Category Archives: 10’lu Gruplar

Maddi Korku ile Manevi Korku Arasındaki Fark

Korku ölüm korkusu veya belirsizlik korkusu olabilir. Korku ile endişe arasındaki fark nedir?

Kendim için, egoizmim için korkudan dolayı haz alma arzumla çalıştığımda buna korku denir. Eğer Yaradan’a ihsan etme uğruna olan arzumla çalışırsam ve kendimi düşünmeden, O’na ihsan edip etmediğimden şüpheliysem, buna endişe denir.

Korku egoizmimin (benim için) olduğu yerdedir ve endişe Yaradan’ın (Yaradan için) olduğu yerdedir. Korku, inanç eksikliğinin bir sonucudur.

Maddi korku, manevi korkudan yoksunluğumuzu gösterir. Eğer Yaradan korkum varsa o zaman maddi korku için yer yoktur; onu manevi seviyeye yükselteceğim. Bunu neden yaptığım önemlidir: maddi korkudan kurtulmak mı istiyorum yoksa Yaradan’a doğru bir endişeye ulaşmam için teşvik edici olduğundan bu konuda mutlu muyum?

Korku, alma arzusunda ve endişe, ihsan etme arzusunda bir hissiyattır. Bu nedenle korkuyu çok ihtiyatlı, mümkün olan minimal bir şekilde kullanmak gerekir, çünkü bu dostların iyi arzusuna ve Yaradan’ın iyi arzusuna uymaz.

Bizi ileriye çeken itici güç olması ve bizi arkadan iten korkunun olmaması için Yaradan’ın büyüklüğünü ve önemini maksimum seviyede yüceltmemiz gerekir.

Yaradan’ın büyüklüğünü hayal ederim ve bu nedenle, sorundan saklanmak için değil, iyiliğin kaynağına doğru çabalamak için, O’na doğru çaba sarf ederim. Yani, ihsan etme yönüne azami derecede yaklaşmalıyız.

Sizin sadece, Yaradan ile ilgili, iyi ve iyilik yapan O’ndan başkası olmadığı konusunda düşünmeyi bırakacağınızdan, bu dünyaya düşmekten ve O’nu takdir etmek yerine Yaradan’ı unutmaktan, onludan bağınızı kopartmak ve dostlarınızı unutmaktan korkmanız gerekir.

Yaradan’a bağlanmaya hazırımdır, ancak O’nunla bağım grup yüzünden sürekli bozulur. Yaradan değişmeyen bir güçtür, ama ruh yani Onlu, her zaman değişir ve bu yüzden ben, her saniye onu kaybederim. Bu nedenle, ruhumu (Kli), Onlu’mu kaybetme korkusu içindeyimdir. Birdenbire, düşecek ve dalgalı nehirde kapılıp gideceğim ve beni kurtaramayacaklar ya da kazıp beni egoistik hapishanemden çıkaramayacaklar.

Onlu’dan ayrılırsam, bu Yaradan’dan ayrıldığım anlamına gelir. Eğer Onlu’dan ayrılırsam ama Yaradan’ a bağlı olduğumu düşünürsem, bu onun Yaradan değil, fakat tamamen zıt bir yön olduğu ve tüm 180 dereceyi kaybettiğim anlamına gelir, yazıldığı gibi: ‘‘Bana çağrılmadın Ey Yakup.’’

The Difference Between Corporeal Fear And Spiritual Fear

On’luda Herkes İçin Bir Yer

Soru: Onlumuzda aktif ve pasif dostlar var. Bazen aktif dostlardan bir çekirdek oluşturma arzusu doğmakta, fakat diğer yandan da onlu içinde onlu var gibi görünüyor. Dikkatimizi eşit bir şekilde vermeli ve dağılmamak için kesinlikle herkese odaklanmalı mıyız?

Cevap: Benim düşünceme göre, onlu şekli oluştu, bırakın öyle kalsın.

Onları karıştırmaya gerek yok. Onlu, manevi bir birliktir. O her şeye sahip olmalı: çekirdeğe, tembellere, başarılılara. Bu nedenle, onun içindeki bir şeyi zorla değiştirmek gerekmez. Orada herkes için bir yer olduğu dikkate alınmalıdır.

