Daily Archives: Aralık 14, 2020

“X” Zamanı Çoktan Geldi

Soru: Birkaç bin yıl önce medeniyetlerin döngüsel doğası fark edildi. Zor zamanlar güçlü insanları doğurur. Güçlü insanlar güzel zamanlar yaratır. Güzel zamanlar zayıf insanları doğurur. Zayıf insanlar zor zamanlar yaratır.

Şimdi zor bir zamandayız. Bu,  güçlü insanları doğuracak mı? Döngü, daha önce gittiği gibi mi gidecek?

Cevap: Hayır. Nedenini açıklayacağım. O zamanlarda, onlar insanlığın egoist gelişim yasasını anladılar. Yani, büyüyen egoizmden bahsediyorsak, o zaman, onun ilerleye giden bir tekerlek gibi yukarı ve aşağı gelişmekten başka seçeneği yoktur.

Bu dünya, olumsuz, egoist güce, kötülüğün gücüne karşı koyacak yeni bir gücün, olumlu bir gücün, iyiliğin gücünün ortaya çıkması gerektiğini anlamalıdır. Ve bizler, bu iki gücün bağında, onların arasında var olabiliriz.

Yani, doğanın kötü gücünü ortadan kaldırmayız, ama ona karşı iyinin gücünü inşa etmek için yavaş yavaş onu kullanırız. Ve o zaman bu iki güç, artı ve eksi gibi, bizi ileriye götürecektir. Başka hiçbir şekilde istenilen sonucu vermeyecektir.

Soru: Buna son neslin zamanı mı denir, Kabalistlerin bin yıldır bahsettiği en önemli şey? X zamanı geldi mi?

Cevap: Evet.

Soru: Peki bu yolu takip etmezsek?

Cevap: Doğa zaten bizi zorlayacak.

Soru: Çıkış yolu olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Cevap: Hayır, hiçbir şekilde. Bu yapılar değişiyor ve kimse bize sormuyor.

Soru: Doğadan pozitif bir güç çekmeli miyiz?

Cevap: Evet. Bu, evrensel bağın gücüdür. Çevremizdeki tüm doğa aslında bütünseldir, birbirine bağlıdır ve birbirini karşılıklı olarak belirler. Negatif ve pozitif kuvvet yoktur, ama aralarındaki ilişki her şeyi düzenler. Sadece bizler, insan seviyemizde onların doğru uyuşmasını bozarız.

Pozitif ve negatif güçler arasında bir denge sağlamayı doğal olarak öğrendiğimizden emin olmalıyız. Yani ikisi de var olma hakkına sahiptir. Reddetmelisiniz, çekmelisiniz, ama her şey neyi çektiğinize ve neyi reddettiğinize bağlıdır, körü körüne değil mantıklı bir şekilde, böylece sonunda tüm doğanın nasıl çalıştığını anlarsınız ve onu kontrol edersiniz.

Soru:  Kişinin bunu fark etmesi için gerekenler nelerdir?

Cevap: Kişi, ancak o zaman insan olur! Şimdi ilkel gelişimimizden çıkmalıyız!

“İnsan” – “Adam” (“Adomeh” kelimesinden gelir, Yaradan’a benzeyen, daha yüksek pozitif güce benzer demektir) hayvani gücünün üzerinde nasıl hareket edeceğini anlayan kişidir. Bir eşeğe binen bir adam gibi, hayvani gücümüzün üstüne oturmalıyız. Ama gerçekte, şu anda bizler eşek tarafından sürülüyoruz. Öyleyse bir şekilde bundan kurtulmaya çalışalım.

Onlu, Dünyayı Nasıl Etkiler?

Soru: Yaratılışı yönetmek için onluyu birleştirmek ne anlama geliyor?

Cevap: Onlu ve tüm yaratılış aynı şeydir. Onlu aynı sistemdir ancak daha küçük bir ölçekte. Onlu içinde yaptığımız şey, tüm yaratılışı, onlunun ona benzerliğiyle aynı derece etkiler.

Genel yaratılıştaki karşılıklı ihsan etme yasalarına benzer olma vasıtasıyla, onluda bir şekilde bağ kurabilirsek, egoizmimizin üstünde bu yasaları uygulamaya çalıştığımız ölçüde tüm dünyayı etkileriz. Dahası, etkimiz de çok güçlüdür çünkü bizler, küçük ve zayıf yeni başlayanlarız.

Görünüşe göre ne kadar büyürsek, her şeyi o kadar çok etkileyebiliriz. Gerçekte, bir yandan görünüşte daha büyük bir etkiye sahibiz ama diğer yandan daha az etkiye sahibiz. Bu, küçük çocukların dünya üzerindeki etkisi gibidir. Güç açısından büyük değil, ama etkisi bakımından büyüktür.

Bu, çocuklara yetişkinlerden çok daha fazla önem verdiğimiz anlamına gelir. Dünyanın ve onun geleceğinin merkezi bir parçası olduklarından, dünya onlara özen göstermeli ve onlar için hareket etmelidir.

Öyleyse ihsan etme niteliğinin gücü ve kalitesiyle, yaratılışı büyük ölçüde niteliksel olarak ve çok az da güçle etkileriz.  Bu daha sonra değişecektir çünkü egoist dünyamızla ilgili değil, manevi dünyalar hakkında konuşacağız.

Ahlaki İlkelerin Temeli

Soru: Basit gelenek ve alışkanlıkların (yani, doğum günü kutlamaları, düğünler, orduya uğurlama ve çeşitli diğer ritüeller) aksine, ahlaki normlar genel kabul görmüş düzen nedeniyle oluşturulmaz, aynı zamanda kişinin fikirlerinde ideolojik bir gerekçeye sahiptir.

Toplumda ahlaki ilkelerin temeli sizce ne olmalıdır?

Cevap: Her ahlaki norm, toplumun gelişiminin her anında karşılıklı birleşme, sevgi ve dostluğa, ruh denen mutlak, mükemmel, bütünsel ve ortak bir arzuya ulaşmaya yönelik olması gerektiği gerçeğine dayanmalıdır.

Doğanın amacı, kişiyi ve ardından tüm doğayı sonsuzluk ve mükemmellik seviyesine yükseltmektir. Aramızdaki iyi bir ilişki bu hedefe ulaşmak için bir araçtır. Ne de olsa, böyle bir hedef olmasaydı, ne komşusu için sevgiye ne de ahlaki değerlere ihtiyaç olmazdı.

“Ters Bir Dünya Gördüm”

Soru: Birbirimizden nefret ettiğimizi hissettiğimizde, nefreti ortadan kaldıramazsak hangi pratik eylemleri gerçekleştirmeliyiz?

Cevap: Kabalist bilgelerimizin söylediklerine göre değerlendirirsek, gerçekleştirebileceğimiz sadece iki eylem olduğunu görürüz.

Birincisi; dostlar aralarında konuşmayı bırakmamalı ve en azından sözlü bağlantı düzeyinde kalmalıdırlar. Birbirlerini anlamaya ve desteklemeye çalışmalılar ve aldıkları tüm rehberliğin Yaradan’dan kaynaklandığını bilmelidirler. Manevi eylemden dışarı atıldığımız seviyeye batmamalıyız ve gördüğümüz her şeyin gerçekte doğru olduğuna ve ıslah uğruna işleri bu şekilde düzenleyenin sadece Yaradan olduğuna inanmalıyız.

İkincisi, nasıl ve ne şekilde olursa olsun, her birimiz dostuna yardım etmeye çalışırken kendimizin üzerinde, birlikte çalışmalıyız. Çünkü bu bataklıktan, kendi saçımdan çekerek, kendimi dışarı çıkaramam.

Prensip olarak, onlu Yaradan’a dönerek bu şekilde çalışır. Kabalistlerin 2.000 yıl önce yaptığı şeyin aynısını yapmalıyız.

Bununla ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlarsak, yakında bunun bizi nasıl olumlu etkilediğini hissedeceğiz ve üst ışığın işleyişini yavaş yavaş anlayıp üzerimizde hissedeceğiz, mevcut hislerimizde değil, mevcut anlayışımızda. Hem bütünsel hem de küresel olarak, bizim içimizde ek duygular ve içsel görüler ortaya çıkacaktır. Yaradan’dan ve onludan gelen hisler içimizde kalacak ve dünyayı farklı şekilde görmeye başlayacağız.

Dendiği gibi: “Ters bir dünya gördüm”, zıtların birbirini desteklediği farklı yasalara ve kurallara göre işleyen bir dünya, nefretin, aslında nefret tarafından desteklenen ve sürdürülen sevgiyi ürettiği bir dünya.

