Category Archives: 10’lu Gruplar

Onlu Vasıtası İle Daha Fazla İnsana

Soru: Her birimizin ihtiyaç duyduğu sosyal bağlantı sayısı 10 ila 20 kişi, yani en yakın çevre. Ve sonrasında mesafenin durumuna göre 150’ye kadar çıkıyor. Peki, insan geliştikçe böyle fizyolojik değişiklikler yine de olacak mı?

Cevap: Evet. Bu, sosyal varlıklar olduğumuz ve toplumun bir parçası gibi hissetmemiz gerektiği için olabilir. Aksi takdirde tamamen hayvanların seviyesine ineceğiz.

Bir toplum içinde, bir şehirde yaşamak, bize benzer başkaları tarafından çevrelenmiş, onlarla etkileşim içinde olmak, genel olarak bozulan yani gerektiği gibi gelişmesine izin vermeyen bedensel dünyanın seviyesinin üzerinde olmasa da kişiyi şekillendirir. Öyle anlaşılıyor ki gelişirken kendimizi sınırlıyoruz ve bunu hayatımızda fark ediyoruz.

Bu nedenle, daha yüksek bir seviyeye yükselmeye çalışmamız gerekiyor. Ama tüm bunlar birbirimizle doğru etkileşimimiz tarafından belirlenir. Bu nedenle, sosyal ağlarda veya başka bir yerde 150 arkadaşım olsa da olmasa da, fazlası veya azı fark etmez, Her şeyden önce onludaki görevlerimi yerine getirmem ve sonrasında bunun aracılığıyla daha geniş bir insan çevresi, toplum ve doğa güçleri ile bağlantı kurmam gerekiyor. Ama bütün bunlar, birlikte geliştiğim o 10 manevi dostumun içindedir.

Soru: Yani bu, artan sayıda insan için, onlu aracılığıyla kurulan yeni bir iletişim seviyesi mi?

Cevap: Evet. Doğada her şey bu şekilde çalışır.

Küçük Bir Grup Büyük Bir Kabalistten Daha Yüksektir

Onlu bir grup, herhangi bir bilge veya Kabalist’ten daha yüksektir çünkü henüz nerede olduklarını ve ne yapacaklarını anlamayan küçük, hedef odaklı insanlardan oluşan bir topluluktur. Ancak ortak bir amaç için çabalıyorlar ve bir araya geliyorlar.

Bu nedenle, onların bağı manevi yapıda büyük bir Kabalistten daha yüksektir. Bu doğrudur çünkü Yaradan’ı kendi içlerinde inşa ederler. Durumları daha umut vericidir ve bu nedenle Yaradan onlarla daha fazla ilişki kurar.

 

Deneyim Birikimi!

Soru: Sadece ihsan etme nitelikleri aracılığıyla onlunun tüm üyeleriyle bağlı olduğumu nasıl hissedebilirim?

Cevap: Birleşmenin koşullarını yerine getirdiğinizde ona yakınlaştığınızı hissedeceksiniz. Önceden endişelenmeyin, ama yapmaya çalışın! Ve o zaman içinizde uygun hassasiyet belirecektir.

Her türlü işte olduğu gibi, onu yapmazsak hiçbir şey hissetmeyiz. Ancak bir şeyi yapmaya başladığımızda, yavaş yavaş hissiyatta ortaya çıkar. Hiçbir şey yapmayan bir insanı, ustadan ayıran şey budur. Deneyim birikimi!

Soru: Yaradan’ı gerçekten onluda inşa ettiğimizi doğrulayan nedir?

Cevap: Aranızdaki bağı ve karşılıklı ihsan etme eylemlerini yaratmak için sürekli çaba sarf etmeniz. En önemli şey çabadır çünkü Yaradan’ı ifşa edecek bu tür ilişkiler ağı kurmamız gerekir.

Beklemeyin! Harekete Geçin!

Soru: Tüm sürtüşmelerin ortadan kalkması için onludaki her şeyin iyiye dönmesini beklemek doğru mudur?

Cevap: Beklemeyi doğru bulmuyorum. İşe yaramayacaktır. Durumunuzun düzeltilmesi gerektiğini anlamanız için, üst kuvvet sizi yukarıdan bir sopayla ilerlemeye zorlamaya başlayana kadar sonsuz sayıda yıl bekleyebilirsiniz. Hiçbir durumda, bir gün olması gereken bir şeyi bekleyemeyiz. Bu hayata karşı en kötü tutumdur.

Harekete geçmeliyiz. Grubunuzda birbirinize yardım ederseniz, artık bu korkutucu ve zor değildir. Bunu yaparak başkaları tarafından uyarılırsınız ve onlara göre hareket eder ve böylece ilerlersiniz. Gruptaki dostlar arasında doğru ilişkiler kurulursa ve onları çalışmaya başlamaları için zorlamaya başlarsanız, otomatik olarak herkes birbirine yardım eder, birbirine ilham verir ve herkes ilerler.

Ve beklemek en tehlikeli duygudur. Bekleyecek bir şey yok.

Soru: Eğer bir grup içindeysem, onlu grup içindeki tartışmaları, sürtüşmeleri ve müdahaleleri kabul etmemeliyim. Bu doğru mu?

Cevap: Hayır. Tüm bunların düzeltilmesi gerekiyor, sadece reddedilmek değil. Aktif olmaktan bahsediyorum. Bu konuda herkesin birbirini anlaması gerekir; ben başkalarına ilham vermezsem, o zaman onlar da bana ilham vermezler ve biz de ilerleyemeyiz.

Gerçekliğin Sıfır Noktasında

Dostlar, egoizmimi düşürmek için çalıştığımı görmeliler. Herkes onlunun merkezinde olmaya çalışır ve aynı zamanda diğerlerinin orada onun için yer açtığını hisseder. Bu şekilde hepimizin tek bir yerde olduğunu ve herkes için yeterince yer olduğunu hissedeceğiz. Hem düşünce hem de eylemlerle çaba harcayarak böyle bir duyguya gelmek çok önemlidir.

Hepimizin orada olması ve tüm dostlarımı ona çekmek için bağlantı noktasına dahil olmaya çalışırım. Maneviyatta yer yoktur; hepimiz bir noktaya sığabiliriz. Bu, Keter’den Malhut’a kadar on noktanın bir Partzuf’ta düzenlendiği ve realitenin merkezi olarak adlandırılan bir nokta üzerinde durduğu anlamına gelir.

Ari’nin şiirinde anlatıldığı gibi, oluşacaklar oluşmadan ve yaratılanlar yaratılmadan önce, tüm gerçekliği dolduran sadece saf, sonsuz bir ışık vardı. Sonra bu gerçekliğin içinde, ışığın kendisini kısıtladığı ve tüm yaratılışı onunla başlattığı merkezi bir siyah nokta belirdi.

On’lumu hepimizin içinde durduğu bu siyah noktada görmeye çalışırım. Üst ışık bizi çemberlerin Sefirot’u aracılığıyla dışarıdan etkiler ve bu içsel noktadan üst ışığı etkilemek isteriz.

Onu her yönden özgürce etkileyemeyiz. Tek bir imkanımız vardır: kendimizi kısıtladığımız ölçüde, kendimizi ihsan etmeye açabiliriz. Kısıtlama, etrafımızdaki her yöne 360 derecelik bir açıyla gerçekleşir ve üst ışıkla temas için açıklık sadece %1 veya dairenin bir derecelik bölümü olabilir.

Maneviyatta yer yoktur. Birbirimizle, hiç kimsenin yer kaplamayacağı ve hepimizin sıfır noktasına geleceği şekilde bağ kurmamız gerekir yani Yaradan’ın yarattığı noktada, ışığın ortasındaki karanlık noktadayız. Bu bizim merkezimizdir, daha sonra ışığa eşitliğimiz ölçüsünde gelişiriz ve sonra ışık bu daire içinde geliştirdiğimiz tüm Kli’yi doldurur.

Hepimiz bir noktaya sığmayı nasıl başardık? Hiçbirimiz yer kaplamıyoruz. Orada kendi önemime, egoizmime, gururuma ve fikrime yer kalmamasını istiyorum. Yoksa manevi değil, bedensel olacağım.

Eğer egoizmimle herhangi bir eylemde bulunmazsam, o zaman çemberin ortasında olurum, onlunun merkezinde. Başkalarıyla olan ilişkim aracılığıyla Yaradan’la bir ilişki kurmak için gerekli varoluş dışında, alma arzum için hiçbir şey almak istemiyorum. Diğerleri bu çemberleri dolduranlardır ve Yaradan bizi etkiler ve doldurur.

Dostların önünde kendisini iptal eden kişi, onlunun merkezindedir. Eğer hepimiz kendimizi iptal edersek, o zaman hepimiz tek bir yerdeyiz demektir. Manevi dünyada, yer, bir arzu olarak adlandırılır. Eğer tüm arzularımızı iptal edersek, o zaman kendimizi sıfır arzusunda, sıfırın yerinde buluruz – bu, onlunun merkezi, çemberin merkezidir.

 

Her Koşulun Üstesinden Nasıl Gelebilirim?

Bana verilen her koşulun üstesinden nasıl gelebilirim? Dostlarımla ilişkilendirirsem her koşulda çalışabileceğimi görürüm. Kendinizi aşağıdan ve yukarıdan, her iki yönden de incelemelisiniz: bir yandan tüm dostlardan daha düşük hissetmek ve aynı zamanda grubun aktif bir üyesi olarak gruba yatırım yapmak.

Bu, aynı zamanda hem en düşük hem de en yüksek koşulda olduğum ve daha sonra kendimi onluya göre doğru bir şekilde inşa ettiğim anlamına gelir. Kendimizi her zaman inşa ettiğimiz manevi Partzuf’a göre kontrol ederiz.

Kendimi onlunun merkezine göre pasifize ederim. Onlu benim teknem, on Sefirot, grubumdur. İçinde birey yoktur, sadece Yaradan’ın kendi şartlarına göre ulaşmamızı istediği ortak bağımız vardır.

O her birimizin içinde sahip olduğumuz tüm nitelikleri keşfetmemiz için içsel koşullar, egoizm ve içsel nitelikler oluşturur ve tüm bu yükle dostlarıma katılırım ve onlarla bir çember, bir küre, bir tekne, manevi bir kap oluştururum.

Herkesin görevi, tüm dostları tek bir kapta birleştirmek, onları kendi nitelikleriyle doldurmak ve bunun kendisine bağlı olduğunu hissetmektir.

Herkesin görevi, tüm dostları kendi nitelikleriyle doldurmak için tek bir kapta birleştirmek ve her şeyin ona bağlı olduğunu hissetmektir. En düşük Sefira olan Malhut yerine, en yüksek Sefira olan Keter olabilirim. Kendimi ve onluyu bu şekilde inceler, dostlarımla bu şekilde çalışırım.

Elbette tüm bunları yapan ben değil, üst ışıktır. Kendimi Yaradan’ın önünde pasifize ettiğim ve benden istediğini yaptığım ölçüde, O’na tutunarak, her şeyi nasıl yaptığını ve bana neler olduğunu giderek daha iyi anlarım.

Manevi Dünyaya Bir Köprü

Neden onluya tutunup dostlarınıza garantör olmak istediğinizde, sanki Yaradan bunu yapmanıza izin vermiyor ve sizi bu yoldan itiyormuş gibi birdenbire bir problemler uçurumu ve bu kadar güçlü reddetmeler ortaya çıkar?

Bütün bunlar, bu engellerin fark edilemez hale geleceği ıslah için güçten hala ne kadar yoksun olduğunuzu anlamanız içindir. Bu duvarın üzerinden atlayabilir, tüm engellerin üzerine çıkabilir ve ıslahı başarabilirsiniz.

Bizler, “Yaradan ile savaş” denen bir savaşa giriyoruz. Yaradan’ın Kendisiyle doğrudan O’na karşı savaş halindeyiz çünkü O’na dönmek ve bize yardım etmesi için O’nu ikna etmek isteyelim diye yolumuza çıkan tüm bu engelleri yaratan O’ydu. Bu işi yapması için O’na dua etmeliyiz, babasını rahatsız eden dırdırcı bir çocuk gibi sürekli talepte bulunup, “Benim için yap, yap” diyerek, O’nu yalnız bırakmamalıyız. Yaradan’ın bizden beklediği budur.

Manevi dünyanın girişinin tam önündeyiz ve Yaradan bize kapıyı açsın diye nasıl haykıracağımızı kavramak istemiyoruz. Burada iki şart vardır: İstemek ve birlikte talep etmek gerekir. Daha fazla bir şeye gerek yok. Maneviyat, birlikte olduğumuz zamandır ve Yaradan, birliğimiz ölçüsünde Kendisini ifşa eder.

Önümüzde birbirimize yardım etmezsek tırmanmamız imkansız olan demir bir duvar var. Hiçbirimiz bizi manevi dünyadan ayıran çitin üzerinden atlayamayız. Sadece bizim bağımızla aşılabilir. Bu engeli aşmak ancak bu formda mümkündür.

En önemli şeyin bağımız olduğu, son nesilde Mesih çağında yaşıyoruz. Görev, kendi başımıza manevi dünyaya geçmek değil, başkalarının da oraya gidebileceği bir bağ kurmaktır.

Karıncalar gibi, bir engeli aşmaları gerektiğinde, önce kendilerinden canlı bir köprü kurarlar, birbirleriyle kenetlenirler ki arkalarından gelen diğer karıncalar da onların vücutlarına tırmanabilsinler. Yapmamız gereken şey bu. Biz öncüleriz ve kendimizden böyle bir köprü yapmalıyız ki başkaları üst dünyaya üzerimizden yürüyebilsin. Bu bizim işimizdir, kutsal işimizdir.

Yaradan’la Birleşilecek Tek Yer

Eğer başarı görmüyorsam bu, grupta çalışmadığım anlamına gelir. Yaradan’ı tek başına ifşa etmek imkansızdır. Bunu yapabilmek için onluda olmalısınız.

Kişi grubun, grup da Yaradan’ın içindedir. Grubu atlayıp Yaradan’a geçemem, önce grupla bağ kurmalıyım, ancak bundan sonra Yaradan’a ulaşabilirim. Sonuçta, Yaradan ile iletişim kurabileceğim kaplara, on Sefirot’a sahip değilim.

Sadece Malhut olan Sefira’ya sahibim, bu yüzden ilk dokuz Sefirot’um olan grubun önünde kendimi pasifize etmem gerekir. O zaman, tam on Sefirot’a sahip olacağım ve onlarla Yaradan’a ulaşabileceğim. Bu bir doğa kanunudur ve başka hiç bir şekilde işlemez. Eğer bir grup içinde çalışmıyorsam, Yardan’ın ifşasına gelemeyeceğim.

Her şey gruba pasifize olmamla başlar. Bu, bireysel algımdan çıkıp gruba dahil olduğum anlamına gelir ve sonra dostlarımla birlikte zaten Yaradan’la yüz yüze geliriz. Bu nedenle şöyle denilir: “Yaratılanların sevgisinden Yaradan sevgisine.”

Grup sadece Yaradan’a yükseleceğimiz bir sıçrama tahtası değildir,  Yaradan’ı içinde ifşa ettiğimiz kaptır. Dışsal arzulara dahil olarak ve kendimi iptal ederek, Yaradan’ı hissetmek için Kli’yi hazırlamalıyım. Kendimi gruba pasifize ettiğim ölçüde, Yardan’ın da tüm yaradılışa aynı şekilde nasıl pasifize olduğunu görürüm.

Bu, doğa sisteminin işlediği katı bir kuraldır ve biz bunu değiştiremeyiz. Bu kuralı kabul edersek Yaradan’ı ifşa edeceğiz, eğer etmezsek O’nu ifşa edemeyeceğiz. Grup Yaradan’ın ifşası için bir kaptır. Neticede ben sadece bir noktayım, bir pikselim ve tek başıma hiçbir şey yapamam. Dostlara ihtiyacım var, tercihen on tanesine.

Üst dokuz Sefirot olan dostlarıma Malhut olarak dahil olurum ve pasifize olmam vasıtasıyla onların egoist arzularını kabul ederim. Sonunda zaten egomun üzerinde dahil olduğum bir Kli’ye sahip olduğum anlaşılır ve böylece Yardan’ı ifşa edebilirim. Dostların geri kalanı, her biri çabasına göre Yaradan’ı ifşa edecektir. Belki ben Yaradan’ı 8. derecede hissederim ve birisi kendini daha fazla pasifize etmiş ve O’nu 15. derecede hisseder, hatta bir diğeri daha da fazla hisseder ve bu 125. dereceye kadar böyle devam eder.

Egoizmimin derinliklerine inerek kendi içimde arayacak hiçbir şeyim yok. Çünkü içimde egoizmden başka bir şey yok. Yardan ancak egoizmin üzerinde ifşa edilebilir. Bu yüzden, gruba dahil olduğumda, beni egoizmimin üzerine yükseltecek bir sıçrama tahtası edinirim.

Dostlarımın belki egoist olmalarına rağmen, eğer onların önünde kendimi pasifize edersem, benim için bir Kli’ye dönüşürler, içinde dışımdaki bir arzuya doğru, Yaradan’a doğru kendimi pasifize edebileceğim bir Kli’ye. Bu yüzden Yaradan’ı bu Kli’nin içinde ifşa ederim.

Yaradan dostların içinde ifşa olur. Dostların ıslah olup olmadıklarının bir önemi yoktur çünkü onlara pasifize olduğum ölçüde ifşa ettiğim dostların nitelikleri değil, Yaradan’dır.

Bu nedenle, grup sadece Yaradan’ın derecesine atlamak için bir araç değildir. Yaradan’la, grup içinde, gruba dahil olduğum ölçüde birleşirim! Sadece bu da değil. Evrende cansız, bitkisel, hayvan ve insan seviyelerinde var olan tüm ortak yaradılış arzusu, Yaradan’ı ifşa ettiğim maddeye dönüşür.

Bu nedenle, her zaman bunun aracılığıyla Yaradan’a ulaşma niyetiyle, mümkün olduğu kadar kendimizi gruba pasifize etmeye değer. Grup içinde herkes, üst gücün orada ifşa olabileceği şekilde, dostlara ilişkin kendi görüşünü inşa eder.

Yaradan’ın Eylemlerini İfşa Etme Koşulları

Onludaki dostlarımızla olan bağımızın içinde Yaradan’ı hissetmeye nasıl başlayabiliriz? Asıl çalışma, duygular düzeyinde birbirimize yaklaşmamızı ve uzaklaşmamızı tüm yönleriyle keşfetmektir. Dostlarımız arasında pratikte doğru ilişkileri kurmaya çalışırsak, Yaradan’ı bu eylemler içinde hissetmeye başlarız.

Bu girişimleri birlikte yapmazsak Yaradan’ı nasıl yaratabiliriz? Sonuçta, “Beni siz yarattınız” denir yani Yaradan’ı biz inşa ederiz. Birbirimizle o kadar yakından bağ kurmalıyız ki, “Yaradan” denilen şeyi anlamaya başlayalım.

Tıpkı Lego blokları gibi, arzularımızdan Yaradan’ı bir araya getirmeliyiz. Eğer birbirimizi reddetmemize rağmen, onun üstünde bağ kurmayı arzularsak, o zaman bu iki durum ile birlikte, eylemlerimizin sonucu olan kopukluk ve bağı, uzaklaşma ve yakınlaşmayı inceleyerek, Yaradan’ın kim olduğunu, kimleri bir araya getirdiğimizi ve inşa ettiğimizi ifşa etmeye başlayacağız.

Eğer bir onlumuz ve Yaradan’ı bu şekilde inşa etme fırsatımız yoksa, o zaman O’nun ifşa olacağına dair hiçbir şans ve umut yoktur. Dostlarım ve ben, bloklarımızdan O’nun suretini bir araya getiremezsek, O’nu ifşa edemeyiz. Yaradan’ı inşa etme fırsatının hemen yanında duruyoruz ama O’nu inşa etmiyoruz!

Yaradan’a “gel ve gör” (Bo-Re) denir. Birbirimizi tamamlama arzusu ve niyetiyle bağımızı kurduğumuzda ve ortak bir şeyi bir araya getirdiğimizde, onun nasıl canlanmaya başladığını hissederiz.

Doğadan cansız parçacıkları, içinde negatif ve pozitif yüklerden başka hiçbir şey olmayan atomları aldığımızı ve onları öyle bir şekilde bağladığımızı hayal edin ki, aniden canlı ve gelişen bir şey elde edelim. Atomlar birbirleriyle birleşerek organik bir moleküle, yani içinde hayat bulunan canlı bir maddeye dönüşürler ve hayatın sırrı onun içinde saklıdır. Yaratılışın tüm temelleri ve sırları DNA’nın içinde gizlidir ve bu yaşam gücü nereden gelmektedir?

Cansız parçacıklar, protonlar, elektronlar, nötronlar ve mezonlar, bağlarıyla kendilerini nasıl öyle bir duruma getirirler ki, içlerinde birdenbire “yaşam” denen bir güç ortaya çıkar? Bunu anlamıyoruz, sadece çocukların bloklarından bir ev inşa etmemiz gereken inorganik tuğlalar yerine, kendi kendine inşa edilen ve kendi kendine büyüyen canlı bir şeyin aniden ortaya çıktığını görüyoruz.

Onların içlerinde Yaradan’ın gücü, yaratılışın gücü uyanır ve birbirleriyle bağ kurmaya başlarlar. Biz sadece onlar için koşulları yaratırız; Sanki Yaradan’a ifşa olma fırsatı veriyormuşuz gibi. Sonra kendilerini inşa etmeye başlarlar ve yaratma eylemi, Maase Bereshit gerçekleşir.

Bu nedenle bizim çalışmamız, Yaradan çalışmasına girip müdahale etmek değil, üst gücün eylemini ifşa etmek için koşulları yaratmaktır.

Erkek ve Kadın Onlular Arasındaki İlişki

Soru: Onlu, bir Partzuf’tur. Erkek ve kadın onlular arasında nasıl bir ilişki olmalıdır?

Cevap: Erkek ve kadın onlusu arasında fark yoktur, ancak kadın ve erkeği karıştırmaya gerek yoktur. Cinsiyet farklılıkları, iletişimimize belirli kısıtlamalar getirir. Kabala’da bu olamaz.

Bizim dünyamızdaki sevgi ve manevi sevgi, iki farklı şeydir ve onları karıştırmamalısınız.

Kadın grupları erkek gruplarına yardım etmeli ve erkek grupları, ilerlemeleri vasıtasıyla, kendilerine olan güvenleri ile kadınlara karşı sorumluluklarının farkına varmalıdır.

Onlular arasındaki doğru kombinasyon çok önemlidir. Sizlerden çok var ve tüm mesafelerin üzerinde bağlanırsanız büyük bir güç olursunuz.