“Dünya Mutluluk Raporu – Algılanan Mutluluk, Mutluluk Değildir” (Linkedin)

 

En son Dünya Mutluluk Raporu’na (WHR) göre, Finliler dünyadaki en mutlu insanlar ve Afganistan halkı en mutsuz insanlar. Ayrıca, listedeki ilk dört ülke Kuzey Avrupa’dan, Hollanda beşinci sırada. Bu ilginç çünkü bu ülkeler gezegendeki en iyi yaşama sahipse, neden göçmenlerle dolu değiller? İnsanların fakir ülkelerden, en mutlu yaşamı sunabilecek ülkelere doğru, ilk adım olarak daha zengin ülkelere göç etmelerinden dolayı mı? Muhtemelen hayır, çünkü en mutlu ülkeler popülerlik ölçeğinde o kadar yüksek değil. Görünüşe göre, kişiyi mutlu eden şey, diğerini mutlu eden şey ile aynı değil. Mutluluk olarak algıladığımız şeyle mutluluğun gerçekte ne olduğu arasında büyük bir fark vardır.

WHR, hangi ülkenin daha fazla mutlu olduğunu belirlemek için birkaç faktörü araştırdı. Bunların arasında GSMH (bir ülkenin ekonomik göstergesi), gelir eşitsizliği, yaşam seçimlerini yapma özgürlüğü, güven ve başkalarına güvenebilme yeteneği, kamu kurumlarına güven, sağlıklı yaşam beklentisi, refah ve cömertlik vardır. Bu tür faktörlerin insanların mutluluğunu belirlemede büyük bir rol oynayacağı makul görünüyor, ancak gerçekte, tüm projenin anlamsız olduğu kilit bir faktörü gözden kaçırıyorlar: insanların beklentileri, yani anketleri yapanların mutluluk algılarının karşısında, insanların mutluluk olarak algıladıkları şey.

Örneğin, insanlar gelir eşitsizliğinden rahatsız olmazlarsa, diğerlerinden daha fazlasına sahip olmaları onları mutlu etmeyecek veya daha azına sahiplerse mutsuz olmalarına neden olmayacaktır. Aynı şey güven için de geçerli: Bir kişi aile üyelerine karşı güven duyabilmeyi oluşturabiliyorsa ve daha fazlasını beklemiyorsa, o zaman bu ülke dünyadaki en yozlaşmış ülkeler arasında yer alsa bile, bu, o ülkenin insanlarını daha sefil hale getirmeyecektir. Görünüşe göre araştırma Batılı zihinler tarafından tasarlandı ve ülkelerin mutluluğunu, Batılı zihinlerin mutluluk için önemli gördükleri şeylere göre sıraladı. Ancak Batılı zihinler, nesnel gerçeklik değildir.

Gerçek şu ki, nesnel bir gerçeklik yoktur; insanların mutluluğunu karşılaştıramazsınız – ne ülkeler arasında ne de çağlar arasında. Bununla birlikte, insanlar bireysel olarak mutlu olup olmadıklarını belirleyebilirler. Mutluluğumuzu ölçebilir, derecelendirebilir, hayatımızın önceki aşamalarıyla karşılaştırabilir ve kendimizi nasıl daha mutlu edeceğimizi planlayabiliriz çünkü içeride bizi neyin mutlu ettiğini biz biliyoruz: Basitçe ifade etmek gerekirse, istediğimizi aldığımız zaman mutlu oluruz. Arzularımız tatmin edildiğinde, mutlu hissederiz. Ya da belki yeniden ifade etmeliyim: Memnuniyet hissederiz.

Maalesef, biz asla memnun değiliz, olamayız da. Bilgelerimiz daha önce Midrash’ta (Kohelet Rabbah) şöyle demişti: “Kişi, dileklerinin yarısı kendi elindeyken dünyayı terk etmez; yüzü olan birisi iki yüz ister, iki yüzü olan biri dört yüz ister.” Başka bir deyişle, insan doğasının kendisi memnuniyetimizi reddeder. Sahip olduklarımızdan memnun olsaydık, medeniyetimiz olmazdı çünkü hayatlarımızı iyileştirme dürtüsü hissetmezdik. Sonuç olarak, teknolojiye sahip olmayacaktık ve insanları neyin mutlu ettiğine dair soylu sosyal ideallerimiz olmayacaktı. Yani WHR’nin kendi standartlarına göre, biz mutlu olamayız. Ama akabinde, ilk aşamada bizi mutlu ettiği söylenen şeyleri biz istemeseydik, bunlara sahip olmamak bizi neden mutsuz etsin?

Bizi neyin memnun ettiğini değil, bizi gerçekten mutlu eden şeyin ne olduğunu anlarsak, bu anlayış bariz şekilde çözülür. Daha önce bir anneyi yeni doğmuş bir bebeği ile gözlemlediyseniz, bunun ne olduğunu bilirsiniz: başkalarını memnun etmenin hazzı! Bebek battaniyesinin içinde, karnı tok ve derin bir uykudayken bile, annesi hala onu izler, battaniyesini gereksiz yere düzeltir ve gülümser. Hiç kimse bebeğinin ihtiyaçlarını karşılayan bir anneden daha mutlu değildir.

Başkalarının arzularını, annelerin bebeklerini memnun etme çabası gibi tatmin etmeye çabalarsak ve diğerleri de aynısını bizim için yapmaya çalışırsa, herkes mutlu olur. Memnun etmek için asla bitmeyen bir arzu havuzumuz olurdu, herkesin kişisel ihtiyaçları her zaman en üst düzeyde karşılanırdı ve herkes başkalarını her zaman mutlulukla memnun ederdi. Böyle bir ruh halinin neden olabileceği mutluluğun gerçekten sonu yoktur.

Burada mucize yok; bu psikolojik bir değişim. Kendi arzularımıza odaklanmak yerine, başkalarının arzularına odaklanmalıyız ve onlar da bizimkilere. Dünyayı değiştirmek ve hepimizi, dünyadaki her insanı gerçekten sonsuza dek mutlu kılmak için gereken tek şey bu. Bundan sonra, mutlu olup olmadığımızı bize söyleyecek raporlara ihtiyacımız olmayacak; biz kendimiz bilebiliriz.

Üzgünüm, bu öge için yorum yapma kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed