Category Archives: Barış

Dünyanın Dinamikleri

Soru: Hegel, savaşın tarihsel ilerlemenin motoru olduğunu yazmıştır. Savaşlar olmadan durgunluk ve hareketsizlik olacağına inanıyordu. Ebedi barış, evrimsel gelişimde durgunluğa yol açacak mı?

Cevap: Tabii ki hayır!

Gerçek barış, savaştan bile daha dinamik bir varoluştur. Savaş sırasında nasıl kaçacağınızı, nereye saklanacağınızı, ne yapacağınızı araştırıyorsunuz ama gerçek barışta her zaman arayışta ve yükseliştesiniz.

Filozofların dediği gibi bu durgunluk değildir. Sonuçta barışı korumanın, kendinizi ve başkalarını geliştirmenin, onları yakınlaştırmanın, birleştirmenin sürekli yollarını ararsınız.

Anlaşmazlığın Gerçek Nedeni

Anlaşmazlıkların olması gerekir. Sonuçta o zaman, tam olarak çatışmanın olduğu yerde, dünyamızdaki gibi düşmanı öldürmeye, kırmaya, onları yok etmeye değil ama birbirini tamamlamaya çalışırken farklılıkların üzerine çıkmak için çaba gösterme fırsatına sahip oluruz.

Tamamlama koşulu,  her zaman karşılıklı ihsan etmede, Yaradan’ın niteliğinin itilaf halindeki taraflar arasındaki yani yaratılanlar arasındaki çekiminde açığa çıkar. “Barış” anlamına gelen doğru tamamlamayı elde etmenin tek yolu budur.

Bu nedenle Yaradan, herkes arasında açığa çıkacağı gerçeğinden dolayı, aramızda barışı tesis etmek için, onları orta çizgide karşılıklı tamamlama formunda ıslah etmemize fırsat vermek için tüm savaşları ve sorunları uyandırır. Ve bu dünyadaki tüm savaşların sonu olacaktır.

O zamana dek savaşlar ve çatışmalar bitmeyecek ve “Yukarıda barışı yaratmak ve bize barışı getirmek” için orta çizgiye nasıl ulaşacağımızı giderek daha da iyi öğrenmemiz gerekecek.

Genellikle sorun şudur ki, her iki taraf da egoizmi içinde iken, Yaradan’ın ifşasının eksikliğinden oluşan anlaşmazlığın gerçek nedenini belirleyemez. Ve eğer tüm çatışmaların bize üst gücü ifşa etmek için daha fazla arzu, fırsat ve yetenek vermek için tasarlandığını bilirsek, o zaman zaten doğru yönde hareket edeceğiz. Ve sonra giderek daha fazla yeni çatışmalar ortaya çıkacak, ancak bunlar bizi Yaradan’ın ifşasına daha doğru ve daha kesin olarak yönlendireceklerdir.

“Günümüz Savaşı, Geçmişteki Savaştan Nasıl Farklı?” (Quora)

Günümüz savaşında, savaşın ve çatışmanın üzerine çıkma ve iki karşıt tarafı birbirini tamamlayacak şekilde birleştirme imkânına sahibiz.

Mevcut savaşta da, önceki dünya savaşında olduğu gibi, dünya, bir gücün diğerlerini zorla kontrol etme arzusuna karşı yükseldi.

Savaşın fiziksel dünyada tezahür etmesine ek olarak, tam da kontrolün elimizde olduğunu kabul ettiğimiz noktada, bu savaş düşünce ve arzularımızda psikolojik olarak da kendini gösteriyor. Yani, varlığımızın merkezinde, yalnızca kendisi için haz almaya dayanan kendi kaderini tayin eden öz, egoizm var. Bu, hazzın ihsan edilişi üzerine inşa edilmiş ve egoist özden önce gelen, doğanın özgecil gücüne zıttır.

Egoist güç (alıcı), özgecil güce (verici) göre daha düşük statüde olduğundan, alıcı olarak statüsünü kabul etmez hale gelir ve bunun yerine verenin statüsünü elde etmeyi, onu yaratan özgecil gücün formuyla eşit olmayı seçer. Buna göre, bugünün dünyasının, bir gücün bir başkasını zorla kontrol etme arzusuna karşı nasıl genel bir karşılıklı fikir birliğine sahip olduğunu görüyoruz.

Her iki tarafın da bugün sahip olduğumuz, giderek artan birbirine bağlı ve birbirine bağımlı bağları, doğada bizi daha birleşik durumlara ilerleten güçlerin nasıl olduğunu ve nihayetinde yaşadığımız bu savaşları uyandırdığını daha iyi anlayacaklarını umuyorum. Üstelik bu güçler bize, içinde bulunduğumuz mevcut savaşları aşma ve birlik olma fırsatı da veriyor.

Ayrıca, bu anlayışın bizi, çatışan tarafların her ikisinin de nasıl tatmin edilebileceğini keşfedecekleri -ki gerçekten keşfetmeleri gerekiyor- bir duruma götüreceğini umuyorum, üstelik, doğada bulunan pozitif güçleri kurdukları bağa çekeceklerinden, bir tarafın diğerini yenerek aldıklarının, iki katını alacaklar.

Bugünkü savaş, geçmişteki savaştan bu nedenle farklı, günümüzde, savaşın ve çatışmanın üzerine çıkma ve iki karşıt tarafı karşılıklı tamamlayıcılık içinde birleştirme araçlarına sahibiz.

Bu nedenle, bugün çatışan tüm tarafların, bölünmenin ötesinde birliği aramasını ve keşfetmesini ve bunu yaparak, karşılıklı olarak yepyeni bir barış, uyum ve refah düzeyinin keyfini çıkarmasını diliyorum.

“Özgürlüğün Bedeli” (Medium)

Ukrayna’daki çatışmalar tırmandıkça ve siviller üzerindeki baskı yoğunlaştıkça, bir uzlaşmanın veya “makul” bir çözümün her ikisinin de ulaşılamaz olduğu ortaya çıkıyor. Sadece çatışma alanındaki sefalet artmakla kalmıyor, insanların ıstırabı yoğunlaştıkça iki ulus arasındaki düşmanlık da derinleşiyor. Günümüzde, diğer ulusları askeri güçle alt etmek uygulanabilir değildir. Bu nedenle taraflar eninde sonunda silahlarını bırakmak zorunda kalacaklardır. O anda, düşmanlar birbirlerine özgürlük vermenin gereğini anlarlarsa, yapıcı bir şekilde ilerleyebilirler. Şayet, yine de birbirlerine hükmetmeye çalışmakta ısrar ederlerse, sonunda özgürlük gelecek olsa da, özgürlüğün bedeli artacaktır.

Taraf olduğunuzda bir çatışmayı nesnel olarak incelemek zor olsa da, taraflar bu çabayı ne kadar uzun süre geciktirirse, acılarını o kadar uzatacaklardır. Sonunda onlar ve onlarla birlikte tüm dünya, bugün yapılan savaşın sadece ulusların özgürlüğü için değil, her insanın özgürlüğü ve sonunda ruhlarımızın özgürlüğü için bir savaş olduğunu anlayacaklar. Dolayısıyla bu mücadele, özgürlüğümüz için ödediğimiz bedeldir.

Bu savaşı kazanmak için neyle karşı karşıya olduğumuzu, gerçek düşmanımızın kim olduğunu anlamamız gerekiyor. Bu savaşın arkasındaki itici güçlere ne kadar çok bakarsak, gerçek suçlunun tüm insanları şan, şöhret, güç ve zenginlik peşinde koşmaya iten insan egosu olduğunu o kadar çok anlayacağız. Hepimizin bir egosu vardır; o içimizde yaşayan bir canavardır ve içimizde tezahür edebilecekleri bir konuma ulaşıp ulaşamayacağımızı, yalnızca kavrayışımızın ötesindeki koşullar ve özellikler belirler. Ama bunlar dile getirilmese bile, hepimizin içinde egoist bir zorba hala yaşar.

Bu nedenle, savaşımız iki cephede olmalıdır: fiziksel ve içsel. Fiziksel cephede, hayatımızı kurtarmak için elimizden geleni yapmalıyız. İçsel, daha önemli olan cephede, içimizdeki zorbaya karşı durmalı ve bizi ayıran ve bizi ölümüne karşı karşıya getiren egonun üzerine çıkmaya çalışmalıyız.

Egoya karşı savaş, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde, farklı şekillerde gerçekleşir. Bazı yerlerde, savaşlar, terörizm veya diğer şiddet biçimleri yoluyla vahşice ortaya çıkar. Diğer yerlerde, ekonomik yaptırımlar, temel gıda kıtlığı, hızla artan enerji fiyatları ve hayatımızı etkileyen diğer ekonomik zorluklarla kendini gösterir. Yine başka yerlerde, savaş siyasi savaşlar yoluyla ortaya çıkar. Her iki durumda da, bu zorluklar, özgürlüğümüz için ödediğimiz bedellerdir.

Ego bazı yerlerde kazanabilir ve diğerlerinde kaybedebilir, ancak sonunda büsbütün kaybedecektir. Onun egemenliğinin devri, sona yaklaşıyor.

Büyük düşünür ve Kabalist Baal HaSulam, 1930’larda yazdığı “Özgürlük” adlı makalesinde, bir bireydeki her eğilimin ve niteliğin benzersiz olduğunu ve onu beslememiz ve yetiştirmemiz gerektiğini yazmıştır. Daha sonra sadece bireylerin değil, ulusların da özgürlüğünü korumanın önemine değinmiştir. Onun sözleriyle, “Yukarıdan anlatılanlardan, azınlıklara egemenlik kurmaya çalışan, onları atalarından miras aldıkları eğilimlere göre hayatlarını sürdürmelerine izin vermeden özgürlüklerinden mahrum bırakan ulusların, ne kadar büyük bir yanlışa düştüklerini öğreniyoruz. Onlar katillerden farksız olarak kabul ediliyorlar.”

Ve özgür olmak için, egomuzdan kurtulmuş olmalıyız. Bu başarıya ulaşmak için, aramızda karşılıklı ilgi ve karşılıklı desteğe dayalı yeni bağlar oluşturmalıyız. Toplum, birbirini bastırmak yerine, herkesi gerçek kendileri olmaya teşvik etmeyi öğrenmelidir.

Bireyler de egolarının üzerine çıkmayı öğrenmeli ve benzersiz beceri ve yeteneklerini kendi çıkarları için ve çoğu zaman başkalarının pahasına değil, toplumun yararı için kullanmalıdır. Bu şekilde herkes doğanın kendisine verdiği ile tüm insanlığın yararına katkıda bulunursa, gezegenimizde bolluk, barış ve uyum olacaktır. Bu nedenle, egodan kurtulmanın bedelini ne kadar erken ödemeyi seçersek, o kadar çabuk refaha ulaşırız.

Barışı Sağlamak İçin Özel Bir Kod

Hepimiz aynı kökten, eşsiz ve birleşik bir üst güçten geliyoruz. Bu dünyanın tüm sakinleri arasında her zaman alevlenen anlaşmazlıklar bile – bugün bize olanlar, bizden önce olanlar ve bizden sonra olacaklar – üst güçten geliyor, çünkü onun ondan başkası yoktur.

Yaradan bu anlaşmazlığı aramızdaki tüm farklılıkları, tüm formlarda ortaya çıkarmamız için yarattı: iyi ve kötü, acı ve tatlı, gerçek ve yalan, ışık ve karanlık. Sadece farklılıkları hissedebilir ve dikkate alabiliriz ve tüm suçları sevgiyle örtmek için, onların temelindeki bağlantıları ve çelişkileri belirleriz.

Zıt taraflar arasında ortaya çıkan anlaşmazlık olmadan bu mümkün değildir. Zıtlığımız ne kadar açığa çıkarsa, niteliklerimiz arasındaki farklar o kadar büyük olur, yaratılışı anlama, kendimizi hissetme ve nihayet hepimizin zıddı olan Yaradan’ı hissetme fırsatımız o kadar artar.

Aramızdaki tüm bu çatışmalar ve anlaşmazlıklar tesadüfen oluşmaz, Yaradan tarafından O’nu hissedebilmemiz ve tanıyabilmemiz için özel olarak yaratılmıştır. Bu nedenle, anlaşmazlık, varlığımız için gereklidir. Anlaşmazlıklar, farklılıklar ve çelişki duyguları yoksa var olduğumuzu hissetmeyiz.

Canlı ve ölü arasında yaşam duygusunu veren bütün fark, sadece anlaşmazlıklar yoluyla var olur. Yaradan tüm yaradılışı O’nun zıddı olarak yaratmıştır ve bu karşıtlık hissi alma arzusunu ihsan etmeye yönlendirerek bize var olma ve onu lehimize çevirme fırsatı verir. Bu iki zıt formun birleşimi, bizim yaratılışı, kendimizi ve Yaradan’ı anlamamızı sağlar.

Dolayısıyla başka seçenek yok, her defasında, her derecede ve her durumda karanlıktan aydınlığa çıkmak, çelişkiler ortaya koymak zorundayız. Tam da çelişkili yanları birleştirerek yaratılışın özüne ulaşırız ve Yaradan’ın bizi neden bu niteliklerle yarattığını anlarız.

Bu yüzden anlaşmazlık şimdi bir savaş şeklinde alevleniyor. Bu savaş özeldir, sadece basit bir dünyevi kavga değil, öncekilere kıyasla çok daha içseldir. Bu, Yaradan’ın yarattığı doğa formlarını hissedip elde edebilmemiz ve sonunda O’na ulaşabilmemiz için, Yaradan’ın insanlığa aşılamak istediği ideoloji için yeni bir tür savaştır. Bir ustanın elindeki kil gibiyiz ve yeni bir zihin ve duygularla ortaya çıkıyoruz.

“Barış” (Şalom), “mükemmellik” (Shlemut) kelimesinden gelir. Dünya, Yaradan’ın adıdır, görünüşe göre birbirlerine bir milimetre bile yaklaşması imkansız bütün tartışan taraflar arasındaki bağdır.

Daha sonra birdenbire barış yapmanın özel bir şifresi, bir yöntemi olduğunu görürüz. Çatışan tarafları doğrudan birbirine yaklaştırmak imkansızdır, ancak üst güç aracılığıyla her şey birdenbire ortak varoluş için toplanır. Bu başka türlü olamaz! Üst güç, bu anlaşmazlığın dışında kendini hiçbir şekilde aramızda gösteremezdi.

Anlaşmazlıktan barışa (mükemmelliğe) gelmek gerekir. Biri olmadan diğeri imkansızdır ve bu nedenle her şey yüzleşmeyle, anlaşmazlıkların tanınmasıyla başlar.

Kardeşler Arasına Ne Zaman Barış Gelecek?

Ivan Ivanov’dan: “Michael Laitman, lütfen kardeşler arasında barışın ne zaman geleceği hakkında yorum yapın.”

Cevabım: Kardeş olduklarını hissettikleri zaman! Ve bu durum bugün henüz yok çünkü aralarında muazzam bir bireysel egoizm var.

Üstelik bu egoizm aynı değil; biri bir şey yüzünden, diğeri başka bir şey yüzünden. Ve bu nedenle egoizmlerinde bile birbirleriyle buluşmuyorlar. Bundan dolayı, onlar yanılıyorlar.

Öyle ki, gerçek bir savaş yok. Nefret kendini gerçekten göstermez. Bir şekilde, orada burada birbirlerini fırçalarlar ama yakın olduklarını hemen hatırlarlar.

Soru: Peki onların gerçekten kardeş gibi hissetmeleri için ne olmalı?

Cevap: Bu insanların – onların gelişmeleri gerekir.

Soru: İnsan olmak için mi?

Cevap: Evet. Ve sonra ne için burada olduklarını, kim olduklarını vb. fark edebilecekler. Sadece sessiz, huzurlu bir hayat istiyorlar. Bunun yanlış, haksız veya belki de düşük olduğunu söylemiyorum – hayır. Ancak bu, geliştirmeleri gerektiğini gösteriyor.

Soru: Peki, şayet bir insana dönüşürsem ne isteyeceğim?

Cevap: Eğer insan olarak gelişirseniz, o zaman, kalplerde, düşüncelerde ve birbirimizin içine net bir şekilde nüfuz ederek, insani, daha yüksek ilişkiler ve ıslahlar isteyeceksiniz, böylece biz birbirimizin içini görebilir ve başka nerede bağ kurmadığımızı anlayabiliriz.

Eşit olmak zorunda değiliz ama birbirimizi doğru şekilde tamamlamalıyız.  Bu tür etkilerle, genel olarak birbirine bağlanamayan iki zıt mükemmelliğin içindeki mükemmelliği – Yaradan’ı, birlikte ortaya çıkaracağımız mutlak bir alan yaratmak için, komşumu nerede tamamlayabileceğimi ve onun da beni nerede tamamlayabileceğini görebiliriz.

Soru: Gerçek kardeşlik koşulu bu mudur?

Cevap: Evet. Aramamız gereken ve makineli tüfeklerle birbiri ardına koşmamamız için gereken şey budur. Genel olarak, tüm nefret – daha sonra ne için olduğu ortaya çıkacaktır.

