Category Archives: 10’lu Gruplar

Dünyanın Resmini Bize Kim Gösteriyor?

Soru: Bana dünyanın resmini kim gösteriyor?

Cevap: Benim yukarıdan aldığım niteliklerim. Ancak onları değiştirebiliriz.

Bu yüzden grupta, onlularda bir araya geliyoruz ve Kabalistlerin bize söylediği gibi hareket ediyoruz, böylelikle üst niteliklere benzeyebilir ve onları hissetmeye başlayabiliriz.

Who Depicts The Picture Of The World To Us?

İlerleme Sadece Gruptadır

Soru: Fiziksel veya sanal bir grupta çalışma yoluyla ilerlememiz gerektiğini öğrendik. Bir grupla meşgul olma arzum yoksa ne yapabilirim?

Cevap: Aksi takdirde bunun nasıl mümkün olduğunu hayal edemiyorum. Daha akıllı olana kadar kaderin darbesini beklemek ister misin?

Tek bir şey söyleyebilirim: Hiç kimse ıslah olmak için bir gruba katılmak istemez. Bir kişi basitçe kendisi için ne kadar gerekli olduğuna karar vermelidir. Gözlerinizi kapatın, başınızı eğin ve grup içinde erimeye başlayın.

Tüm ortak faaliyetlere katılın ve size muazzam, olumlu, manevi bir kuvvetin sizi etkilemeye başlayacağını garanti ederim. Kısa bir süre sonra bir gruba katılımın kendinizde bunu yarattığını hissedeceksiniz. Olumlu güç olumsuz gücü dengeleyecek ve sonra üst dünyanın hissi içinde olabileceksiniz.

Dostlara Nasıl Yardım Etmeli?

(Her Biri Dostuna Yardım Etti Makalesi Hakkında )

Başkalarının yardımı olmadan ilerlemeye muktedir değilim, sadece dostlarla birlik sayesinde manevi dünyanın, aramızdaki bağda ifşa olduğunu keşfedebilirim. Bizim dünyamızda bazen, güçlü, zengin, nazik veya zeki birinin desteğine ihtiyaç duyarım. Aynı şekilde hayatın amacına saygı duyan, benimle eşit ve bana benzeyen bir kişinin de yardımına ihtiyacım vardır.

Bir dostun diğerine nasıl yardım edebileceğini anlamalıyız. Zengin ve fakir, akıllı ve aptal, güçsüz ve güçlü olduğunda mı bu yardım vardır? Bizim dünyamızda insanlar arasında eşitsizlik olduğunda yardıma ihtiyaç duyulur, bu durumda yardım etme fırsatını keşfederiz. Ne var ki, insanlar eşit olursa destek için de yer olmaz. Bizim dünyamızda yardım, tam olan bir insandan eksikliği olan bir insana doğru uzanır. Peki, hepimiz zengin, zeki veya güçlü vs olduğumuzda?? Biri diğerine nasıl yardım edebilir?

Genel konuşursak, başka birine yardım istemek için yönelmekten heyecan duymuyoruz. Utanç, gurur ve kıskançlık hissediyoruz. Bir şeylere ihtiyacımız olduğunu kabul etmek istemiyoruz ve “ayrılık” için çaba sarf ediyoruz.

Herkes için ortak olan bir şey görürüz: RUH. “Kalbinde endişe olan başkası ile konuşsun” denir. Bu, yüksek ruha hissedilen saygıyladır, zenginlik ya da bilgelikle destek olunabileceği için değil…Yükselmiş ruh hali, “iyiliksever geleceğe” duyulan güvenin sonucudur. Ama bir kişi, kendisini kurtarmak zorunda olduğunu ve bunu yalnız yapamayacağını bilirse depresyona düşer.

Daha doğrusu, dostunun düşüşünü görerek yardımcı olacak tek kişi onun dostudur. “Kişi kendisini hapishaneden kurtaramaz” denir. Hapishane, bizim dünyamız ise, sadece benimle aynı amacı paylaşan bir dost beni bu hapishaneden kurtarabilir ve bana Üst Dünyaya girmem için yardım edebilir.

Daha doğrusu, birinin ruhunu yükseltebilecek (yani ona amaca ulaşmada güven verebilecek ) tek kişi onun dostudur. Bu demektir ki, kişiyi, dostu, bulunduğu koşuldan çıkarıp “geçimini sağlayan” koşuluna yükseltir. Böylece kişi, bir kere daha amacı sanki onun yanındaymış gibi, hayatta daha fazla güven ve bolluk kazanmaya başlar.

Çaresizim çünkü dışarıdan yardım almadan manevi amacıma ulaşamam. Kimseyi zorlayamam ama bana yardımcı olmak isteyen bir dost buldum. O, bilgeliği ve zenginliği ile değil ama ortak amaca ulaşmadaki arzusu ile bana yardım edecek.
Ortaya çıkıyor ki herkes dostuna nasıl yardım edeceğine, dostunun ruhunu nasıl yükselteceğine dikkat etmeli ve bunu düşünmeli çünkü birinin ruhuna saygı duyarak, herkes dostunda “ihtiyaç duyan” ve doldurabileceği bir yer bulabilir.

Bu dostunu eğlendirmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Her bir dostumuzu bu amacın edinilebileceğine dair uyandırmalıyız. Böylece o hayatın ruhu ile dolacak ve onun için bir hapishane olan, günlük hayatın ve bu dünyanın üzerine yükselecek. Birisi böyle bir dosta sahip olduğunda kesin olarak hapishaneden kaçmaya muktedir olduğunu hisseder…

http://laitman.com/2010/09/how-to-help-a-friend/

Bir Olmak İçin Bir Araç Olarak Onlu

Eğer üst gücü keşfetmek istiyorsanız, Kabala bilgeliği size buna uygun bir araç yaratmanız gerektiğini söyler. Tıpkı mikroskop, teleskop, partikül hızlandırıcısı vb. gibi ölçüm araçlarını geliştiren bilim adamları gibi, ancak bu araçlar yalnızca fiziksel maddeler için uygundur. Peki, ama öyleyse bizim içimizde, özümüzde çalışan gücü nasıl ölçebiliriz?

Bunun için Kabalistler, aralarındaki tüm karşılıklı bağlantıları tamamlamaya çalışan on kişiden oluşan (minyan) bir yapı önerirler. Onlar oluşturdukları bu çevrenin içinde,  buna hazır olsalar da olmasalar da, egolarının üzerine çıkarak, kendilerinden tek bir bütün oluşturmayı isteyerek,  Işığın niteliklerini sağlam bir dengeye getirirler.

Böyle bir yapı içinde iki ayrı gücü barındırır; kendi doğal bencil gücümüzü ve ihsan etmenin genel gücünü, yani Yaradan’ı barındırır. Ve buradaki hesap çok basittir: Birliğin gücü ile ne ölçüde ayrılığın gücünü yenersek, o ölçüde Üst Işığa benzer onunla eşitleniriz.

İhsan etme yüzde bir ölçüsünde bile artsa, biz bu ölçüde Işığa benzer, onu hissederiz. İhsan etme arzusu, alma arzusuna hükmettiği ölçüde Işığı hissederiz.

Bencil arzumuzu yenemememize rağmen çaba göstermeye uğraşırız, eksiğimizin, kusurumuzun nerede olduğuna, hala ne kadar zayıf olduğumuza, neden başaramadığımıza dikkatimizi veririz.  Ve böylece Işığın bize yardım etmesi, bize güç vermesi için içimizde bir yakarış, bir talep, bir dua gelişir ve bağ kurarız. Bu bağ yalnız Işıktan gelir.

İlerlememiz şöyle olur: Işık talebimiz üzerine eylemde bulunur ve bizi etkiler; alma arzumuzu yeneriz, daha çok ihsan etme arzusu ediniriz; aramızda tekrar ve tekrar daha güçlü bağ kurarız. Bunun hakkında (Baba Batra 9b’de) “Kuruş kuruşa eklenerek toplam para büyür” diye yazılmıştır.

Ve sonra gerçekten birleştiğimiz an gelir. O zaman herkes aramızdaki genel bağın içinde nasıl da yok olduğunu hisseder. Artık “Ben” ve “dostlar” yoktur; hepsi tek bir bütünde birleşmiştir. Bu “birliktelik” durumunda tamamlanma hissederiz, Üst Işık, Yaradan aramızdadır.

Ve sonra böylece Onu araştırıp, inceleyebiliriz. Diğer bir deyişle, “onlu grup” (minyan) diye bir cihaz yaptık ve bunu çalıştırdık; böylece şimdi artık farklı biçimlerde bağlantılarla kendimizi her defa daha da sağlam bir dengeye getirerek ilerleyebiliriz. Ve Yaradan aramızdaki karşılıklı bağla aynı ölçüde her defa daha çok ifşa olur.

Aynı zamanda, yaptığı etki ile Işık egonun daha derin katmanlarına da bizi uyandırır. Direnç, düşüş, her türlü rahatsızlığı hissederiz, bu bizim daha büyük bir güçle Üst Işığa doğru dönmemizi sağlar ve böylece Işık gelir ve bize kusurlarımızı ve bunları ıslah etmenin yolunu görecek gücü verir.

Yol işte budur, 125 basamaklıdır, bunları çıkarak en sonunda Yaradan’la “form eşitliğine” ulaşırız. Ve bu yol boyunca korku ve endişenin niteliklerinin bizim için ne kadar önemli olduğunu keşfederiz. Sonunda bizi ileriye iten şey, “İhsan edebilme yeteneğinde miyim?” korku ve endişesidir.

Los Angeles Kongresi, İkinci Gün, 11/1/2014, 3. Dersten alıntı.

Soru: Kuzey Amerika Kadın Grubu ve Onlu Kadın Grupları Soruları

Soru: İsrail’deki Grup  Kuzey Amerika Grup’una nazaran sizinle birlikte çok hızlı ilerliyor.  Kuzey Amerika Grubu olarak onlara yetişmek için ne yapabiliriz?

Cevap: Size söyleyeceklerimi uygulayın daha sonra ayak uyduracağız. Bunu yapmak icin Israil Grubu’ndan örnek almalısınız ve onlarla birlikte çalışmalısınız. Eğer Grup ilerliyorsa, onların süreçlerine dahil olmaya hazırım.

Soru: Dünyadaki kadın gruplarının da Onlu Grup oluşturmasına izin veriyor musunuz veya bunu öneriyor musunuz?

Cevap: Beş kişiden on kişiye kadar oluşturulacak gruplar oluşturulmasını öneriyorum fakat buradaki ana nokta günlük konuları günlük olarak tartışmanız ve birbirinize destek vermeniz.

Yayınlama tarihi: 14 Haziran 2013

İçsel Yolda Bir Rehber

Soru: Onlu Grup icinde ne tür bir bağlantı olusturmalıyız ki içsel ıslahı öğretmeniz ile bu birlik içinde hissedebilelim? Biliyoruz ki sadece O’nun aracılığı ile Yaradan ile bağlantıyı kurabiliriz.

Cevap: Onlu grup’ta çalışırken öğretmeninizi düşünmenize gerek yok. Bunu alcakgönüllülükten dolayı söylemiyorum, bu bakış açısı doğru degil o nedenle söylüyorum. Öğretmen, öğrencinin gözünde o kadar yüksekte ve saygı duyulan olmalı ki Yaradan’a giden yola baktığınızda, ileri gidebilmeniz için bir büyüteç gibi olmalıdır. Bu büyüteç camını, yani öğretmenini gözlük olarak kullanabilirsiniz fakat öğretmeniniz sizin amacınız olmamalıdır.

Siz gözlüğe değil arkasında olana bakacaksınız fakat bunu ancak onun yardımı ile görebilirsiniz. Bu cam sizin Yaradan’a giden yolunuzun görüşüne düzgün olarak odaklanır. Bu öğretmenin ve grubun rolüdür.

Öğrencilerimin hepsinin bir halkada birlik olduğunu görüyorum, bir vücut olarak ve ben bu tek vücut insana yönelik konuşuyorum. Eğer benim gördüğüm şekilde bu ortak tek vücut ile bir olmak ve ona bağlanmak istiyorsanız, benden maneviyata dair bilgi alacaksınız. Bizler bu ortak tek vücutta birleşeceğiz ve orada birbirimizi gerçekten anlayacağız.

Eger ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız, bunu kafanızda anlayabilirsiniz veya kalbinizde hissedebilirsiniz fakat bunu gerçekten anlayabilmek için eksiksiz olarak grubun merkezinde olmalısınız sanki odanın etrafında yürürken bir ses duymaya çalışır ve o sesi duyacağınız en iyi yeri aniden bulurmuş gibi. Eger diğer bir tarafa bir metre giderseniz hiç bir şey duyamayakmış gibi. Deneyin bunu!

Öğretmenin önemini hissetmek gereklidir fakat  Yaradan’ın ifşası için grup içinde çalışma yapmak bağlamında önemlidir.  Ögretmeniniz sizin hocanızdır, maneviyatta yol göstericinizdir fakat idolunuz veya Yaradan’ın yerini alan kral değildir, Firavun örneğindeki gibi.

Kalbim Kilitli, Ancak Kalbimin Kapısını Çalan Biri Var

Soru: Kişinin algıladığı dünyevi realite, manevi realiteye ne zaman dönüşür?

Cevap: Kişi, başkalarına kendisine davrandığı gibi davrandığında, aralarındaki mesafe silindiğinde dönüşür.

Aslına bakarsan, ihsan etme niteliğini edindiğimiz bile söylenemez; bu geçiş, bu şekilde betimlenmiştir sadece. Aslında yeni nitelikler edinmemiz mümkün değil. Özümüz, tıpkı bir bilgisayarın donanımı gibi, değişmez ve aynı şekilde kalır.

Olay, tamamen başkalarını ne kadar “içime alabildiğime”, onları sanki benmişim gibi görebildiğime bağlıdır. Çalışmamı, büyüyen egoizmimin üstünde yaparım. Aksi takdirde, aramızda doğal bir yakınlık olurdu sadece; tıpkı, ortak çıkarları olan veya birbirlerine duydukları bağımlılıktan dolayı yakınlıklarını sürdüren sevgililer veya çiftler gibi olurdum. Bu sebepten dolayı, egonun direnci büyümelidir ve ben, büyüyen egonun üstünde diğerlerini kendime yakınlaştırmalıyım. Bunu, ta ki bu diğer kişileri “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” ve “dostunu kendin gibi sev” prensipleri doğrultusunda kendim gibi algılayana kadar sürdürmeliyim.

Yani, aslında kendi dışıma çıktığım söylenemez; daha ziyade, benim dışımdaymış gibi görünen bir diğer kişinin niteliklerini “yutarım”… ve bunu başardığımda, tüm dünya benim olur.

Soru: Ancak şöyle bir sorun var: On kişilik gruba baktığımda, kimseyi “yutmak” istemiyorum ki…

Cevap: Bu istek zamanla gelecek; dostlarının sana en yakın insanlar olduğunu, sana başka hiçbir kimsenin onlar kadar yakın olmadığını hissedeceksin. Akrabaların, hatta ailen bile sana dostlarından daha uzak görünecek. Sonuçta aile, bedenine daha yakındır; dostlar ise, ruhuna daha yakındır. Aile, sadık kalmamız gereken bir sözleşme gibidir; ancak dostlar arasındaki karşılıklı sorumluluk, son derece dinamik bir yapıya sahiptir, sürekli olarak değişir ve hiç durmadan sana yakınlaşır.

Tekrar ediyorum: Nihayetinde, sen kendi dışına çıkmayacaksın; tüm dostlarının içine girmesine izin vereceksin.

Soru: Peki bu süreci nasıl hızlandırabilirim? Şu anki tutumum sürekli bana geri dönüyor; her seferinde tokat üstüne tokat yiyorum…

Cevap: Doğru söylüyorsun. Gelecek kapına vuruyor, ancak sen kapıyı açmıyorsun ve bu durum, sana sıkıntı olara geri dönüyor. Kapıyı, kapı henüz çalınmadan açmalısın; aksi takdirde geç kalmış olursun.

“Şarkıların Şarkısı”nda şöyle der: “Sevgilim, kapını aç bana.” Ancak sevgili, dışarıdaki sevgilisini karşılamaya hazır değildir; onu karşılamak istemez ve kapısını açmaz… kapısı kilitlidir. Ancak yine de kalkıp kapıyı açtığında, sevgilisinin çoktan gitmiş olduğunu görür; sevgilisi gizlenmiştir: “Onu aradım, ancak onu bulamadım; ona seslendim, ancak bana yanıt vermedi.”

Dostlarınla beraber Yaradan’a açacağın kapıyı, kapı henüz çalınmadan önce açmalısın.

6/03/13 tarihli Günlük Kabala Dersi, Bölüm 4, Baal HaSulam’ın Yazıları