Monthly Archives: Şubat 2015

Tüm Bunlar Çok Yakın…

thumbs_Laitman_731Genel bağlantıya ait olma hissiyatını korumaya çalıştığınızda gruba yardım etmiş olursunuz. Gruptan bir kişi düşebilir ama bu onun kendi düşüşüdür bu arada aynı anda, siz de kongre sırasında edinmiş olduğunuz koşulda kalmaya devam edebilirsiniz.

Örnek olarak, kongreden gittiğimi hissetmem. Kongreden sonraki günlerde, daha güçlü bir şekilde büyümüş olurum, kongrede edinilmiş olunan yeni seviyenin deneyimini kazanırım ve bu sayede yeni anlayışlar keşfetmiş olurum.

Bunun nedeni şudur, böye bir koşul daha önce kendi gerçekliğimizde, düzeltme sürecinde ve günümüz dünyasında mevcut değildi. Aslında bizler, ruhların düzeltilmesine başlamış durumdayız. Şu ana kadar, geçmişte yaşanan her şey sadece hazırlıktı. İlk günah (ilk Manevi Adam’ın ruhunun parçalara ayrılışı), Babil, Mısır’daki kölelik, Tapınakların yıkılışı ve sürgün, tüm bunlar arzuların düzeltilmeye hazırlanmaları için gerekliydiler. Şimdi, bunu düzeltmeye başlıyoruz.

Aramızda edinmiş olduğumuz bağ, düzeltmenin ilk seviyesidir. Bu şu anda çok da açık ve net değil ancak bizler zaten bu seviyedeyiz. Bu tıpkı hiçbir şey anlamayan ama bu dünyada da yaşamaya devam eden yeni doğmuş bir bebek gibidir. Benim size dediğim şudur, sizler zaten maneviyatın içindesiniz fakat şimdi bunu pratik olarak keşfetmeniz ve aslında hissetmeye başlamanız gerekiyor.

Duyularımızı geliştirmemiz gerekiyor. Bir bebek ilk doğduğunda o da hiçbir şey görmez ya da duymaz. Bu dünyayı hissetmez ve belli bir süre geçtikten sonra etrafındaki seslere ve ışıklara tepki vermeye başlar. Biz de şu anda tepki vermeyen durumdayız fakat aslında manevi dünyanın içindeyiz ve şimdi her şey bizlerin bu manevi dünyanın içinde ne kadar büyümek istediğimize bağlı.

Bir bebeğin büyümek için doğal bir içgüdüsü vardır. Bizlerde bu yok ve doğal içgüdülerimizi kullanmak yerine yapmamız şart olan, kendi başımıza doğamızı ve Yaradan’ı oluşturmaktır.

Bizlere sürekli olarak yeni arzular ve özellikler verilmekte ve eğer onları doğru bir şekilde işlemden geçirmezsek ve onları genel birliğe bağlamazsak, o zaman karşımıza yük olarak farklı şekillerde problemler ve zorluklar halinde çıkarlar. Bu yüzden, onları çok hızlı ve doğru bir şekilde işlemden geçirmeyi denememiz gereklidir. Aksi takdirde, dün yapmamış olduğumuz çalışmadan dolayı bugün, dünkünün iki katı çaba sarfetmek zorunda kalacağız. Dünden önceki gün yapılmayan tüm işler daha da büyüyecek ve tamamlanması üç katı daha zor ve fazla bir iş haline gelecek. Eğer bu şekilde devam edersek, en sonunda pes etmiş ve teslim olmuş olacağız. Ve bu durumda da her şeye yeniden başdan başlamak gerekecektir.

