Daily Archives: Aralık 16, 2020

Geleceği Olmayan Toplum

Soru: Eski zamanlarda ahlaksız insanlar bilimin dışında tutuldu. Günümüzde bir kişinin ahlaki ilkeleri ile mesleği arasında hiçbir bağlantı yoktur. Bu durum iyileştirilebilir mi?

Cevap: İnsanın ahlaki seviyesini yükseltmemiz gerekiyor, aksi takdirde geleceğimizi terk etmek zorunda kalacağız çünkü sonunda kendimizi yok edeceğiz. Toksik maddelerin üretimini yasaklayan bir sözleşme var ama ona kim riayet ediyor ki? Kendimize getirdiğimiz her türlü kısıtlamaya rehberlik edemeyiz.

Dünyadaki bu tür şeylerin ona karşı çalıştığını görebilmesi için kişi yetiştirmeliyiz. Zehirli maddeler üreten bir toplum kendini mahveder. Böyle bir toplumun geleceği yoktur.

Yorum: Alçakgönüllülük, ahlaki olarak kendini geliştirme açısından diğerlerinden daha fazla ilerlemiş insanların doğasında vardır.

Onlar, başkalarına ders vermek istemezler.

Cevabım: Bu yanlıştır. Bu onların egoizmlerinin bir yansımasıdır.

Onlar kendilerini aşmalı ve fikirlerini, temellerini ve felsefelerini duyurmalılar çünkü bunların hepsi toplumun iyiliği içindir. Bir insanın bu yüzden kendini iyi ya da kötü hissetmesi, çekingenlik hissedip hissetmediği önemli değildir. Kişi bunu yapmalıdır!

Bir Sonraki Izdıraba Doğru! (Linkedin)

Harika!Covid-19 için bir aşı var!Bir sonraki ızdırabın pençesine doğru ilerleme zamanı geldi …

Gerçekten de Covid-19’u neredeyse bitirdik gibi görünse de, bunu aşmayı hak edecek hiçbir şey yapmadığımız nettir. Ve 2020’de yapmadığımız şeyi 2021’e sürükleyeceğiz. Gelişimimizin bir sonraki aşamasının bize sunacağı ek zorluklarla, hiç şüphe yok ki gelecek yıl bu yıldan daha zor olacak.

Biz ne yapmadık? Birbirimize bağlı olduğumuzu öğrenmedik; Onu derinlemesine anlamadık ve mesajını içselleştirmedik: birbirimize en az kendimize baktığımız kadar iyi bakmalıyız yoksa birbirimizi hasta ederiz.  Ayrıca iş piyasasının sonsuza dek değiştiğini öğrenmedik ve yeni çağa uygun yeni bir tane hazırlamadık. Bugün en önemli çalışmanın dayanışma ve karşılıklı sorumluluk inşa etmek olduğunu anlayamadık. Tek yaptığımız, kendimizi suçsuz görürken tespit edebildiğimiz her yanlış için birbirimizi suçlamaktı. Geçtiğimiz yıl, birini, başka görüşlere sahip olduğu için suçlamanın sadece kusurlu olmadığını fark edemedik; bu, kendinizede zarar verir, çünkü diğerini yok ederseniz, kendinizi de yok edersiniz. Başka birinin başka görüşlere sahip olduğu için hatalı olduğunu düşünürsek haklı olamayacağımızın farkına varmadık. Başkaları ne düşündüklerini düşünmedikçe, bizler de ne düşündüğümüzü düşünmezdik. Bu gerçektir, ve bu yıl bunun farkına varmaya yaklaşamadık.

Geçen yılki başarısızlıklarımıza geri dönmek için inşa etmemiz gereken iş piyasası, insanların gerekli olan şeyde çalıştığı, geri kalan insanların dayanışma geliştirmekle meşgul olduğu bir iş piyasası olmalıydı çünkü az önce de söylediğimiz gibi, bugün yapabileceğimiz en önemli iş birbirimizle bağ kurmaktır.

Gelire gelince, bu toplum yanlısı mesleklerle uğraşan herkes, insana yakışır bir yaşam için yeterli olacak bir gelir elde edecektir. Bu, mevcut yardım programlarının yerini alacak ve bu geliri elde etmek, toplumda, ülkede ve dünyada dayanışma inşa etmek için bu çabalara katılmaya bağlı olacaktır.

Yapılması olanaksız bir iş gibi görünse de ve tek bir yılda elde edebileceğimiz bir şey olmasa da, ilk adımı bile atmadık ve başarısız olduğumuz yer burasıdır.

Artık bir aşı olduğuna göre insanlar 2019 yaşam tarzına dönmek isteyecekler. Bu bir süre yükselebilir, ama yakında azalacaktır. Bizler geçen yıl boyunca değiştik; maddi mallar ve gösterişle değil, ilişkilerle ilgili, daha derin ve daha anlamlı yeni bir tatmine ihtiyacımız var. İşverenler personel arayacaklar, ancak bulmaları çok daha zor olacak ve hoşunuza gitsin ya da gitmesin, Covid-19’un bize gösterdiği yöne gitmek zorunda kalacağız: bedenlerde değil kalplerde bağa.

Ve eskisi gibi, 2021’de ne kadar uzun süre oyalanırsak, kesinlikle gelecek olan bir sonraki darbe daha acı verici olacaktır.

Biz Hayalperestlerdik

Gerçek şu ki, Yaradan tüm evreni doldurur. Hakikat (“Emet”), “Alef” – “Mem” – “Tav” (“א – מ – ת”) harflerinden oluşur, yani yaratılışta var olan üç güçten. “Alef – א” alfabenin ilk harfidir, Keter’dir, Yaradan’dır. “Tav – ת” alfabenin son harfidir, Malkut’tur. Ve “Mem – מ” ortadadır, Keter ve Malkut’u birbirine bağlayan Bina’dır.

Şunu anlamalısınız ki hakikat; düşüncemize ve duygularımıza göre bize görünen şey değildir. Dendiği gibi: “Gözleri var ama görmeyecekler; kulakları var ama işitmeyecekler. ” Yani, sanki kör ve sağır gibi nerede olduğumuzu hissetmeyiz, gerçek dünyayı hissetmeyiz, onun içinde dokunarak hareket ederiz.

Ancak bu ıslahın olduğu yerdir. Yaradan, bu gizliliği bilerek yarattı, böylece mükemmelliğe ulaşabiliriz, yani gizlilikten ifşaya, akıldan mantık ötesi inanca, Malhut’tan Bina’ya, almaktan ihsan etmeye gelebiliriz.

Kişi dış dünyayı hissettiğini düşünür ama aslında kendi içinde hapsolmuştur ve kendini içeriden hisseder. Bütün gerçeklik içimizdedir. Tüm evren, galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve üzerindeki her şeyle dünya, hepsi “Ben”im.

Bu, sanki bilincimi kaybetmişim ya da rüya görüyorum gibidir. Bazen rüyamda bir yere yürüdüğümü, gerçekmiş gibi bir şeyler yaptığımı görüyorum. Ama sonra uyanıyorum ve gerçek realitenin hayal ettiğim gibi olmadığını görüyorum.

Maneviyat ifşa olduğunda da aynı şey bize olur. Bir rüyada olduğumuzu anlarız ve şimdi uyandık ve gerçek realiteyi gördük.

Mantık ötesi inanç, gerçekliğin şu anda hayal ettiğim gibi olmadığını anlamak anlamına gelir. Aslında ben, beni kontrol eden üst gücün, Yaradan’ın içindeyim. Ve önümde görünen uçsuz bucaksız dünya benim içimde ve tüm dünyamı doldurmak ve her şeyi bir düzene oturtmak için Yaradan’ın gücünü çekmeliyim.

İnsan, tüm evreni dolduran Yaradan’ı ifşa etmek için elinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Bu da ancak onlu aracılığıyla, kaybolup dostlarınız içinde eriyerek mümkündür, onları o denli özümsersiniz ki Yaradan’ın tüm dostlarınızın arkasında olduğunu ve O’nu ifşa etmenizi beklediğini hissederiniz.

İşte bu şekilde inanç ışığını algılamaya, yani Yaradan’ı hissetmeye başlarım. Buna mantık ötesi inanç denir. Mantık, gözler tarafından görülen ve kulaklar tarafından duyulan eski gerçeklik duygumdu. Ama şimdi fiziksel algının ötesinde gerçekliği hissetmeye başlarım ve dostlarım aracılığıyla, manevi Kli’mi dolduran, Yaradan’ın, ruhumun on Sefirot’unun  ifşasına ulaşırım. Böylece ilk manevi ifşaya gelir ve daha da ileriye gitmeye devam ederiz.

Başarılı Ebeveynlerin Sekiz İlkesi, 1. Bölüm

Soru: Harvard Kennedy Okulu Profesörü Ronald Ferguson, başarılı çocuklar yetiştirmeyle ilgili “Formül: Son Derece Başarılı Çocuklar Yetiştirmenin Sırlarını Çözmek” adlı kitabın ortak yazarlığını yaptı. O ve ortak yazar olan gazeteci Tatsha Robertson “İyi Ebeveynlerin 8 Rolü” nü sunuyor.

İlk rol, “erken öğrenme arkadaşı” dır. Ebeveyn, çocuk okula başlamadan önce bile öğrenmeyi ve yaparak öğrenmeyi ve problem çözmeyi eğlenceli hale getirmeye, çocuğun ilgisini çekmeye çalışır.

Bir çocuğun öğrenme arkadaşı olmak ne demektir?

Cevap:  Bir ebeveyn konuştuğunda, çocuğa önceden bu hisleri, bu ilişkileri tanıtır ve açıklar.

Soru: Aynı zamanda çocuğu sınıf birincisi olmaya teşvik eder mi?

Cevap: Hayır. Konu rekabet değil, doğru tavırla ilgilidir.

Soru: Nasıl bir tavır olmalı?

Cevap: Bir çocuğa bilginin çekiciliğini aşılamak.

Yorum: İkinci role “uçuş mühendisi” denir. Bu, çocuğun çevresini kontrol eden ve bir şeyler ters gittiğinde müdahale eden bir ebeveyndir.

Cevabım: Bu doğaldır. Çevre, kişiyi ve onun gelişimini belirler.

Soru: Bir sorun varsa, ebeveyn devreye girip çocuğu farklı bir ortama taşıyabilir mi?

Cevap: Kesinlikle!

Soru: Bu zorlama değil midir?

Cevap: Hayır. Bu, yukarıdan yapılması gereken bir ayarlamadır.

Soru: Ya çocuk orayı seviyorsa?

Cevap: Ne sevdiği önemli değil.

Soru: Bu boyutta mı? Neredeyse zorla mı? Tek kelimeyle onu başka bir okula mı götürüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Çocuğu nasıl bir ortama götürmeliyim?

Cevap: Çocuğun gelişmesine yardımcı olan ve onu sınırlamayan ya da önünde yanlış idealler oluşturmayan bir ortama.

Soru: Doğru ortam ideali ne olmalıdır?

Cevap: Ücretsiz, kapsamlı şekilde geliştirilmiş, arkadaş canlısı, hiçbir şekilde kısıtlanmamış.

Soru: Bir ortamda olması gereken bu mu? Buna öğretmenler, sınıflar ve arkadaşlar dahil mi?

Cevap: Elbette, her şey.

Yorum: Üçüncü rol “iş bitirici” dir. Bir ebeveyn, çocuğunun başarılı olmak için gereken her şeye sahip olmasını ve çocuğun hayatını iyileştirme fırsatının kaybolmamasını sağlar.

Cevabım: Bunu yapmak için, önce ebeveyni eğitmeniz gerekiyor.

Soru: Bir çocuğun hayatını iyileştirmek için ana imkanlar nelerdir?

Cevap: Toplum, çevredir. Başka bir şey değil.

Yorum: Dördüncü rol “İfşa eden/ortaya çıkaran” dır. Ebeveyn-ifşa eden, onlara dünyayı ve onlara sunulan fırsatları göstererek, çocuğun dünya görüşünü genişletir ve onları müzelere, kütüphanelere ve sergilere götürür.

Cevabım: Doğru. Ben o şekilde yetiştirildim. Babam beni her zaman sinemaya götürürdü. O büyük bir film hayranıydı. Sadece sanatçılar, müzisyenler ve harika insanlarla ilgili filmlerin olduğu bir sinema salonumuz vardı. Bütün bu filmlere haftada bir gittik.

Soru: Bu, dünyaya bakış açınızı genişletti mi?

Cevap: Elbette! O zamandan beri, büyük sanatçılar, müzisyenler ve sanat insanları ile ilgili böyle filmleri görmedim.

Orta Çizgi – İnsanın Yolu

Nefret, reddedilme, anlaşmazlık ve yanlış anlama, özünde, birliğin zıt formu olan Yaradan’ın zıt biçimidir. Bizler bundan, yavaş yavaş Yaradan’ın edinimine geliriz.

Nesilden nesile ne kadar çok gelişirsek, kendimizi o kadar diğerlerinden ayrılmış bireyselciler gibi hissederiz. Yine de tüm günahları sevgiyle örttüğümüzde, tüm farklılıkların üzerinde bağ kurabileceğiz.

Reddetme ve bağ arasındaki, nefret ve sevgi arasındaki fark, Yaradan’ın ifşa oluşunun yoğunluğunu verir. Bu fark, üzerinde bağ ortaya çıktığı arzunun derinliği olarak kalır: kısıtlama, perde ve yansıyan ışık. Sonra eksi ve artı arasında, tüm karşıtları bir tutkal gibi birbirine bağlayan Yaradan’ın ifşasının gücünü hissederiz.

Bu nedenle Yaradan, Adam HaRishon’un ortak ruhunu kırdı, kırılan parçaların arasına tüm Gücüyle girdi ve orada Kendi zıt formunda kaldı. Böylece tamamen yapışmaya gelene kadar, O’nun zıttından, sevgiyi nefretten, birliği ve bağı reddetme ve yanlış anlaşılmalardan anlayabilir ve O’nu ifşa edebilirdik.

Bu nedenle, Adam HaRishon’un parçalarını tek bir sisteme bağlamak veya bizi birbirine yapıştıran Yaradan’ı ifşa etmek bir ve aynı şeydir.

Çalışma basittir: benim ve dostlarım arasında zıt formda Yaradan vardır, çabalarım, talebim ve dualarım vasıtasıyla, karanlığın ışık gibi parlaması için, reddetme gücünden bağın gücüne, yapışmanın gücüne dönüşüyorum. Sonsuz nefretin yerinde, aramızdaki kara uçurumda, en güçlü ışık, tam olarak açığa çıkan karanlık nedeniyle büyük bir gücün bağı ve sevgisi ortaya çıkacaktır.

Realitenin iyi ve kötüden oluştuğunu, birinin diğeri olmadan olamayacağını ve her ikisinin de eşit derecede önemli olduğunu anlıyoruz çünkü Yaradan’ın ifşa olması aralarındaki bağdadır. Sevgi geldiğinde nefreti sürdürmek çok zordur. Nefreti düşünmek istemiyoruz, tüm kalbimizle sevgiye çekiliyoruz. Nefrete tutunmak ve kendinizi sevgi okyanusuna atmamak çok daha zor bir iştir.

Ancak, bizler her ikisinden de oluşmalıyız ve ancak o zaman Yaradan’ın karşısında dururuz. Yaradan, mutlak iyiliğin tek gücüdür. Ancak bizler, iki kuvvet dahi ederiz ve bizimle birlikte olan Yaradan’ın yardımıyla, aralarında bir orta çizgi inşa ederiz.

Her insanın, her zaman iki görüş, iki güç, iki zıt arzu içerdiği gerçeğine alışmalıyız. Doğru yaratılışta, doğanın iki formu birleştirilmiş olmalıdır ve onların ortasına, Yaradan’ı yerleştirmek isteriz ki, “Yukarıda barış sağlayan O, bize ve tüm İsrail’e barış sağlayacaktır.” İyi ile kötü, aydınlık ve karanlık arasındaki farkı anlayarak, zıt durumların zıtlığı üzerinde üst gücü ortaya çıkarıyoruz. İyi ve kötüyü, nefret ve sevgiyi, ayrılık ve bağı, reddetmeyi ve dostlar arasındaki çekimi ifşa etmeye çalışırsak, aramızda Yaradan’ı ifşa eder ve bir orta çizgi inşa ederiz.

Nefret ve sevgi, birlikte mumu yakan yağ ve fitil gibi birbirlerini destekler. Her zaman direnç (fitil), bağ kurma güçlüğü, aynı zamanda yağ ve ışık olmalıdır. Realiteye karşı doğru tavrı böyle inşa ederiz.

Bu nedenle, dünyanın tüm iyi olma girişimleri, varoluşumuz için farklı bir yönteme ihtiyacımız olduğunu anlayana kadar, kötülüğün daha da büyük ifşasına yol açacaktır. Egoizmin istediği gibi, tüm karşıtları ortadan kaldırarak birbirimizi yok edemeyiz. Tam tersine, tüm karşıtları kullanarak orta çizgiyi inşa edebiliriz. Bu artık dünyanın her yerinde, özellikle en gelişmiş ülkelerde belirgin hale gelecektir.

Zıtlıklar kalır, ancak tüm günahlar sevgiyle örtülüdür. Bu yolu takip etmezsek, bir aile kuramayacağız ve aileyi sürdüremeyeceğiz, çocuk yetiştiremeyeceğiz veya ülke içindeki taraflar arasında ve ülkeler arasında barışı sağlayamayacağız. Doğada yıkıcı bir güç olacağız. Cansız maddeler, bitkiler ve hayvanlar, doğa tarafından kontrol edildikleri ve içgüdüsel olarak doğru bir şekilde hareket ettikleri için var olabilirler. Ama insanlar, ancak orta çizgiyi bulurlarsa var olabilirler.