A Place For Everyone In The Ten

Tüm Gücümü Onluma Vermek

Manevi çalışmanın ilk aşaması, onlu içinde çalışma bilincini edinmektir. Asıl mesele, hiç kimsenin grubun büyüklüğünü, Yaradan’ı, yolu ve harika bir hediye olan özel kaderimizin izlenimini yitirmesine izin vermeden, gruptaki herkesin, onlusunu desteklemesidir.

Bu, dolum hissetmediğimiz ancak ihsan etmek için ihsan etmek, Hafetz Hesed koşulunda kalmaya hazır olduğumuz bir düşüş sırasında kontrol edilir. Yani, her şeyimi, son gömleğimi kaybettim, ancak hiçbir eksiklik hissetmiyorum. Eğer hiçbir şeye sahip değilsem, tamam hiçbir şeyim yoktur; eğer bir şeyim varsa, bu da tamamdır. Aldığım şeyden memnun olduğumda ve daha fazlasını istemediğimde böyle bir “diyet”e devam ederim. Şöyle yazılıdır: “Hasid, sahip olduklarından memnun olan kişidir.” Haz, Hasadim ışığının, küçüklük koşulu olan Katnut’un işaretidir.

Benim için hiçbir şey parlamazsa ve doluma sahip değilsem, ben de iyi hissederim. Bunu ne için yaptığımı kontrol etmeme yönelik, yukarıdan verilen bir fırsat olarak onu kabul ederim. Hasadim’de, Katnut koşulunda mıyım? Eğer memnun değilsem ve doldurulmayı talep edersem, karanlığa lanet ediyorsam, o zaman Katnut koşuluna ulaşmamışımdır.

Aslında karanlıkta değilimdir, çünkü Üst ışık tüm evreni doldurmaktadır. Üst ışık merhamettir, Hasadim’dir ve ben onu henüz hissetmemekteyim. Bu nedenle, tüm çalışma Hafetz Hesed koşuluna ulaşmakla başlar. Bu zaten inançtır, her ne kadar tam olmasa da içinde Hochma’nın aydınlatması olacaktır, ancak şimdilik sadece Hasadim’dir.

Ve bu, Işık kaybolduğu ve alma arzumuzda karanlığı hissettiğimiz zaman kontrol edilir. Karanlığa rağmen, dostlara ve Yaradan’a yapışarak yolda kalmaktan başka bir şeye ihtiyacımız olmadığını kabul edebilir miyiz? Yani, bizler her gün derste olmak üzere, “kendin için bir RAV yap ve kendine bir dost satın al” için, doğru yönü seçerek “geceleri” çalışırız. Yaradan’ın bizi yönlendirdiği tüm koşullara karşı böyle bir tutum içinde olmak, çalışmamız için doğru bir test olacaktır.

Öncelikle küçüklük koşulu, Hafetz Hesed’e, ihsan etmek için ihsan etmek olan Hasadim’e ulaşırız. Daha sonra bu Hasadim ışığının içerisinde, onu başkalarına iletmek için Hohma’nın aydınlatmasını alırız. Başkalarına ihsan etmek için, kendi AHP’ımızı kullanmamız gerekir.

Başkalarına, onların içindeki ihsan etme arzularını düzelterek, Hasadim’i ihsan ederiz, ancak bunun için alma arzumuzu kullanmamız gerekmektedir. Hohma Işığı, bizim AHP’ımızda ifşa olur ve bizler, Hasadim ışığını ondan, aşağıda olanın GE’ine (Galgalta ve Eynaim) iletiriz. Bu, “kanın süte dönüştüğü” anlamına gelir.

Dostlarımı bağa getirmek için, bütün gücümü onluma vermeliyim. Onlardan arzularını, Yaradan’ın büyüklüğünü, amacın büyüklüğünü alırım, yazıldığı gibi: “Her biri dostuna yardım etti.” Hiç kimse kendisine yardım edemez. Kişi kendi başına, ihsan etmek için ihsan etmek denilen Hafetz Hesed koşuluna yalnızca tek bir noktada ulaşabilir, daha fazlasına değil.

Ve daha sonra, kişi onlu ile ilgili olarak kendini geliştirmeli, onları, dostlarının hiçbir eksikliği olmadığı bir koşula yönlendirmelidir. Birbirimize sadece karşılıklı ihsan etme nedeniyle bağlıyız. Kendim için hiçbir şey istemem; ancak başkalarına vermek zorundayımdır ve bu nedenle, ihsan etmek için alma arzularımı açarım ve dostumun bana ihsan etmesine izin veririm.

Örneğin, annemi ziyarete geldiğimde, her zaman aç olduğumu söylerdim ki beni besleyip bundan haz alabilsin. Benim için, buna almak denilemezdi, çünkü benim yemek istediğimden daha fazlasını annemin bana vermek istediğini ve ona bu fırsatı vermek zorunda olduğumu bilirdim. Bu dostlar arasında da aynıdır, çünkü aksi takdirde birbirimizi geliştiremeyeceğiz. Yazılıdır ki: “Gidin ve birbirinizden kazanın.” Hiç kimse kendi başına kazanamaz.

Give All My Strength To My Ten

Manevi Dünyaya Girmenin Eşiğinde

Soru: Bilgi için arzu bir zamanlar Kabala’nın gelişmesi bir için engel miydi?

Cevap: Bilgi için susuzluk, üst dünyayı edinmek için çabayı bir kenara itti ve insanlar maddi dünyayı anlamakla meşgul olmaya başladılar. 17. Yüzyılın ortasından itibaren bilim ve sanata ilgi duyuldu ve sonra teknolojik devrim gerçekleşti. Bu, insanlığın manevi bilgi için çabasını gölgede bıraktı.

Eğer bir kişi bu dünyanın doğasının sırlarını ifşa etme ve onları edinme konusunda ilginç olanaklara sahipse, o zaman neden soyut, anlaşılmaz bir şeyle meşgul olsun ki? Bilgi için arzunun ilk katmanı bu şekilde ortaya çıktı.

Ancak 20.yüz yılın başında, bilimin kendini tükettiği netleşmişti ve yüzyılın sonuna, birçok bilim insanı bilim çağının artık sona erdiğini ve onu geliştirecek başka bir yer olmadığını söyledi. Ve bugün herkes bununla hem fikirdir.

Yani, dünyada gerçekten özel bir buluş olarak keşfedebileceğimiz hiçbir şey yok. Hatta bilginin sonu olması hakkında teoremler bile var.

Kabala bilimi, bilgi edinmenin bir insan metodu olduğunu ve yeteneklerimizden geldiğini açıklar. Bizler, dünyanın ne olduğunu keşfetmeyiz. Dünyayı, duyularımızda belirdiği gibi keşfederiz.

Dünya, bize duyularımızda verilen bir şeydir. Bu yüzden net bir çerçeve ortaya koymamız gerekir: edinimimizin sınırı nerede? Ve sonunda anlaşılır ki bu çok net, basit ve yakındır. Temelde biz zaten onu hissediyoruz.

Bu şekilde, 150 yıldır parlayan bilim, hemen hemen sönmüştür. Ve bu nedenle, şimdi manevi dünyaya girmenin eşiğindeyiz.

Kabala bunu binlerce yıl önceden haber verdi. 2000 yılının sonunda, üçüncü dünyanın on Sefirot’unun bütünüyle gerçekleştirilmesi tamamlandığında, onların sonucuna ait bir hissiyatın, üst alana bir geçiş olması gerektiğini anlamayla birlikte ortaya çıkmaya başlayacağını net bir şekilde gördü.

On The Verge Of Breaking Into The Spiritual World

Her Şey Onlu Çerçevesi İçinde Gerçekleşir

Eğer grubumla arzuma karşı bütünleşmezsem ve dostların beni egoistik hapishanemden kurtarmayı kabul etmelerini ve tutmalarını talep etmezsem, o zaman asla başarılı olamam. Dostlarımla bütünleşmeyi bir süreliğine başarabilsem bile, tüm arzumu kaybettiğim ve yalnız kalmak istediğim zaman kesinlikle gelecektir. Onlardan nefret edeceğim ve onlara bakmak bile istemeyeceğim.

Sonra tekrar, kendimin üstesinden gelmeyi başardığım bir zaman gelir ve sonra, kalpteki noktanın çağrısında, tekrar gruba gelirim ve onunla bağ kurmak isterim. Biz bu tür fırsatları yukarıdan alırız ve yalnızca çabalar/denemeler arasındaki süreyi kısaltabiliyoruz.

Tekrar gruba katılırım ve bir zıt koşuldan diğerine hareket ederek, yeniden ayrılırım. Bazen grup hakkında ya da Kabala bilgeliği hakkında bile düşünmek istemem. Sonra aniden, maneviyatın sadece grup içinde olduğunu ve ona ihtiyacım olduğunu anlarım. Bu tür zıt koşullar, ilerlemeyi gösterir.

İlk başta, içimizde Yusuf denilen bizi bağa çeken bir arzu ve ona karşı itiraz eden kardeşleri var gibi gelir. Yusuf ile kardeşleri arasında gerçekten bir ayrım olmadığını sonradan anlayacağız; bunlar, ıslah eden Işık tarafından yükseltilen ve sonra düşürülen aynı arzulardır.

Tüm ıslahlar, tüm 613 emir, genel olarak, hem İsrail halkı ve dünya genelinde bağda, hem de onludaki en küçük ıslah hücresinin küresel bağı ile tutulabilir.

“Dostunu kendin gibi sev” kuralı benim ilk, bireysel ıslahımın bile onlu çerçevesinin dışında yapılamayacağını söyler. Ancak, karşılıklı bütünleşme/birleşme yoluyla kişi, en azından bazı bağların ortaya çıktığı veya ıslah için eksikliğinin ifşa olduğu bir sistem inşa edilebilir.

Tüm ıslahlar her bir elementte ayrı ayrı değil, ancak onların bağının içinde gerçekleşir.

Her dost, diğerleriyle bütünleşmek için her türlü çabayı gösterir ve diğer dokuzdan güç alarak onlarla bağ kurar. Böylece kişi, “Dostunu kendin gibi sev” kişisel emrini yerine getirir. On dostun tümü böyle bir koşula ulaştığında, onların kişisel ıslahları birlikte, içinde Yaradan’ın ifşa olduğu tek bir “Dostunu kendin gibi sev” kolektifine bağlanır. Dost sevgisi onları Yaradan sevgisine götürür.

Hiçbirimiz 613 emir ve ıslahları tutamayız. Bu, ancak her bir kişinin diğerleriyle bütünleşmesiyle mümkündür. Her bir kişi, içinde 613 arzu barındırmaktadır, ancak kişi diğerleriyle bağ kurmadan onları ıslah edemez. Sadece bu bağda, 613 emrin tümünü yerine getirebiliriz.

Her biri, operatörlerin bir zamanlar hatları manuel olarak bağlamak için kullandığı bir telefon santrali kontrol panosundaki gibi, yeni bir bağlantı gerektirir. Kişi her zaman dostlarındaki çeşitli nitelikleri aktif hale getirip onları çalıştırması gereken böyle bir telefon santrali istasyonundadır. Onlar, kişinin niteliklerini çalışmalarına dahil ederler ve böylece sonuç olarak on Sefirot oluşur – tüm evrenin mini bir modeli.

Everything Happens In The Framework Of The Ten

Geçmişe ve Geleceğe Atlamak

Soru: Zaman ve bu dünya yoksa, Üst Işık okyanusunun egoistik algısının sınırları dışında, Kabala’nın yardımıyla zamanda sıçrama mümkün mü?

Cevap: Elbette yapabilirsiniz. Eğer bir gruba katılabilirsem, yani, kendimi iptal ederek ve belirli bir seviyede var olan bir Kli’ye (manevi kab) girerek, bir uzay gemisinde olduğu gibi zamanda bir sıçrama yapabilirim. Aynı zamanda kendi koşullarımı çok daha hızlı değiştirebilirim.

Ayrıca, uzayda sıçrama yapabilirim, çünkü bu grupla birlikte onun seviyesine yükselirim ve kendi AHP’ları ile yükseltmelerini sağlayabilirim. Bu tamamen gezegenler arası bir yolculuktur.

Maddi dünyamız yalnızca mekaniktir. İçinde var olan çerçevenin dışında zamanı, mekanı, alanı veya hareketi değiştiremezsiniz.

Soru: Öyleyse, manevi gelişimimi hızlandırabilir miyim?

Cevap: Manevi gelişiminizi hızlandırırsanız, maddi değil, manevi uzay gemisinde kalırsınız. Maddesel gemide hiçbir şey yapamazsınız. Burada var olan her şey ölüdür.

Soru: Burada geçmişe, birkaç milyon yıl önceye bile gidemez miyiz?

Cevap: Yapamayız ve hiçbir zaman yapamayacağız. Einstein’ın dediği gibi, ışık hızına yaklaşarak, fiziksel zamanı sadece çok az/belli belirsiz değiştirebilirsiniz. Yine de hiçbir şeyi değiştiremezsiniz, çünkü ışık hızına yaklaşan tüm bunlar, tamamen mekaniktir, kavramsaldır.

Soru: Manevi açıdan “geçmişe atlamak” ne anlama gelir?

Cevap: Bu birkaç derece aşağıya düşmek anlamına gelir. Baal HaSulam, Yaradan’dan kendisini bir derece daha düşük seviyeye getirmesini istedi, böylece sıradan insanlarla konuşabildi. Buna “geçmişe atlamak” denir.

Ya da etkilenebileceğiniz güçlü bir gruba girebilir, böylece annesinin rahmindeki bir embriyo gibi onun içinde kaybolabilirsiniz ve o size kendi seviyesine yükseltir. Buna “geleceğe atlamak” denir. Dahası, perdenize bağlı oldukları için, geçmişe ve geleceğe atlamayı kontrol edebilirsiniz.

Jumping To The Past And The Future

Boşu Boşuna Çalışmayın

Rabaş, Sosyal Yazılar, ‘‘Toplantının Gündemi 2’’: Ancak, kişi çaba gösterdiği zaman, bu çabanın ödülsüz olmadığından emin olmalıdır. Duada söylediğimiz gibi “Ve Zion’a geldi,” “Boşu boşuna dokunmayalım diye.” Aksine, kişi bir toplantıdan sonra eve gittiğinde, kelime koyacak bir şeye sahip olup olmadığını görebilmelidir. Sonra bir sonraki toplantıya kadar kendisini besleyecek besine sahip olacaktır.

Gerçek şu ki, kişinin iddia ettiği gibi kendisinden ve çevresindeki doğadan kendi çabalarıyla çıkarabileceği güçler, manevi bir sonuç değildir. Manevi bir sonuç, ancak gruptaki bir kişi, dostlarıyla bağ içinde, onlarla ortak bir arzuya ulaştığında ve oradan ilerlemesini sağlayan gücü çektiğinde elde edilebilir.

Bundan, kişinin tüm manevi çalışmasının, (toplantıdan toplantıya) dostlar toplantısında emdiği gücün pahasına gerçekleştiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Soru: Şöyle yazılmıştır: ‘‘Kişi çaba sarf ettiğinde, bunun ödülsüz olmadığından emin olmalıdır.’’ Kişi, gösterdiği çaba için kendisine ödeme yapılmasına dikkat etmeli midir?

Cevap: Bedavaya çalışıyor olabilir mi yani gözle görülür somut sonuçlar olmadan? O zaman çalışıp çalışmadığını anlayamayacaktır.

Her şeyi yapmaya hazır olan ve her hangi bir şekilde bir ödül düşünmeyen insanlar vardır. Bunun maneviyatlarını gösterdiğine/işaret ettiğine inanırlar, gerçekte bu onların düşüncesizliğini gösterir. Ne tür çabalar sarf ettiğiniz, neye çaba sarf ettiğiniz ve hangi sonucu beklediğiniz konusunda çok net olmanız gerekir.

Soru: “Öküzün yükü yüklendiği ve eşeğin yükü taşıdığı gibi” dediğimizde bu, bir kişinin basitçe karar verdiği anlamına gelmez mi, “Yatırım yapıyorum ve bir ödül düşünmüyorum; sadece bu rotayı/yolu takip ediyorum.”?

Cevap: Bu yaklaşımda övgüye değer bir şey yoktur. Doğası gereği bir insan yardım edemez ama ödül hakkında düşünür. Bu durumda, Yaradan’ın ifşasına, yani kendinde ihsan etme ve sevgi niteliklerinin ifşasına nasıl ulaşılacağını düşünmelidir.

Soru: Bu, dostlar toplantısına kişinin beraberinde gitmesi gereken niyet midir?

Cevap: Aslında öyle. Aksi halde, kişinin varlığının anlamı nedir ki? Her birimiz en yüksek koşula ulaşmalıyız.

Soru: Ve dostlarıma kendimden ne veririm?

Cevap: Onlara katılımınızı, gücünüzü, ruhunuzu verirsiniz ve onlar da size kendilerininkini verir. Bu şekilde, herkes herkesten şarj olurken, bu onlunun tamamının çok ciddi bir şekilde beslendiği sonucunu ortaya çıkartır ve herkes çalışmasını onlu için yapabilir. Hedefe bu şekilde ulaşılır.

Don’t Work In Vain

Binlerce Saatlik Birlik

Soru: Bir sonraki toplantıya kadar bizi tutması için, dostlar toplantısında aldığımız Yaradan’ın büyüklüğü ile nasıl çalışırız?

Cevap: Haftada bir kez bu toplantının yeterli olduğundan emin değilim/şüpheliyim.

Rabaş, her gün derste bir araya gelenler ve dersten önce ve sonra materyalleri tartışanlar için, toplantıların düzenlenmesi/sırası hakkında makaleler yazdı. Zaman zaman, her türlü “beş dakikalık bilgilendirmeler”e sahipler: sabah derslerinde, akşam derslerinde ve bazen de günün ortasında. Günümüzde, herkes cep telefonuna sahip, böylece herkes birbirini arayabilmektedir.

Mevcut onluların toplantıları, neredeyse günlük olmalıdır. Eğer insanlar bu zamanı doğru kullanırlarsa, bir yıl boyunca binlerce saat kazanırlar. Bu ortak çalışma ile çok hızlı bir şekilde başarıya ulaşabilirsiniz. Önemli olan şey, bu zamanı doğru bir şekilde doldurmak, doğru kullanmak ve onu idrak etmektir.

Thousands Of Hours Of Unity

Fırtınalı Denizde Bir Sal- Onlu

Onlu, fırtınalı denizde sizi kurtaran bir saldır. Öncelikle, onu tutmalı ve gitmesine izin vermemelisiniz. Zaten onu tutuyorsanız ve hatta bu tahta parçasının üzerinde oturuyorsanız, Rabbi Akiva’nın batan gemiden kaçarken yaptığı gibi, her gelen dalgadan önce başınızı aşağı indirerek tüm yükseliş ve düşüşlerden geçersiniz.

Ne tür dalgalar oldukları önemli değildir: hissiyatta veya anlayışta, daha büyük veya daha küçük – onlara sadece tahta ile olan bağımı güçlendirmek için katlanırım/razı olurum. Sonuçta, sadece ona bağlıyım; eğer gitmesine izin verirsem öleceğim.

Salı avuçlayarak tutmak, onlunun merkezine tutunmak ve gitmesine izin vermemektir, dostlarla bağ kurmak ve yaratılışın amacını onlarla en güçlü, en içsel bağda görmeye çalışmak demektir. Yaradan oradadır ve hayatımın sırrı oradadır.

Ne olursa olsun, dostlarımla olan bağı bırakmayacağım. Önümden geçen tüm bu görüntüler: İsrail, Tora ve Yaradan birdir koşulundan ayıramaz. Yaradan’a onlu vasıtasıyla bağlıyım ve gerçekleşen her şey yalnızca bu bağı güçlendirmek için tasarlandı: Ben – grup – Yaradan.

Yükselişlere ve düşüşlere eşit davranmamız ve üzerimizden geçen bütün koşullara rağmen grubun merkezine tutunmamız gerekir.

