye zorladığımız zaman kabul ederiz. Bu arzunun nereden geldiğini bilmeyiz. Bu içerde yükselir ve biz ne bunu kabul ederiz ne de bizi yöneten gücü kendimize yabancı hissederiz. Bu şekilde davranmayı tercih edenin kendimiz olduğunu düşünürüz.

Birçok kişi kötü şeyler yapar ama bunları yanlış kabul etmez. Ancak, kabul eden insanlar var: “Ben kötülüğümden yoruldum. Bu bedenimle, doğamla, sinirli, ruh hallerimle ne yapacağımı bilmiyorum… Ben başkalarına bakıyorum ve onları yok etmek istiyorum. Ne karımı ne de ailemi seviyorum. Bu dünyayı terk etmek istiyorum. Bırak yansın tamamen. Bu hayattan nereye kaçacağım hakkında hiçbir fikrim yok! Issız bir adada yaşamayı bile dert etmezdim.”

Kabala bilgeliği, insan doğasının, kendi doğasının kötülüklerini anlama durumuna gelmesi için bilerek kötü yaratıldığını açıklar. En önce, biz kötü olduğumuzu hissetmeyiz. İnsanların kötü olmasının doğal olduğunu düşünürüz. Sonra yavaş yavaş kendi aramızdaki ilişkileri ve doğamızı fark etmeye başlarız ve anlarız ki iki güç tarafından; “biz” ve zıttımız “Firavun” denilen kötü eğilimimiz olarak inşa edilmişizdir.

Bu noktada, içimizde yaşayan Firavunu kötü eğilim olarak hesaba katarız ve söyle düşünürüz: “Belki gücünden kaçınmaya çalışmalıyım. Hadi herkese iyi davranmayı deneyeyim. Bu girişimlerimin nasıl sonuçlanacağı önemli değil ama ben kendimi nasıl kontrol edebileceğimi öğrenmek istiyorum!”. Firavun bizim “kendimizin” ve “onun” yarımını yapan “bu ikili görüş açımızı” sürekli olarak kapatır. O, bizi diğerlerine kötü bir şekilde muamele ettirtir.

Sonunda biz, Firavunun bir kötü ve düşmanca bir güç olduğunu, bizi esir eden bir yabancı olduğunu anlamaya başlayacak ve böylece ondan kaçmak arzusu duymaya başlayacağız. Onunla savaşmak elimizde değil ama ondan ayrılmamız mümkündür. Kötü güçten ayrılmaya “Mısır’dan kaçış” denir. Kötülük bozulmadan kalır: biz kendimizi onunla ilişkilendirmekten vaz geçeriz.

Kötülük hala içimizde, en derin katmanlarımızda bir yerdedir ama biz dışarıya “atlama”sına izin vermez; onu baskılar ve ondan ayrılırız. Kötülükten, onun üzerine çıkarak ayrılmaya “Mısır’dan çıkış, Firavun’un gücünden kaçış” denir. Bu noktada kurtuluşa ulaşırız. Henüz özgür topraklarda özgür insanlar değiliz. Henüz kölelikten özgürlüğe geçmiş değiliz. Biz sadece kölelikten kaçtık, ancak henüz özgürlüğü elde edemedik.

Bu noktada, umutsuza Firavun’dan ayrılmaya ihtiyacımız vardır. Bu koşula “Pesah” denir. Firavun ve Mısır ile ilişkili nitelikleri düzeltmeye başlarız. Başka bir doğamız yok. Tüm sahip olduğumuz şey; ıslah etmemiz ve iyi niyete çevirmemiz gereken şey, kötü eğilimimizdir. Mısır’dan çıktıktan sonra bu koşula ulaşmak için, kendi kendimizi düzeltme yönünde, arınma yapmamızı sağlayacak özel bir güce ihtiyacımız vardır. Bu döneme “Ömer’in günlerini geri saymak” denir.