Baal HaSulam makalelerinde bize, aslında hepimizin farklı olması gerçeği sayesinde, yüksek gelişim seviyelerine ulaşabileceğimizi, ama aynı zamanda hiçbir şeyi öldürmememiz veya iptal etmememiz gerektiğini, çünkü toplumdaki görüşlerin çeşitliliği ne kadar fazlaysa, o kadar yüksek gelişim düzeylerine ulaşabilineceğinden bahseder.

Hanukkah, Karanlıktan Çıkış Yolu

Hanukkah, manevi gelişimimizde kutladığımız ilk bayramdır. Tüm Tora sadece insanın manevi gelişiminden bahseder ve aslında Hanukkah’tan çok az bahsedilir çünkü bu koşul henüz üst ışığın alımına ulaşmamıştır. Bu sadece ıslahlar için bir hazırlıktır.

Hanukkah, insanın ilk manevi aşama olan Bina seviyesine gelişmesidir, ihsan etme uğruna ihsan etmektir. Ve buna, egoizmimizin üzerinde, haz alma arzusunun, karşılıklı reddetmenin üzerinde ve birliğe ulaşmamızı engelleyen tüm engeller aracılığıyla gelmek isteriz.

Birliğin ilk aşaması Hanukkah, “mola/durma” olarak adlandırılır. Ona ulaştığımızda, ihsan etme gücünü kazandığımızda, o zaman bunun, bu adımdan sonra Yaradan’ı artık sadece ihsan etme niyetiyle değil, ihsan etme eylemiyle, bu niyetin pratikte, arzumuzda gerçekleştirilmesi yoluyla anlamaya başlamak için bir vesile olduğunu anlarız.

Bu zaten ihsan etme uğruna almanın, ihsan etme uğruna üst ışığın pratik alımı olacaktır, bu da bizi Yaradan’a benzer yapar ve üst güçle diyaloğumuzu açar: “Ben Sevdiğime aidim ve Sevdiğim de bana.”

Ama bu ancak daha sonra olacaktır ve şimdilik, tüm arzularımızda ihsan etme niyetini edinmeliyiz, yani Hanukkah ile sembolize edilen ihsan etme uğruna ihsan etmeyi, ıslah yolunda “durma”.

Hanukkah karanlıktan çıkmanın yoludur. Sonuçta, bizler manevi dünyayı, gerçek realiteyi görmüyoruz; tamamen karanlıkta yaşıyoruz, egoizmimizin içinde kilitli kalıyoruz. Ve eğer bu arzuları, ihsan etmeye doğru ıslah etmek istiyorsak o zaman ihsan etme ışığına gideriz. Bu nedenle Hanukkah, ışık bayramı olarak adlandırılır. Ruhumuzu açmayı ve onu doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmeye başlarız, ruhun içindeki Hasadim, merhamet ışığını yakarız.

Eğer kişinin arzusu ıslah edilirse, ihsan etme gücü, Hasadim ışığı edinilmişse, o zaman Hanukkah bayramından sonra kişi, onu ihsan etme uğruna almak için, ruhu üst ışık NRNHY ile doldurmak ve Yaradan gibi olmak için kullanmaya başlayabilir.

Hanukkah, karanlıktan, haz alma arzusundan ışığa, ihsan etme arzusuna geçiştir ve bu nedenle ışık bayramı olarak adlandırılır. Dünyamızda, Hanukkah’da  mum yakma geleneği, ruhunuzda yapılması gereken içsel manevi ıslahları sembolize eder.

İhsan etme uğruna ihsan etmekten haz almak, egoist arzumuzun üzerine çıkmamızdır. Hanukkah mucizesi, haz alma arzusunun zıttı olan seviyeye yükselmemiz gerçeğinde yatmaktadır: Malkut’tan Bina’ya.

Maneviyata direnen bir kişinin içindeki haz alma arzusuna Yunanlılar denir. Görünüşe göre Yunanlılar ve İsrail arasında bir savaş vardır, ama elbette bu, bu dünyanın ülkelerine değil, sadece manevi kavramlara atıfta bulunmaktadır.

Yunanlılar her birimizin içindeki haz alma arzusudur, Makabiler ihsan etme niyetidir ve savaş, kendileri için hareket etmek isteyenler ile ihsan etmek isteyenler arasındadır. Böyle bir yüzleşme her insanın içinde gerçekleşir.

