Daily Archives: Aralık 30, 2020

“İnsanlar Gerçek Sevgiyi Nasıl Keşfeder?” (Quora)

Öncelikle gerçek sevginin ne olduğu hakkında hiçbir fikrimizin olmadığını anlamalıyız. Gerçek sevgiye ulaşana kadar, sevgiyi her türlü maddi ve egoist yolla yorumluyoruz yani sevgi olarak resmettiğimiz her şeyden, öncelikle kendimize fayda sağlıyoruz.

Ancak gerçek sevgi tamamen farklıdır. Gerçek sevgi, başkalarına fayda sağlama, başkalarının arzularını hissetme ve onların yerine getirilmesi yoluyla haz alma becerisidir. Gerçek sevginin idraki, doğaya göre,  maddesel terimlerle sevgiyi tanımlama şeklimize zıttır.

Gerçek sevgi, nihayetinde insanlığın tek bir ortak sistemde birleştirilmesidir. Şu anda bu sistemi, başkalarının ve doğanın pahasına sürekli olarak kendimize fayda sağlamaya çalıştığımız ve bunu yaparak, birbirimize karşı tutumumuzda belli bir dereceye kadar ayrılık ve mesafe hissettiğimiz, egoist mercekler aracılığıyla, onun zıt biçiminde deneyimliyoruz. Bu egoist durumun üzerinde birleşmeyi hedefleyerek kendimizi, birbirimize olan reddimizi keşfederken buluruz ve sonunda farklılıklarımızın üstesinden gelmemiz gerektiğini anlar ve gerçek sevgi bağlarını oluştururuz. Aramızdaki mesafenin büyüdüğünü ne kadar çok hissedersek, bu mesafeyi gerçek bir sevgi ve önem tutumuyla kapatmak için, samimi bir arzu geliştireceğiz.

Dolayısıyla gerçek sevgi, nefret ve reddetme, ortak bir sevgi şemsiyesiyle örtüldüğünde, karşıtların birleşmesidir. Doğuştan gelen egoist uzaklığımızın üzerinde birleşmeye doğru ne kadar çok ilerlersek, o zaman hayatımıza giren yeni bir tür atmosferi daha çok hissetmeye başlayacağız ve bu bize bugüne kadar haz aldığımız her şeyden çok daha dolu bir tatmin duygusu verecektir.

Hayatımıza giren gerçek sevginin keşfi, bu nedenle gerçekte var olan mükemmelliği ve bütünlüğü keşfetmek için bir fırsattır. Doğuştan gelen egoist niteliklerimizde dar ve kopuk bir yaşam duygusu hissetmek yerine, hücrelerin ve organların çalışma ve parçası oldukları tüm organizmayı hissetme şekline benzer bir gerçeklik algısı ve hissine ulaşırdık. Böyle bir koşul içinde, farklılıklarımızı ve bölünmelerimizi sürekli olarak çok daha büyük bir birleşme gücüyle örteceğimiz için, realitenin negatif-egoist ve pozitif-özgecil kutupları arasında sürekli dalgalanmalar hissederdik. Böylelikle, kendimizi hayatın sürekli alçalıp yükseldiği, sonsuz bir dünyada hissederdik.

Doğuştan gelen egoist tavrımızdan, başkalarının pahasına kendimize fayda sağlama isteğimizden, başkalarına fayda sağlamayı istemek için özgecil bir tavra doğru değişiğimiz zaman, içgüdüsel egoist dürtülerimizi, üstüne yükseldiğimiz negatif güçler olarak hissederiz. Egonun üzerine yükselerek, bağ kurma, verme ve sevme (doğada yaşayan olumlu ve ebedi güçler) güçlerini hissederiz ve bu değişimi yapmak için, ortak bir eğilimde birbirimizi tamamlarız.

Bu çok önemli değişim, yalnızca, farklılıklarımızın ve bölünmelerimizin üzerine yükseldiğimiz ve birbirimizi tamamlamaya başladığımız, birleşmemizin ölçüsüne bağlıdır. Karşılıklı olarak, içsel doygunluğun verdiği mutluluk duygusu, bize sonsuz yaşam hissiyatı verir.

Bu gerçek sevgiyi keşfetmek için, sadece bağlarımızı nasıl geliştireceğimizi, karşılıklı olarak birbirimizi nasıl tamamlayacağımızı ve yerine getireceğimizi ve başkalarında kusur gördüğümüz egoist lenslerimizi, farklılıkların üzerinde birleşmeye çağrı olarak, herhangi bir egoist dürtü hissettiğimiz yerde nasıl değiştireceğimizi öğrenmemiz gerekir.

Çok Fazla Bilgi Olabilir Mi?

Soru: Mümkün olduğunca çok öğrenmek isteyenler var. Kişi çok fazla bilgi edinebilir mi?

Cevap: Ne yazık ki, çoğu zaman kişi kendini Klipot denen çöple doldurur.  Genel olarak bu, engelleyen gereksiz bilgidir çünkü bilgiyi algılama, işleme ve karar verme konusunda bizler çok zayıfız.

Bu nedenle, kendimizi, içinde uygun şekilde gelişebileceğimiz temiz/net bir alanla veya duyusal bilgi kümesiyle sınırlamaya değer.

Soru: “Bilgiyi arttıran, acıyı arttırır” denir. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Bu iki açıdan düşünülebilir. Birincisi, kesinlikle ihtiyacım olmayan bilgileri edinmeye çalışıyorum ve o zaman kafam karışır ve gereksiz bir şeyle dikkatimi dağıtırım. Ya da bana acı veren bilgi edinirim, ama bu acı beni gerçeği ve mutluluğu aramaya yönlendirir.

Twitter’da Düşüncelerim / 30 Aralık 2020

Yaradan kendini tersine çevirdi – ve böylece O’na zıt olanı yarattı – egoizm. Yaradan’a zıt olan kendimizi, O’na benzer yapmalıyız. Yaradan bize böyle yardım eder, içimizde O’na (Ego) zıt nitelikleri doğru, aşamalı ıslah sırasına göre gün yüzüne çıkararak.

“Fırtınalı 2020 Sona Erdi Ama 2021’in Daha Az Fırtınalı Olması İçin Hiçbir Şey Yapmıyoruz” (Linkedin)

2020 neredeyse bitti ama 2021’i daha az fırtınalı ve yaşanması daha keyifli hale getirmek için herhangi bir öz-eleştiri yapmıyoruz. Genellikle, senenin sonunda içsel gözlem yaparız, özetleriz ve sonuçlar çıkarırız. Geçtiğimiz yıl o kadar anlaşılmaz, öngörülemez ve açıklanamazdı ki onu anlamlandırma fikrinden tümüyle vazgeçmiş gibiyiz. Peki, biz ne yapıyoruz? Köşede oturup bekliyoruz. Ama ne için bekliyoruz? Hiçbir şey yapmazsak 2021, 2020’den daha kötü olacak, buna hiç şüphe yok.

Nefret ve şüphenin arttığı her yerde eğer 2020 bize bir şey öğrettiyse, o da nefretle hiçbir şeyin elde edilmeyeceğidir. İşbirliğini denememizin zamanı geldi. Olgunlaşmamızın ve ne olursa olsun birlikte yaşamamız, birlikte çalışmamız ve birlikte büyümemiz gerektiğini anlamamızın zamanı geldi. Toplumlarımızı, tek bir toplum olarak inşa etmek zorundayız. Ve şüphesiz, aşırı nefret üzerine kurulu bir toplum, insanların yaşamak ve çocuklarını büyütmek istediği bir toplum değildir.

Kendi geleceğimizin sahibi olmadığımızın farkına varmamız iyi bir şey. Ancak bu, şu an için hiçbir yükümlülüğümüz olmadığı anlamına gelmez. Ve bugünü iyileştirirsek, geleceğimizin de daha iyi olacağına şüphe yoktur. Şu anda, nefret ve güvensizlik kokan, parçalanmış bir toplumda yaşıyoruz. Bunun üzerinde çalışırsak, geleceğimiz daha iyi olacak mı? An itibariyle, aramızdaki yabancılaşma, depresyon ve sosyal izolasyon nereye bakarsak bakalım büyüyor.  Şimdi bununla ilgili bir şey yaparsak, 2021’i daha iyi hale getirmez mi?

Geleceği korkuyla beklemek yerine, şimdiye bakmalı ve işleri daha iyi hale getirmek için nerede çalışabileceğimizi görmeliyiz. Ve çalışmak için en iyi ve en etkili yer, kendi aramız, ailemiz ve toplumumuz, şehirlerimiz, eyaletlerimiz ve ülkenin her yeridir. Yapmamız gereken iş, aramızda patlak veren nefreti ve inkar edilemez varlığına rağmen, birbirimize bağımlı olduğumuzu kabul etmektir. Cumhuriyetçileri Demokratlardan ayırmaya çalışmak ABD’yi Çin’den ayırmaktan daha zordur: işe yaramayacaktır. Tek seçenek, nesillerdir olduğu gibi birlikte yaşamayı öğrenmektir.

Manevi Dünyaya Girişin Eşiğinde

Soru: Egoizmi ortadan kaldırmayıp, onun yerine küçük bağ köprüleri kurmamız ne anlama geliyor? Odağımı ortaya çıkan egoizmin üzerine değiştirirsem, hala onu bir şekilde dönüştürmüş olmuyor muyum? Yoksa bana mı öyle geliyor, aslında o aynı mı kalıyor?

Cevap: Manevi dünyaya girmenin eşiğinde zihnimizde ve duygularımızda sorunlar hissetmeye başlarız. Bu, fizikçilerin ışığın ikiliğini keşfetme şekline benzer: onun parçacıklarının yapısı veya dalgalı yapısı.

Elektronlar ve fotonlar, bir kişinin gözlemleyip gözlemlemediğine bağlı olarak parçacık veya dalgalar gibi davranır. Bu, onun fiziksel yasalara değil, algılama yasalarına bağlı olduğunu anladığımız anlamına gelir.

Fizikte neyle uğraştığımızı tam olarak anlamadığımızı gösteren kanıtlar ve denemeler vardır. Fizikte her şey formüllerle, grafiklerle, iğnelerin bir metredeki hareketiyle veya ekrandaki rakamların titremesiyle ifade edilse de gerçekte ne olduğunu hala anlamıyoruz.

Dünyevi aklımız, mutlak egoizm üzerine kuruludur ve anti-egoizm üzerine inşa edildiğinde, ona zıt olan hiçbir şeyi anlayamaz ve algılayamaz. Dahası, bu sadece anti-egoizm değil, artıdan eksiye geçiştir. Bir yandan kendi egonuzun perspektifinden, diğer yandan benim egoizmimin perspektifinden farklı düşünüyorsunuz. Bu bize hiçbir şey veremez.

Mesele, aynı amaç içinde olmakla ilgilidir, biri egoist diğeri ona zıt olan iki tür duygunun olduğu tek bir arzu içinde, ancak ikisi de aynı amaçta, aynı anda var olur. Bunun için Tevrat’tan güzel bir örnek vardır, Yaradan İbrahim’e  “Senin soyun İshak aracılığıyla hesaplanacak”, o senin geleceğin ve insanlığı hedefe doğru yönlendirecek der ve kısa bir zaman sonra ekler, onu al ve öldür, “yakmalık sunu olarak onu orada kurban et”.

Bu iki zıtlık nasıl bir arada var olabilir? Tabii bununla ilgili yüzeysel yorumlar var, görünüşe göre ölüm yoluyla görünüşte başka bir hayata ulaşır.

Ancak bunun tamamen farklı bir algı, farklı bir matrisle ilgili olduğunu ve karşıtların yalnızca bir arada var olamayacaklarını, aynı zamanda birbirlerini tamamladıklarını ve yine de karşıt olarak kaldıklarını anlamamız gerekiyor.

Zıtlıktan bahsettiğimizde, nasıl var olduklarını anlamasak da biri varsa diğeri de var demektir ve bunun tersi de geçerlidir. Bunun için üst ışık üzerimize inmeli, kavramlarımızı, duyularımızı genişletmelidir ve ancak bunlar manevi hale geldiklerinde, bizler bunun farkına varacağız.

Bu aslında onluda ulaşmaya çalıştığımız şeydir, dünyayı farklı bir seviyede yani farklı bir akılla, farklı bir yürekle, farklı bir algıyla, farklı bir farkındalık ve kabulle görmek.

Bunu yapmazsak, hiçbir şey yapamayız. İsrail’de seçimlerden önce neler olduğuna bakın, 20 farklı parti birbiriyle savaşıyor ve birbirlerini yutmaya hazırlar. Avrupa’da ve tüm dünyada neler olduğuna bakın. Bu sadece başlangıçtır. Dünyevi seviyemizde hiçbir şekilde çözemeyeceğimiz sorunları göreceğiz. Çıkış yok!

Mesele şu ki, ilahi takdir bizi birbirimize yakınlaştırıyor, ortak bir zemin bulamıyoruz çünkü her devletin, her ulusun egoizmi sürekli büyüyor. Geçmişte artan egoizme göre birbirimizden uzaklaşmayı başardıysak, şimdi ilahi takdir bizi baskı altına alıyor, bizi birbirimize doğru itiyor ve biz bunu değiştiremeyiz.

Ya dünya algımızın doğru, manevi bir algıya dönüştürülmesini talep etmeye başlayabiliriz ya da doğrusal olarak yakınlaşarak kendimizi savaşa sürükleyeceğiz. Çünkü sürekli olarak birbirimize yakınlaşırsak ve aynı zamanda gittikçe daha zıt kalırsak başka bir yol olmayacaktır.

Yaradan, içten ve dıştan iki güçle üzerimizde etki eder. O, bir yandan içimizdeki egoizmi geliştirir, diğer yandan bizi giderek daha da yakınlaştırır. Geçmişte birbirimizden uzakta yaşadık ve yalnızca gerektiğinde iletişim sağlardık, bugün bizler, ortak bir arka bahçedeyiz.

Yarın aynı evde olacağız ve daha sonra aynı odada olacağız. Buna nasıl katlanacağız? Dahası, egoizm her birimizde içsel olarak büyürken, aramızdaki artan yakınlık gerçekleşiyor. Bu tür yollarla Yaradan, bizi O’na dönmeye zorluyor.

Aynı zamanda, sadece doğru koşulda olanlar O’na dönecektir. O’na öylece haykıramazsınız. İnsanlar asırlardır boşuna O’na haykırıyorlar.

Kabala bilgeliğine göre, onlularda bir araya gelmeli ve onluların içinde doğru atmosferi yaratmalıyız, burada,  “onlu nasıl tek bir bütün olabilir?” meselesine bir çözüm bulmak isteriz.

Tüm dünya onlulara bölünecek ve böylece herkes ıslah olacaktır. Bize, onluları inşa ediyormuşuz gibi gelebilir ama aslında öyle değil. Gelecekte, ilahi takdirin tüm bu düşünceleri, duyguları ve kararları içimize aşıladığını anlayacağız.