Daily Archives: Şubat 14, 2020

Kabalistik Bir Grubun Amacı, Bölüm 3

En Yüksek Arzu — İsrail

Soru: Evrim, doğanın bazı kısımlarını sürekli olarak ayırmaktadır. Belli bir gelişim yoluna sahip olan “İsrail” adı verilen bir grup insanın evrim tarafından seçildiği ortaya çıkıyor. Daha sonra “Onlular” adı verilen her türlü küçük gruplar, bu grubu oluşturur.

Tüm insanlıkla çalışmak neden imkansızdır? Neden küçük bir grup insanda kilitlenmek/kenetlenmek gerekir?

Cevap: Gerçek şu ki ruh yani Yaradan’ın yarattığı genel arzu, birçok farklı seviyeye ve alt seviyeye ayrılmıştır. Örneğin, arzunun en yüksek, en hassas seviyesini alırsak, o zaman o, en egoisttir ve aynı zamanda ışığa ve ileri-geri etkisine en yakındır. Yani o, ışığa yönlendirilir ve ışık ona yönlendirilir. Işık, Yaradan’ın bir arzu üzerindeki etkisidir.

Bu nedenle, ilk etapta, Yaradan’a olan arzusu nedeniyle “İsrail” olarak adlandırılan, “Yaradan’a doğru” anlamına gelen, bu en yüksek arzu gelişmeye başlar. Ona en yakın varlık/yapı, önce Yaradan ile temasa geçmelidir ve sonra onun aracılığıyla Yaradan’ın etkisi diğer arzulara geçer.

Açıklama: İsrail grubunun,  eski Babil’in çeşitli kabilelerinin en az egoist temsilcilerinden toplandığından, bunun milletlerle ilgisi olmadığını biliyoruz.

Benim Yorumum: Daha az egoist olduklarını söylemem. Aksine, her türlü kötü duruma karşı daha bağımsız ve daha duyarlı hissediyorlardı. Bunun bir sonucu olarak, hayatın anlamını edinmek zorunda olduklarını ya da alegorik olarak, onun nereden geldiğini, onları kimin yönettiğini ve hayatlarını nasıl değiştirebileceklerini edinmek zorunda olduklarını hissettiler.

Bu nedenle, onları manevi edinime çağıran İbrahim’in etrafında toplandılar. İbrahim, onlara bunun ancak kendi aralarında birlik içinde, birlikte çalışmaya başladıklarında mümkün olacağını açıkladı.

 

Seçme Özgürlüğü, Bölüm 2

Çevresel Etki

Soru: Kabala’ya göre kalıtım ve çevre, kişiyi bilinçsiz düzeyde etkileyen faktörlerdir.

Kalıtımla ilgili her şey nettir. Çevreye gelince, içinde bulunduğumuz çevre, %100′ ümüzü etkiler mi? Yani, onun etkisi altına girmememiz mümkün değil mi?

Cevap: Açık bir şekilde belirli bir ortam seçmesek bile, ancak onunla bir tür temas halindeysek, hâlâ bizi az çok, açık veya dolaylı olarak etkiler. Üstelik, kendimizi nasıl onun etkisi altına koyduğumuzu bile anlamayız bile. Sonuçta, onunla temas kurmak istemeyebilirim ama yine de beni çok etkiler.

Burada çok ciddi bir çalışma ve araştırma yapmak gerekiyor, böylece kişi bizim için en önemli şeyin çevremizi, onu tam olarak etkileyen şeyi anlamak olduğunu fark eder. Bazen içinde bulunduğumuz çevre bizi insanlardan daha fazla etkileyebilir; Bizi tamamen mantıksız eylemlere, tepkilere, vb. teşvik eder. Bu nedenle, çevrenin bir insan üzerindeki etkisini, onun: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan tüm parametrelerinde, dikkatle araştırmak gerekir.

Soru: Bu cansız doğanın da insanları etkilediği anlamına mı geliyor?

Cevap: Tabii ki. Hava ruh halimizi ve sağlığımızı etkilemez mi? Ya da yaşadığınız şehir ve ev? Şu an insanlar hakkında değil, diğer her şey hakkında, özellikle cansız seviyeden bahsediyorum. Bunların hepsi  bizi çok etkilemektedir.

Birisini başka bir yere koyun, bir kişiyi bir ormana veya kırsal bölgeye koyun ve kişinin çevresindeki doğa faktörü güçlü olduğu için tamamen farklı bir kişi göreceksiniz.

Yorum: Depresyonda olan bir kişinin yanındaysanız, depresyonunun size de bulaşabileceğini söylüyorlar. Ve hatta dahası, depresif bir toplumdaysanız.

Benim Yorumum: Kesinlikle.

 

Yaradan’ın Eşsizliği, Bölüm 7

Egoizm Tarafından Bozulmamış Edinim Yöntemi

Soru: Tüm doğa yönetimi teoriler çok çeşitlidir ve zıtlıkların bir birleşimidir. Zıtlıkların birleşiminde, tam olarak aralarında, dünyamızın ya da Yaradan’ın hissiyatı ifşa olur mu?