Form Benzerliği Yasasının Paradoksu

Yorum: Yabancı düşmanlığı denen bir şey var. Bu, farklı olan, farklı ten renkli, fazla kilolu, kısa boylu vb. insanlara karşı hoşnutsuzluk, hoşgörüsüzlük ve önyargıya dayanan, kendini koruma arzusudur. Beynimiz onları hemen yabancı olarak tanımlar.

Benzer olan insanların birbirlerini çektiği ve karşıtların ittiği bir form benzerliği yasası vardır. Doğa kanunlarına uymamız gerektiğini söylüyoruz.

Cevabım: Hayır, doğa kanunu, sizin gibilere mutlaka daha yakın olmak zorunda değildir. Çoğu durumda, daha geniş bir sosyal ilişkiler alanı oluşturmak için, sizden farklı olanlarla bağ kurmak gerekir.

Bu nedenle, birbirleriyle birleşmesi gereken birbirinden çok farklı olan türlü biyolojik bağlar görüyoruz. Bu, doğada daha da büyük bir çeşitliliğe yol açıyor.

Bu nedenle, yalnızca kızıl saçlıları kızıllarla, uzun olanları uzun olanlarla vs. karşılaştıramazsınız, bu yalnızca yanlış sonuçlara yol açabilir.

Soru: Öyleyse, bu form benzerliği yasası nedir, benzer benzeri mi çeker?

Cevap: Bu, insanların birbirlerini çekip aynı özlemleri hissettikleri zamanki,  içsel benzerliği ifade eder.

Kabala’da bu en önemli niteliktir; herhangi bir standartla belirlenemeyen, maddi olmayan özel bir hedefe ulaşmak amacıyla gruplar halinde bir araya geliriz.

Farklı ten rengine sahip kişiler, uzun, kısa, şişman veya zayıf kişiler bu sürece katılabilir. Esas olan, herkesin kendi doğasının üzerine çıkarak, başkalarıyla bağ kurma arzusuna sahip olması gerektiğidir. Kişiler tamamen farklı bir şekilde ve bu dünyada önemsiz olan niteliklerle bağ kurmaya başlarlar.

Diğer bir deyişle, benzerlikten bahsettiğimizde, insanların hedeflerinin benzerliğini kastediyoruz, ancak onların nitelikleri ve karakter özellikleri farklı kalıyor. Çeşitlilik arttıkça benzerliğe ulaşırız.

Işık ve Karanlık Arasında

Soru: Diyelim ki Yaradan’ı ne aklımda ne de kalbimde haklı çıkaramayacağımı hissediyorum. Yine de bu bir farkındalık durumu mudur?

Cevap: Evet. Çift gizlilikten tek gizliliğe, sonra tekrar çift ve tekrar tek gizliliğe geçebilen çok düzgün bir geçiş vardır. Bunun nedeni, her zaman hislerimizi ıslah ederek ilerlediğimizde, onları yükselişler ve düşüşler, yükselişler ve düşüşler olarak ıslah ederiz.

Yükselişler ve düşüşler, bize Yaradan’ın çift veya tek ifşası hissini, sonra gizlilik ve sonra ifşa hissini verir. Başka bir deyişle, bu durumlar her zaman birbirini takip eder.

Gizliliğin beni uzaklaştırdığı gerçeğine rağmen, Yaradan’ı görmem ve O’nu anlamam, her zaman bazı şüpheler ve çelişkiler içindeyimdir, yine de bu çalışmayı bırakmam ve O’nu anlamak ve tanımakta ısrar ederim. O zaman Yaradan yavaş yavaş bana ifşa olur.

Her şeyin O’ndan geldiğini ve her şeyin kendi nedenleri olduğunu hissetmeye başlarım, bunlar benimle ilgili kasıtlı olarak tezahür ederler ve bana çift veya tek gizlilik ve çift veya tek ifşa içinde olma fırsatı verirler, böylece her zaman karanlık ve ışık arasındaki zıtlıkları hissederim. Sonuçta, O’nun benim üzerimdeki kontrolü ilkesinin ne olduğunu ve buna geri bildirimle nasıl yanıt vermem gerektiğini anlamaya başladığım şey bu zıtlıklardır.

Temel olarak, ne çift ne de tek gizliliğin, O‘nu benden gizlemediği bir koşula ulaşmam gerekiyor.

Her bir karanlıkta, kendi üzerime yükselerek, nasıl doğru davranacağımı hissedeceğim ve karanlık beni Yaradan’dan asla ayırmayacak. Aksine, onun üzerine çıkarak, O’na bağlanmama yardım edecektir.