Ders, bırakmaya gerek yoktur! Çalışma yerinden fiziksel olarak çıkarız, ama gerçekte çıkmayız. Yaradan, hayatlarımızı farklı zamanlara ve her türlü koşullara sahip olacak şekilde düzenlemiştir. Her şey ıslah amacıyla verilir. Ancak derste olduğumuzda ıslah için sadece üç saat atfediyoruz. Bu yanlıştır. Peki ya diğer saatler?

İnancı güçlendirmek, kendimizi ihsan etme gücünde güçlendirmek anlamına gelir. Önceden, gruba belirli bir ölçüde bağlı kaldığım ihsan etme gücüm vardı. Şimdi, bir bozukluk olduğunda, alma arzusu büyür ve gruptan ayrılırım, dostlar hakkında düşünmem, onları fark etmem. Kalbimde ve aklımda onlar için yer yoktur.

Şimdi onları, yeni egoizmin yüksekliğinin üstünde yeni derecede, kalbime ve aklıma geri getirmek için çalışmam gerekir. Bana yeni bir inanç gücünü getirecek olan ıslah eden Işığı tekrar çekene kadar grubun içinde çalışmaya, dostların yardımıyla karanlıkta her türlü eylemi öğrenmeye ve sergilemeye başlarım, yazıldığı gibi “her biri dostuna yardım etti.” Eski inançtan ayrıldım; onu çoktan tükettim.

Bir kişinin gizlilik koşulları altında grupta çalışmasına izin veren güce “tuz antlaşması” (Brit Melach), karşılıklı garanti adı verilir. Düştüğümde ve her şeyi kaybettiğimde, grup bana güç verir. Ve yükseldiğimde, düşen kişiye ben güç veririm: Onu uyandırırım, desteklerim, cesaretlendiririm, ona örnek olurum, onu kışkırtırım ve kıskandırırım. Tüm grupla birlikte, sanki birbirimize bağlıyız, yanıyormuşuz ve Yaradan’ı her an ifşa etmeye hazırmışız gibi sürekli hareket etmeliyiz/eylem yapmalıyız.

A Raft In A Stormy Sea—The Ten

Toplumun Önemini Anlama

Rabaş, Rabaş Makaleleri, “Toplantının Gündemi 1” Makalesi: Benzer şekilde, dost sevgisinde de toplantının en başında, toplanırken, dostları ve her dostun önemini övmeliyiz. Kişi grubun yüceliğini kabullendiği ölçüde, onu takdir eder.

“Ve sonra dua et” demek, herkes kendini incelemeli ve gruba ne kadar çaba verdiğini görmeli demektir. Grup için bir şey yapma gücün olmadığını gördüğü zaman, Yaradan’a yardım etmesi ve dost sevgisine bağlanma gücü ve arzusu vermesi için dua eder.

Gerçek şu ki kişi toplumun yararı için bir şeyler yapmak istemez. Neden toplumu önemsemeli, neden onu düşünmeli? Bu kişinin arzularına karşı çok zor bir iştir. Bu nedenle, Rabaş makalesinde çok net ve kesin talimatlar verir.

Kişi, amacının tam olarak topluma bağlı olduğunu, toplumla olan bağın ve Yaradan’la olan bağın aynı ve tek olduğunu anlamalıdır. Toplum bize özellikle verilir, böylece onun içinde kendimizden kurtulmaya çalışabiliriz, yani böylelikle “ben”in önemini azaltabilir ve dışımızdakilerin önemini arttırabiliriz. Bu çok karmaşık bir sistem, çok zor bir durumdur.

Bunu tek başımıza yapamayız. Sadece bunun için talep edebiliriz ve hatta “Evet, istiyorum” diyerek, gerçekte istemememize rağmen yapay olarak yapabiliriz. Yaklaşmak bir yana, bunun hakkında düşünmek bile bizim için çok zordur.

Soru: Bütün gücümü topluma vermem ne anlama geliyor?

Cevap: Bu ancak, yukarıdan toplum için faydalı ve gerekli olanı düşünmemizi ve yapmamızı zorunlu kılacak böyle bir ihsan etmenin ve sevginin gücünü alırsak mümkündür. O zaman bunu yapabiliriz, aksi halde yapamayız. Beni kendi içime ve bana en yakın insanların çemberine kendiliğinden kilitleyen doğamın üzerinde olamam.

Realize The Importance Of The Society