Monthly Archives: Ekim 2020

Yetişkinler Çocuklara Ne Verebilir?

Soru: Büyükanne ve büyükbabaların torunlarının gelişiminde özel bir fonksiyonu var mı? Bu, ebeveynlik işleviyle nasıl karşılaştırılır?

Cevap: Ebeveynler çocukları için maddesellik sağlar. Büyükanne ve büyükbabalar torunlarını daha çok manevi olarak desteklerler.

Soru: Günümüzde yetişkinlerin gençlere ayak uydurması zor. Çocuklara ne öğretebilirler? Bu nedenle çocukların ebeveynlerini ihmal ettiğini görüyoruz. Eğer geçmişte ebeveynler çocuklarına nesilden nesile bazı becerileri aktarmışsa, bugün çocuk hayatını kendi başına kazanabilmektedir.

Cevap: Siz mutlak egoizm açısından konuşuyorsunuz: Bir çocuk para kazanabilir. Ama bundan daha fazlasına ihtiyacı vardır. Onun duygusal, zihinsel, manevi ve psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Ebeveynleri olmadan ve hatta büyükanne ve büyükbabası olmadan, bunu kendi içinde bulamaz.

Soru: Ebeveynler bugün çocuklarına duygusal desteğin yanı sıra hangi becerileri aktarabilirler?

Cevap: Çocuklar kendi çocuklarına sahip olmaya başladığında, o zaman ebeveynler, çocukların kendileri için gerekli hissettikleri şeyi onlara verebilir.

 

Olumsuz Etkileri Nasıl Dengeleyebiliriz?

Soru: Dış dünya bir insanı kötü etkilerle ve olaylarla rahatsız ettiğinde, kişi onu olumsuz olarak algılar. Yapılacak doğru somut şey nedir? Manevi çalışmamızı nasıl gerçekleştirebilir ve baskıdan kaçmaya çalışmayabiliriz?

Cevap: Baskıdan kaçmanıza gerek yok. Olumsuz etkiyi, grubun olumlu etkisiyle dengelemeniz ve her şeyin Yaradan’dan kaynaklandığı sonucuna varmanız yeterlidir. O’ndan gelen etkiye karşı doğru tutumunuzla, bu etkiyi olumlu bir etkiye dönüştürürsünüz. Uygulamada, bu sizi yine de ileriye götürür ve artık olumsuz bir şey hissetmezsiniz.

Sağlık ve Tıp, Bölüm 7

İnsanlığı Hissetmek

Soru: Bir virüs, kişinin komşusuna karşı kötü tutumu nedeniyle kişide hastalığı tetikler mi ve ardından fiziksel bedenimiz zarar gördüğü için komşumuza yönelik kötü düşüncelerden ve davranışlardan korkmamıza neden olabilir mi?

Cevap: Bunun olacağını sanmıyorum çünkü doğa bizim duyarlı, mantıklı olmamızı, yetişkinler olarak yaptıklarımızla ilişki kurmamızı ve bununla doğada hangi değişikliklere neden olduğumuzu anlamamızı istiyor. Bunu hastalık yoluyla anlamamıza gerek yok. Bu insana yakışmaz.

Doğa, neler olduğunun farkına varmamızı ve kendimizi, küçük gezegenimizi, çevremizdeki dünyayı değiştirmemizi istemekte, böylece kapalı bir alanda yaşadığımızı ve ona bakmamız gerektiğini anlarız. O zaman gerçekten efendiler gibi, insanlar gibi hissedeceğiz.

Yorum: Koronavirüsün bizi bunu yapmaya nasıl ittiğine bakın. Başkalarına bulaştırmaktan gerçekten korkuyorum. Neden? Çünkü onlar da sonra akrabalarıma ve arkadaşlarıma bulaştırabilirler. Hoşuma gitse de gitmese de dolaylı olarak çevremdeki insanların sağlığını önemsemeliyim.

Benim Cevabım: Siz bu şekilde mantık yürütüyorsunuz. Ama ne yazık ki çoğu insan, başkalarına bulaştırmak istemedikleri için değil kendilerine bulaşmasından korktukları için maske ve eldiven takıyor.

Soru: Öyleyse, kişi seçme özgürlüğüne sahip olamayacağı için, kötü eylemlerin ve düşüncelerin kişinin sağlığı üzerindeki etkisi açıkça ortaya çıkmamalı mıdır? Diyelim ki birine zarar verdi ve hemen hastalandı ya da birisi hakkında kötü düşündü ve aniden bir hastalığa yakalandı?

Cevap: Hayır. O zaman hayvanlar olarak kalırdık. Bizler özgür iradeye sahip olmalıyız.

Twitter’da Düşüncelerim / 29 Ekim 2020

Ego (arzu) öldüğünde, kendim için talep etmeyi bırakır ve özgürleşirim. Gözlerim açılır, daha önce hissetmediğim, engellenen hisler de ve üst dünyayı hissetmeye başlarım. Birliğimiz yoluyla egonun üzerine çıkmalıyız ve Yaradan’dan O’na yapışmak için bize ihsan etme gücünü vermesini istemeliyiz.

Arzumuzla savaşmaya çalışmamalıyız – buna asla karşı çıkamayacağız. Sadece Yaradan’dan talep etmemiz gerekiyor ve her şey hallolacak. Yaradan’ın içimizde ihsan etme niteliğini açmasını, yani Kendisini ifşa etmesini istiyoruz. O zaman adam Yaradan gibi olacaktır.

Yaradan’dan uzak olmaktan veya bağımızın kopmasından korkmamalıyız. Şimdi bile Yaradan’ın içinde, O’na bağlıyız. Öyleyse şimdi, bu safhadan Yaradan’a yakın olma hissini, tüm düşüncelerimizle kalplerimiz ve aklımızla O’na yapışma arzusunu inşa edelim.

Kişinin bilinçli farkındalığı dışında hiçbir şey değişmez.

Biz bu dünyada doğduk, tüm dünyaların en kötüsünde. Haydi daha iyi bir safhaya yükselelim! Yaradan, bizden neşe içinde olmamızı istiyor, böylece birlik yoluyla mutlak iyiye, ışıkla dolu ve kötülükten yoksun üst dünyaya ulaşabilelim.

Grup neşe ve iyi bağlarla dolup taştığında Yaradan yaklaşır.

Tüm dünyada aramızda bir bağ kurmalıyız. Bu bizi koruyacak, güven ve neşe ile dolduracak ve Koronavirüs ve diğer tüm hastalıklara karşı bağışıklığımızı artıracaktır. Hiçbir zararlı faktör bize yaklaşamayacak, çünkü her şey sadece bizim bağımıza bağlı.

Aramızda bir Klipa (egoist arzu) varsa, virüslerin girebileceği yer burasıdır. Ama aramızda kutsallık için bir boşluk varsa, birbirimizle iyi bir bağ varsa, o zaman hiçbir zararlı virüs içeri giremez. Bu, doğanın kanunlarına aykırı olur.

Koronavirüs, manevi bir virüstür. İnsanlar arasında yaşayan ruha tepki verir. Aramızdaki nefretle beslenir. Onun içinde gelişir ve yaşar. Aramızda ne kadar düşmanlık, çatışma ve reddedilme olursa, virüs bu besleyici ortamda çoğalırken o kadar rahat hisseder.

Karşılıklı yakınlık, virüsün yaşadığı yeri, birbirimize olan nefretimizin içinde dezenfekte edebilmektedir. Birbirimize yaklaşamayacağımız zorunlu bir mesafe ile ayrılıyoruz – bu alan şikayet ve çekişmelerle dolu. Bu virüs için uygun bir ortam.

Doğa bizi yeni bir safhaya götürüyor. Neler olduğunu anlamak ve kendimizi buna uygun hale getirmek zorundayız. Bunu yapana kadar hiçbir şey değişmeyecek. Çocukları okula ve yetişkinleri işe döndüremeyiz – yeni bir şekilde davranmamız gerektiğini anlayana kadar evde oturacağız…

Sıkı Kısıtlamalardan Kurtulmak

Soru: Bir insandaki egoizm ne kadar büyükse, yaşam çerçevesine o kadar çok uyması gerektiği anlamına mı gelir?

Cevap: Elbette.  Bir kişinin egosu ne kadar büyükse, dünyamızın çerçevesi içinde bu onun için o kadar kötüdür, bu onu itaat etmeye zorlar ve sınırlarına hapseder. Ek olarak, büyük egoizminin içinde hissettiği Yaradan’ın hükmünü tam olarak kabullenmek amacıyla yüksek dünyayı anlamak için, daha fazla çaba sarf etmesi gerekir.

Soru: Öyleyse, temel arzular (yemek, seks, aile) seviyesinde olan insanlar, en özgür olanlar gibi mi görünüyor? Ve daha yüksek arzu seviyelerinde olan insanlar, kendilerini sıkı kısıtlamalar içinde mi hissederler?

Cevap: Elbette. Biri diğerinden daha yüksekte olan herkesin egoizmi daha büyüktür ve buna göre onunla çalışması gerekir.

Soru: Doğa ve toplum kanunlarına uymak isteyen bir kişi, sistemde faydalı bir unsur olmak için ne yapmalıdır?

Cevap: Bu yasaları incelemek/çalışmak, sebep ve sonuçlarının gerekliliğini anlamak yani bu yasaların arzu edilir hale geldiği bir düzeye ulaşmak.  Ve o zaman, onların, üzerindeki baskılarını hissetmeyecektir.

Aile Kurmanın Temeli

Soru: Daha öncesinde bir aile kurmanın temeli, kişi için gerekli ihtiyaçları sağlamaksa, bugün tüm bu ihtiyaçlar karşılandığında, bir aile kurmak için daha yüksek bir hedef aramak gerekir. Böyle bir hedef ne olabilir?

Cevap: Bunu modern dünyada göremiyorum. İnsanlık da öyle.  Ancak Kabala ilmi, ailenin,  daha yüksek bir güç gibi olmak için gerekli olduğunu belirtir. Bir aile kurma, doğurma ve çocuk büyütme yükümlülüğü bize daha yüksek gereklilik tarafından dikte edilir, böylece Yaradan gibi oluruz.

Hayvanları yönlendiren içgüdülerimiz olmadığı için ve ailelerin sorunlarını bağımsız olarak yoluna koyabildiğimiz için, kendimizi belirli değerlere bağlamalıyız. Onlar, daha yüksek bir doğanın gücüne olan benzerliğimizden gelir.

Soru: Yaradan, doğanın tamamını geliştiren bir ihsan etme niteliğidir. Bu nedenle, bu niteliğin benim içimde tezahür etmesi için ve nerede ve kiminle bağlantılı olarak uygulanabileceğini anlayabilmem için, bir ailem olmalı. Bunu kendi evimde içgüdüsel olarak öğreniyorum ve sonra bunu başka insanlara uygulayabilir miyim?

Cevap: Evet. Ve sonra onu doğru bir şekilde tüm topluma aktarırsınız.

Hedef, Darbelerden Daha Önemli Olduğunda

Soru: Dünyamızdaki olumlu izlenimleri kötü bir şey olarak nasıl algılayabiliriz? Nede olsa kişiyi Kabala Bilgeliği’ne odaklanmaktan alıkoyuyorlar.

Cevap: Doğrusu,olumlu etkileri çok net bir şekilde algılamalı ve bizi ters yöne yönlendirebileceklerinden korkmalıyız. Tabii ki, her türlü haz ve rahatlama bize ciddi şekilde zarar verebilir.

Kötülük, kişiyi yaşamın amacını ve kişinin varoluş amacını fark etmeye iterken, olumlu bir etki kişiyi görünüşte başka yöne yönlendirebilir ve kişiyi hedeften uzaklaştırabilir.

Soru: Bu, piyangodan iki milyon dolar kazanmanın, polis tarafından çağrılmaktan daha kötü olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Elbette. Polis tarafından çağrılmak, kişiyi o kadar sarsar ki hemen: nerede, neden, nedir? diye Yaradan’ı aramaya başlar: Ama iki milyon dolar kazanırsa bu bir sorundur. Bir insan şimdi iki milyon doları sadece iptal etmekle kalmayıp aynı zamanda engele de çevirebilir?

Bu kolay değildir ve sadece ihsan etme niyetiyle alınırsa yapılabilir. Bu, burada Tsimtsum (Kısıtlama), Masah (Perde) vb .’nin zaten burada gerekli olduğu anlamına gelir. Çok karmaşık bir sistemdir.

Soru: Kişinin olumsuz bir güç olarak darbeler aldığını ve hemen Yaradan’a döndüğünü varsayalım. Sonuçta, bu egoist bir yakarıştır, peki bu onu nasıl ilerletir?

Cevap: Onu silkeler. Soru, Yaradan’a nasıl yakardığı ve onunla ne yaptığıdır. Öncelikle, ona Kendisini hatırlattığı için Yaradan’a teşekkür etmesi gerekir. Görünüşe göre darbe sayesinde Yaradan onu uyandırdı, o da karşılık verdi.

Soru: Böyle bir şey var mı, ne de olsa bu doğal değil?

Cevap: Eğer benim için hedef, darbelerden daha önemliyse doğaldır.

Manevi Gelişimimiz İçin Neye İhtiyaç Duyulur?

Soru: Manevi gelişimimiz için neye ihtiyaç duyulur?

Cevap: Manevi gelişimimizin temel koşulu, kim olduğumu, ne için yaşadığımı, her şeyin etrafımda nasıl döndüğünü ve buna nasıl katılabileceğimi, hayatımda sonsuz, bütün ve gerçek bir şeye nasıl ulaşmam gerektiğini ve dünyayı ve dünyanın sırlarını etkileyen güçler ağını nasıl açığa çıkaracağımı geliştirme ve anlama arzusudur.

İnsan tüm bunları yaşarsa, doğaya yani Yaradan’a kavuşma arzusu varsa, kişi sonrasında tüm gelişim yolunu belirleyecektir.

Bu, bir insanın çocukluğundan beri hayatın anlamı hakkında, neden var olduğumuz hakkında ne kadar düşündüğüne ve neden diğer insanların bunu düşünmediğine bağlıdır. Etrafına bakar ve insanların neden bu kadar kapana kısıldıklarını, küresel kargaşaya bu kadar karıştıklarını ve bunun içinde ne bulduklarını anlamaz. Bir insan nasıl bu kadar yüzeysel ve bedensel bir şeyle meşgul olmaz, bunun yerine bütün ve ebedi bir şeye tutunabilir?

Kişinin böyle bir arzusu varsa, maneviyata özlem duyar.

Soru: Hayatın anlamı hakkındaki sorular, manevi güçler ağıyla nasıl ilişkilidir?  Ne de olsa farklı bir boyut.

Cevap: Güçler ağı, ihsan etme, karşılıklı katılım, sevgi, kendinizden çıkma üzerine kurulduğu için doğrudan ilişkilidirler, ancak bu sorular temelinde işler.

Bu, soruların aynı kaldığı ve bu soruların çözümünü ancak içinizde ihsan etme niteliğini geliştirirseniz bulabileceğiniz anlamına gelir.  O zaman, var olan her şeyi yutmakla meşgul olmayacaksınız ama bunun yerine, herkesin olduğu yerde, kendinizden, egoist benliğinizinden çıkacaksınız.  Bu aslında nasıl davranmanız gerektiğidir.

“Pandemik Yorgunluk – Virüsün Bir Belirtisi Mi Yoksa Anlamsızlığın Bir Kanıtı Mı?” (Linkedin)

Görünüşe göre aşı ya da kesin bir tedavi olmadan ne kadar çok zaman geçerse, sabırsız insanlar o kadar artıyor. Karantina ve sokağa çıkma yasağı emirlerini reddediyorlar, virüs yokmuş gibi umursamazca toplanıyorlar, sosyal mesafeyi korumadan veya maske takmadan protesto ediyorlar ve restoranları, barları ve diğer eğlence yerlerini dolduruyorlar.

Ancak virüs değişmiyor. İnsanlar pervasızca davranırsa bulaş artar. Ve gerçekten de, tüm dünyada eve kapanmayı gevşeten tüm ülkelerde ve şehirlerde enfeksiyonlar yeniden yükseliyor. Görünürde virüsün sonu olmadığını anlamakla kalıcı bir karantinada kalamamak arasındaki gerilim artarken, insanlar umutsuzluğun ve çaresizliğin çökme noktasına doğru sürükleniyor. Bu noktada, sosyal düzen çökecek ve kargaşa sokakları ele geçirecektir.

Görünürde tıbbi bir tedavi olmadan, sahip olduğumuz tek çare birbirimizdedir. Bu aynı zamanda denemediğimiz tek tedavi. Bu, 6 fit uzakta durma emirlerine uymamak değildir ama. Aksine, sağlık yönetmeliklerine uyma konusunda çok katı olmalıyız, ancak bunun virüsü öldürmeyeceğini de unutmamalıyız. Ayrı kalırsak enfeksiyonlar azalacaktır; bağlantılarımızı sürdürürsek enfeksiyonlar artacaktır. Şu anda olan budur ve insanlar bu bir içeride bir dışarıda olma modunu daha uzun süre sürdüremeyecek. Aslında, zaten bunu yapamamaktalar.

Ancak bu örneğin bize gösterdiği şey, sorunun bağlantılarımızda yattığıdır. İyilik için ayrı kalmak çözüm değildir, bu yüzden enfeksiyonları devam ettirmeyecek bir şekilde bağ kurmanın bir yolunu bulmalıyız. Bunu yapmak için düşüncemizi tersine çevirmeliyiz. “Virüse yakalanmaktan kendimi nasıl koruyabilirim” diye düşünmek yerine, “Virüsün başka birine geçirmesini nasıl engelleyebilirim” diye düşünmeye başlamalıyız.

Dikkatimizin merkezini “ben” den “biz” e çevirmek her şeyi değiştirir: Davranışlarımızı, kendimize ve başkalarına karşı dikkatli olmamızı, başkalarına karşı tutumumuzu ve hatta başkalarına karşı duygularımızı bile. Daha önceden yapıp da bugün yapamayacağımız hiçbir şey yoktur; bunu yapmamızı engelleyen tek şey, başkalarına karşı tutumumuzdur. Tutumumuzu olumsuzdan olumluya çevirirsek, çevremizdeki herkesin sağlığını garanti altına alacağız ve onlar da bizim sağlığımızı garanti altına alacaklar ve o zaman yapamayacağımız hiçbir şey olmayacak. Sonuç olarak: Birbirimizi düşünelim; sağlıklı olan budur!

Yolu Seçin

Soru: İnsana karar vermeyi öğretmek gerekli midir yoksa bu, kişinin yetiştirilmesinin, eğitiminin bir sonucu olan doğal bir beceri midir? Bunu soruyorum çünkü doğru kararların nasıl alınacağına dair çok sayıda kurslar var.

Cevap: Evet, ancak hepsi maddi yaşam çerçevesiyle sınırlıdır. Bu nedenle onlarla aynı seviyede konuşamam. Onlar maddi çerçeve içinde kararlar almak için eğitilirler.

Yorum: Ama bizler aynı zamanda maddi çerçeve içinde yaşamaktayız.

Cevap: Gerçek şu ki, artık durum böyle değil. Bugün, en temel üretim problemlerinin çözümünde bile, evrenin genel görevi ile örtüşen bir yol seçmesi gereken bir nesilde yaşıyoruz. Aksi takdirde bu girişimden hiçbir şey çıkmayacaktır.

Bırakın insanlar bizim kursumuza gelsinler ve yavaş yavaş tek ruh, Adem, denen tüm sistemin nasıl çalıştığını ve bu sistemde nasıl doğru davranabileceğimizi anlamaya başlasınlar.