Category Archives: Arvut

Karşılıklı Destek

Tora, Deuteronomy 22:04: Kardeşinin eşeğini veya öküzünü (onun yükü altında) yolda yere düşmüş görmeyeceksin ve onları görmezden gelmeyeceksin. (Aksine) onunla (yükü) yerden kaldıracaksın.

Eşek veya öküz ağır yük taşıyan hayvanlardır.

Eğer gruptaki bir dostun, manevi çalışmasında düşüşünü ve onu yerine getirmediğini görürseniz, ona yardım etmeniz gerekir.

Bunun bir kişi içinde nasıl gerçekleştiği hakkında konuşmak istemiyorum – kardeşi veya komşusu kimdir ama aramızda grup içinde tam olarak aynı şekilde çalışırız. Yaşam, özel bir grup olarak toplanan, Yaradan’ı ifşa etmek için yalnızca kendi aralarında daha fazla bağlılık sağlamaya çalışanlar için zordur. Ne de olsa, varlığımızın tamamı manevi bir hedefe yönlendirilmelidir ve Tora’nın söz ettiği konuda budur.

Onun yasaları, yalnızca tüm yaşamlarını, Yaradan’a karşılıklı bağlarından ulaşmaya adamış bir grup için öngörülmüştür.

Yani, eğer manevi çalışmadaki dostunuzun egosuyla baş edemediğini ve her zaman tökezlediğini ve düştüğünü görürseniz, ona yardım etmek zorundasınız. Ona ilham vermeniz, onunla konuşmanız, onu evinize davet etmeniz, birlikte çalışmanız gerekiyor, yani onu desteklemek için mümkün olan her şeyi yapın. Bir dahaki sefere onun yerinde siz olacaksınız ve karşılığında o size yardımcı olacaktır.

O her zaman karşılıklı çalışır. Ona yardım ederek, ona katılırsın ya da o sana katılır, daha yukarıda olan biriyle daha alçak bir parça olarak ve ikiniz de manevi olarak yükselirsiniz.

Fakat şunu anlamalısınız ki eğer onun düşüşünü ya da yükselişini görürseniz, bu onu nasıl algıladığınızdır. Her şey sizinle bireysel ilişkili olarak gerçekleşir ve sizi yükseltmek için verilir. Bu, “kardeşin senin içinde” anlamına gelir. Dışımızda hiçbir şey yoktur. Bütün komşular, sığırlar, inekler, koyunlar vb. – hepsi içimizdedir. Bunlar, bu yolla düzeltmemiz gereken, insan ya da hayvansal arzularımızdır.

Mutual Support

Dostluk Kendi Çıkarın Olmadan Var Olabilir Mi?

Soru: Dostluk kendi çıkarın olmadan var olabilir mi, eğer olursa, ilişkide eşitlik ve karşılıklı bağlılık nasıl ifade edilir?

Cevap: Kişi kendi çıkarı olmadan asla bir şey yapmaz çünkü o bir egoisttir. Gerçekleştirdiği her eylem her zaman kendisinin yararlandığı bir eylemdir.

Bu demektir ki bu kişinin size daha yakındır ve onu kendi parçanızmış algılarsınız, sanki kendi iyiliğiniz için yapıyormuş gibidir ve böylece onun lehine daha fazla şey yapabilirisiniz. Sadece, kişiler arasında böyle bir bağ olduğu durumlarda bu mümkündür ve başka bir şekilde mümkün olmaz.

http://laitman.com/2016/09/can-friendship-exist-without-self-benefit/

Dostlara Nasıl Yardım Etmeli?

(Her Biri Dostuna Yardım Etti Makalesi Hakkında )

Başkalarının yardımı olmadan ilerlemeye muktedir değilim, sadece dostlarla birlik sayesinde manevi dünyanın, aramızdaki bağda ifşa olduğunu keşfedebilirim. Bizim dünyamızda bazen, güçlü, zengin, nazik veya zeki birinin desteğine ihtiyaç duyarım. Aynı şekilde hayatın amacına saygı duyan, benimle eşit ve bana benzeyen bir kişinin de yardımına ihtiyacım vardır.

Bir dostun diğerine nasıl yardım edebileceğini anlamalıyız. Zengin ve fakir, akıllı ve aptal, güçsüz ve güçlü olduğunda mı bu yardım vardır? Bizim dünyamızda insanlar arasında eşitsizlik olduğunda yardıma ihtiyaç duyulur, bu durumda yardım etme fırsatını keşfederiz. Ne var ki, insanlar eşit olursa destek için de yer olmaz. Bizim dünyamızda yardım, tam olan bir insandan eksikliği olan bir insana doğru uzanır. Peki, hepimiz zengin, zeki veya güçlü vs olduğumuzda?? Biri diğerine nasıl yardım edebilir?

Genel konuşursak, başka birine yardım istemek için yönelmekten heyecan duymuyoruz. Utanç, gurur ve kıskançlık hissediyoruz. Bir şeylere ihtiyacımız olduğunu kabul etmek istemiyoruz ve “ayrılık” için çaba sarf ediyoruz.

Herkes için ortak olan bir şey görürüz: RUH. “Kalbinde endişe olan başkası ile konuşsun” denir. Bu, yüksek ruha hissedilen saygıyladır, zenginlik ya da bilgelikle destek olunabileceği için değil…Yükselmiş ruh hali, “iyiliksever geleceğe” duyulan güvenin sonucudur. Ama bir kişi, kendisini kurtarmak zorunda olduğunu ve bunu yalnız yapamayacağını bilirse depresyona düşer.

Daha doğrusu, dostunun düşüşünü görerek yardımcı olacak tek kişi onun dostudur. “Kişi kendisini hapishaneden kurtaramaz” denir. Hapishane, bizim dünyamız ise, sadece benimle aynı amacı paylaşan bir dost beni bu hapishaneden kurtarabilir ve bana Üst Dünyaya girmem için yardım edebilir.

Daha doğrusu, birinin ruhunu yükseltebilecek (yani ona amaca ulaşmada güven verebilecek ) tek kişi onun dostudur. Bu demektir ki, kişiyi, dostu, bulunduğu koşuldan çıkarıp “geçimini sağlayan” koşuluna yükseltir. Böylece kişi, bir kere daha amacı sanki onun yanındaymış gibi, hayatta daha fazla güven ve bolluk kazanmaya başlar.

Çaresizim çünkü dışarıdan yardım almadan manevi amacıma ulaşamam. Kimseyi zorlayamam ama bana yardımcı olmak isteyen bir dost buldum. O, bilgeliği ve zenginliği ile değil ama ortak amaca ulaşmadaki arzusu ile bana yardım edecek.
Ortaya çıkıyor ki herkes dostuna nasıl yardım edeceğine, dostunun ruhunu nasıl yükselteceğine dikkat etmeli ve bunu düşünmeli çünkü birinin ruhuna saygı duyarak, herkes dostunda “ihtiyaç duyan” ve doldurabileceği bir yer bulabilir.

Bu dostunu eğlendirmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Her bir dostumuzu bu amacın edinilebileceğine dair uyandırmalıyız. Böylece o hayatın ruhu ile dolacak ve onun için bir hapishane olan, günlük hayatın ve bu dünyanın üzerine yükselecek. Birisi böyle bir dosta sahip olduğunda kesin olarak hapishaneden kaçmaya muktedir olduğunu hisseder…

http://laitman.com/2010/09/how-to-help-a-friend/

ARALARINDA YAŞADIĞIM DOSTLARIM

SORU: “Ben”den “biz”e nasıl ilerleyebilirim? Kişi sadece kendisi başarılı olduğu için değil dostu başarılı olduğu için mutluyken  Yaratan’ı haklı çıkarmak ne demektir ?

YANIT: Mesele şu ki, sen dostuna yapışmalısın ve onun aracılığıyla gerçeği hissetmelisin. Dostlarıma olan düşkünlüğümü nasıl denetleyebilirim? Bu, onlar mutluyken ne kadar mutlu olduğuma, onlar üzgünken ne kadar üzgün olduğuma ve sadece onların iyi bir koşula ulaşmalarına yardım etmek  amacıyla, kendimi gruba getirmeme  bağlıdır.

Bu noktada aslında bunun aksini ne kadar çok istediğimi; içimde onlara karşı ne kadar nefret ve kıskançlık ateşinin ifşa olduğunu ve ne ölçüde onlar için iyi herhangi bir şey isteyemediğimi çünkü aslında bu ayrılık koşulundan hoşlandığımı keşfederim.

Bu, çalışmanın yapmam gereken büyük uğraşıdır; bu sayede bu alıştırmalar, beni doğru sonuca getirecek: ARALARINDA YAŞADIĞIM DOSTLARIM DIŞINDA HİÇBİR ŞEYE SAHİP DEĞİLİM!

Eğer dostumun bir sorunu varsa, bununla sanki o sorun, Yaratan ile benim aramda bir engelmiş gibi meşgul olurum. Farkı yoktur.

Bu noktada, “kendimi”, “BEN”imi iptal etmeye muktedir olacağım ve diğer yandan dostlara olan saygımla kendimi harika hissedeceğim yani, onların iyi hissetmesi için her şeyi yapmayı isteyeceğim tıpkı iyi bir anne gibi…

http://laitman.com/2013/03/the-friends-i-live-among/

KADINLAR, ERKEKLER VE KARŞILIKLI GARANTİ

SORU: “Karşılıklı garanti” kadınları da ilgilendiriyor mu?

CEVAP: Kadınların ve erkeklerin ikisi de cinsiyetlerinden bağımsız olarak karşılıklı garanti seviyesine ulaşmak zorundadırlar. Erkekler Sina Dağı’nda durdu ve kadınlar onları çevreledi derken, bu bize;  her birimizdeki içsel manevi nitelikleri ifade eder.

“Kadın” haz alma arzusunu, erkek de bu arzuyla başa çıkmayı temsil eder. Erkek İbranice’de “Hitgabrut”, “başa çıkma” kelimesinden gelen “Gever”dir. O, Sina Dağı’nda, içindeki zıt niteliği yani “NEFRET DAĞINI” keşfeden ihsan etme arzusudur.

Ama “birlik” ve “karşılıklı garanti”  herkese aittir. Kadının, içsel olarak tıpkı erkek gibi herkesle bağ kurması gerekir ama kadın bunu içsel olarak deneyimlerken, erkeğin aynı zamanda bunu dışsal olarak da ifade etmesi gerekir.

Dahası, kadınlar bunun için erkeğe baskı uygulamalıdır. Bu erkeğin doğası yüzündendir, bir erkek bir kadını, karısını dinlemeye eğilimlidir. Karısı erkeğin annesidir ve bu erkeğin karısını algılama biçimidir.

Erkeğin pototipi  iki kadın Malhut ve Bina arasında yerleşen Zeir Anpindir. Annesi Binadır ve karısı Malhuttur. Arzuları Malhut’tan alır ve bu arzuları yerine getirmek  için Bina’ya döner.

Başka deyişle, o Malhut olmadan Bina’ya dönemez ve bir kere döndü mü,  artık Bina’dan aldığı her şeyi Malhut’a devretmek dışında seçeneği yoktur. Erkek bu şekilde çalışır. Bilinçaltında bir çok açıdan,  erkeğin karısının annesi ile yer değiştirmesi bundandır.

Hepimiz Birbirimiz İçin Sorumluyuz

thumbs_laitman_547_01Baal HaSulam, “Arvut (Karşılıklı Sorumluluk)” makalesinde şöyle yazar, Yaradan’ı arzulayanların hepsi, birbirlerine karşı sorumlu olan tek bir ulustur. Bu karşılıklı sorumluluk olarak adlandırılır. Tora (Islah eden ışık) herkese şu sorular sorulduktan sonra, bu ulusa verilmişti. Komşun için sevgi emrini yerine getirmeye hemfikir misin?

“Komşunu kendin gibi sev”, doğamızın kendimize dikkat etmemize yönlendirmesinden daha azı olmayacak şekilde diğerleri için de dikkat edip onlara iyi bakmamız anlamına gelmektedir. Bu ıslah eden ışığı üstümüze çekmemize olanak veren koşuldur. Işık gelecek ve manevi kabımızı sadece bizler bu yoldan birlike olmayı istediğimizi ifşa edersek düzeltecektir.

Karşılıklı sorumluluk, kendi arzularımızın üzerine yükseldiğimizde, tek birleşmiş bir bedenden oluştuğumuzda, tek bir organizma olduğumuzda ve her birimiz birbirimize bağlı olduğumuzda gerçekleşir. Bunun için, herkesin anti-egoistik bir perdesinin olması ve ihsan etme düzeyinde manevi dünyada olması (Hafetz Hesed) ve aynı zamanda da maddesel dünyasına da manevi dünyası için gerekli bir parça olarak davranması  gereklidir.

image001

Karşılıklı sorumluluk içinde işlemek için, herkes diğerinin arzularını yerine getirir ve herkesle bağlı olması gerektiğini anlar. Tüm yaşamı bunun uğruna geçer, tıpkı bir bedendeki hücrelere olduğu gibi. Bedendeki her hücre ve her organ içinde bulundukları ortak bedenin fonksiyonlarını yerine getirmek üzere yaşarlar. Yaşamının tek anlamı sevgi ve ihsan etmedir. Bizler aramızda  bu bağlantıyı algıladığımız zaman, bu manevi yaşam olarak adlandırılır.  

Eğer, bizler bu yönde birleşmeyi arzularsak, o zaman bunu gerçekleştirmesi için gerekli olan gücü edineceğiz.

Günlük Kabal Dersi, 3.Bölüm, 18.05.2010

İnsanlığın Tarihçesi – Arvut’un (Karşılıklı Garanti) Gelişimi – 1. Bölüm

thumbs_Laitman_731Karşılıklı Garantinin Konuyla İlgisi

Bu konu, İsrail halkının tarihteki prizması içinden, Arvut (Karşılıklı Garanti) başlığına ayrılmıştır. Arvut’un İsrail toplumunu ve tüm dünyayı kurtarabileceğini söylüyoruz. Bu yazımızda şu anki mevcut durumumuzun köklerini görmek üzere geçmişe seyahat edeceğiz.

Aslında, bizleri Arvut’a doğru hareket ettiren program, dünyamızı da kontrol etmektedir. İnsanlık, doğanın, duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerinden farklılık gösterir çünkü, o kadar egoisttir ki, diğerlerinin acı çekmesinden zevk alır, onların üzerinde hüküm sürmek, tüm dünyayı “yutmak” ister. Fakat, yavaş yavaş, geliştikçe, doğa ile benzer olup, onunla bağ kurmak ve kendini değiştirmek için bir düzeltme gerçekleştirmesinin gerektiği seviyeye ulaşır.

Tüm insanlığın birleşmesi, aralarındaki “karşılıklı garanti” onları doğa ile bağ kurmaya doğru yönlendirir. İnsan doğasının bu düzeltmesi, kötülüğün ifşası, egoizmimiz sayesinde gerçekleşir. İnsanlar, egoistik ilişkilerinin kendi kişisel yaşamları, toplum, ülkeleri ve tüm dünya için zarar verici olduğunu hissetmeye başlarlar ancak başlangıçta bu kötü doğaları ile ne yapmaları gerektiği onlara açık değildir. Ve sonrasında, acı çekmeler yüzünden, birleşmelerini ve global entegral doğaya benzer hale gelmelerini, yaşayan bir bedendeki hücreler gibi ve doğanın tek bir bütün sistemi olarak birleşmelerini sağlayan bir metot ifşa ederler.

Bu birleşmede, özel bir tip varoluşu ifşa ederler, doğanın genel sistemini ve tüm parçalarının birbirlerine olan bağlılıklarını algılamaya başlarlar. Doğanın içsel gücünün her şeyi nasıl kontrol ettiğini ve insanlığı mükemmelliğe yönlendirdiğini görürler. Ve bu şekilde, gelişimin kısıtlayıcı “tarihsel” yoluyla değil, yerine,  anlayış ve anlaşma geliştirerek, bu süreçle kendi kişisel bilinçli ilgimizi geliştirerek, bunları yerine getirirler.

Kendi gelişimimizde kendi girdilerimizin olması gereklidir. Doğanın tüm parçalarının birleşmesi ve bunun gelişimimizin en yüksek derecesi olduğunu anlamamız için çabalamamız gereklidir, Bu bize “insan” şeklini verir. Bunu yerine getirerek, doğanın entegre gücünü edinmiş oluruz ve insan toplumunun gelişmesine yön göstermiş oluruz.

Ruhun Çözünürlüğü (Ayırt Edebilme Gücü)

Kendinizi “Beni endişelendiren nedir?” diye kontrol etmeniz çok önemlidir. Canlı ve iyi olduğum her an endişelerle doluyumdur. Peki, ama ben ne için endişe duyuyorum?

İyi hissetmek için, huzurum, başarılarım için, beni daha mutlu edecek şeyler için, barış ve sükûnet için, güvenlik, beslenme ve ailemin refahı için mi endişe duyuyorum?

Yoksa dostlarım için onların nesi eksik onlar için ne yapılabilir diye bir annenin bebeği için duyduğu gibi bir endişe mi duyuyorum? Vefalı bir dadı gibi grup için endişe duyuyor muyum? Yani endişelerimin amacını hedefini kontrol etmeliyim.

Tüm yaradılış giderek onun içinde fiziksel bir formda ve en aşağılık durumda var olduğumuz bu dünyaya alçaldı. Manevi dünyadan ayrıymış gibi hissediyoruz ki bu gerçekte mümkün olamaz. Ve bu nedenle de bu dünyaya hayali dünya denir.

Pek çok fiziksel nesne ile dolu bir dünyanın içinde var olduğumuzu sanırız. Ancak gerçekte, her şey manevidir, ama biz bunun farkına varıp hissedemeyiz.

İşte bu nedenle her an ne için endişe duyduğumu kontrol etmem çok önemlidir. Manevi dünyaya girmek demek; yiyecek, uyku, sağlık, para ve insanlarla ilişkiler gibi hayatta gerekli ve zorunlu olan şeylerle ilgilenmek ama öte yanda da her zaman bilinçaltımda grubu, Yaradan’ı keşfedeceğim bir yer, Şehina (kutsallık) haline gelmesi için nasıl düzenleyeceğimi dert edinmek demektir.

Grupla ilgilenmeye ve onun için endişe duymaya alışmam ve bundan mutlu olmam gerekir. Eğer endişe duymaktan vaz geçersem o zaman neden dostlarla ilgilenmiyorum diye endişelenirim. Bu bende alışkanlık haline gelmelidir. Bizim dünyamızda alışkanlık ikinci doğamız haline gelir.

Farz edelim ki bana, tanımadığım ve ona karşı hiçbir şey hissetmediğim bir bebek verdiler. Ancak çare yok; bu bebeğe günler boyunca bakmaya ve onun için endişe duymaya mecburum. Onunla ilgilenmeye başlarım ve o benim için önemli biri haline gelir. Sonunda, her an onu düşünmeye başlarım. Grupla ilişkide de bu aynı şeydir. Ancak kararlılık ve düşüncelerimizi sürekli olarak gruba yöneltmek sayesinde mümkün olan bu duruma erişmek zorundayız.

Gruba özen göstermek, ona destek olmak, onun üzerine Işığı çekmek hakkındaki, Yaradan ve Onu memnun etmek hakkındaki tüm bu hoş planlarımdan sonra, kendime Yaradan nerede ve ben bilinçaltımda neredeyim diye sormalıyım. Her zaman tüm bu yaptıklarımı ne için yaptığımı aydınlığa çıkarmalıyım. Bir ödül almak ümidiyle olduğu kesindir, ancak bu beklediğim ödül tam olarak nedir?

Şu anda, kendim için beklediğim ödülü hayal etmeye hazır olmayabilirim. Daha sonra farkına varabilirim ki çabam karşılığında kontrol, saygınlık ve ölümün ve yaşamın ötesine yükselmek, benim için somut ve çok önemli bir şey talep ediyor olabilirim. İşte bu noktada benim için önemli olanın ne olduğunu incelemeliyim: Ödülüm mü yoksa dostlara ve Yaradan’a mutluluk vermek mi?

Ödülden veya hiç değilse ödülün bir bölümünden vaz geçebilir miyim? Ve ödülden vaz geçtiğim zaman onu ün ve saygınlık arayışından başka bir şeyle mi değiştiriyorum?

Yaradan’ı memnun etmek ne demektir? Bunu hangi yolla ve hangi arzuları hissederek yapabilirim? Yaradan’ın benden memnun kaldığını ne yolla hissedeceğim? Arzularımı ve algımı mümkün olduğu kadar parçalara ayırmaya uğraşmam ve bu parçalarla nasıl çalışmam gerektiğini görmem gereklidir. Ne kadar çok parametre (karakteristik özellik) olursa algımı da o kadar çok geliştiririm.

Bu bilgisayar ekranında, ekran çözünürlüğünü belirleyen pikseller gibidir: Bir santimetre karede iki yüz piksel, bin piksel veya on bin piksel olabilir. Ne kadar çok piksel varsa resim de o kadar netleşir.

Aynı şey arzularımızla da olur. Onları sorguladıkça gerçeğe, gerçek algıya daha çok yaklaşırız.

Los Angeles Kongresi, İkinci Gün, 11/1/2014, 4. Dersten alıntı

Her Şey İçin Sorumlu Olan Tek Kişi SENsin

Soru: Neden tüm herkesin birbirine karşı sorumlu olduğu söylenmiştir?

Cevap: Eğer, genel kabımızın durumunu dünyada belirleyecek olan tek kişi bensem o zaman tabii ki her şey bana bağlıdır.

Soru: Ancak, bu oyunda ben tek başıma değilim. Diğerleri de genel kabımızın durumunu etkilemektedirler ve tabi ki toplum da var!

Cevap: Toplum da zaten bana bağlıdır, her şey bana bağlıdır. Tüm 7 milyar insan sabit bir koşuldadırlar ve ben bunu değiştiren ve her şeyi belirleyen tek kişiyim. Tüm bunlar için özgürce hareket eden tek kişi benim, fakat diğerleri hiçbir şey yapmamaktadırlar.

Ben Yaradan ile konuşurum ve O’nun önünde diğerleri için ben sorumluyum, daha iyisi için de daha kötüsü içinde! Eğer O’nun, onlar hakkında herhangi bir şikayeti varsa, o zaman benimle konuşması gereklidir. Bu karşılıklı sorumluluk olarak adlandırılır.

Karşılıklı sorumluluk, benim herkesten sorumlu olduğum anlamına gelir. Onlardan yapmalarını isteyebileceğim hiçbir şey yoktur. Yapmış oldukları her şeyden ben sorumluyum.

Düşünmeye bu noktadan başlayınız ve bunun hayali bir ürün olduğunu düşünmeyiniz. Çünkü bu gerçekten böyle, yani siz gerçekten herkes için sorumlusunuz.

Haberleri dinlediğinizde, sokaklarda neler olduğunu duyduğunuzda ya da kendilerini düzeltmeleri ve aralarında bağ kurmaları için manevi seviyeye ulaşamayan arkadaşlarınızın şikayetlerini duyduğunuzda, o zaman şunu bilmelisiniz ki, bu dakikadan itibaren her şey sizin elinizdedir. Her şey için siz sorumlusunuz.

İyi olan ya da kötü olan her şeyi hem bu fiziksel dünyada hem de manevi dünyalarda siz yaratıyorsunuz ve gerçekleştiriyorsunuz. Diğerleri yapmış olduklarından sorumlu değildirler. Onlar pasif katılımcılardır. Hiçbir şeyi belirleyemezler. Yaradan’ın onlarla nasıl ilişki kuracağını belirleyen tek kişi Sizsiniz. Onlar, kasırgalarla, tsunamilerle, savaşlarla, salgınlarla baş etmeye çalışırken kim suçludur? SİZ!

Tüm herkes birbiri için sorumludur fakat herkes de kendi niteliklerinden ve bu bakımdan da dünyanın başına neler geldiğinden sorumludur. Herkes toplumun ve dünyanın refahından sorumludur.

Sakın sizin diğerlerine bağlı olduğunuzu söylemeyin. Tüm dünyanın tam bir iyilik koşulunda olmasını belirleyeceğiniz koşula ulaşmalısınız.

30 Mayıs 2014 tarihinde yayımlandı

Günlük Kabala Dersinin 5. Bölümünden, 27 Mayıs 2014, Baal HaSulam’ın Yazıları

Karanlık Odadaki Işıkları Açın

“O’ndan başkası yok”u sürekli bize hatırlatacak olan bir sistem kurmamız gerekiyor. Bu sistemin, aralarında özel bir ilişki olan en azından on kişiyi mutlaka içermesi gerekiyor.

Ve bu network, ağ bağlantısında, bu karşılıklı kuvvet alanında, Üst Işık ışımaya başlar ve üst güç bulunur, o bize sürekli olarak her anın, yaradılıştan, üst güçten geldiğini hatırlatır.

Fakat, şu anda aramızda olduğu gibi, eğer bir bağlantı ağı yoksa, o zaman hatırlayamayız. Durumlar değişecektir, fakat onları üst güç ile birleştiremeyiz, bu sistem şu anda aramızda çalışmamaktadır.

Sadece bizleri birbirine bağlayacak olan aramızdaki bağlayıcı alan ortaya çıktığı anda, tıpkı bir mıknatıs ya da elektrik gibi, sonrasında birbirimize bağlanmak için harcayacak olduğumuz çaba sayesinde, hissederiz ki, bu alan içerisinde bu koşulu sağlamlaştıran bir güç vardır.

Her zaman bu çalışmaya geri döneriz. Sistem bize her zaman O’ndan başkası olmadığını hatırlatır, bu koşulu kendimiz için koruyarak ve sabit hale getirerek, özellikle gizlenme koşulundayken ki bu durumda O’nun ifşasını ve bununla da O’na memnuniyet vermek ve formların eşitliğini isteriz, tıpkı misafir ve ev sahibi gibi.

Soru: Bu manevi dünyalardaki koşullar hakkında mı bahsetmektedir?

Cevap: Bizler manevi dünyadayız ancak gizlilik koşulundayız! Bu gizliliği, içinde bulunduğumuz koşuldan ortadan kaldırmamız gerekiyor, tıpkı bilmeden hep birlikte karanlık bir odadaymışız ve ışığı açmamız gerekiyormuş gibi. Odaya girerim, fakat karanlıktan dolayı orada kimsenin olduğunu ne görebilirim ne de hissedebilirim. Işığı açmam gerekiyordur ve sonrasında kendimin diğer herkes ile birlikte olduğunu göreceğim ve anlayacağım. Bizler manevi dünyalara uçmayız. Zaten onun içerisinde bulunuyoruz ancak bu gizlilik koşulundadır.

Soru: Fakat kişi gizlilik koşulunda olduğunu unutuyor!

Cevap: Unutmuyor, fakat bunu bilerek unutmasını ve kafasının karışmasını sağlayan Yaradan’ın kendisidir. Sadece unutmuyor, maneviyetla da hiç ilgilenmek dahi istemiyor çünkü tamamen diğer işlerle ilgileniyor. Tüm bunlar onun için kasıtlı olarak düzenlenmiş durumda ki bu sayede tüm bunlara rağmen tamamen, kişi farkındalığa gelecektir.

Soru: Fakar eğer arkadaşım bana bunu hatırlatmazsa, bunu hiç bir zaman hatırlayamayacağım!

Cevap: Evet, doğru. Hepimizin, Arvut (karşılıklı sorumluluk ve garanti)’ye ihtiyacı var. Arvut olmadan bizlere Işık’ın, metodun verilmesine ihtiyaç yoktur. Sadece, yeterli sayıda dostun katılımı ile, 600.000 ruhtan oluşan tam bir sayı ile, karşılıklı olarak birbirine bağlanabilen ve amacın tek bir kalpte tek bir insan olunması gerektiğini anlayabilen  ve eğer bunun ile devam etmeye hemfikir olarak Arvut sistemini yaratmaya hazır durumdaysak, o zaman bizlere bağlanmanın metodunun verilmesine değerdir.

Aslında bu bağlanmanın bir metodu değildir, ancak bir keşfin metodudur. Bu metot Işık’ı yaktığımız ve gizliliği ortadan kaldırıdığımız bir metottur.

26 Nisan 2014 tarihinde yayımlandı.

Günlük Kabala Dersine Hazırlık, 20 Nisan 2014

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12