“Glasgow İklim Değişikliği Konferansı Hiçbir Şeyi Değiştirmez” (Linkedin)

Dünya 2021 Glasgow İklim Değişikliği Konferansına hazırlanırken, gitgide daha fazla veri gösteriyor ki insan çabaları, eğer çaba gösterişmişse, en iyi ihtimalle yetersiz olmuştur. Dünya liderleri, sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla ilgili bol bol bildiriler yayınlarken, gerçek bunun tam tersidir. BM Üretim Açığı Raporu, hükümetlerin planlanan fosil yakıt üretimi ile gerçek küresel üretim seviyeleri arasındaki farkı takip eder. Bu yılki rapor şunu ortaya koyuyor: “artan iklim hedeflerine ve net sıfır taahhütlerine rağmen, hükümetler hala 2030’da küresel ısınmayı 1,5°C [2.7°F] ile sınırlandırmakla tutarlı olacak olandan iki kat daha fazla fosil yakıt üretmeyi planlıyor.”

Ancak, hükümetler taahhütlerini yerine getirme niyetinde olsalar bile, bu iklim değişikliğini tersine çevirmeyecekti. İnsanlığın ürettiği sera gazı miktarını volkanik patlamalar, orman yangınları ve Alaska, Grönland, Kanada ve Sibirya’daki permafrost’un hızla çözülmesiyle yayılan miktarla karşılaştırırsak, doğanın bizim “yardımımız” olsun ya da olmasın hızlı bir iklim değişikliğine yöneldiği açıkça görülecektir.

İklim değişikliği insanlığın karşı karşıya olduğu tek kriz değil. İnsan katılımının her alanında krizler var: Uluslararası gerilimler artıyor; dini aşırılık artıyor; ırksal ve kültürel gerilimler ülkeleri içeriden bölüyor; ve küresel ekonomi stagflasyonun eşiğinde sendeliyor. Bu yetmezmiş gibi inatçı Koronavirüs, dünya genelinde hala hayatları ve ekonomik iyileşmeyi aksatıyor, tedarik zincirleri kırılıyor, gaz, gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa yol açıyor ve iklim değişikliği nedeniyle doğal afetler sıklık ve şiddet açısından yoğunlaşıyor. Açıkçası, belirli sorunlara odaklanmayı bırakmalı ve daha sistematik düşünmeye başlamalıyız.

Dünyamız bir piramit gibi inşa edilmiştir. Piramidin tabanında mineral seviyesi, üstünde flora, onun üstünde fauna, ve insan piramidin tepesindedir. Bizler hayvanlar aleminin bir parçası değiliz çünkü bedenlerimiz diğer primatlarınkine benzerken, zihnimiz geçmişimizi, geleceğimizi düşünmemizi, kendimiz ve gezegenimiz için uzun vadeli planlar yapmamızı sağlar.

Ancak üstün zekamıza rağmen sistemin “üstünde” değiliz; biz onun bir parçasıyız. Bu şekilde, altımızdaki tüm seviyeleri etkileriz. Bu nedenle, en üstteki, insan seviyesindeki herhangi bir arıza, tüm piramidin içine sızar ve diğer seviyeleri de bozar.

Şimdi sorunun tamamen insanlıkta olduğunu görmek kolaydır. Ayrıca, sorunlar insan katılımının her alanını kapsadığından, gaz emisyonlarını azaltmanın hiçbir şeyi çözmeyeceği açıktır. Dünyayı düzeltmek istiyorsak, insanlığı düzeltmemiz gerekiyor.

İnsanlığı incelediğimizde, her insanın kendine özgü becerileri ve özellikleri vardır. Kendi içlerinde, bu özellikler sorun değil, avantajdır. İnsan düşüncelerinin, yaklaşımlarının, kültürlerinin, fikirlerinin ve inançlarının çeşitliliği, iplikleri teorik olarak her şeyi başarabilecek güçlü bir varlık haline gelen bir duvar halısı yaratır. Dolayısıyla sorun insanlarda değil, birbirleriyle nasıl bağ kurduklarındadır.

Şu anda insanlığın dokusundaki ipler birbirini koparmaya çalışıyor. Birbirimizi güçlendirmek, desteklemek ve cesaretlendirmek yerine, üstünlük ve güç için yarışıyoruz. Kumaşı olabildiğince güçlü ve güzel kılmak için çalışmak yerine, çarşaftaki en güçlü iplik olmaya çalışıyoruz. Yorgun olmamız şaşırtıcı mı? Etrafımızı saran sonsuz mücadeleler ve kötü niyetten midemiz bulanıyor mu? Depresyonun zamanımızın en yaygın hastalığı olması şaşırtıcı mı? Ve son olarak, dünyamızın, tek evimizin mahvolmuş olması şaşırtıcı mı? Şimdi, gezegenimizi kurtarma konusuna geldiğimizde gerçekten neye odaklanmamız gerektiğini bildiğimizi düşünüyorum.

Üzgünüm, bu öge için yorum yapma kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed