Doğa Duyarlı Mı?

Tanrı’ya inanan insanlar, dinlerin O’na ilişkilendirdikleri yöntemlerle, O’na duygu ve düşünceler atfederler ve kaderimizi belirleyen herhangi bir güçlü bireyle iletişim kurma şeklimiz gibi, O’nunla iletişim kurarlar: O’nu memnun etmeyi ve karşılığında O’nun lütfunu almayı hedefleriz. Peki ya doğa? Doğa duyarlı mı? Doğayı memnun etmeli miyiz? Ve eğer yapmalıysak, bunu nasıl yapabiliriz?

Kabala bilgeliği doğa ile Tanrı arasında ayrım yapmaz. 20. yüzyılın büyük kabalisti Baal HaSulam, “Barış” adlı makalesinde, doğa ve Tanrı’nın eşanlamlı olduğunu açıkladı, bu nedenle doğadan bahsettiğimizde, aslında Tanrı’dan bahsediyoruz ve Tanrı’dan bahsettiğimizde, aslında doğadan bahsediyoruz.

Ancak, Kabala bilgeliğine göre doğa, iyi eylemler veya kötü eylemler arasındaki dengemizi kontrol eden ve bizi buna göre ödüllendiren veya cezalandıran bir “muhasebeci” değildir. Doğa, her şeyi yaratan, her şeyi yöneten ve her şeyi onun tüm gerçeklikle tam bir birlik ve uyum amacına yönlendiren süper zeki bir mekanizmadır. Doğa, yaratılışı sürekli olarak, atomik seviyeden cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerine kadar daha büyük bir karmaşıklığa doğru geliştirir.

İnsan seviyesinde, bizler tüm doğanın evrimleştiği şekilde evrim geçiriyoruz. İlk önce köylere dönüşen klanlarda toplandık, köyler kasabalara, kasabalar ülkeler haline geldi ve günümüzde tüm dünya tek bir küresel köy olurken insanlar, hayvanlar, bitkiler ve mineraller birbirine bağlı tek bir sistemin parçalarıdır. Bizler, dünyanın her yerine bağlanmış ve dişli bir mekanizma haline geldik.

Dahası, bu mekanizma apaçık zekidir. İçindeki her şey karmaşık ve akıllıca diğer her şeye bağlıdır ve yaratılışın tüm parçaları eş zamanlı olarak artan birleşmeye doğru ilerliyor. Tıpkı karıncaların veya balık sürülerinin, senkronize zekâlarının rehberliğinde bir bütün olarak düşünmeleri ve hareket etmeleri gibi, çevremizdeki her şey uyum içinde çalışır; insan dışında her şey.

İnsanlar, doğada,  doğruyla yanlışı ayırt etme ve ne zaman ne yapılacağının içgüdüsel bilgisinden mahrum bırakılan tek unsurdur. Ama bu da bir amaç için yapıldı. Çevremizdeki mükemmel yaratılışta eksik olan tek unsur, hayatımızın amacının farkında olmaktır. Farkındalık önceden yüklenemez; edinilmesi gerekir. Bu yüzden, dünyamız hakkında her bir bilgiden yoksun doğarız. Aslında, ilk başta o kadar çaresiz doğarız ki, yemek için annemizin meme ucuna bile ulaşamayız ya da kendimize bulaştırmadan dışkılayamayız. Hiçbir yavru hayvan yeni doğmuş bir bebek kadar çaresiz değildir. Ancak, bu kasıtlı olarak yapıldı, böylelikle bizler her şeyi sıfırdan öğreneceğiz ve sürecin sonunda yaratılışın zirvesine ulaşacağız ve bizi yaratan sistem – doğa (ya da Tanrı) kadar zeki olacağız.

Doğanın “doğası” uyum ve birleşme olduğundan ve hedefin farkındalığını kazanmamız gerektiğinden, doğduğumuzda onun tamamen zıttıyız, bu yüzden uyum ve birleşmenin her yönünü öğreneceğiz. Sorun şu ki, doğaya zıtken, duygusuz/bilinçsiz çocuklar gibi, çevremizdeki her şeyi yok eden bir tehditten başka bir şey değiliz. Ancak birlikte çalışmayı öğrendikçe, yaratılış anlayışımıza karşı birlik ve dayanışmanın canlılığının farkına vardıkça, doğanın eğilimine uygun olarak kendimizi daha akıllıca yönetmeyi de öğreniriz ve kendi aramızda ve doğayla hissettiğimiz çatışmalar, bizi ileriye doğru iten rüzgârlara dönüşür.

İnatçı olduğumuz sürece acı çekeriz. Gökyüzünü, suyu ve toprağı kirletiyoruz. Güç ve kontrol elde etmek için doğanın bize verdiği bolluğu tüketiyoruz; sanki sadece bizim hayattan zevk almaya hakkımız varmış gibi, birbirimizi kullanıyor ve taciz ediyor, öldürüyor, tecavüz ediyoruz ve birbirimizi kötülüyoruz ve geleceğe hiçbir şey bırakmıyoruz. Yetişkinlerin bedenleriyle ama bir çocuğun zihniyle yetişkin çocuklar gibi davranıyoruz.

Bağ kurmaya odaklanırsak, doğru yolu bulup yarattığımız karmaşayı temizleyeceğiz. Kendimiz için talep etmeye devam edersek ve doğanın uyum ve birleşme yönündeki eğiliminden kaçınırsak, doğa ile artan çatışmamız bize daha da kötüleşen olumsuzluklar getirecektir. Zeki olabiliriz ama çok akılsızız. Kendimiz için gerçekten iyilik yapmak istiyorsak, önce bildiklerimizi, bilmediklerimizi ve kendimize yardım etmek için ne yapmamız gerektiğini nasıl öğrenebileceğimizi öğrenmeliyiz. Doğanın zeki mekanizmasını dinlersek, onun yörüngesine uyum sağlamayı artırma yolunda ilerlersek, yaşam kendi kendimize verdiğimiz yıkımdan çok daha kolay ve basit olacaktır.

Üzgünüm, bu öge için yorum yapma kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed