Daily Archives: Ocak 4, 2019

Manevi Çalışmanın İki Yolu

Rabaş, ‘‘Dostların Önemine Dair’’: Fakat kişi, kendi erdemlerinin ve niteliklerinin dostununkinden daha yüce ve daha iyi olduğunu görebiliyorsa, dostunu nasıl kendisinden daha yüce olarak düşünebilir? Bunu anlamanın iki yolu vardır:

1) Kişi mantık ötesi inançla gider: Bir kez onu dost olarak seçtiğinde, onu mantık ötesi takdir eder.

2) Bu mantık dâhilinde daha doğaldır. Eğer diğerini dostu olarak kabul etmeye karar verdiyse ve onu sevmeye çalışıyorsa, o zaman aradaki sevgi vasıtasıyla sadece iyi şeyleri görmek doğaldır. Dostunda kötü şeyler olsa bile onları görmez. Şöyle yazıldığı gibi; “Sevgi tüm günahları örter.”

Soru: Her bir yol için eşsiz olan nedir: dostlarla mantık ötesi mi yoksa doğal gelişime göre mi çalışmak?

Cevap: Mantık ötesi inanç, kişi diğerlerini kendisinden daha büyük, Yaradan’a daha yakın olarak görmek için yukarıdan bir güç aldığında ortaya çıkar. Bu nedenle, onlara daha fazla saygı ve özenle davranmaya başlar, sanki Yaradan’la benzerlikteymiş gibi, daha ihtiyatlı hale gelir.

Yavaş yavaş, Işığın, onu böyle yapmasında zorunlu kıldığı gerçeğine dayanarak hareket ederek, öğretmenine ve dostlarına karşı, onun ruhsal ilerleyişi ile ilgili olan her şeye karşı tutumu, onun daimi/kalıcı koşulu haline gelir.

Kişi değişir ve kişinin daha önceden hissettiği yukarıdan gelen etki, görünüşte dağılır ve hayatına entegre olur.

Soru: Bu iki yol hakkında, kendimizi endişelendirmemeli miyiz?

Cevap: Sadece beklenti içinde olmalıyız, ihsan etme gücü olan üst Işığı alma umudunda olmalıyız. Bizim çalışmamız, bir çocuğun oyuncak arabalarla, bebeklerle, vb. ile bir yetişkinin oynadığı gibi, şimdiden işin içinde olmayı istediğimizi göstermektir.

Soru: Işık, kendi etkisiyle içimizde neyi değiştirir?

Cevap: Çevre ve Yaradan ile olan ilişkimizi değiştirir.

Ortak amacımız için, dostu doğru şekilde kullanabileceğimi anlarım. Kural olarak, onu zaten çabalarımın uygulaması için bir nesne olarak değil, Yaradan’ın bir parçası olarak görürüm. Ne de olsa, doğrudan Yaradan’la bağ kuramıyorum, ama dostla kurabiliyorum. Dost, Yaradan tarafından bana gönderilen, uygulamalı çabalarımın adeta dışsal bir alanıdır.

Soru: Neden dostumu, mantık içinde görmek mantık ötesi inanç içinde görmekten daha iyidir?

Cevap: Bu daha doğaldır, çünkü mantık ötesi inanç yeni bir dereceye girer. Sanki Yaradan’la ilişki kurmuşum gibi, dostumla ilişki kurmamı sağlayan gücü alırım. Kendimi, değiştirecek ve ıslah edecek bir şeyleri olan tek kişi olarak görürüm. Diğer herkes, gerçekten O’nunla yapışma içinde olduklarından, sadece Yaradan’ın isteğini yerine getiriyorlar.

Bundan şu sonuç çıkar ki mantık ötesi inancım doğal halime dönüşür.

Two Paths Of Spiritual Work

Yaradan’a Ulaşmak İçin İki Koşul

Rabaş “Dostların Önemine Dair”: Fakat “Zohar’ın Tamamlanışı İçin Bir Konuşma” makalesinde şöyle yazılıdır: “Yüceliğin ölçüsü iki koşul altında gelir:

  • Her zaman grubu dinlemek ve yücelikleri ölçüsünde onların takdirini almak; Çevre yüce olmalı, şöyle yazdığı gibi: “Kralın ihtişamı, insanların çokluğundadır.”
  • Benim gözümde daha büyük/yüce çevre, bana güven, güç ve niceliksel ve niteliksel olarak hareket etme kabiliyeti verir.

Burada daha önemli olan şey nedir: nitelik mi, miktar mı? Tabi ki, bizim koşulumuzda nitelik daha önemlidir, biz her zaman az miktardayız, ama son nesilde olduğumuz için hem nitelik hem de miktar olmasına dikkat etmeliyiz. Dahası, her ikisi de genellikle başarılabilir.

İlk koşul için, her öğrenci kendinin tüm dostlar arasında en küçük olduğunu hissetmelidir…

Ve ikinci koşul için, her öğrenci, her dostun erdemini, sanki dostu neslin en yücesiymiş gibi övmelidir.

Soru: Rabaş burada her zaman kafamızı karıştıran iki derece/evre/safha vermektedir. Eğer ben diğerlerinden daha aşağıdaysam, onlar otomatik olarak benden daha yüksek değiller mi?

Cevap: Hayır! Bu, diğerlerinden nasıl daha aşağıda olduğunuza bağlıdır. Ya onların gerçekten gözünüzde yükselttiğiniz kadar yüce olduklarını anlarsınız ve bu nedenle daha aşağı duruma gelirsiniz ya da siz kendinizi alçaltırsınız.

Bu onlardan aşağıda olmak için çalıştığınız şeye bağlıdır: onların yükselişleri üzerine veya sizin kendinizi alçaltmanız üzerine. İki olasılık, iki tür çalışma vardır.

Two Conditions For Attaining The Creator

Kabala İpuçları- 6/17/18

Soru: Neden iyi yüksek güç, yönetmek için negatif güçler sistemine ihtiyaç duyar?

Cevap: Bu, kişiye seçme özgürlüğü vermek içindir.

Soru: Her türlü yağmacılık, hırsızlık, şiddet ve cinayet eyleminin negatif güçler sisteminde köke sahip olduklarını söylemek mümkün müdür?

Cevap: Gerçek şu ki, egoizmin içinde olduğumuz sürece, pozitif güçler sistemi bize negatif görünecektir. Bu nedenle, yozlaşmış koşulumuzun içinde iyi ve kötünün anlamı hakkında konuşmak tartışmaya açıktır.

Soru: Birinin, benim yaşam koşullarımı yarattığını duyduğumda, bana benimle kişisel bir ilişkisi olan ve beni kendisine doğru yönlendiren bir senarist varmış gibi geliyor. Bu daha yüksek sistemi algılamanın doğru yolu mudur?

Cevap: Doğrudur. Fakat “senarist” sizi, bazen O’nun sol eliyle, bazen O’nun sağ eliyle çeker ve bazen de size çelme takar/düşürür. O, sizi öyle bir şekilde yönlendiriyor ki sizler yolu anlayacak ve ona kendi başınıza katılmaya başlayacaksınız.

Soru: Sistemin iyi ve kötüye bölünmesi hangi dünyada başlar?

Cevap: Bu, Atzilut dünyasında başlar. Atzilut dünyası bir iyilik dünyasıdır. Kötülük, Beria, Yetzira ve Asiya dünyalarında bulunur. Ama onların içinde bile, iyi bir kısım ve

kötü bir kısım vardır.

 

Soru: Benim aklımda Kabala’ya yönelik hiçbir soru ya da itiraz yoktur. Bu mutlak gerçektir. Ama beni şaşırtan şey hissiyat eksikliğidir. Şimdi olduğum kadar, Yaradan’ı hissetmekten hiç bu kadar uzak olmamıştım. Sorun nedir?

Cevap: Çok iyi. Bu gerçeğin keşfidir. Gerçekten de Yaradan’dan çok uzaktasınız. Bunu hissetmen gerçeği, zaten bir tür yakınlaşma, bir tür gerçek, ileriye doğru bir harekettir.

Soru: Yaradan iki güç mü yarattı: alma arzusu ve ihsan etme arzusu, böylece bizler eninde sonunda tek gerçek: “O’ndan başkası yok” (Deuteronomy 4:35) dışında, onların var olmadığının tam farkındalığına ulaşacağız?

Cevap: Bu yüksek gerçeğe ulaşmak için, tüm olumsuz ve olumlu hisleri, düşünceleri ve eylemleri bir araya getirmeli ve bize en yüksek yaratılışın düşüncesini gösterecek bir sistem yaratmak için onları birleştirmeye ve eşleştirmeye başlamalıyız. Daha fazla hiçbir şey yoktur, sadece yaratılışın başlangıcı olan Keter’de bir nokta vardır.

Soru: Bir Kabalist, ruhunun daha fazla duyarlılığı nedeniyle daha fazla edinir mi?

Cevap: Ruh, bir kişinin edindiği ihsan etme niteliğidir. Eğer kişi ihsan etme niteliğine sahip değilse, o zaman bir ruha da sahip değildir. Kişinin hangi seviyede olduğunu anlayabilmesi, sadece ihsan etme niteliği vasıtasıyla mümkündür.

Soru: Madem ki var olan her şey Yaradan tarafından yaratılmıştır, eğer kökümüzde bulunmuyorsa, tüm negatif nitelikler nereden gelmekte? Yoksa bunlar kökün sadece zıt tarafının negatif nitelikleri midir ve bizim görevimiz içimizdeki her şeyi birleştirmek midir?

Cevap: Gerçek şu ki, bir şey olduğu zaman, onun karşıt özelliği kesinlikle açıkça ona karşı tezahür etmelidir. Biri, diğeri olmadan var olamaz, sadece Yaradan var olabilir. Eğer pozitif kuvvetler sistemi varsa, bu negatif kuvvetler sisteminin de var olduğu anlamına gelir.

Soru: Yaradan’ın yarattığı kötü eğilim, doğrudan ona büyük oranda eşit miydi, yoksa binlerce yıl boyunca gelişti ve şu anda olduğu haline mi geldi?

Cevap: İyi ve kötü, bir diğerine karşı, aslında hem iyiden hem de kötülükten arınmış, tek bir yüksek güç tarafından yaratıldı.

İyi ve kötü, dünyamızda olmasa da manevi seviyelerde her zaman dengededir.

Blitz Of Kabbalah Tips – 6/17/18

Sorularınıza Cevaplar, Bölüm 228

Soru: Kabala bilgeliğini tesadüfen buldum, sadece bana meditasyon yoluyla “astral” e nasıl girileceğini öğreten bir sihirbaz bana bunu önerdi. Bu büyücü son beş enkarnasyonunu hatırlamakta ve birkaç Kabalistik kitabı bile değerlendirmiş: Uygulamada, EtzChaim (Hayat Ağacı) ve Talmud Eser Sefirot (OnSefirot’un Çalışması)

Size iki sorum var:

  1. Üst dünyalara meditasyon yoluyla girme hakkında ne düşünüyorsunuz?
  2. Onlu grup olmadan ne yapacağımızı nasıl açıklarsınız? Belki bu onlular gerekli değildir? Sizce bu yol, insanları Kabala çalışmaktan korkutur mu?

Her türlü, muazzam çabalarınız için çok teşekkür ederim ve Tanrı sizi korusun!

Cevap: Kabala, egoizmin bizim doğamızın temeli olduğunu ve ondan ayrılıp daha yüksek bir doğaya doğru yola çıkarak, sevgiye dönüşene kadar, egoizmin üzerinde ihsan etme niteliğini edinmeyi öğretir. Soru şudur: Egoizminiz dışında, herkesi seven bir insan haline gelir misiniz?

Answers To Your Questions, Part 228

Neden İnsanlığın Yaratılışın Amacı Hakkında Bilgisi Yoktur?

Not: Eğer kişi Rabaş veya BaalHaSulam’ı okumazsa, yaratılışın amacını bilemez. Tuhaf görünüyor, çünkü insanlık çok fazla ilerleme kaydetti ve çok fazla araştırma yaptı, ama yine de bu farkındalığa ulaşamadı.

Benim Yorumum: Bunun nedeni, insan aklının buna hazır olmamasıdır. İnsanlar, doğanın birbirine bağlı tek bir organizma olduğundan bahsederler; fakat bir insan buna adapte olamaz, çünkü ondan farklıdır. Doğaya ya da topluma bütüncül bir biçimde bağlı değildir, bu nedenle kendi başına bunu başaramaz. Bütüncül bir akla, bütüncül bir duyarlılığa veya algıya sahip değildir.

O, egoist bir algı, dünyanın geri kalanı ile egoist bir ilişki ile nitelendirilir: al, ele geçir, gasp et. Dünya ile bütüncül bir şekilde bağlantıda olmayarak, ondan ayrılır, kendi içinde kalır. Bu nedenle, doğayı bütünsel ve tamamlayıcı olarak anlamak, algılamak veya hissetmek çok zordur.

Kabala, yavaş yavaş içimizdeki bütünsel gerçeklik algımızı geliştirmeye başlar. Dahası, kendinizin yarattığı gerçekliği gördüğünüzü söyler. Burada modern psikoloji ile bir çatışma görürsünüz. Kendinizi gerçekliğin projektörü olarak algılamaya başlarsınız: Dünya yaratırsınız, onu tasvir edersiniz.

Sonunda, hiçbir gerçekliğin olmadığı, her şeyin içinizde olduğu ortaya çıkıyor. Bundan şu sonuç çıkar ki bunu incelemek/araştırmak için bir şekilde kendinizi değiştirmek zorundasınız. Kendinizi geliştirerek, bütüncül bir hale gelerek bunu yapma fırsatını elde edersiniz. Daha sonra kendinizi bir makine, bir laboratuvar gibi kullanmaya başlarsınız. Başka bir deyişle, niteliklerinizi değiştirerek, hissettiğiniz gerçekliğin nasıl değiştiğini anlarsınız.

Onu tasvir edersiniz, yaratırsınız ve kendi gerçekliğinizin, kendi hayatınızın Yaradan’ı olursunuz. Ayrıca, tüm insanların, hayvanların, bitkisel ve tüm kozmosu içeren cansız dünyanın,  nasıl içsel niteliklerinizin bir yansıması olduğunu görürsünüz: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan unsurları- egoizminizin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü aşamalarıdır.

Bu gerçekliğin düzeltilip düzeltilmediğini, yani diğer parçalarla bütünsel olarak bağlı olup olmadığını görebilirsiniz.

Why Does Humanity Have No Knowledge Of The Purpose Of Creation?

Kimin Hayatı Daha Önemlidir?

Soru: Neden bazı insanların hayatlarının diğerlerinden daha önemli olduğunu düşünürüz?

Cevap: Bunun nedeni bütün resmi, genel mekanizmayı, küreselleşmemizin ortak sistemini göremememizdir. Bizler tek bir sisteme aitiz, aslında hepimiz tek bir bedeniz.

Her birimiz, tek bir vücuttaki bütün organizmanın iyiliği ile ilgilenmesi gereken bir hücre gibiyiz. İnsanlığın, nihai analizinde, belirli organları ve vücut kısımları olan tek bir kişi olduğunu görürsek, o zaman her bir kişinin önemli olduğunu anlayacağız.

Vücuttaki bir hücre kansere dönüşse bile… Ve bu, özünde, egoizmin belli niteliğidir: başkalarını yutmaya başlar. Bu noktada hepimiz kanser hücrelerine benzeriz. Bu, şimdi bizlere ifşa olmaktadır: Hepimiz genel kanserli hasta olan evrensel insan sisteminde bulunmaktayız.

Eğer bunu ifşa edersek, o zaman herkesin sağlıklı olması gerektiğini, yani egoizmlerinden vazgeçmeleri, onu kullanmaktan vaz geçmeleri, başkalarını yutmayı bırakması gerektiğini kesinlikle anlayacağız ve onlara ihsan etmek için değişeceğiz.

Bunu keşfettikten sonra, yaşamın sadece, herkesin gelişmelerinde ilerlemelerinden, topluma katkıda bulunmalarından ibaret olduğunu göreceğiz. Eğer toplumu, herkese yalnızca bu konuya yönelik değerler vermeye teşvik edersek, herkesi insan toplumu için yararlı olmaya zorlayacağız. O zaman herkes eşit olacaktır. Ayrıca, o zaman birinin hayatı başka birinin hayatından daha önemli olamaz.

Whose Life Is More Important?

Aramızda Eşitliğe Nasıl Ulaşırız?

Rabaş, ‘‘Dostların Önemine Dair’’: Gruptaki dostların önemine ve onları nasıl takdir edeceğimize, yani herkesin dostuna vereceği önemle ilgili olarak, sağduyu der ki; “Eğer kişi dostunu kendi seviyesinden daha aşağıda olarak görürse, ona sahip olduğu niteliklerden daha erdemli bir şekilde davranmasını öğretmek ister. Bu durumda, kişi onun dostu olamaz; dostunu bir dost olarak değil, bir öğrenci olarak kabul edebilir. ”

Ve eğer kişi dostunu kendi seviyesinden daha yüksek bir seviyede ve ondan daha iyi niteliklere sahip olduğunu görürse, o zaman dostu onun RAV’ı (öğretmeni) olabilir fakat dostu olamaz.

Bu demektir ki, tam olarak dostunu kendisiyle aynı seviyede gördüğü zaman onu dost olarak kabul edebilir ve onunla birleşebilir. Bu böyledir, çünkü “dost”, her iki taraf da aynı koşuldadır demektir. Sağduyunun söylediği budur. Diğer bir deyişle, onlar aynı görüşlere sahiptirler ve bu yüzden birleşmeye karar verirler. Sonra, başarmayı arzuladıkları amaca doğru ikisi de beraber hareket eder.

Bu, bir kâr elde etmek için birlikte iş yapan iki kafadar dosta benzer. Bu durumda, eşit güçlere sahip olduklarını düşünürler. Fakat içlerinden biri diğerinden daha becerikli olduğunu hissederse, diğerini eşit ortak olarak kabul etmek istemez. Bu nedenle birinin diğerinden daha fazla sahip olduğu güce ve niteliklere göre oransal bir ortaklık oluştururlar. Bu durumda, ortaklık yüzde otuz üç veya yüzde yirmi beş ortaklıktır ve bu şekilde eşit oldukları söylenemez.

Dostunuza karşı eşit hissetmeniz imkânsızdır, çünkü sürekli yükseliş ve düşüş koşullarındasınız. Doğada eşit koşullar yoktur, yine de eşitlik için bir arzu olmalıdır.

Dostuna eşit olmak isteyerek kişi, daha yukarı yükselmeye, daha aşağı inmeye çaba gösterir ve böylece dostuyla karşılıklı bağ koşulunda, tam bir karşılıklı bağda, tamamlamada, almada birleştikleri koşula yavaş yavaş ulaşırlar. Her iki koşulun sonuçları doğru bağa yol açar.

Bağlanmış durumdaki bir sistem gibi, birbirlerinden hem yerine getirmesi hem de alması gereken farklı niteliklerin iletişiminden bahsediyoruz.

Kırılmış ruhun tüm parçaları arasındaki bu tür iletişim, doğal olarak kişinin bir konuda diğerinden daha yüksek ve bir konuda diğerinden daha düşük olmasını gerektirir. Bizler asla eşit olamayacağız, çünkü hepimiz farklıyız! Bu nedenle, ortak hedefe ulaşmadaki çabalarımız dışında, aramızda hiçbir karşılaştırma yapılamaz.

Ortak hedefimiz olan Yaradan’la yapışmaya ulaşmak için diğerleriyle bağ kurarsam, o zaman kendimizi kesinlikle O’nun içinde eşit olarak buluruz. Burada hiç kimse büyük ya da küçük değildir, her birimizin içinde hangi niteliklerin olduğu önemli değildir. Asıl mesele hepimizin aynı hedefe doğru ilerlemesidir. Böylece, bu hedefte orta çizgiye ulaşırız.

İşte bu yüzden (eşitlik) yoktur. Sadece Yaradan’a ulaştığımızda, O’nda orta çizgiyi ve aramızdaki eşit bağı edinebiliriz.

How Can We Achieve Equality Between Us?

“Her Şey Sevgi, Dostluk İle Olacak”

Rabaş, ‘‘Dostların Önemine Dair’’: Fakat dost sevgisinde, dostlar aralarında birlik yaratmak için birleştiği zaman, bu açıkça demektir ki onlar eşittir. Buna “birlik” denir. Örneğin, eğer birlikte iş yapıyorlarsa ve diyelim ki kârlar eşit olarak dağıtılmayacaksa, buna “birlik” denir mi? Açıkçası, dost sevgisinde, dost sevgisinin sağladığı tüm kazanç ve mallar, taraflar arasında eşit olarak dağılmalıdır. Birbirlerinden hiçbir şey saklamamalı ve her şeyi sevgi, dostluk, doğruluk ve barış içinde yapmalıdırlar.

Bunun, ideal koşulları tanımladığı görülmektedir. Ama eğer dostum ve ben Yaradan vasıtasıyla bağlı değilsek, onları tamamlamak imkânsızdır. Şükürler olsun ki, birbirimize O’nunla bağlı olduğumuz için, bu şekilde davranabiliriz. Sadece bu bizi mecbur edebilir.

Soru: Burada ne tür bir kazanç vardır?

Cevap: Önemli değildir. Kazanç maddi ya da manevi olabilir. Asıl önemli olan, karşılıklı garanti. Birlik ve diğer gereklilikleri yerine getirmek için sadece Yaradan ile bağ kurmak bizi zorlayabilir ve baskı yapabilir.

“Everything Will Be With Love, Friendship”

6.000 Yıl Beklemek Zorunda Mıyız?

Soru: Eğer hepimiz birleşik bir sistemin parçalarıysak ve ancak birlikte 6.000 yıl sonra üst Işığa ulaşabilirsek, bireysel ruhların üst dünyaya ulaşma noktası nedir? Kişi hala geri kalanı beklemek zorunda mıdır?

Cevap: Beklemeye gerek yok. Kabalistler hiçbir şey beklemezlerdi. Her zaman, hem geçmiş yüzyıllarda hem de günümüzde üst dünyayı edinirler ve son ıslaha ulaşırlar. Bu yüce, mükemmel ve uyumlu ıslah hepimizi bekliyor!

Şimdi kendimizi ıslah edersek ve bununla beraber dünyayı düzeltirsek 6.000. yıla kadar beklememiz gerekeceğini düşünmeyin. Hayır! Zaman yoktur. Islah olur olmaz onu ediniriz. Mükemmel koşul hazır, o var ve her şey sadece onu ifşa ettiğimiz zamana bağlıdır!

Do We Have To Wait 6,000 Years?

Dostları Nasıl Eşit Olarak Görebiliriz?

Soru: Gruptaki dostları çabalarında eşit olarak nasıl görebiliriz? Sonuçta, gördüğüm çabaların %50’si benim çabalarım. Dostların çabalarının %50’sini görmüyorum.

Cevap: Başkalarının çabaları şöyle dursun, kendi çabalarımızı bile ölçemeyiz. Böyle yeteneklere sahip değiliz. Bu nedenle, sadece bağımız üzerinde çalışmalıyız ve bu her şeyi yerli yerine koyacaktır.

Soru: Manevi yolu izleyen bir dost olarak, benim, gruptaki birisinin tüm çabasını göstermediğini görme fırsatım var mıdır?

Cevap: Buna hiç dikkat etmem. Eğer tüm bunlar Yaradan tarafından sunulmuşsa, o zaman ruhumun bu parçalarıyla çalışmalı ve onları Yaradan’ın yarattığı gibi kabul etmeliyim. Mantık ötesi inançla gitmek zorundayım.

How Can We See The Friends As Equal?