“Hâlâ Dünyayı Kurtarabiliriz” (Linkedin)

İnsanlık içinde her zaman çatışmalar olmuştur. Ülkeler arasında, Kuzey ve Güney arasında veya rejimler ve ideolojiler arasında çatışmalar olmuştur. Ama bugünkü çatışma daha derin. Bu, birbirlerini oldukları gibi kabul etmek istemeyen ve birbirlerine eziyet etmek isteyen ulusların çatışmasıdır. Yine de dünyayı çöküşünden kurtarmak için çok geç değil ve bizler, çeşitliliğin değerini anlayan insanlar, bunu yapabilecek olanlar sadece biziz.

Barışçıl bir dünya toplumu inşa etmek için, çeşitliliği takdir edecek insanlara ihtiyacımız var. Sadece farklılıkların üstünde bağı arayan insanlar, çeşitlilik arttıkça güçlenen bir toplum inşa edebilirler.

Evrimin testinde, hayatta kalmış her şey, birbirini tamamlayan zıtlıklardan oluşur. Atom seviyesinden evrendeki en karmaşık yapılara kadar her şey, bir elementin karşı elementin sahip olmadığını telafi ettiği güçlü bir yapı oluşturmak için işbirliği yapan karşıtlardan oluşur. Bu nedenle, rakibinizi yok ederseniz, kendinizi de yok edersiniz.

“Sadece ben haklıyım” tavrını sürdürdüğümüz sürece dünya bozulmaya devam edecektir. Kimin haklı olduğu hiç fark etmez. Bütün tarafları içermeyen, gerçeğin yegane hakkını talep eden, karşıtını, muadilini inkar eden bir yaklaşım, böylece kendi varlığını geçersiz kılar.

“Gece” olmadan “gündüz”, “nefret” olmadan “sevgi”, “sonbahar” olmadan “bahar” veya “zalimlik” olmadan “iyilik” düşünün.” “Olumlu” terimlerin hiçbiri, “olumsuz” karşıtları olmasaydı mevcut olmazdı. Aynı şekilde, birbirini tamamlayan ve birbirlerinin “eksikliklerini” telafi eden karşıtlar arasındaki denge olmasaydı, tüm dünyamız var olmazdı.

Dünyadaki mevcut durum ne kadar istikrarsız olursa olsun, aynı zamanda bir fırsattır. Şimdi, yalnızca rakiplerimizi kabul ederek ve hatta kucaklayarak kendimizin gelişebileceği fikrini yayabiliriz. Artan siyasi gerilimler, bizi her bir sağduyu belirtisine karşı dikkatli kılıyor ve bugün aklın sesi şunu ilan etmelidir ki; sonuna kadar savaş demek, herkesin sonu demektir.

Bu savaşta aklın kazanacağını umuyor ve dua ediyorum.

 

 

Bırakın O Aramızda Barış Yapsın

İçsel savaşı kazanmanın tek bir yolu vardır: tüm suçları sevgiyle örtmek ve kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmanın ötesine geçmek. O zaman içsel savaşın bir sonucu olan dünyevi savaş da sona erecektir.

Savaş, her şeyden önce manevi anlamda zaferle bitmezse, o zaman dünyevi zafer yardımcı olmayacaktır. Savaş bir süreliğine yatışabilir, ancak kesinlikle devam edecektir.

Bu nedenle, tüm suçları sevgiyle örtmek için savaşmalı, bu çatışma ve yüzleşmede gerçeğin kimin tarafında olduğunu bulmaya çalışmamalı, her iki kutbun üzerine çıkmalıyız. Bu yalnızca, tüm çatışma güçlerinin Yaradan’dan geldiğini ve ancak onların kaynağına yükselerek, O’na yükselerek, onları uzlaştırabileceğimizi anlarsak mümkündür.

Çatışma Yaradan tarafından düzenlenir, O’ndan başkası yoktur. Sadece iki karşıt gücü birleştirerek, iki çizgiden hangisinin doğru olduğunu seçerek değil, orta çizgide yürüyerek kazanabiliriz. Yaradan savaşı başlattı ve yürütüyor ve bu nedenle, yalnızca O’na bu anlaşmazlığı uzlaştırma talebiyle başvurulursa bunu sona erdirilebilir. Yazıldığı gibi: “O, göklerinde barışı sağlayan, bize barışı versin.”

Islahları zamanında yapmadık ve bu nedenle yolsuzluklar ihmal edilmiş bir hastalığın alevlenmesi olarak birikmiş ve patlamış durumda. Ve şimdi olan da budur. Onlarca, hatta yüzlerce yıldır bu sorunlar insanlığın içinde saklanıyor, bir iç hastalığın belirtileri olarak orada burada patlak veriyor.

Bir problem ortaya çıktıysa, bunun daha önce de var olduğunu anlamalıyız. Şimdi, bu görünür olduğunda, onu düzeltme ve ıslahın sonuna ulaşma fırsatına sahibiz.

Yaradan bizim için parçalamayı ayarladı. Egoist gücün hüküm sürdüğü paramparça bir dünyaya sahip olmamız bizim suçumuz değil. Sadece bunu ifşa etmemiz ve Yaradan’dan bir ıslah yapmasını istememiz gerekiyor, çünkü bunun aracılığıyla bizler Yaradan’a bağlıyız.

Her şeyi o yapar, biz değil. Sadece ortaya çıkan tüm problemlerden önce O’na dönmeliyiz. Tüm bunların O’nun tarafından düzenlendiğini ve O’ndan ıslahlar istememiz için bilerek yapıldığını anlıyoruz. Buna ‘Oğullarım Beni yendi’ denir.

“Umutsuzluk Ve Umut Arasında” (Linkedin)

Her saat on binlerce sivil Ukrayna sınırını geçiyor, sırtlarında çantalar, omuzlarında çocuklar, bavulları ve arkalarında bıraktıkları hatıralarıyla sürüklenen bir insan kitlesi.

Ukrayna’nın her yerinde, Kiev’den Kharkiv’e, Odessa’dan Lviv’e kadar birçok şehirde öğrencilerim ve dostlarım var. Onlardan raporlar alıyorum ve durumlarını endişeyle takip ediyorum. Bana nasıl soğuk bodrumlara sığındıklarını veya yakındaki köylere kaçtıklarını, diğerlerinin yakıtlarının bitmemesi ve kaçmayı başarmaları için dua ederek saatlerce arabalarıyla hızla batıya doğru nasıl gittiklerini anlattılar.

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı (UNHCR), çatışmalar nedeniyle 500.000’den fazla Ukraynalı’nın evlerini terk ederek Polonya, Macaristan, Moldova ve Romanya gibi komşu ülkelerin sınırlarını geçtiğini tahmin ediyor.

Mültecilerin Batı Avrupa ülkelerinde destek ve sıcak bir kucaklamayla karşılanacağından şüphem yok. Ayrıca sonunda evlerine döneceklerine ve ev sahibi ülkelerde daimi olarak kalmayacaklarına inanıyorum. Kanada diğerlerinin yanı sıra kapılarını kalıcı göçmenliğe açabilir.

İsrail de, Yahudilere İsrail’e yerleşme hakkını veren Geri Dönüş Yasası’na göre hareket edecek ve onları karşılamak için kollarını açacaktır. İsrail’de sadece Doğu Avrupa’dan göç edecek binlerce Yahudi için değil, diasporadaki tüm Yahudiler için bir yer var.

Bu arada, İsrail de dahil olmak üzere dünya, savaştan etkilenenlere insani yardımda bulunuyor. Ancak insanların temel ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra en önemli yardım içsel destektir. Sevgi, ihsan etme ve olumlu bağ ruhunun yakında hakim olmasını istemeliyiz.

Anlaşmazlıklar ve savaşlar, onların üzerinde birleşelim diye gelir. Sadece kalplerin birliği, her birinin diğerinin iyiliğini düşündüğü zaman insanlığı kurtaracaktır.

“Dünya Barışı İçin Dua Eden Kadınlar”

Facebook Sayfamdan, Michael Laitman 27/02/22

Dünyanın dört bir yanındaki öğrencilerimden binden fazla kadın, dünya barışı için ortak bir dua yükseltmek amacıyla,  Zoom toplantısında bir araya geldi. Kadınlar doğal olarak Üst Güce daha yakındır.

Onlar duyarlıdırlar ve dünyanın acısını, insanlığın acısını hissederler ve dünyayı mükemmelleştirmek ve düşmanlıkları yatıştırmak için bir araya gelebilirler.

Sevgili kadınlar, ortak duanızı yükseltmeye devam edin. Hepimiz sizlere bağlıyız!