Cevap: Hayır, ben öyle düşünmüyorum çünkü tüm bu teoriler egoistiktir. İnsan, egoizmini ıslah etmeden onu temel alarak; tek Tanrıcılığı, çok Tanrıcılığı, vb. icat etti.

Var oluş hakkına sahip olan tek teori, kişinin kendisinin dışına çıkması, kendisinin üzerine yükselmesi, kendisi yerine başkalarını hissetmeye başlaması, başkalarının içinde, kendi dışında neler olduğunu hissetmesidir. O zaman, kişi gerçekten; kim olduğu, nerede olduğu ve etrafındaki şeyin ne olduğu ile ilgili nesnel bir izlenim edinir. Bu “teori” egoizmimiz tarafından bozulmayan, evrenin doğru bir izlenimini edinmemizi sağlayan “Kabala metodu” olarak adlandırılmaktadır.

 

Çoktanrıcılık – Doğal Bir İnsan İçgüdüsü

Soru: Eski Babil’in tüm vatandaşları birçok tanrıya taptı. Çoktanrıcılık ne demektir?

Cevap: Çoktanrıcılık insanın doğal bir evrimidir. Bugün bile bu tür inançların dünyada, özellikle de Doğu’da korunduğunu görebiliriz.

Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, İbrahim’den kaynaklanmıştır. Diğer tüm inançlar çoktanrıcılığa yani her biri doğa ve insanın kaderi üzerinde özel bir etkiye sahip olan, her türden doğa kuvvetinin çok sayıda tanrısının varlığına dayanmaktadır.

Soru: Her birimizin de bir putperest olduğunu söyleyebilir miyiz? Yani, kişi tüm maddelerin arkasında tek bir gücü bulamazsa, o zaman kişi bir putperest midir?

Cevap: Bu güçleri bu kadar tanrısallaştırdığımızı düşünmüyorum. Sonuçta, putperestler aptal insanlar değildi; daha ziyade, doğanın çeşitli özelliklerine büyük ölçüde bağımlı olduklarını gördüler, ancak onları bir araya getiremediler. Biz de yapamayız.

Yağmur tanrısının, güneş tanrısının, gece tanrısının, gündüz tanrısının vb. bir insanın tamamen bağımlı olduğu ve onlarla iyi ilişkiler sürdürmek için ibadet etmesi gereken büyük doğa güçleri olduğuna inanılıyordu. Sonuçta insan, doğayı tanrılaştırdığı gerçeğiyle birlikte, ona bağımlılığını hissetti.

Yorum: İnsanlar, bastırabilecekleri belirli güçler olduğuna ve en iyi şekilde bunun nasıl yapılacağını bilen farklı rahipler tarafından uygulanabileceğine inanıyorlardı.

Benim Yorumum: Evet. Eğitimsiz, cahil bir köylü düşünün. Bir torba tahıl sunmayı tercih eder ve artık ürünle, kuraklıkla veya sellerle ilgili herhangi bir problemi olmayacağından emin olur.

 

Savaştaki İnsanlar

Herkes İçin Zohar, “Aharei Mot,” 65: Ne kadar güzel ve ne kadar hoş. Bunlar dostlardır ki, ayrılmaksızın beraber otururlar. Başta, onlar, savaşta birbirlerini öldürmek isteyen insanlara benzerler. Sonra kardeşçe sevgi durumuna geri dönerler.

Kabala çalışarak ve onluda birleşmeye çalışarak, birbirimizden ne kadar ayrıldığımızı, birbirimize ne kadar zıt olduğumuzu hissetmeye başlarız.

Hatta onluda bağ kurmaya çalışırken bir süre bir şeyler alırız. Ancak, iyi bir bağ durumuna ulaşır ulaşmaz, birbirimize bakmak veya birbirimizle konuşmak istemediğimiz noktaya kadar, aramızda anında bir kırılma, soğuma, mesafe ve sis oluşur.

Ve yeniden, birlikte bağ kurmak için çalışmamız gerekir. Sonuçta, Yaradan’ın yardımını almak istiyorsak- ve bu yardım olmadan ilerlemeyeceğiz – tek bir sistemde birlikte olmalıyız.

Bu yüzden, tekrar kendi üzerimizde çalışmamız gerekir. Amacın önemi, Yaradan’ı edinmenin önemi, başlangıçtaki ruha ulaşmanın önemi birbirimize olan arzumuzu belirler. Bunun adına tekrar yakınlaşmaya başlarız ve bir sonraki kırılmaya kadar tekrar ilerleriz.

Yani, sürekli hedefe doğru ilerleriz: Yükseliş-düşüş, kırılma; hafif yükselen keskin düşüş ve birçok kez bu aşamalardan geçeriz.

 

Dünya Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 6

Bedensel Duyuların Üzerine Yükseliş

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”: Bununla beraber, bu son derece yeterlidir, zira kural şudur: “O’nun İlahi Takdir’inden, Yaratılışın doğasına idrak ettirmek için ölçülüp çıkarılan her şey tamamen memnun edicidir.” Benzer şekilde kişi altıncı bir parmak isteyemez çünkü beş parmak gayet yeterlidir.

Bizler, elimizde beş parmak olması bizim için yeterli olacak şekilde düzenlendik. Altıncı parmağımız olsaydı bizi rahatsız eder miydi? Örneğin, bir maymunun dalları kavramak için özel bir parmağı vardır. Bizim de buna sahip olmamız güzel olurdu. Ancak artık ona ihtiyacım yok! Bir tane daha parmağa ihtiyacım yok. Her yerde aynıdır, tüm duyularımda bir eksiğim olduğunu hissetmiyorum.

Teleskoplar ve mikroskoplar, duyu organlarının sadece nicel büyümeleridir, genişlemeleridir.  Ama eğer tüm duyularımı kullanırsam, ek bir duyu organından yoksun olduğumu hissetmem. Yunuslar gibi ultra ve infra sonik dalgaları duymak istediğimi söyleyebilirim. Ama bütün bunlar doğadan gelir, bu sadece bir genişlemedir ve yeni duyu organları değildir.

Bu nedenle, içimizde sahip olduğumuz her şey eksiklik hissine neden olmaz, bizim için oldukça yeterlidir ve bu nedenle daha fazla gelişmiyoruz. Gelişmenin tek yolu, duyularımızın üzerine çıkmaktır: duyu organlarımda ne kadar alacağımı değil, onlarla ihsan etme yönünde ne kadar çalışabileceğimdir.

Burada belirgin olarak kendimi değil, etrafımdaki dünyayı hissetmeye başlarım, kendimin üzerine yükselirim. Buradaki, dünya hakkında tamamen farklı bir bilimdir – Kabala Bilgeliği.

Soru: Ya beş parmak benim için yeterliyse? Ben sadece böyle yaşıyorum.

Cevap: Benim için yeterli olan şeyle yaşadığımda, bu hayvansal seviyesidir. Eğer olan her şeyin kaynağını anlamak istersem, o zaman Kabala’dan başka hiçbir şey yardımcı olmaz.

 

Islahın Metodu, Bölüm 3

Komşunu Sev

Soru: Yaratılışın amacı, nitelikler bakımından doğanın genel gücüne, Yaradan’a benzer olmaktır. O’nun niteliği ihsan etmektir.

Baal HaSulam, “Yaradan Sevgi ve İnsan Sevgi” başlıklı makalesinde, kişi sadece üzerine atlayıp Yaradan’ın niteliğini edinemez çünkü kişi kendini kandırabilir, diye yazmıştır.

Gerçekten bu niteliğe ulaştığımdan emin olmak için, her tür oluşumla dünyamızın bir imajı yaratıldı: cansız, bitkisel, hayvansal ve en önemlisi insan. Ben, insanlara karşı tutumumu düzeltmeliyim.

Bu nedenle, tüm orijinal kaynaklarda yazıldığı gibi, temel yasa “Komşunu kendin gibi sev” dir. Bunun anlamı nedir?  Herkes bunu kendince anlıyor.

Cevap: “Komşunu kendin gibi sev”, kişinin kendi ıslahı üzerinde çalışması durumunda, ulaşması gereken hedeftir. Bu hedef çok uzak bir hedeftir, ancak başlangıçta ıslahın başka ön aşamaları vardır.

“Komşunu kendin gibi sev” in anlamı;   bugün olduğu gibi sadece kendimi severim ve içgüdüsel olarak, bilinçli olarak ve bilinç altında kendimi tüm dünyanın başına koyarım ve sadece kendimden bu dünyayı algılarım ve sadece kendimden ileriye dünyaya bakarım ve sadece sevgili kendi benliğim için çalışır ve her şeyi yaparım, bu yüzden kendimi tüm dünya için değiştirmeli, sadece dünyanın gelişimi için çalışmalı ve sanki benim sevgili küçük çocuğummuş gibi sadece onun için acı hissetmeliyim demektir.

The Method Of Correction, Part 3

 

Arzuların Gelişimi, Bölüm 4

Toplum Arzuları Belirler

Soru: Arzularımız toplum tarafından kontrol edilmektedir. Neden bu şekilde düzenlendi?

Cevap: Arzularımız toplumun arzuları tarafından belirlenir çünkü onunla etkileşim halindeyiz, kişisel, özel, küresel, ne olursa olsun toplumdaki tüm arzularla sürekli bağlantı halindeyiz. Bu yüzden arzum, beni çevreleyen toplum tarafından belirlenir.

Soru: Bu, toplumun arzularımızı kontrol ettiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Sadece onları kontrol etmekle kalmaz, onları belirler! Bana işaret eder: bu – evet, bu – hayır, ne dereceye kadar vb. Her şey, içinde var olduğum çevreye bağlıdır.

İnsan seviyesinde bir arzu, yerini değiştirebilir ve çeşitli sosyal etkiler altında kalabilir. Buna uygun olarak arzuları da değiştirecektir.

Evolution Of Desires, Part 4