Öyle bir koşula ulaşmamız gerekiyor ki artık kongreler yapmamıza gerek kalmasın. Yükseklere ve daha da yükseklere tırmanmaya devam edeceğiz, kongreler bile olmadan. Eğer edinmiş olduğumuz bağ koşulunu korursak, hiçbir şeye ihtiyacımız olmayacak. Bu bağın içerisinde daha fazla gelişeceğiz ve birbirimizi hissetmeye başlayacağız. Günlük derslerimiz bizler için yeterli olacak ve dersleri internetten gönderilen kelimelerden değil, farklı bir seviyede algılamaya başlayacağız. Tüm bunlar çok yakın.

Günlük Kabala Dersleri 17 / 7 / 2013 , 1.Bölüm, Rabaş’ın Yazıları

Doğaüstü Olanın Arkasındaki – Büyücülük Sahtekarlığı

thumbs_Laitman_724Soru: Bizim sihir ve büyücülük anlayışımız bu devrin başlangıcında ciddi bir şekilde yaygınlaştı. İnsanların bir çoğu bu konulara inanıyorlar veya aktif bir şekilde yalanlıyorlar. Bu ise onların bu konuya olan ilgisini açıkça gösteriyor.

Kabala Bilgeliği bu hususlara ilişkin ne der? Bizler yararlı ve olumlu kuvvetleri büyücülük veya sihiri kullanarak ortaya çıkarabilir miyiz? Bizler yaşamımızı bunların yardımıyla daha iyi bir hale getirebilir miyiz?

Cevap: Öncelikle Kabala Bilgeliği olmasa, bu konuların modern zamanlarda aydınlatılması, büyücülük ve doğaüstü olayların ne olduğu anlaşılamazdı. Bu konular ödünç alınarak, Kabala Bilgeliği tarafından insan ruhunun gücünün arzularını ve bu arzuların nasıl kullanıldığını yapılandırmak ve incelemek mümkün olmuştur.    

Ağ örgüsündeki sihir

Konuya gelelim. Bizler birbirimiz ile bozuk şekilde bağ içindeyiz. Genel anlamda bizim bağımız bütünüyle bir egoizmdir. Bunun neticesinde, kötü güçler tüm insan ilişkileri sistemini doğurmuştur: Her birimiz kişisel fayda peşindeyiz ve toplum konusuyla ilgilenmeyiz. Bizler bizi saran her şey ile, her zaman kendimize yararı olacak şekilde fırsatı kollarız.

İnsanları bencilce davranmaları konusunda suçlayamayız. Başından itibaren bizler bütünüyle bencilce bir doğaya sahibiz. Fakat Kabala Bilgeliği’ni kullanmamak konusunda bizler suçluyuz. Bizlerin diğer kimselerden daha fazla pişman olmaları gerekir. Çünkü bizler Kabala ilmini dikkate almıyoruz. Oysa bu bilgeliğin yardımıyla bizler kötü eğilim ağından kendimizi daha yararlı bir bağ haline dönüştürebiliriz.

Kabala’ya göre bu, ”doğaüstü güçleri” olumlu şekilde kullanma yöntemidir. Örneğin, aramızdaki ilişkileri olumsuzdan olumluya dönüştürmek. Bizler bunları ”baş aşağı” döndüremeyiz, çünkü bu bizler için dışsal bir sistemdir. Günümüzde birbirimiz ile eksik bağ içinde olmamız aynı zamanda birbirimize pek iyi şekilde davranmamamıza sebep olur.

Güncel bağ ilişkileri seviyelerimizi değiştirmek ve hepimizin aramızda iyi ilişkiler inşa edebilmesi için, bizlerin ”Üst Kuvvet”, ”Yaradan” veya ”Doğa” denilen özel bir gücü kullanması gerekir. Kabala Bilgeliği’nde bizlerin başlatmayı denediği gücün tesirine ”Işık” denir.

Şöyle denir : ”Ben kötü eğilimi yarattım ve Tora’yı da bunun şifası olması için yarattım.” Yani başka bir deyişle, bencillik bizi yönetir; aramızdaki ilişkileri düzeltebilecek şekilde sistemi kullanacak bir yol hâlâ vardır. Işığın gücü bizim bencil yapımıza doğru iner ve bunu düzeltir. Bunun neticesinde aramızda yararlı bir ağ örgüsü belirginleşir.

Bizler işte bu şekilde Kabala Bilgeliği ve Tora’yı kullanmalıyız. Bunların özünde yer alan ”Dostunu kendin gibi sev” koşuluna bağlı kalarak, örnek olarak bütün insanlar arasındaki ilişkilerimizi yararlı bir şekilde oluşturabiliriz..

KabTV’den “Yeni bir yaşam”, 11.1.2015

Küçük Bir Salda

laitman_2008-12-24_8202_wSoru: Eğer terk eden herkes bağlantımızda bir delik açıyorsa, bizim teknede pek çok delik yok mu?

Cevap: Hayır, bu kişiler bağa katkıda bulunmadılar ve bu bağın içinde bütünleşmeye niyet etmediler. Böylece onları bizden uzağa attık; kısacası denize attık, bizim ortak bencil denizimize, Malhut’a attık.

Soru: Teknede kimler var?

Cevap: Teknede, burada bu teknede olmak isteyenler var. Bu tekne bizi bağlayan, birbirimize birleştiren Masah’dır (perdedir). Bu tekne Kli’nin başlangıcıdır, bu teknede olmamızın birincil nedeni saf olmayan (Sitra Ahra)  güçlerimizin engin denizinde boğulmamaktır.

Teknedekiler ‘kalpteki noktalarımızdır’  ve teknenin altındaki de egomuzun engin denizidir. Tekne koruyucu bir Masah (perde) olarak kullanırız, tıpkı batmamak için kalpteki noktalarımızı birbirine bağladığımız bir sal gibi. Ve etrafımızdaki Sitra Ahra gazabının fırtınalı denizi ile kudurmuş dalgalardır.

06 Şubat 2015 tarihli Günlük Dersin 5. Bölümünden, Baal HaSulam’ın Yazıları

Ego’dan Korunan Alan

thumbs_Laitman_901Soru: Denmiştir ki, “arzu, her an İsrailoğullarının kalplerindedir ve eğer gerçekten isteselerdi, Kutsallık’ın varlığı ile ödüllendirilirlerdi.” “Eğer gerçekten isteselerdi” ne demektir?

Cevap:  Güçlü bir arzu, başka hiçbir şey değil sadece tekbir şey istememiz demektir. Sadece birbirimizde ve herkesin içinde birleşmiş olmak ve böylece aramızdaki bağda hiçkimseye yer olmayacak ve aslında manevi bir emiş meydana gelecek. Sadece Yaradan’ın bu boş alanda ortaya çıkabileceğine dair büyük bir arzumuz var.

Böyle bir yer aramızda ifşa oldu, hiçbirimize ait olmayan ve aynı zamanda hepimize ait olan. Orada egomuzdan başka bir yer yok. Aramızdaki bağda üst bir boyut keşfederiz.

 securedownload

Egomuz dışarıdadır ve bizler içeride biraraya geliriz böylece merkezde daha önce varolmayan boş bir yer vardır. Boş bir yer olarak böyle birşey yoktur, fakat burada yaratılmıştır ve orada sanki birşey yokmuş gibi hissederiz, Yaradan bile.

Böyle bir alanı egomuzu bir kenara fırlatarak yarattık ve birbirimize bağlanma tutkularımız saf bir niyet ile, egoya olan direncimizde bağlandılar. Bu yüzden, bu yer boş bir hale gelir ve zaten farklı bir boyuta aittir.

İçinde bulunduğumuz yer hayvansal seviyeye aittir ve boş alan insanın şekillenmesi için olan yerdir. Bu Yaradan’ın ifşa olduğu yerdir: ilk on sefirot, yani biz, bu bağa dahil olanlar.

Günlük Kabala Dersi, 2.Bölüm, 3/6/2014 ,  Shamati #66

İnsanlığın Tarihçesi – Arvut’un (Karşılıklı Garanti) Gelişimi – 1. Bölüm

thumbs_Laitman_731Karşılıklı Garantinin Konuyla İlgisi

Bu konu, İsrail halkının tarihteki prizması içinden, Arvut (Karşılıklı Garanti) başlığına ayrılmıştır. Arvut’un İsrail toplumunu ve tüm dünyayı kurtarabileceğini söylüyoruz. Bu yazımızda şu anki mevcut durumumuzun köklerini görmek üzere geçmişe seyahat edeceğiz.

Aslında, bizleri Arvut’a doğru hareket ettiren program, dünyamızı da kontrol etmektedir. İnsanlık, doğanın, duran, bitkisel ve hayvansal seviyelerinden farklılık gösterir çünkü, o kadar egoisttir ki, diğerlerinin acı çekmesinden zevk alır, onların üzerinde hüküm sürmek, tüm dünyayı “yutmak” ister. Fakat, yavaş yavaş, geliştikçe, doğa ile benzer olup, onunla bağ kurmak ve kendini değiştirmek için bir düzeltme gerçekleştirmesinin gerektiği seviyeye ulaşır.

Tüm insanlığın birleşmesi, aralarındaki “karşılıklı garanti” onları doğa ile bağ kurmaya doğru yönlendirir. İnsan doğasının bu düzeltmesi, kötülüğün ifşası, egoizmimiz sayesinde gerçekleşir. İnsanlar, egoistik ilişkilerinin kendi kişisel yaşamları, toplum, ülkeleri ve tüm dünya için zarar verici olduğunu hissetmeye başlarlar ancak başlangıçta bu kötü doğaları ile ne yapmaları gerektiği onlara açık değildir. Ve sonrasında, acı çekmeler yüzünden, birleşmelerini ve global entegral doğaya benzer hale gelmelerini, yaşayan bir bedendeki hücreler gibi ve doğanın tek bir bütün sistemi olarak birleşmelerini sağlayan bir metot ifşa ederler.

Bu birleşmede, özel bir tip varoluşu ifşa ederler, doğanın genel sistemini ve tüm parçalarının birbirlerine olan bağlılıklarını algılamaya başlarlar. Doğanın içsel gücünün her şeyi nasıl kontrol ettiğini ve insanlığı mükemmelliğe yönlendirdiğini görürler. Ve bu şekilde, gelişimin kısıtlayıcı “tarihsel” yoluyla değil, yerine,  anlayış ve anlaşma geliştirerek, bu süreçle kendi kişisel bilinçli ilgimizi geliştirerek, bunları yerine getirirler.

Kendi gelişimimizde kendi girdilerimizin olması gereklidir. Doğanın tüm parçalarının birleşmesi ve bunun gelişimimizin en yüksek derecesi olduğunu anlamamız için çabalamamız gereklidir, Bu bize “insan” şeklini verir. Bunu yerine getirerek, doğanın entegre gücünü edinmiş oluruz ve insan toplumunun gelişmesine yön göstermiş oluruz.

Kanalları Açmak Işığın Çalışabilmesini Sağlar

thumbs_Laitman_910Manevi çalışma, Yaradan’a hizmet etmek olarak adlandırılır, bunun için tüm çalışmayı yerine getiren O’dur. Ben, manevi dünyada çalışmam, bunun yerine sadece çalışması, bazı bağlantıları aktif etmesi için Işık’ı davet eder ve Işık’ın bunların içlerinden geçerek, her şeyi organize etmesini sağlarım.

Bu yüzden, düzeltme hakkında düşünmek benim için yeterlidir. Bu dünyada, sıradan görünüşlü bir insan bile, düşenceleri sayesinde Işık’ı çekebilir.

Sadece Yaradan, Işık, çalışır ve etkiler, oysa bizler sadece bağlantıları düzeltiriz, kanalları açarız ve Işık’ın sistemin tüm parçalarında çalışmasını mümkün hale getiririz. O yüzden, dağıtım sistemi, düzeltmeye getirmek için tek olasılıktır.

Baal HaSulam, hiçkimsenin bir başkasının çalışmasını yerine getiremeyeceği hakkında yazmıştır. “Tıpkı yüzlerin aynı olmadıkları gibi, düşünceler ve karakterler de aynı değildirler.” Bu yüzden, bu dünyada bir kişiyi dahi kaybetmemeliyiz. Eğer bir kişi ortadan kaybolacak olursa, hiçkimse bu çalışmayı onun yerine gerçekleştiremez.

Dağıtımımız sayesinde, kişiyi içinde bulunduğu pislik ortamdan, tüm yaşamını sorguladığı bir yere getiririz. Onu gerçek çalışmaya çeker, tüm sistem genelinde, Işık kanalının onun için açıldığı aynı yere getiririz.

Bundan sonra, kişi kendi içinden çıkan kanalları aktive ederek aynı şeyi gerçekleştirir. Ancak, kişi bu zincirin arkasında durduğu için, yapmış olduğu her şey benim üzerimden geçer ve ben onun tüm çalışmasından zevk alırım. Bu nedenle, öğrencilerin niteliği ve sayısı ne kadar büyürse, o kadar da öğretmen yükselir.

Grubun, bu yolda nasıl yükselebileceğini bir düşünün. Bunun yardımıyla, Kabala Bilgeliği ve İntegral Eğitim ile ilgili bütün daireleri organize ederiz.

Esasında, Kabala Bilgeliğin’de de, İntegral Eğitim’de de aynı prensibin dağıtımını gerçekleştiririz: “O’ndan başkası yok” ve bundan başka dağıtımını yapacak birşeyimiz yoktur. Tüm Kabala Bilgeliği sadece bunun hakkında konuşur. Ve İntegral Eğitim metodu da aynı zamanda bu konudan bahseder, sadece farklı sözlerle.

İntegral Eğitim ve Kabala Bilgeliği arasında hiçbir fark yoktur. Basitçe söylemek gerekirse, eğer kişinin kalpteki noktası yoksa ve Üst Dünyaları edinmeyi arzulamıyorsa, ona her şeyi bu dünyadaki konseptler ile genel entegre sistem hakkında konuşarak ve dünyanın tek bir global köy olduğu şeklinde açıklarız.

Bu da aslında aynı şey hakkında bahsetmektedir, sadece kelimeler katılımcılara göre seçilir. Ancak, bu kişiler için ve diğerleri için bile, niyetimiz “O’ndan başkası yok” prensibini iletmektir.

Verona Kongresi, 2.Gün, 22/11/2014, Ders 4

İsrail ve Dünya Ulusları 

thumbs_laitman_922”Arvut (karşılıklı garantörlük)” makalesinde yazılmıştır ki, gereklilik sebebiyle tüm ulusların tuhaf insanları olmak üzere bizler seçilmişizdir. Yani özel bir grup, ”ulus” olmak için, yani aralarında karşılıklı garantörlük olan insanların bağı ile oluşmuş karşılıklı birlik kuvveti, karşılıklı yardım içinde bir bedeni bütünüyle tamamlayan insanların oluşturduğu bir grup. Bütün bu beden dünyanın yetmiş ulusu gibi bencilce olabilir. Çünkü Zeir Anpin’in yedi Sefirot‘unun her birisi özel on Sefirot‘tan oluşmuş olup, yetmiş manevi kökten oluşur.

Bu nedenle, genel kap kırıldığında, yetmiş bencil tohum oluşmuştu ve bunlar tüm insanlığa yayılmıştı. ”Dünyanın yetmiş ulusu” tanımının kaynağı, yani farklı bencilce eğilimler de buradan gelir.

Buna ek olarak ”İsrail ulusu” vardır. Üst Işığın etkisi altında iken, orada dünyanın tüm uluslarının arzularının ayrılışı gerçekleşir. Nitekim o zaman, genel egodan Yaradan’a erişmek isteyen arzular, ihsan etmek için ıslah edilmemiş olsalar bile, bir mıknatıs gibi çekilir. Onlara İsrail (Yaşar-El, Yaradan’a doğru) denir. Nitekim yetmiş ulusun arzuları yalnızca egolarına doğru yönelmiştir.

İşte genel bir kuvvetin Işığın etkisi ile nasıl ayrıldığı bu şekildedir. Başta parçalara ayrılmıştı, sonra karıştılar, ayrıldılar ve daha sonra da ayrılma gerçekleşti: bir parça yukarıya doğru yükselir, bu ”İsrail ulusu”dur ve bunun ikinci parçası durağan kalır, bunlar da ”dünyanın yetmiş ulusu”dur. Aslında onlar uluslar değil fakat manevi kuvvetler olup, doğada öne çıkar ve daha sonra kademe kademe insanların içinde ifade edilmiş olur.

Çok seneler önce, Antik Babil insanları kendilerini gerçekleştirme uğruna bir arzuyu uyandırdıklarında, Babilliler arasındaki bir kesim Yaradan’a erişmeyi arzuladılar ve diğer bütünden ayrıldılar. Bu ise İbrahim’in, yani Yaradan’ı ilk ifşa eden kişinin etkisi ile, evrimde hareket eden tek kuvvet ile gerçekleşti.

Nitekim insanların diğer bölümü bunu hissetmediler ve İbrahim’in etkisi ile onlar ise olumsuz eğilimlerin zıttını hissettiler. İşte bu şekilde dünyanın tüm ulusları bütün dünyaya yalnızca bencilce edinimleri arzulayarak yayıldılar. Bu nedenle denir ki: ”bizler, tüm ulusların arasından ‘seçilmiş’ olma gereksiniminden dolayı şeçildik”. Yani burada demek istenilen, bizim içimizde mevcut olan niyeti ispatlamamız gerekir.

Nitekim bu görevi İsrail insanları üzerlerine aldılar ve karşılıklı garantörlüğe giriştiler. Bunun aksine, dünya uluslarının insanları burada yer almadılar. Çünkü hakikat onları kendi başına böyle yapmaya zorladı.

Bu sebeple Babil’in tümü iki gruba ayrılmıştı. Bir grup ”İsrail ulusu” (doğrudan Yaradan’a erişmek isteyenler) ve ikinci grup da ”dünya ulusları” (egolarına erişmek isteyenler) olmuştur. Her bir grup kendi düzenine göre gelişmiş ve daha sonra birbirleri arasına karışmış ve şimdi de bir araya gelmişlerdir. Bu andan itibaren bizler insanlığın gelişimi adına yeni bir özel safhaya girmiş oluruz.

Fakat dünyanın son ıslahı, dünyadaki tüm insanları Yaradan arzularına ilişkin birliğe getirmek üzerine olacaktır. Nitekim Yaradan dünyadaki tüm insanlara ifşa olacaktır. Erdemlilerin yazmış oldukları gibi: ”Yaradan ülkenin kralı olacaktır” ve o günde O ve O’nun ismi ”Bir” olacaktır. Yaradan ışıktır. Yaradan ve O’nun ismi ışığın dört seviyesinin “Yud-Hey-Vav-Hey,” arka plandaki beyazın üzerindeki siyah harflerin ifşasıdır. ”O ve O’nun ismi” demek, dünyamızdaki her bir ifşanın iyi, bütün ve sonsuz yani Işığın kendisi gibi olacağı anlamına gelir.

Ve o gün denilir ki: ”Ve ülke Yaradan’ın bilgisi ile dolacaktır ve tüm uluslar bunun üzerine akmalıdır.” Bilgi tüm ulusların arzularına ifşa olacaktır. İsrail ulusu için aynı şey geçerli değildir, nitekim o yalnızca kendi görevini yapacaktır. Nitekim dünya uluslarının ıslah edilecek egoları sayesinde, Yaradan’a ilişkin büyük genel bilgi ve idrak ifşa olacaktır.

Fakat İsrail’in tüm dünyaya olan görevi, bizim atalarımızın İsrail ulusuna olan görevine benzer. Bizler dünyanın tüm uluslarının öğretmenleri olmalıyız ve onlara bizim gibi aynı merdiven seviyelerine yükselmeleri konusunda yardım etmeliyiz.

Ve Yaradan’a memnuniyet getirmek için İsrail insanlarının uyguladığı her emir (arzumuzun ıslahı), ödül almadan ve kendini sevmekten uzak olacak şekilde (saf ihsan etme hareketleri), tüm insanlığın gelişimi için bir dürtü hizmetindedir. Sonuçta, bizler bağ içindeyiz ve bizdeki pozitif virüsü tüm insanlığa geçiririz… Haktan olan tarafın ölçüsünün kenarına değene kadar… Saran Işığı kendimiz üzerinden tüm insanlığa, onları ıslah edene kadar geçiririz. Yaradan’ın tüm ışığının bütün evrimde muhakkak şekilde ifşa olduğu gibi.

Bu nedenle, birbirimiz ile kişisel bağ konusunda ciddi bir sorunumuz vardır. Yani bütün bir Işığa benzer olacak şekilde ortak bir arzu oluşturabiliriz.

Işık bir, eşşiz ve birleşmiştir; O tek bir eşsiz arzuyu oluşturmuş ve daha sonra da bir amaç doğrultusunda bunu küçük parçalara ayırmıştır.

Ve şimdi, bu Işığın yardımcı etkisi ile bizler kendi başımıza  daha önce olduğu gibi,  Işığın yeniden genel arzuyu oluşturacağı zamandaki seviyeye erişmemiz gerekir -bir, eşsiz ve birleşmiş şekilde.

Fakat bizim bunu talep etmemiz gerekir; dünyamızda bir şeyi yapmayı denediğimiz zaman görürüz ki, bu konuda başarılı olamayız ve bize yardım etmesi için Üst Işığı talep etmemiz gerekir. Bu talebe ”MAN‘ı yükselmek” veya dua denir. Nitekim şayet bu doğru ise, bencilce değilse, bu hareketi tamamlamak için yöneltilmiş ise, o zaman Işık bunu yerine getirir.

10.6.2014 tarihli Soçi Kongresinden, 3. Ders

Ego Çöp Yığınının Üzerindeki Umut Kıvılcımları

laitman_2008-12-24_8202_wSoru: Tora’nın verilişi, saf olmayan 49 kapıdan geçiş ve Mısır’dan çıkış esnasında olan bağ koşullarının arasındaki fark nedir?

Cevap: Saf olmayan 49 kapı bizim tüm kaplarımız, bütün arzularımız, kalplerimiz olup, hepsi almak içindir, dipteki atılmış çöptür. Yalnızca kalpteki nokta, ihsan kıvılcımı her bir kalpten dışarı çıkar ve bütün bu kıvılcımlar bir olacak şekilde bütünleşir.

Bu  birleşmiş kıvılcımlara Musa adı verilir. Onlar Yaradan ile bağ kurmak isterler ve bu nedenle dağın tepesine doğru yükselirler ve bu esnada tüm kalpler saf olmayan 49 kapı içinde kalırlar. Mısır’dan çıkış esnasında, Yaradan’ın ifşasının gerçekleşmesi, kıvılcımların kalplerden ayrılabilmesi, onları egolarından çıkarmak için gerekliydi.

Kıvılcımlar kalplerden ayrıldığı zaman, onlar Tora’ya erişmek için bir kap olacak şekilde birleşebilirler. Sonuçta, Tora’nın Işığı edinildiğinde, her seferinde kalplerin seçilmiş bölümünün alınıp ıslah edilmesi gereklidir. Onları hazırlamak ve kıvılcımların boyuna doğru yükseltmek gerekir.

Bu aşamaya ihsan etmek için ihsan adı verilir, alma arzusunun ihsan etme boyuna yükseltilmesidir. Daha sonra da ihsan etmek için niyet ile daha fazla çalışma vardır.

Kabala sabah dersine hazırlıktan, 3/6/2014

Doğadaki Zıtların Ahengi

Soru: İnsanların arasındaki bağ ihtiyacını birey basit bir şekilde nasıl açıklar.

thumbs_laitman_433_02Cevap: Bizler görüyoruz ki, doğada birbirinin zıttı olan, artı ve eksi, kuzey ve güney gibi iki kuvvet vardır. Her olayda bizler iki zıt olan kuvvetin bütünselleştiğini görürüz; daha da fazlası, negatif kuvvet, pozitif kuvvetten daha önemli değildir.

Bir keresinde öyle bir durum oldu ki, sürülere saldıran kurtları imha etmek için girişimde bulunulmuştu. Bunun neticesi de felaket ile sonuçlanmıştı. Bu durum doğada dengesizlik oluşturdu ve her çeşit problem ortaya çıktı: koyunlar arasında salgın hastalıklar ve kurtların normalde yedikleri vahşi hayvanlar çoğalmış oldu.

Doğada pozitif veya negatif kuvvetler yoktur. İki kuvvet de faydalıdır: Hem pozitif hem de negatif kuvvet birbiri ile ahenk içinde mevcut olmalıdır.

Yalnızca insan seviyesinde egomuzun tekil kuvveti işler, negatif bir kuvvet yanında pozitif bir kuvvet olmadan, ahenk olmaz. Yani bu negatif kuvveti kullanabilmek ve pozitife dönüştürebilmek için aramızdaki bağı edinmemiz gerekir.

Kabala sabah dersinin 1.bölümünden ,8/6/2014,  Baal HaSulam’ın  yazıları

Düşünce – Hareket – Hareketin Sonu

thumbs_laitman_540Soru: Tanah’ta anlatılan manevi kuvvetler ile olan bağ bizim güncel, ölümlü yaşamımızı nasıl etkiler?

Cevap: Tanah her şeyi içinde barındıran temel bir kitaptır. Tanah’ın ilk kitabı Tora, düşünce şeklindeki tüm evrendir. Peygamberlerin kitabı bu etkiye eklenmiştir. Aynı zamanda kutsal el yazıları da bu hareketin tamamlayıcı unsurlarıdır.

Tanah iç bölüme ayrılmıştır (HBD-HGT-NHY) ve bize ruhun ortak kabının tüm bilgisini, tüm evreni verir. Bu sistemi anlamaya başlayan kişinin aklı artık karışmaz. Kişi bu kitaplardaki tarihi anlatımı göremeyecektir. Bu kitaplar hiç bir zaman modern çağa kadar bu şekilde tesire maruz kalmamıştı.

Bu kitaplar her zaman kutsal olarak dikkate alınmış olup, bizler bunları anlasak da anlamasak da, içeriklerinin sorgulanmaması gerekir. Orada yazılan her kelimenin doğru bir ifadesi vardır fakat bizler bunun farkında değilizdir.

Orada dine ilişkin bir şey yoktur. Gerçek bir araştırmacının bu kitabın ne hakkında yazdığının anlaşılmadığını fark etmesi bütünüyle doğru bir yaklaşımdır.

Kişi Tanah’a basit bir ölçü çubuğu ile yaklaşmaz; fark eder ki, kimsenin henüz hissetmediği bir gerçeğe işaret eder. Fiziksel olarak yalnızca beş duyumuzla bizler Tanah’ın neden bahsettiğini anlayamayız. Sonuçta, bu bizim dünyamızı saran ve idare eden bir alandır.

KabTV’den “Yeni Bir Yaşam”, 22.1.2015