Temel Sorunumuz Ne?

thumbs_Laitman_507_03İnsanlığın temel sorunu, olup biteni bizim kontrol etmediğimizi anlamak üzere yeniden eğitilmesi gerekliliğidir; biz bir sistemin içindeyiz ve fiziksel eylemlerimiz bu sistemde hiç bir tepki uyandırmaz ancak bu sistem tüm düşüncelerimize titiz bir kesinlikle karşılık verir.

Kişiye düşünceleri ve niyetleri ile doğanın güçler sistemini etkilediği ve geleceğinin bu sistemin vereceği karşılığa bağlı olduğu gerçeği gösterilmelidir. Kişi öyle bir yapının içine yerleştirilmeli ki, bu ağ yapısının içinde niyeti ve içsel çabası ile yapacağı doğru etki ile kendi geleceğini inşa etmekte olduğunun her zaman farkında olabilsin.

İçinde bulunduğum anda neye özlem duyduğum, bir sonraki anın durumunu belirler. Eğer Yaradılış sistemini birleşik ve bütünsel olarak kabul ediyorsam, o zaman, düşüncelerim ve niyetlerimle tüm insanlığın durumunu etkiliyorum, tüm insanlığın durumunu yönetiyorum ve o da beni etkiliyor demektir. Bu, tıpkı şu anda olanla ilişkimde olduğu gibi bir sonraki anı düzenlemek için de bir yol olduğu anlamına gelir. Niyet doğru resmi keşfetmenin temel aracıdır; niyet benim yönetim sistemi ile olan bütünlüğümü fark etmem için tasarlanmıştır, var olan her şeyi içerir. Şu sıra, bu yalnız bu dünyadaki bütünlük duygusudur. Ancak benim görüş açım genişledikçe, içinde geriye kalan tüm dünyaları da içerecektir.

Buradan varacağımız nokta, temel sorunun kişiyi bu doğa sistemini, bu yönetim sistemini, bu dairesel bağlantı sistemini sürekli olarak etkilediği gerçeğiyle yüzleştirmenin gerekli olduğu noktasıdır. Dahası bu sitem kişi tarafından “hareketsiz” olarak algılanmalıdır ve bunun içinde Kabala Bilgeliğinin sözünü ettiği tüm ilkeler ortaya çıkar. “Hareketsiz” olması değişmez olması anlamındadır, “Onun verdiği hüküm çiğnenemez.” (Mezmur 148:6) Biz bu sistemden söz ederken, onun eylemlerini “insan” dili ile açıklarız, söylendiği üzere Tora insanların dili ile konuşur, buna duygularımızı yansıtırız, bu sistem, şefkatli, öfkeli vb. olabilir. Ancak bu, insan bunu böyle anladığı için bu şekilde söylenir, kişi doğayı “insanlaştırır”, doğaya ve doğayı Yaradan’a bir imaj yaratır, bu imaj insanın karşılıklı bağlantıda olduğu ve kendisi gibi olan bir sisteme karşılık düşer.

Ancak, Yaradan’a insana ait özellikler atfetmek tamamen yanlıştır. Bu durum kişinin bu sistemle, Yaradan’la doğru biçimde işbirliği içinde olmasına engel olduğu, aklını çeldiği için tehlikelidir. Kişi Yaradan’ın da kendisi gibi değişebileceğini düşünmeye başlar. Kişi Yaradan’ı kendisinin benzeri gibi, vereceği karşılığı ve davranışı seçen, seçme özgürlüğü olan biri gibi algılamaya başlar. Ancak, daha yukarıdaki bu sistemin içinde seçme özgürlüğü yoktur!

Yazıldığı üzere; “Var olan her şeyi yasalara kurallara göre yarattım. Bu yasaya Benim Adım denir, sen Ona ‘HaVaYaH’ diyeceksin. Her şeyi bununla yarattım ve sen de Beni bunun vasıtası ile keşfedeceksin.” Bu Yaradan’ın dört harfli adına işaret eder, bunlar Direkt Işığın beş (kök safhası da dâhil) gelişim safhalarıdır, 0-1-2-3-4 (Şoreş, Alef, Bet, Gimel, Dalet).

Ve burada hiçbir şeyin değişmediğini iyice anlamalıyız. Yaradan’dan söz etmek, doğadan söz etmek, asla değiştirilemeyen belirli bir yasaya göre hareket eden tek ve biricik sistemden, yönetim sisteminden söz etmek demektir. , “Onun verdiği hüküm çiğnenemez.” Şöyle denilmiştir; “Yaradan merhametlidir,” “Yaradan değişmez,” Onun değişeceğini ummak kişinin yapacağı en büyük hata olur.

Kişiye gelişmesi için uygun bulduğu yolu seçme olanağı verilmiştir, “ızdırabın yolu” ya da “Tora’nın yolu”. Gelişmek için doğru yolu seçmek, ızdıraptan uzaklaşmak sonucunu getirmez, bilinçaltında kendi doğamıza uyandığımızda ızdırap da davranışım ve gelişmem için yalnızca bir işaret haline gelir. Gelişme “ızdırabı” gerektirmez, “başkalarını, Yaradan’ı memnun etmeye” yönelmeyi gerektirir, kendimi değiştirmek ve bu eylemler yoluyla ızdırabın hazza dönüşmesi sağlamak bana kalmıştır.

İhsan etme eylemi içinde ızdıraplar ortaya çıktığı zaman Yaradan’dan (Islah Eden Işıktan) benim niteliklerimi değiştirmesini ve böylece ihsan etmenin mutluluk haline gelmesini isteyebilirim. Bu durumda bile mutluluğu kendimi iyi hissetmek için değil ama Yaradan’ı memnun etmek için, sisteme uyum gösterebilmek için isterim. Sorun şurada başlar: Benim için ne daha önemli; kendi ızdırabım mı yoksa grup içindeki çalışmam ile Yaradan’ı memnun etmek mi?

İyi şanslar!

One Comment

  1. Mükemmel bir anlatım olmuş hocam.

Discussion | Share Feedback | Ask a question




"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed