Category Archives: Bayramlar

Haman Neden Mordehay’ı Öldürmek İstiyor?

Purim hikayesinde Mordehay, krala karşı bir komployu ortaya çıkarır ve onu kurtarır. Ancak kral bir başkasını, Haman’ı yükseltir ve onu kendisinden sonra ikinci sorumlu bakan yapar.

Haman, Amalek’in soyundan biridir (“Al Menat Lekabel“in kısaltması, “Kendi iyiliği için”). O, bir insandaki egoist arzuların temsilcisidir.

Ve kralı kurtaran Mordehay, bunun için hiçbir şey almaz. Sonuçta, ihsan etme niteliği, vermenizi gerektirir. Neyi vermeyi? Her şeyi! Ne zaman? Şimdi! Ne kadar süreliğine? Sonsuza kadar!

İhsan, sadece ihsan etmek ve karşılığında hiçbir şey almamaktır. Aksi takdirde, bu ihsan etme değil, bir tür pazarlıktır.

Ancak doğa sürekli içimizde egoizmi büyütür, o gelişir, daha da büyük hale gelir. Bu nedenle Haman’ın gücü artar, Mordehay dışında herkesi dize getirir.

Mordehay kendisinin Yehudi (“Yehud“, “Birlik” kelimesinden gelmektedir) olduğunu ve bu nedenle egoizmin önünde eğilmediğini beyan eder. Egoyu temsil eden Haman, herkesin kendisine itaat etmesini ve egoizm için çalışmasını talep eder. Ama bu doğanın temel yasasına, Yaradan’a aykırıdır.

Bunu anlayanlar, bunu kabul edemezler. Mordehay da bunu kabul edemez. Ancak diğerleri, dünyadaki en yüksek gücün ihsan etme ve sevgi niteliği, özgecilik olduğunun, Mordehay’a olduğu gibi, güvenilir bir şekilde kendilerine açıklanmadığı bir durum içindedirler.

Onlar, her şeyin nasıl egoist bir şekilde kontrol edildiğini ve egoizmini kullanan herkesin başarılı olduğunu görürler.

Bu nedenle, egoist niyetlerimiz her zaman kendileri için bir tür fayda talep eder, böylece onları doldurur ve sürekli onlarla ilgileniriz. Eğer birdenbire, karşılığında hiçbir şey almadan biri için bir şeyler yapma arzusu ortaya çıkarsa, o zaman, elbette, egoizm böyle bir eğilime direnir ve onu öldürmeye çalışır. Bu nedenle Haman, Mordehay’ı mümkün olan her şekilde öldürmeye çalışır.

 

Kendinizi Nasıl Değerlendirebilirsiniz?

Soru: Kefaret günü diye bir şey var (İbranicede Yom Kippur). İnsan bu günde neyi yargılar?

Cevap: Bu gün tamamen sembolik olarak bir yargı günü gibi kutlanır. Yom Kippur’da kişi kendi eylemlerini düşünmeli ve onları günah olarak değerlendirebilmelidir. Bu, özel kişilere verilir, üstelik her nesilde de değil.

Ve diğer her şey, sadece dindar Yahudiler arasında yüzyıldan yüzyıla oynanan tiyatro gösterileridir.

Soru: Öğretmeniniz Rabaş, “dua” (“Tefila”) kelimesinin “LeHitpallel” – “kendini yargılamak” fiilinden geldiğini söylüyor. Kabala’nın bakış açısından dua, yargılamak mıdır?

Cevap: Evet. İnsan kendini yargılar ve eylemlerinin bir dereceye kadar kesinlikle yasadışı, yanlış olduğunu görür. Ancak bu, yalnızca üst ışığın belirli bir kısmını aldığı ölçüde kendini gösterir. Ve bu ışığa uygun olarak, onun nitelikleriyle, kendini değerlendirebilir.

Purim – Şanslı Bir Kısmet

Yılın tüm günleri arasında, “Kısmet” (Pur) kelimesinden “Purim” olarak adlandırılan, bir ödül kazanacağınız, şanslı olacağınız özel bir gün vardır. Bir yandan mutlu bir kader umut etmeli ve buna hazırlanmalıyız, diğer yandan her şey yukarıdan gelir ve Yaradan’a, O’nun bu bayramı, bu günü bizim için nasıl yapacağına bağlıdır.

Aslında bir bayramdan değil, her şeyin üzerinde olan, hazırlanabileceğimiz özel bir manevi durumdan bahsediyoruz. Bu yüzden, bu Purim olarak adlandırılır, kimin şanslı olacağını belirleyen bir kura çekimine benzer.

Bizden, “aşağıdan uyanışı” yani büyük bir ışıkla ve sonunda arzularımızın büyük bir ıslahıyla ödüllendirileceğimiz umudunu vermemiz istenir. Ayrıca, zaten bize ifşa edilmeyi bekleyen son ıslahın tüm koşulunu, ihsan etmek ve tüm yaratılışı edinmek için, bu büyük ışığı alma gücüne de sahip olmamız gerekir.

Maneviyat zaman ve mekânın üzerinde olmasına rağmen yine de dünyamızda, manevi olguların sembolleri vardır ve bu nedenle bu günlerde kullanabileceğimiz özel bir aydınlanma vardır. Bu yüzden, bugün Purim bayramı ile ilgili makaleleri çalıştığımızda, bizi etkileyebilecek ve ilerletebilecek bu özel ışığa biz de dâhil olmuş oluruz.

Purim bayramı, 2500 yıl önce, kraliyet bakanı Haman’ın tüm Yahudileri yok etmeye karar verdiği, Antik Babil’de meydana gelen olaylara adanmıştır. Yahudiler (Yehudim) bağ kurma, birlik olma arzusunu temsil eder ve Haman, birleşmemizi engelleyen yani ıslaha direnen bir içsel güçtür.

Direnişine rağmen, egoist arzunun üzerinde birlikte olmayı arzulamamız gerekir. Her şey, bugün çok büyük olan, en alt dereceden gelen ve sıradan yaşamdan manevi yüksekliklere kadar varlığımızı etkileyen tüm bozukluklara rağmen, bu birliği ne kadar sürdürebileceğimize bağlıdır. Ama her şeye rağmen, birlikte olmak ve tüm günahları sevgiyle örtmek isteriz.

Dostlar arasında fikir ayrılıkları, hatta düşmanlıklar olsa da yine de onlarla aynı kalpte olmak isteriz. Günahlar, Yaradan tarafından gönderilir ve bağımızın yardımıyla onların üzerine çıkmak isteriz ve bunun için Yaradan’dan güç talep ederiz.

Tüm direnişimiz ve reddedişimiz ile birlikte, yine de birleşmek, böylece tüm artı ve eksilerin, tüm bağ ve ayrılık güçlerinin bir araya gelmesini yani Yaradan’ın ifşa edileceği bir Kli’nin inşa edilmesini isteriz. Ayrılığın üstüne bir bağ kurarsak, o zaman büyük olanı kazanırız.

Asıl şey, herkes arasındaki bağı ve bizi birleştirecek tek bir gücün ortaya çıkmasını istemektir. Dostlarla bağ kurmak en doğru eylemdir ve bizi son ıslaha yönlendirir. Yaradan ortak ruhu bilerek kırdı ve O’ndan onu tekrar bir araya getirmesini talep etmemiz gerekiyor.

Bu nedenle, bağ kurmak için her türlü çabayı gösterir ve en küçüğünden en genel olanına, en büyük olanına kadar, bağa yönelik herhangi bir eylemden tamamen aciz olduğumuzu keşfederiz. O zaman Yaradan’dan yardım isteriz. Bu şekilde, parçalanmanın içinde ifşa edilen tüm yollarda, Yaradan’a yapışarak Kli’mizi ıslah ederiz ve böylece son ıslaha ulaşırız.

“Purim Bayramı, Bugün Neden Her Zamankinden Daha Önemli?” (Medium)

Kostümler, maskeler, çift kimlikler. Purim’in neşeli kutlamasının arkasında, iyi ve kötü hakkında derin bir hikâye vardır. Özellikle gerçekliğin bu kadar kasvetli ve belirsiz göründüğü günümüzde, onun gizli anlamını ortaya çıkarmak dünyayı kurtarabilir.

Dolayısıyla bu bayram, sadece Yahudiler için değil, tüm insanlık için anlamlıdır.

Purim festivali sırasında geleneksel olarak “Ester Parşömeni” okuması, yalnızca uzun zaman önce olmuş bir olayı kutlamaktan ibaret değildir. Bunun yerine, henüz aşikâr olmayan, önümüzde duran ve birleştiğimiz anda keşfedilecek olan manevi bir koşulu anlatır. Gerçekten de Megilat Ester veya Ester Parşömeni “gizli olanın açığa çıkması” anlamına gelir çünkü İbranice’de “guilui” vahiy ve “hastara“dan gelen “ester” ise gizleme anlamına gelir.

Purim hikâyesinde, Haman, Kral Ahasuerus’a, Yahudiler’in ayrıldıkları için öldürülmeleri gerektiği iddiasını dile getirdi ve bu nedenle gereksiz görüldüler: “Orada düzensiz ve dağınık bir halk var.”

Buna karşılık Mordehay, Kraliçe Ester aracılığıyla Yahudilere merhamet etmesi için Kral Ahasuerus’a başvurdu, ancak dağılmış oldukları ve birlik içinde olmadıkları sürece onlara yardım etmesinin imkânsız olduğunu söyledi. Böylece Mordehay, Yahudi halkının birliği için bu çağrıyı iletmek adına bir görev üstlendi. Sonunda bir araya gelip birleştiklerinde, Ester, Kral Ahasuerus’u onlara merhamet etmesi için ikna edebildi.

Tora’daki tüm hikâyelerde olduğu gibi, karakterler ve aralarındaki etkileşim, düşüncelerimizde, arzularımızda, tutumlarımızda ve ilişkilerimizde ortaya çıkan nitelikleri ve güçleri temsil eder. Mordechai, herkesi derinden önemseyen pozitif bir gücü sembolize eder çünkü dünyanın geleceği, sevgi ve vermenin yüce niteliklerinin gelişimine ve gerçekliğin tüm parçaları ile tüm insanlar arasında mükemmel bir bütünleyici bağın geliştirilmesine bağlıdır. Öte yandan, kötü Haman, negatif gücü, herkesi kontrol etmek, altımızdaki herkesi eğmek, onlardan mümkün olan her şeyi almak, onları kendi yararımıza kullanmaya yönelik egoist bir eğilimi sembolize eder.

Bilgelerimiz “İnsan küçük bir dünyadır” diye açıklamıştır. Bu, her birimizin içinde, hissetmesek bile, Ester Parşömeni’nde açıklanan tüm bu güçlerin yattığı anlamına gelir. Onlar, insan ırkını yozlaştırarak kendi neslini yok etme tehdidinde bulunan, başkaları pahasına kendi çıkarlarına yönelik egoist mücadelelerden bizi kurtaracak gelişme yönünü tanımlarlar.

Ne kadar gelişirsek, bu güçler o kadar yoğunlaşır. İnsanların içinde giderek artan bir şekilde yüzeye çıkan acımasız yönetme ve kontrol etme arzusu ve büyük ayrılık güçleri, bizi parçalamak için işler. Bu nedenle, Purim hikâyesinin temel mesajı, birliğin kurtuluşumuz olacağı ve aramızdaki farklılıkların üstesinden gelmedeki ihmalimizin bizi tehlikeye attığı, zarar verdiği ve hatta yok edebileceğidir.

Başka bir deyişle, insanlığın ulaşmaya çok hevesli olduğu ve bu günlerde çok ihtiyaç duyulan yüksek durum şimdi gizleniyor. Egoizmimizin ötesinde birbirimizle düzgün bir şekilde bağ kurmayı öğrenir öğrenmez, tüm kötülüklerin kökünü hayatımızdan çıkaracağız ve her şeyin iyi olduğu bir dünya ortaya çıkacak.

Herkese mutlu Purimler!

“Purim Nedir? Neden Önemlidir?” (Quora)

Purim, insanlığın doğa ile mükemmel uyumlu bir bağlantı içinde birleştiği “ıslahın sonu” olarak adlandırılan bir durumu temsil eder.

Islahın sonundaki Kli (kab), ıslahın sonunun ışığıyla -Ein Sof’un (sonsuzluk) Kli’si ve Eyn Sof’un ışığıyla- birleşir; burada sonsuzluk ve mükemmelliği hissederiz ve tüm sorunlarımızı ve kederlerimizi geride bırakırız ve ışıkla, neşeyle dolu sınırsız bir dünyaya gireriz. Bu nedenle günün şarap ve diğer alkollü içeceklerle dolu olması gerektiği söylenir.

Bu önemlidir çünkü çatışmaların ve problemlerin olmadığı, gerçekliği dolduran tek bir ışığın olduğu, mükemmel ebedi dünyada var olma hissini ne kadar çok taklit edersek, o zaman o mükemmel bağlantı durumunu, kendi aramızda var olacak ve bizi dolduracak şekilde çekeceğiz.

“Hanuka’da Kutladığımız Mucize” (Linkedin)

Her Yahudi bayramı derin bir manevi anlama sahiptir. Hanuka bir istisna değildir. Hanuka’da, güçlü Seleukos İmparatorluğu’nu ve müttefikleri Helenistik Yahudileri yenen Makkabilerin başına gelen mucizeyi kutlarız. Zaferlerinden sonra yağmalanan Tapınağı temizlediler ve bir gün boyunca menorayı yakmaya yetecek kadar yağ buldular. Ama şu işe bakım ki, yağ sekiz gün dayandı. O zamana kadar Makabiler daha fazla yağ sağlamıştı ve menoradaki mumlar yanmaya devam edebildi.

Ancak tüm bu şenliklerde, bayramın içindeki çok önemli bir mesajı gözden kaçırıyoruz. Menora üzerindeki mumlar, egomuzla mücadelemizi, başkalarına olan nefretimizi simgeler. Mumun yanması, en ahlaksız arzularımızı bile başkalarının yararına kullanmadaki zaferimizi sembolize eder.

Geleneksel olarak, bir mum üç unsurdan oluşur: 1) yakıt görevi gören yağ, 2) yağa batırılan ve onu fitilin kenarına taşıyan fitil ve 3) hem fitili hem de yağı (çoğunlukla ikincisi) yakmak için kullanan ateş. Öğretmenim RABAŞ, yağın başkalarına karşı olan kötü düşünce ve niyet havuzu olduğunu açıklar. Fitil, o havuzdan çıkan tek bir düşünce veya niyettir. Mucize, bozuk niyetlerimizi takip etmek istemediğimizi, bunun yerine başkalarına karşı sevgi geliştirmek istediğimizi belirlediğimizde gerçekleşir.

Başarılı olursak bu alevi yakmak olarak addedilir ve bir mucize olarak kabul edilir. Alevin sürekli olarak kötü düşüncelere ihtiyacı vardır, yoksa yukarı çıkmak için “yanacak” düşünceleri olmayacaktır, bu yüzden kötü düşünceler gereklidir. Bununla birlikte, bencilliğimizin kapsamı göz önüne alındığında, kötülüğümüzün üstesinden gelmek ve onu başkaları hakkında iyi düşüncelere dönüştürmek gerçekten bir mucize gerektirir.

Bu dönüşümün tek bir kişide değil, bütün bir ulusta gerçekleşmesi daha da büyük bir mucizedir. İsrail halkı, birbirlerini kendileri gibi sevmeye söz verdiklerinde tam da bu mucizeyi gerçekleştirerek kendi uluslarını kurdular.

Bugün daha da büyük bir mucizeye ihtiyacımız var. Tüm dünya birbirine bağlı ve tüm uluslar sürekli güç mücadeleleri içindeyken, ihtiyacımız olan mucize, tüm dünyanın nefretin ve şüphenin üzerine çıkması ve sevgi ateşini yakması için bunları yakıt olarak, yağ olarak, kullanmasıdır.

Yahudi halkının kronolojik yazılmış tarihleri, eski zamanlarda yaşamış insanlarla ilgili hikayeler değildir; onlar insanlık için derslerdir. Yahudi ulusu, antik dünyanın her yerinden gelen insanlardan oluşmuştur, bu nedenle tarihsel olaylarının yalnızca kendilerine değil, her şeyden önce orijinal uluslarına ait olması doğaldır.

Atalarımızın ulaştığı birlik, bugün tüm dünyanın uygulaması gereken bir programın “deneme uygulaması” idi. Nefretten kurtulma ve karşılıklı gizli düşmanlığımız içinde boğulma fikrinden ne kadar uzak durursak, o kadar sarsılacağız ta ki başkalarına karşı tutumumuzu değiştirmekten başka seçeneğimiz olmadığını anlayacağımız zamana kadar, tıpkı atalarımızın yaptığı gibi.

Sukot – Işık Tarafından Islah

Soru: Sukot bayramı üç bin yıl önce Tora’da anlatılmış ve altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıla kadar kutlanmıştır. Neden?

Cevap: Kabalistik bayramların takvim tarihleriyle ve dünyamızdaki herhangi bir olayla ilgisi yoktur. Kabala çalışırken üst kökleri çalışırız. Dünyamıza inip inmedikleri önemli değil. Kabalist tüm bunları hisseder ve görür.

Soru: Sukot’ta Tora’yı alıp onunla dönme geleneği vardır. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Bu, Or Makif denilen, çevreden gelen saran ışığın yavaş yavaş ruhun içsel ışığı haline geldiği anlamına gelir. Ruh, Sukkot’un yedi günü içinde yavaş yavaş ıslah olur.

Dolayısıyla Tora ile dönmek bir gelenektir, hiçbir anlam ifade etmez; sadece bizim dünyamızda ruhun özel durumlarını bu şekilde belirtmek isteriz.

Soru: Sukot’un son gününde Tora’nın son bölümünü okumak ve yeni bir bölüme başlamak adettendir. Her hafta belirli bir bölümün okunması ne anlama gelir?

Cevap: Tora, ruhu ıslah etmek için verilmiştir, bu nedenle yıl boyunca Tora’dan bir bölüm okuyarak, her seferinde ruhumuzu ıslah ederiz ve ışık yavaş yavaş ona girer. Sukot’un son gününde, yıllık Tora okumasını bitirir ve hemen tekrar okumaya başlarız. Tora yılı Sukot’un son günü ile başlar, Yeni Yıl ile değil, Simhat Tora ile başlar.

Soru: Bu kutlamanın özü nedir?

Cevap: Sukot bayramının özü, Yaradan dediğimiz, bizi çevreleyen devasa üst ışığa, bir kulübede ortak bir çatı altında olmak suretiyle, bağ yoluyla ıslah olduğumuz gibi, ıslah edilmiş ruha girme fırsatı vermektir.

Üst ışık içimize girer, bizi ıslah eder ve doldurur.

Sukot gerçekten büyük bir kutlamadır.

 

Yeni İnsanlar Olmamıza Yardım Et!

Tüm bayramlar, kişinin manevi yükselişindeki özel durumları sembolize eder. Eğer olması gerektiği gibi çalışırsak, o zaman yıldan yıla, günden güne, Yaradan ile tam bir bağa ulaşana kadar manevi merdiveni gittikçe daha fazla tırmanırız.

Egoizmin üzerine yükselişe Pesah, Mısır’dan çıkış ve ihsan etme gücünün edinilmesine Şavuot bayramı denir.

Sonra kişi kendini yargılar ve Av’ın 9’u olarak adlandırılan verme eğilimine sahip olmadığını görür. Ve o zaman tüm hayatına Yeni Yıl, Roş HaŞanah olarak adlandırılan, Yaradan ile yeni bir ilişki ile yeniden başlamaya karar verir.

Ve en önemli şey, bu yeni döneme, bu yeni zamana nasıl girileceğine dair doğru bir hesaplama yapmaktır. Hayatında birçok kez, kişi sanki yapabilecekmiş gibi yaşamını değiştirmek ve her şeye yeniden başlamak ister. Bu, bir kişinin Yaradan ile eşdeğer olmak için geçmesi gereken günlerden biri olan Yargı Günü, Yom Kippur’un bir işaretidir.

Yom Kippur “kefaret” (Kapara) kelimesinden gelir; kişinin Yaradan’dan af dilediği zamandır. Ne de olsa kişi kendini test etti ve birçok kez kendini ıslah etme ve Yaradan’la bütünleşme fırsatı bulduğunu, ancak bunu ihmal ettiğini ve egoizminin üstesinden gelemediğini gördü.

Yom Kippur’dan bir ay önce, kişi kendini kontrol etmeye başlar ve kendisi için haz almaya yönelik egoist arzular içinde olduğunu ve bunları kendini ıslah etmek ve Yaradan’a yakınlaşmak için kullanmak istemediğini görür. Ve bunun için af diler, o zaman gururunun üstesinden gelmek ve yardım istemek için hiçbir bir gücü ve fırsatı olmadığını fark eder. Sonuç olarak, tüm ıslahımız, Yaradan’dan ıslahın gücünü istemekten ibarettir.

Bütün suçumuzun yardım istememiş olmamızdır ve bunun için af dilememiz gerekir. ”İstemediğim için üzgünüm,” demek, bizi düzeltmesi için O’na dönmediğimiz için Yaradan’dan bizi bağışlamasını istemek demektir.

Yaradan egoizmi yarattı, ancak insan egoizmin kendisinde var olan tek kötülük olduğunu anlamalıdır. Bizler, bu kötülüğün prizmasından tüm dünyaya bakarız ve bu nedenle tüm dünya bize kötü görünür. Ve buna uygun olarak Yaradan’la ilişki kurarız çünkü dünyanın tüm bu berbat görüntüsünün sözde O’ndan geldiğini iddia ederiz. Görünüşe göre bizi ve bu dünyayı bu kadar kötü yarattığı için Yaradan’ı suçlarız.

Ve o anda kişi, Yaradan’dan bu egoizmi düzeltmesini ve kötü doğayı iyi olanla değiştirmesini istemesi için, Yaradan’ın kendisine egoizm ve onun aracılığıyla tüm dünyayı inceleme yeteneği verdiğini anlamaz.

Bu kişinin çalışmasıdır. Yapmamız gereken tek şey, içimizdeki kötülüğü bilmek ve Yaradan’ın bunu bilerek verdiğini idrak etmektir ki O’na dönebilelim ve O’ndan egoizmi ve iyilik yapamama halini değiştirmesini, tüm kötülükleri iyiliğe dönüştürmesini isteyelim.

Sonuçta, bizde iyi güçler yok ve onları Yaradan’dan istemezsek olmayacak ve ancak istediğimizde tüm dünyayı iyi bir arzu ile hissedip görebileceğiz. O zaman dünya bizim için gerçek bir cennet gibi görünecek.

Bu nedenle, tüm çalışmamız kötülüğümüzü, içimizde ve çevremizde neden kötülük gördüğümüzü ifşa etmemiz ve sonra bu kötülüğü iyiliğe dönüştürmesi için Yaradan’a dönmemizdir. Bu iş Yaradan tarafından yapılır ve bu nedenle Yaradan’ın işi (Avodat Hashem) olarak adlandırılır. Ve Yaradan’dan bunu yapmasını istemeye tövbe günü, Yom Kippur denir.

Bunun bir yas günü değil, bir sevinç günüdür çünkü kendimizi yargılarız ve durumumuzu düzeltmek için yalnızca Yaradan’dan bizi yarattığı kötü arzuyu iyi bir arzuya dönüştürmesini istememiz gerektiğini anlarız.

Yani, dönüp talepte bulunabileceğimiz biri var. Ve her şey sadece bizim talebimize bağlı. Zayıf olduğumuz ve iyi işler yapamadığımız, kafamız karışmış ve her şeye hakim olan doğamızın önemsiz köleleriyken, her şey Yaradan tarafından kasıtlı olarak bize güçsüzlüğümüzü göstermek ve içimizde kendimizi egoizmden kurtarma ve onu ihsan etmeye dönüştürme arzusunu uyandırmak için yaratılmıştır.

Bu, Yaradan’dan kötü, egoist arzumuzu alıp onu iyi, özgecil bir arzuya, sevgiye dönüştürmesini istediğimizde, Yargı Günü Yom Kippur’un ana anlamıdır. Ve sonra derin bir delikten yüksek bir dağa tırmanacağız.

Bu nedenle Yom Kippur, tüm 24 saatimizi zayıflıklarımız, Yaradan tarafından verilen egoizmimizde yarattığımız tüm kötülükler için nasıl af dileyeceğimizi düşünerek geçirdiğimiz, yılın en önemli günüdür. Ve bu kötülüğün içimizde Yaradan tarafından yaratıldığı sonucuna vardığımızdan, O’na dönme ve bu kötülük yerine iyiliğin gücünü isteme fırsatımız vardır. Bu talep sonucunda gittikçe daha fazla iyilik gücü kazanacağız ve ıslahın sonuna kadar daha da yükseleceğiz.

Her birimiz ve hep birlikte bu işi takvime göre yılda sadece bir kez Yom Kippur’da değil, her gün yapmalıyız ve mümkün olduğunca Yaradan’a dönmeli ve O’ndan kötü eğilimimizi iyi bir eğilime dönüştürmesini istemeliyiz. Yaradan’a dönme ve bu ıslahı talep etme gücümüz ölçüsünde, O’na benzer hale gelebileceğiz ve O’nunla bütünleşmeye ve mükemmelliğe yani ıslahın sonuna ulaşabileceğiz.

Önümüzdeki yirmi dört saat içinde düşünmeniz ve uygulamaya çalışmanız gereken şey budur.

Roş HaŞanah – Covid Ayrılığını Yenmek İçin Bir Şans

Birkaç gün önce bir komşusu öğrencilerimden biriyle, kızlarının Covid aşıları konusunda tartışmalarından çok üzgün olduğunu paylaşmış. Sonuç olarak, aşıya karşı olan, ailesiyle birlikte Roş HaŞanah kutlamasına katılmayacaktı. Öğrencimin komşusunu en çok üzen şey kızının aşıya karşı olması ya da kutlama yemeğine katılmayacak olması değildi. Onu asıl üzen çocukları arasında patlak veren nefretti. Anlaşmazlıklar ve kavgalar tüm ailelerde olur, ancak oluşan kin dolu nefret patlaması onu mahvetti.

Nefret, gerçekten de bizim neslimizin en büyük belasıdır. Her şeyi yok eder, toplumları ve aileleri parçalar. Bu nedenle, ailelerimizi ve topluluklarımızı bir arada tutmak için ilişkilerimiz üzerinde çalışmalı ve nefreti yenmeliyiz.

Hepimizin farklı görüşlere sahibiz. Sorun, farklı görüşlerin şimdiye kadar gizlenmiş olan daha derin çatlakları ortaya çıkarmasıyla başlar.

Ailenin bir üyesi, bu durumda olduğu gibi, aşı olmak istemiyorsa ve bu nedenle başkalarını riske atmamak için bir Roş HaŞanah yemeğine katılamıyorsa, o kişiden nefret etmemeliyiz.

Anlaşmazlıklara nefret nedeni olarak değil, bağ kurma fırsatları olarak yaklaşmalıyız. Farklılıkların ve anlaşmazlıkların üzerine çıktığımızda, bağlarımızı güçlendirir, sevgi ve birliğimizi anlaşmazlık oluşmadan öncesine göre daha da arttırırız. Birleşmeye yönelik bilinçli çabamız ilişkilerimizi sağlamlaştırıp güçlendirir.

Ayrılığı yenmekten bahsettiğimizde, onu yokmuş gibi bastırmaktan bahsetmiyoruz. Ayrılığı yenmek, onu tanımak, kabul etmek ve her şeye rağmen onun üzerinde birleşmek demektir. Bölünme üzerinden oluşması gereken bu yeni birlik, hiçbir zaman meydan okunmamış olan birlikten her daim daha güçlü olacaktır.

Bu nedenle, bölünme ne zaman ortaya çıkarsa, bizimle çelişen kişiyle olan ilişkimize ne kadar değer verdiğimizi incelemeliyiz. Öğrencimin bana bahsettiği durumda, Annenin acısı, kızlarıyla olan bağına ve onların birbirleriyle olan bağlarına, Covid-19 aşıları hakkındaki herhangi birinin görüşüne değer verdiğinden daha fazla değer verdiğini açıkça göstermektedir. Eğer duygularını kızlarına aktarabilirse, bölünmelerinin üzerine çıkabilir ve ilişkilerini güçlendirebilirler. Yapamazsa, ilişkileri bozulacak ve herkes pişman olacak.

Günümüz toplumu, insanlarla aynı fikirde olmadığımız sayısız durum sunar. Onlarla olan ilişkilerimize önem veriyorsak, bu koşullara bağlarımızı güçlendirecek fırsatlar olarak yaklaşmalıyız. Eğer bunu yaparsak, nefreti karşılıklı sevgi ve yakınlık nimetine dönüştürebiliriz.

Birbirine Bağlı Bir Dünyada Yom Kippur

Tarihte ilk kez, bugün dünya bize ne kadar eksiksiz bir bütün olduğunu, tüm insanların ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğunu ve bu nedenle birbirlerine bakmaktan başka seçeneklerinin olmadığını gösteriyor. Her geçen gün birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu giderek daha fazla keşfediyoruz. Bu Yom Kippur’un veya Kefaret Günü’nün başka hiçbir şeye benzemeyen bir hesaplaşma dönemi olmasının nedeni budur.

Savaşlar, iklim değişikliği ve pandemi gibi dünya olayları sayesinde, iyi ya da kötü yaptığımız her şeyin herkesi etkileyeceğini artık mükemmel bir netlikle görüyoruz, bu yüzden düşüncelerimizi ve eylemlerimizi dikkatlice incelememiz gerekiyor.

Eylemlerimizi değerlendirmeye alışkınız, ancak başkalarına yönelik niyetlerimizi de değerlendirmeliyiz: Niyetlerim kendim için mi yoksa başkaları için mi? Doğası tam bir sevgi ve ihsan etme olan Üst Güç ile ilişkide ben nerede duruyorum?

Yom Kippur’un doruk noktası olduğu On Günlük Tövbe sırasında, oruç tuttuğumuzda, dua ettiğimizde ve bağışlanma dilediğimizde, tüm anılarımızı gözden geçirdiğimiz ve onları uymak zorunda olduğumuz kurallarla karşılaştırdığımızda nerede başarısız olduğumuzu gördüğümüz bir noktaya geliriz. Bütün bu ilkelerden en önemlisi, Tora’nın büyük kuralı olan “komşunu kendin gibi sev” dir.

Yahudi takviminin en kutsal günü olan Kefaret Günü’nün adetlerinin önemli bir kısmı, Yunus Peygamber’in kitabını okumaktır. Hikayede Tanrı, Yunus’a birbirlerine karşı çok katı kalpli olan Ninova halkına, eğer hayatta kalmak istiyorlarsa birbirlerine karşı olan ilişkilerini ıslah etmelerini söylemesini emreder. Ancak Yunus görevinden kaçar ve Tanrı’nın emrinden kaçmak için denize açılır.

Yunus gibi biz de görevimizden kaçıyor ve birleşmeyi reddediyoruz. İnsanlığın dengesizliklerini ve istikrarsızlaşmasını tetikleyen bizim bölünmelerimiz, sürtüşmelerimiz, kavgalarımızdır. Bu nedenle, birbirimize yaklaşmayı inatla reddetmemiz, tövbe etmemiz gereken günahtır.

Her insan, günden güne yaptıklarından kendisini sorumlu tutmalıdır. Ama Yom Kippur’da yıla imza atıyoruz, tüm yıl yaptıklarımızın hesabını kapatıyoruz ki yeni bir yıla yeni doğmuş bir bebek gibi temiz bir duyguyla başlayabilelim. Bireysel başarımızın veya başarısızlığımızın ölçüsü en önemli şey değildir. Daha da önemlisi, kaçırdığımız fırsatlar için özür dilediğimiz ve sıfırdan yeniden başladığımız bir arayış sürecidir.

Yom Kippur’a Yargı Günü de denir. Bizi tam olarak kim yargılıyor ve ne yargılanıyor? Her şeyden önce biz kendimizi sorgulamalı ve yargılamalıyız. Ancak bu sürecin geçmesi için bütün bir yılı beklemek yerine, bu değerlendirmeyi günlük olarak yapmalıyız. Uyumadan önce de o günün hesabını kapatmalı ve Yaradan’dan yaptığımız ve yapmadığımız her şey için bizi bağışlamasını istemeliyiz.

Temiz yeni bir başlangıç için niyetimiz, herhangi birisini incitmekten kaçınmak için dikkatli davranmak ve tüm insanlarla iyi ilişkiler kurmak için her türlü çabayı göstermek olmalıdır. Ve eğer başkalarına verdiğimiz zarar için gerçekten ve tüm kalbimizle bağışlanma dilersek, o zaman Yaradan’a dönüp O’ndan tam bir bağışlanma dilemeye hazır oluruz. İnsan ilişkilerimizi onarmak, Üst Güç ile olan ilişkimizi onarmanın ön koşuludur.

Diğer bir taraftan, Yom Kippur sırasında eksikliklerimiz için üzülmemiz gerekiyor. Ama bu üzüntü içinde dahi mutluyuz çünkü daha sonra özür dileme ve yılı güzel ve temiz bir şekilde, tüm borçlarımızı kapatacak şekilde bitirme fırsatını başlatıyoruz.

Yeni bir dünyanın ortaya çıktığı dönem olan, “Son Nesil” olarak adlandırılan özel bir zamanda yaşıyoruz. Bu dönem, egoist öz-çıkar niteliklerimizi, özen, işbirliği ve başkalarına verme niteliklerine dönüştürmek için ıslaha yönelik manevi arayışla karakterize edilir.

Umalım ki, tüm dünya ihtiyacımız olan değişimi çabucak anlayacak ve tüm silahları gömmek ve sadece aramızdaki bağ ve sevginin gelişimine odaklanmak kararı alacak. Ondan sonra mutlaka genel sevgi durumuna ve Yaradan’ın tüm yaratılanlara ifşasına ulaşacağız. Ancak, önce İsrail halkı yol göstermelidir. Zohar üzerine Sulam (Merdiven) yorumunun yazarı Rav Yehuda Aşlag’ın “Arvut” (Karşılıklı Garanti) başlıklı makalesinde yazdığı gibi: “Kendini ve dünyadaki insanların geri kalanını, başkalarına karşı sevginin bu yüce işini üstlenecek şekilde evrimleştirmek için nitelendirmek İsrail ulusunun görevidir.”