Mısır’da bizim için ekmek boldu. Biz Mısır’dan çıktıktan sonra ilk hafta boyunca “Matza” denilen “sade ekmek” yedik. Daha sonra normal ekmeye döndük. Bu döneme “Ömer’in günlerini geri sayma” denir. “Ömer” tahıl demetidir.

Biz kötü arzularımızın hepsini 49’unu birden kontrol ederiz. Bu arzular “Sefirot” olarak adlandırılır. 7 sefirot ya da arzularımızın 7 parçası “Hesed, Gevura, Tifferet, Netzah, Hod, Yesod ve Mahlut” olarak adlandırılır. Her biri 7 bölüme ayrılır. Bu yüzden, düzeltmek için hazır olduğumuz, 7×7=49 farklı arzuya sahibiz.

Biz bu arzuları Mısır’dan göçümüz sırasında “terk ettik” yani onları kullanmayı durdurduk. Şimdi onları tekrar denemeye başladık. Her arzuyu kontrol eder ve onları başkalarını incitmek, iftira atmak, kavga vs. de kullanıp kullanmadığımızı değerlendiririz. Aynı arzuları başkaları yararına kullanmanın bir yolunu bulmalıyız.

Biz arzularımızın her birinde, kötüyü iyi eğilime çevirmeliyiz. Kötülüklerimizin bir “envanter”ini yapmak zorundayız. Arzularımızı ihsan etme niyetiyle kullanmanın bir yolunu bulmalıyız.

Buraya kadarı, henüz önceki koşulumuzdan ayrılmakla ilgili değil. Pesah akşamı boyunca, bütün arzulardan kaçar ve saklanırız. Onları kontrol eder ve arzularımızın şimdi neye benzediğini anlamaya çalışırız. “Mısır’ın dışında” ve Firavun’un gücünden halen uzak olmanın bu yeni seviyesinden onlar üzerine düşünürüz.

Arzularımıza bakar ve daha önce onlara sahip olduğumuz için dehşete düşeriz. Ancak, şimdi onları zaten kendimizden uzaklaştırdık; artık onları bizim olarak düşünmeyiz. Kendimizi Mısır’dan çıkışta ve her türlü bencil arzunun dışında olma noktasında tanırız.

O zaman, yeni bir “seviye”den, her arzuyu birer birer, 49 unun hepsini kontrol ederiz. Henüz edindiğimiz bu yeni seviyeden itibaren, buna “Ömer’in 49 gün sayması” denir, bütün arzularımızı saymaya ve test etmeye başlarız ve onları değiştirmemizin mümkün olup olmadığını ve daha önce kötüye kullandıklarımızı, iyi amaçlar için kullanıp kullanamayacağımızı görürüz.

Bu, kötülüğümüzü bize gösteren Firavun nedeniyle mümkün olur. Şimdi yavaş yavaş kötüyü iyiye çevirebiliriz. Ömeri’in 49 gün sayması, “Şavot” (Tora’nın verilmesi) denilen 50. gün için hazırlıktır.

Bir yanda bütün arzularımızı saydığımız ve onların envanteri yaptığımız için “Şavot” denir, öte yandan Islah Eden Işığını edindiğimiz için de buna “Tora’nın Verilmesi” denir. Yaradan şöyle söyledi: “Ben kötü eğilimi yarattım ve ona şifa için Tora’yı yaptım.”

Şu anda, arzularımızın bir dökümünü yaptığımız için açıkça kötülüğü görmekteyiz. Şimdi, Tora’nın en önemli yasası “Komşunu kendin gibi sev” olduğu için, arzularımızın hepsini birbiri ardına, ihsan etmek ve başkalarına yardım etmek için kullanmamıza yardımcı olacak belli bir güce, “Tora” denilen özel bir ışığa ihtiyacımız var. Sonunda ulaşacağımız seviye budur.

 

Toplam 3 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123