“Maneviyat Ömür Boyu Süren Bir Yolculuksa, Kişi İlerleme Kaydedip Kaydetmediğini Nasıl Anlar?” (Quora)

Maneviyat, aramızdaki bağda tek bir ruh olarak ifşa olan sevgi, ihsan etme ve pozitif bağ niteliğidir. Buna karşın, bedensellik alma niteliğidir ve bu dünyada sahip olduğumuz algıyı karakterize eder.

Bu nedenle, manevi ilerleme, bu dünyadaki geçici ve kopuk maddesel durumumuzun üzerinde, tek bir ruh olarak sonsuz ve mükemmel bağımızı keşfettiğimiz, birbirimizle bağ kurmanın metoduna ihtiyaç duyar.

Bu nedenle manevi ilerleme, birbirimizle bağlı olarak onun tamamen özgecil bağlantılarına benzemeye çalıştıktan ve maneviyata karşıtlığımızı: egoist olduğumuzu ve sürekli olarak kendi kendine yönelik tatmin elde etmek istediğimizi keşfettikten sonra ortaya çıkar. Böyle bir zıtlığı “suç” olarak hissederiz ki, ondan kopmamız ve onun üzerine çıkmamız gerekir. Dahası, bedensel niteliğimiz, kendimizi maneviyata yükselttiğimiz bir temel olarak bizimle kalır. Durum böyle olunca da, manevi olarak ilerlemeye çalıştıkça, defalarca bu nitelik çatışmasını giderek daha fazla hissederiz.

Bu nedenle, kendimizi maneviyata ulaşmak isteyen, manevi arayışta olanların destekleyici çevresine dahil ederek ve tek bir ruh olarak, manevi kökümüzden sevgi ve ihsan etme güçlerini çekmemize meydan veren bağ kurma metodunu (Kabala bilgeliği) uygulayarak, sonunda birbirimize ne kadar kayıtsız olduğumuzu keşfederiz ve daha sonra birbirimizi reddediş hissederiz ve diğerlerinde her türlü olumsuz niteliği görürüz.

Bu tür ifşalar, aslında çektiğimiz sevgi ve ihsan etme manevi güçlerinin (“ışıklar” olarak adlandırılır) aramızdaki mesafeyi (tek bir ruh olarak manevi durumumuza ne ölçüde zıt ve farklı olduğumuzu) ortaya koyduğu, manevi ilerlemenin olumlu işaretleridir ve bu zıtlığın ifşasından, birbirimizle manevi bir bağ kurmaya ve manevi olarak ilerlemeye başlayabiliriz.

Böylece, manevi ilerleme diğerleriyle olumlu bir şekilde bağ kurmaya yönelik artan bir ihtiyaç ve özlem olarak hissedilir. Peki, başkalarıyla olumlu manevi bağa ihtiyacımız olduğunu ne zaman anlarız? Bu, birbirimizi ne ölçüde reddettiğimizi bildiğimiz, birbirimizi istemediğimiz ve birbirimizle ilgili her türlü şikâyete sahip olduğumuz zamandır. Bu noktada, ruhun kırılmasının ifşa olmaya başladığını söyleyebiliriz, yani başlangıçta tek bir ruh olan algımızdan ve hissiyatımızdan koptuğumuz, hepimizin daha büyük bir bütünün parçaları olarak işlev gördüğümüz ve böylece o bütündeki sonsuz hayatı hissettiğimiz nokta.

Bizi ayıran bayağı arzu o zaman ifşa olur ve bu arzuyu iptal etmek veya geri almak için değil, onun üzerinde bağ kurmaya başlamak için çalışırız, böylece kurduğumuz manevi bağ aramızdaki reddedilişi etkisiz hale getirmeyecek, ancak onlar birlikte var olacaktır.

Dolayısıyla manevi ilerleme, anlayışımızda olgunlaştığımız ve iki zıt durumu bir arada tutma yeteneğimizde olgunlaştığımız, alma ve ihsan etmenin, egoizm ve özgeciliğin, nefret ve sevginin aramızda yaşayacağı, artan bilgelik ve içsel gelişim sürecidir ve içimizde yüzeye çıkan her olumsuz nitelikle, ona sevgiyi, ihsan etmeyi ve olumlu bağ için artan özlemi uygulayabileceğimiz bir temel olarak ilişki kurarız.

“Kişi, başına gelen kötülükleri de iyilikler için yaptığı gibi kutsar” sözünün anlamı budur (Masechet Berachot 9: 3).  Çünkü tüm kötülükler ve iyilikler aramızda sadece daha olumlu bağları ifşa etmemiz için ve nihayetinde bizi canlandıran sevgi, ihsan etme ve bağın (“Yaradan” olarak adlandırılır) gücüyle temas halindeki tek bir ruh olarak bağlantımızı keşfetmemiz için su yüzüne çıkar. Bu manevi ilerlemenin sonucu, Kabala bilgeliğinde, “Yaradan’ın bu dünyadaki yaratılmış varlıklarına ifşası” olarak adlandırılan sonsuzluk, mükemmellik ve hakikat hissidir (Kabalist Yehuda Aşlag [Baal HaSulam], “Kabala Bilgeliğinin Özü”).

Üzgünüm, bu öge için yorum yapma kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Sonraki yazı: